Giriş
Dünya ekonomisinde 1970'li
yılların ortasında başlayan kriz yeni bir teknolojik devrimle sonuçlanmış, esnek
üretim teknolojilerinin üretim sürecine uyarlanması sonusunda, esnek üretim girrikçe
fordisk/kitlesel üretimin yerini almaya başlamıştır. Teknik ilerlemenin yarattığı
verimlilik artışı ve sonuçta elde edilen rekabet düzeyi "teknolojik
tabanlı rekabet" olarak tanımlanmaktadır. Başta bir ifadeyle, geleneksel
uluslararası "mukayeseli üstünlükler-comparative advantage"
kuramının yerini, Porter'in (1990) "rekabetçi üstünlük-competitive
advantage" yaklaşımı almaya başlamıştır. Bu yeni süreçte merkezi
kavram, "teknolojik gelişme" , "innovation-yenilik"
olduğundan, geçmiş yıllarda nispeten daha kolay olarak uygulanan ve yurt içi nispi
fiyat yapısının değiştirilerek elde edilen rekabet gücü geçerliliğini büyük
ölçüde yitirmeye başlamıştır.
Bir ekonomide esas olarak rekabet
gücünü belirleyen üç temel parametreden bahsedilebilir. Bunlar; ücret düzeyi ,
döviz kuru ve verimlilik düzeyidir. Ancak bu üç faktörün ihracat üzerindeki ektisi
oldukça farklıdır. Asıl temel faktör, uzun dönemde de kalıcı etkileri olan
verimlilik düzeyindeki gelişmelerdir. Verimlilik düzeyinin yükseltilmesi ise, uzun
dönemde ancak teknik ilerleme ve sermaye stokunun yükseltilmesi ile mümkün
olmaktadır. Hızlı teknolojik değişim ve bunun üretim süreçlerine uygulanması
sonucunda bir yandan üretiminin kompozisyonu değişmekte, diğer yandan hızlı
verimlilik artışları neticesinde rekabet gücü elde edilmektedir.
Bu faktörler yanında rekabet
gücünü etkileyen ve sayısallaştırılmayan, kalitatif faktörlerin etkisini de
belirtmek gerekir. Kalite, servis ağı, finansman imkanları, tüketicilerle kurulan
ilişkiler gibi kalitatif faktörler de rekabet gücü üzerinde etkili olmaktadır.
Gelişmiş merkez ülkeler üzerine yapılan kimi çalışmalarda, ihracat başarısı ile
birim işgücü maliyetleri arasında bire-bir ilişki gözlemlenememiştir. Bu durum
Kaldor Paradoksu olarak tanımlanmaktadır.
Türkiye imalat sanayi ithal
ikameci sermaye birikim rejiminde, dış rekabete karşı korunmuş, genellikle aksak
rekabet piyasalarında (oligopol, monopollü rekabet, monopol vs.) gelişmesini
sürdürmüştür. Bu yıllarda imalat sanayiinda önemli bir birikim sağllanmış
olmakla birlikte, bu sanayi aşırı değerlenmiş döviz kuru, ithalat yasakları ve
kotalarla korunmuş, ancak sektörel ve ürün bazında bir tercih oluşturulamadığı ve
sanayinin rekabet gücünü artıracak bir strateji geliştirilmediği için zamanla
dövizin bulunabilirliği temel sorun olarak ortaya çıkmış, döviz temininde
karşılaşılan sorunlar ithalat kapasitesini düşürerek bu rejimin tıkanmasına neden
olmuştur.
İthal ikameci birikim rejiminin
tıkanması ile gündeme gelen dışa dönük büyüme modelinin temel kaygısı, uzun
dönemde ülkenin rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümler olmamıştır.
Belirli dönemlerde ihracatta sağlanan performansın arkasındaki temel unsur, imalat
sanayinde birikim ve buradan kaynaklanan yüksek verimlilik artışları sonucu sağlanan
rekabet gücü sayesinde gerçekleşmemiş başta
Ücretler ve devalüasyonlar olmak
üzere, geçmiş yıllarda yaratılan kapasite ve yüksek teşvikler sayesinde
gerçekleşmiştir. Ancak kur ayarlamalarının durduğu, ücretlerin arttığı bir
konjonktürde üretim kapasitesi de artırılamadığı için ihracatta elde edilen
performans artık işlemez duruma gelmiştir.
Çalışmada Türkiye'nin rekabet
gücü üç yöntemle analiz edilmiştir. Bunlar; "Açıklanmış
Karşılaştırmalı üstünlükler", "Rekabet Gücü
Endeksi", "Reel Kur" ve IMD'nin hesaplamalarına
dayalı "Ülke Rekabet Gücü" yaklaşımlarıdır.
I. İmalat Sanayiinin Rekabet
Gücü:Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Yaklaşımı
Bir ülkenin mal ya da sektör
bazında ihracatının yapısı bazı iktisatçılara göre ilgili ülkenin sahip olduğu
karşılaştırmalı avantaşlarını, ithalarının yapısı ise ülkenin
karşılaştırmalı dezavantajlarını yansıtmaktadır.bu alt bölümde imalat
sanayiinin rekabet gücü Balassa'nın (1965)geliştirdiği RCA (Açıklanmış
Karşılaştırmalı Üstünlükler- Revealed Comparative Avdantages)
endeks yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Bu yaklaşıma göre, uluslararası
ticaretin ürün bileşiminin, ülkeler arasındaki göreli maliyetleri yansıttığı
varsayılmaktadır. (Balassa, 1977:1327) Rekabet gücü aşağıda belirtilen formül
yardımıyla hesaplanmıştır.
RCA = In
[(XI/XT)/(MI/MT)].
Denklemde;
XI: Türkiye'nin
bu mal grubunda yapmış olduğu ihracatı,
XT: Türkiye'nin
yapmış olduğu toplam ihracatı,
MI: Türkiye'nin
bu mal grubunda yapmış olduğu ithalatı
MT: Türkiye'nin
yapmış olduğu toplam ithalatı göstermektedir.
Hesaplanan RCA değerlerinde.
RCA<50 ise bu
sektörde rekabet gücünün yüksek olduğu,
-50<RCA<50
ise rekabet gücünün marjinal sınırda olduğu,
RCA<-50 ise
ilgili sektörde rekabet gücünün düşük seviyede olduğu kabul edilmektedir.
I.1.Faktör Kullanım
Yoğunluklarına Göre Rekabet Gücü ve Dış Ticaret
İmalat sanayiinde faktör
kullanım yoğunluklarına göre rekabet gücünün ve dış ticaretin gelişimi
ağşağıdaki satırlarda özetlenmiştir.
Rekabet gücü yüksek
olan başlıca sektörler (rgy); Gıda ürünleri ve içecek, tütün ürünleri,
tekstil ürünleri, giyim eşyası, metalik olmayan diğer mineraller.
Rekabet gücü marjinal
sınırda olan sektörler(rgms); Bavul, saraçlık ve ayakkabı, ağaç ve mantar
ürünleri, plastik ve kauçuk ürünleri, ana metal sanayi, metal eşya sanayi (makine,
teçhizat hariç), elektrikli makine ve cihazlar ve mobilya sektörleri.
Rekabet gücü düşük
olan sektörler (rgd); Kağıt ve kağıt ürünleri, basım ve yayım, kok
kömürü, petrol ürünleri ve nükleer yakıt, kimyasal madde ve ürünler, makina ve
teçhizat ithalatı, büro, muhasebe ve bilgi işlem makinaları, haberleşme teçhizatı
ve cihazları, motorlu kara taşıtları ve römork, diğer ulaşım araçları, yeniden
değerlendirme
Faktör kullanım yoğunluklarına
göre sektörel rekabet gücü değerlendirildiğinde; hammade yoğun ve emek yoğun
ssanayilerde rekabet gücünün yüksek olduğu, ölçek yoğun sanayilerde
düşük/marjinal sınırda kaldığı, farklılaştırılmış ve bilim bazlı mallarda
ise düşük olduğu saptanmıştır.
Faktör Kullanım
Yoğunluklarına Göre Rekabet Gücü (RCA) - İhracatçı Sektörler |
| Faktör Kullanım Yoğunluklarına
Göre Rekabet Gücü (RCA) |
| |
90 |
91 |
92 |
93 |
94 |
95 |
96 |
97 |
98 |
99 |
gidis |
| Hammade Yoğun Sanayiler |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Tütün Ürünleri |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Ağaç ve Mantar Ürünleri |
rgd |
rgms |
rgms |
rgd |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Kok Kömürü, Petrol ürünler,
Nükleer yakıt |
rgy |
rgms |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Metalik Olmayan Diğer Mineraller |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Ölçek Yoğun Sanayiler |
rgms |
rgms |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
| Basım ve Yayım |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
| Plastik ve Kauçuk ürünleri |
rgd |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Kimyasal Madde ve ürünler |
rgy |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Ana Metal Sanayi |
rgy |
rgms |
rgms |
rgms |
rgy |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Motorlu Kara Taşıtları ve Romörk |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgms |
| Diğer Ulaşım Araçları |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
| Kağıt ve Kağıt Ürünleri |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Emek Yoğun Sanayiler |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Mobilya |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Metal Eşya Sanayi (makine,
teçhizat hariç) |
rgd |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Giyim Eşyası |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Tekstil Ürünleri |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Bavul, Saraçlık ve Ayakkabı |
rgy |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Farklılaştırılmış, Bilin
Bazlı Mallar |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
| Makine ve Teçhizt İmalatı |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Elektrikli Makine ve Cihazlar |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
rgms |
| Büro, Muhasebe, Bilgi İşlem
Cihazları |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
| Tibbi, Hassas, Oprik Aletler, saat |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Haberleşme Techizatı ve Cihazları |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
| Yeniden Değerlendirme |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd=rekabet
gücü düşük rgms=rekabet gücü marjinal sınırda
rgy=rekabet gücü yüksek |
| KAYNAK : DPT
verilerinden hareketle EŞİYOK tarafından hesaplanmıştır. |
|
Faktör Kullanım
Yoğunluklarına Göre Rekabet Gücü (RCA) - Konsolide Tablo |
| Faktör Kullanım Yoğunluklarına
Göre Rekabet Gücü (RCA) |
Yıllar |
90 |
91 |
92 |
93 |
94 |
95 |
96 |
97 |
98 |
99 |
gidis |
| Hammade Yoğun Sanayiler |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Ölçek Yoğun Sanayiler |
rgms |
rgms |
rgd |
rgd |
rgms |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
| Emek Yoğun Sanayiler |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
rgy |
| Farklılaştırılmış ve Bilim
Bazlı Mallar |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd |
rgd=rekabet
gücü düşük rgms=rekabet gücü marjinal sınırda
rgy=rekabet gücü yüksek |
| KAYNAK : DPT
verilerinden hareketle EŞİYOK tarafından hesaplanmıştır. |
|
|
... |
| RCA ; Açıklanmış
Karşılaştırmalı Üstünlükler - Revealed Comparative Advantages |
| RCA=ln (XI/XT)/(MI/MT) |
| XI=Türkiye'nin bu mal
gurubundaki ihracatı |
| XT=Türkiye'nin toplam
ihracatı |
| MI=Türkiye'nin bu mal
gurubundaki ithalatı |
| MT=Türkiye'nin toplam
ithalatı |
| Yorum : |
| RCA>50
|
Sektörde rekabet gücü yüksek, |
| -50<RCA<50 |
Sektörde rakabet gücü marjinal
sınırda |
| RCA<-50
|
Sektörde rekabet gücü düşük |
| olarak kabul edilir. |
|
Rekabet gücüne
sahip sektörlerin toplam ihracat içerisindeki payları;
1990 yılında %63,3 |
1991 yılında %65,5 |
1992 yılında %66,6 |
1993 yılında %64,8 |
1994 yılında %63,5 |
1995 yılında %65,1 |
1996 yılında %63,6 |
1997 yılında %63,6 |
1998 yılında %63,4 |
1999 yılında %59,9 |
olarak saptanmıştır. Başka bir
ifadeyle, zaman içerisinde emek ve hammadde yoğun sanayilerin toplam ihracat
içerisindeki payında göreli olarak bir azalmanın meydana geldiği görülmektedir.
Farklılaştırılmış ve bilim
bazlı malların toplam ihracat içerisinde payında zamanla bir artış görülmekle
birlikte, toplam ihracat içerisindeki payı göz önünde alındığında hala önemsiz
düzeylerde bulunduğu görülmektedir.
Ölçek yoğun sanayilerin toplam
ihracat içerisindeki payında zamanla nispi bir düşüş görülmekle birlikte toplam
içerisindeki %25'ler düzeyini korumuştur. Bu kategoride yer alan sektörler içerisinde
ana metal sanayinin 1990 yılında %16,9 olan payı zamanla azalarak 1999 yılında %8,9'a
düşerken, motorlu kara taşıtları ve römorkun payında artış yaşanmış,
sektörün 1990 yılında %1,7 olan payı, 1999 yılında % 6,8'e yükselmiştir. Kimyasal
madde ve ürünleri payında da ana metal sanayiininde olduğu gibi düşüş
gerçekleşmiştir.
Sektörel düzeyde ithalatın
gelişimi incelendiğinde; ölçek yoğun sanayiler ilk sırada yer almış, onu
farklılaştırılmış ve bilim bazlı mallar izlenmiştir. Emek yoğun ve hammadde
yoğun sanayicilerin toplam ithalat içerisindeki payında zamanla azalma görülmektedir.
Ölçek yoğun sanayi ithalatı
içerisinde kimyasal madde ve ürünlerin payında zamanla sıçrama niteliğinde bir
gelişme yaşanırken, diğer ulaşım araçları ithalatının payında düşüş
gerçekleşmiştir. Ölçek yoğun sanayilerinin toplam ithalat içerisinde 1990 yılında
göreli bir artış yaşanmış ve 1999 yılında %44,9 olarak gerçekleşiştir.
Farklılaştırılmış ve bilim
bazlı mallar ithalatın toplam ithalat içerisindeki payında zamanla önemli
farklılaşmalar yaşanmamış, %33,35'ler düzeyinde bir ağırlığa sahip olmuştur.
Örneğin sektörün 1990 yılında %35,2 olarak gerçekleşmiştir. Bu kategori
içerisinde en ağırlıklı ithalata sahip ürün, makine ve teçhizat imalatı olup,
1990 yılında %1,7 olan payı 1999 yılına gelindiğinde %14,9'a yükselmiştir.
Hammadde yoğun ve emek yoğun
sanayi ithalat paylarında samanla azalma gerçekleşmiştir. Bu iki kategorinin toplam
ithalat içerisinde 1990 yılında %27,8 olan payları, zamanla azalarak 1999 yılında
%17,8'e gerilemiştir.
II.Rekabet Gücü Endeksi
İmalat sanayiinde rekabet
gücünü ölçmeye yönelik olarak kullandığımız ikinci yöntem, ücret ve verimlilik
endeks değerlerine dayalı "rekabet gücü" göstergesidir.
Rekabet gücü hesaplakırken
CP=(APLreel) /
(AWLreel)*100
formulünden yararlanılmıştır.
Rekabet gücünü belirleyen parametrelerden biri olan verimlilik düzeyi, bu çalışmada
EUROSTAT (Avrupa Birliği İstatistik-verimlilik) tarafındanda kullanılan, "kısmi
verimlilik" olarak tanımlanmış ve
APLreel=((VA/P)L)
formülü yardımıyla elde
edilmiştir.
Burada; APLreel
işgücünün ortalama reel verimliliğini, VA; katma değeri, P;
GSMH deflatörünü ve L ise ücretle çalışmaların
ortalamasını göstermektedir.
| Bir ekonomide
diğer tüm değişkenlerin sabit olduğu varsayımı altında, mevcut işgücü ile daha
fazla katma değer yaratılıyor, ya da veri katma değer daha az iş gücü kullanımı
ile elde ediliyorsa, verimlilik artıyor demektir.
Rekabet gücünün diğer
bileşenini oluşturan ücret değerleri hesaplanırken, imalat sanayi yıllık
istatisliklerinden hareketle (en son yayınlanan İmalat Sanayi İstatislikleri 1996
yılı ile sınırlı olduğundan, çalışmadaki veriler bu yılla sınırlı
tutulmuştur)
AWLreel=((W/P)/L)
formulünden yararlanılmıştır.
AWL reel ortalama reel ücretleri,
W; ücretle çalışanlara yapılan ödemeleri, P;GSMH deflatörünü, L ise ücretle
çalışanların ortalamasını göstermektedir. Ücret ve verimlilik serilerinin
indirgenmesinde, 1987 fiyatları ile GSMH fiyat deflatörü kullanılmıştır. |
Tablo 3: İmalat Sanayisinde Rekabet Gücünün Gelişimi |
| |
AWL |
APL |
CP |
| |
1980=100 |
1980=100 |
1980=100 |
1970 |
77,72 |
92,2 |
118,64 |
1971 |
82,96 |
100,09 |
120,64 |
1972 |
79,88 |
101,9 |
127,57 |
1973 |
79,39 |
86,41 |
108,84 |
1974 |
78,97 |
87,66 |
111 |
1975 |
88,49 |
90,5 |
102,27 |
1976 |
114,2 |
102,32 |
89,59 |
1977 |
123,54 |
102,36 |
82,86 |
1978 |
125,59 |
106,94 |
85,14 |
1979 |
113,54 |
91,1 |
80,24 |
1980 |
100 |
100 |
100 |
1981 |
99,69 |
113,13 |
113,49 |
1982 |
96,7 |
118,25 |
122,28 |
1983 |
95,2 |
117,71 |
123,64 |
1984 |
84,38 |
110,37 |
130,8 |
1985 |
76,09 |
110,08 |
144,67 |
1986 |
72,99 |
139,43 |
191,03 |
1987 |
81,27 |
144,28 |
177,52 |
1988 |
78,67 |
156,64 |
199,11 |
1989 |
91,82 |
148,77 |
162,02 |
1990 |
112,46 |
158,42 |
140,86 |
1991 |
152,69 |
187,49 |
122,79 |
1992 |
150,55 |
205,67 |
136,61 |
1993 |
151,57 |
224,7 |
148,25 |
1994 |
121,5 |
231,57 |
190,6 |
1995 |
112,74 |
222,24 |
197,12 |
1996 |
110,1 |
195,45 |
177,52 |
| KAYNAK : DİE,
İmalat Sanayi İstatistiklerinden hareketle EŞİYOK tarfından hesaplanmıştır. |
|
Yukarıda tanımlanan
parametrelerden hareketle hesaplanan rekabet gücü endeks değerlerinin gelişimi Tablo
3'de gösterilmiştir.
| YIL |
70 |
72 |
74 |
76 |
78 |
80 |
82 |
84 |
86 |
88 |
90 |
92 |
94 |
96 |
98 |
| CP |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| 200 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
* |
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
* |
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
* |
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| 150 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
|
| . |
|
* |
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
* |
|
|
|
| . |
* |
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
* |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| 100 |
|
|
|
|
|
* |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
* |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
* |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| 50 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| . |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| YIL |
70 |
72 |
74 |
76 |
78 |
80 |
82 |
84 |
86 |
88 |
90 |
92 |
94 |
96 |
98 |
Endeks
değerlerinin 100'ün üzerine çıkması rekabet gücünün arttığını, 100'ün
altına düşmesi ise rekabet gücünün azaldığını göstermektedir. Bu bağlamada,
verimlilik ve ücret değişkenlerinin aldığı değerler ve artış hızları rekabet
gücünü belirlemektedir.
Tarım gereği, rekabet gücünün
artması şu koşullara bağlıdır:
İ) Verimlilikle
birlikte ücretlerin de arttığı, ancak verimlilik artış hızının ücretlerden
yüksek gerçekleştiği,
İİ) Verimliliğin arttığı ancak ücretlerin düştüğü,
İİİ) Verimliliğin arttığı ancak ücretlerin sabit kaldığı bir
durumda geçerlidir.
Rekabet gücü endeks değerlerine
göre 1980-88 döneminde imalat sanayiinde rekabet gücü artmıştır. Bu dönemin
başlangıç yılını temsil eden 1980 yılında, 100 olan verimlilik endeksi,
1988 yılında (56,64 puan
artarak)156,64 'e yükselirken ücret endeks değeri aynı dönmede 100'den 78,67'e (22
puan azalarak) dönmüştür. Rekabet gücü endeks değeri ise aynı dönemde 100'den
199.11 'e yükselmiştir.
Hızlı ücret ayarlamalarının
gerçekleştirildiği 1989 yılından itibaren rekabet gücü düşmeye başlamış, 1993
yılında 148,25'e gerilemiştir. 1980-88 döneminde, ücretlerin baskı altına alınarak
elde edilen rekabet gücü, 1989 yılında son bulmuş, 1989-1993 döneminde ücret
gelirlerinin artması ile elde edilen rekabet gücü kaybı 14 puan civarında
gerçekleşmiştir.
Ancak 1994 yılında ücretlerde
yaşanan reel gerilemeye ek olarak verimlilik artışı neticesinde rekabet gücü tekrar
artmaya başlamış, 1994 yılında 190,59 olarak gerçekleşmiştir. Aynı eğilim 1995
yılında da sürmüş, ancak 1996 yılında verimlilik dezeyinin düşmesi ile birlikte
endeks değeri bir önceki yıla göre 20 puan civarında düşerek 177,52 olarak
gerçekleşmiştir.
Rekabet gücünün gelişiminde
ele aldığımız dönemde, çeşitli faktörler etkişi olmuştur. 1980-88 döneminde
gerçek ücretlerdeki gerileme yanında, gerçekleşen reel devalüasyonlar ve 1986
yılından itibaren gerçekleşen verimlilik artışları etkili olmuştur. Verimliliğin
düştüğü, ücretlerin yükseldiği ve revalüasyonun yaşandığı 1989 yılında, bu
üç parametrenin olumsuz gelişmesi neticesinde, rekabet gücü 199'dan 162'e
gerilemiştir. 1989-93 dönemindeki rekabet gücünün düşmesinde yukarıda
belirtildiği üzere ücretlerin yükselmesi yanında reel revalüasyonlar etkili
olmuştur.
1994 yılında elde edilen rekabet
gücünün temel nedenleri ise, ücretlerde gerçekleşen düşüşler, verimliliğin
artması ve yüksek oranlı devalüasyonlar sayesinde gerçekleşmiştir.
III.Reel Kur ve Rekabet Gücü
İhracata dayalı bir kalkında
stratejisinde, ihracatın arttırılmasında döviz kuru önemli bir işleve sahiptir.
1980 sonrası yeniden yapılanma sürecinde döviz kurlarının düşük tutulmasına
dayalı bir kur politikası iki tür işlev görmektedir: bir yandan mevcut kurulu
kapasite imkanları elverişli olan ve ihracat potansiyeli taşıyan
sektörlerde/ürünlerde dış pazarı iç pazara göre daha karlı duruma getirerek
teşvik ederken, diğer taraftan, mutlak ve göreli üstünlüklere sahip olmayan
sektörlerde de, sektördeki/üründeki fiyatları devalüasyonlar yoluyla uluslararası
düzeye getirerek ilgili ürüne/sektöre rekabet gücü kazandırmaktadır.
Yapılan ampirik çalışmalarda,
rekebet gücü üzerinde, verimlilik artışlarının ve yurt içi göreli fiyat
yapısını değiştiren döviz kuru değişmelerinin etkileri konusunda farklı sonuçlar
elde edilmiştir. Bazı araştırmacılar, reel kurdaki değişimin göreli fiyat
yapısını değiştirerek rekabet gücü kazandırdığını belirtirken, kimi
araştırmacılara göre ise, reel kurdaki değişmelerin ancak kısa vade de etkili
olduğunu, uzun dönemde ise temel parametrelerin; teknik ilerleme ve verimlilik
artışları sonucunda elde edilen gelişmelerin etkili olduğunu belirtmektedir (Amrndola
et.al, 1993).
Reel döviz kuru en basit
anlatımla ülkeler arasındaki enflasyo farklarını göz önüne alacak şekilde
hesaplanan nominal döviz kurudur. Reel kurun önemi, bir ülkenin dış ticaretinde
rekabet gücüne ilişkin bir gösterge olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu yaklaşıma göre, iki ülke
para birimleri arasındaki döviz kurunda meydana gelen değişmeler, bu iki ülkenin
göreli fiyat düzeylerindeki değişmeler tarafından belirlenmektedir. Eğer bir
ülkenin reel efektif döviz kuru yükselirse-o ülkenin parası değer kazanırsa- ilgili
ülkenin malları dış pazarlarda göreli olarak daha yüksek fiyatlarda
satılacağından ülkenin rekabet gücü, dolayısıyla ihracatı düşürecektir.
Türkiye ekonomisinde dış
ticaretin serbestleştirilmesinde/yeniden yapılanma süresinde, kur politikalarından
önemli ölçüde yararlanılmış, 1980 yılının Ocak ayında %3'lük nominal
develüasyonla başlatılan esnek bur uygulamaları daha sonra yurt içi ve yurt dışı
enflasyon hızları da dikkate alınarak, kayan kur (crawling peg) şeklinde
sürmüştür. İthal ikameci dönemde imalat sanayiinde uygulanan çoklu kur
uygulamalarına son verilmiştir.
Devalüasyonlardaki temel amaç;
TL'yi dış piyasalarda gerçek-denge fiyatına yaklaştırmak yanında TL'nin değer
kaybetmesi neticesinde iç talebin kısılarak, yurt içi talebin dış ticarete konu olan
mallardan dış ticarete konu olan mallardan dış ticarete konu olmayan mallara
(non-tradebles) kaymasının sağlanması da hedeflenmiştir. Bu politikaların sonucuda,
1980-85 döneminde TL, efektif kurlar cinsinden yılda ortalama olarak %3 civarında
değer kaybetmiştir.
Diğer yandan, 1988 Ağustos
ayında döviz kurlarının belirlenmesi MB-sınca kurulan döviz piyasası yardımıyla
serbest piyasa güçlerine açılmış, döviz karaaborsasının önlenmesinde bu
politikalar etkili olmuştur.(Çeçen et.al, 1996).
Türk Parasının Kıymetini
Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, Ağustos 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin
esasını oluşturmuştur. Bu kararda yapılan değişiklikle birlikte Türk parası ve
Türk parasıyla ödemeyi sağlayan belgelerde her türlü dövizin ithali serbest
bırakılmıştır.
Diğer yandan 1989 yılında 32
Sayılı Karar ile daha da belirginleşen sermaye hareketlerinin serbestisi Türkiye'nin
kambiyo rejimini liberalleştirmiştir. Bu kararda;
1) Türkiye'de yerleşik
kişilerin yurtdışından arazi ve nakdi kredi almaları, Türk bankalarının döviz
kredisi açmaları serbestleştirilmiştir.
2) Sermaye hareketlerini
serbestleştirme yönünde yapılan değişikliklerde en temel gelişme ise şu olmuştur:
dışarıda yerleşik kişilerin borsada kote edilen menkul kıymetleri, Türkiye'de SPK
Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar ve aracı kurumlar yoluyla satın almaları,
satmaları, bu kıymetlere ait gelirlerle bankalar yoluyla yapılan satışların
bedellerini bankalar ve özel finans kurumları aracılığıyla dışarı transfer
etmeleri; aynı şekilde Türkiye'de yerleşik kişilerin bankalar ve özel finans
kurumları aracılığıyla dışarı transfer etmeleri; aynı şekilde Türkiye'de
yerleşik kişilerin bankalar ve özel finans kurumları aracılığıyla yabancı
borsalarda kote edilmiş menkul kıymetleri satın almaları ve buna ilişkin alış
bedellerini dışarı transfer etmeleri ya da satmaları ve yurt içine getirmeleri
serbest bırakılmıştır.
3) ihracatçıların ihraç
ettikleri mallara ilişkin dövizin % 70'ini fiili ihraç tarihinden itibaren 3 ay içinde
yurda getirip yetkili kurumlara satması %30'nu serbestçe kullanabilme imkanı
verilmiştir : böylelikle daha önce %20 olan serbest kullanım payı
arttırılmıştır.
4) 5 milyon ABD doları veya buna
eşit dövize kadar nakdi sermayeyi bankalar ve özel finans kurumları aracılığıyla,
ayni sermayeyi ise gümrük mevzuatı çerçevesinde ihraç etmek izne tabi olmaksızın
serbest bırakılmıştır. Bu miktarı aşan nakdi veya ayni sermayenin ahracıysa
Hazine'nin bağlı olduğu bakanlığın iznine tabi tutulmuştur. Altın ihracatı ve
ithalatı serbest bırakılmıştır.
1989 yılında her türlü sermaye
hareketlerinin libaralleştirilmesinden sonra, kısa vadeli sermaye hareketleri başta
düviz kuru olmak üzere, zamanla ekonomideki tüm parametleri etkilemeye başlamıştır.
III.1.Reel Döviz Kuru ve
Tanımları
Reel döviz kuru tanımları iki
başlık altında toplanabilir: bunlardan ilki geleneksel olarak kullanılan,satın alma
gücü paritesi temelinde yapılan tanımdır. İkinci tanım ise dış ticarete konu olan
ve olmayan mallar ayrımında yapılmaktadır.
III.1.1.Satın Alma Gücü
Paritesi (Purchasing power Parity)
Bu tanıma göre, reel döviz
kuru, yabancı ülke fiyatlarının (P*), yurtiçi fiyatlara (P) oranı ile, düzeltilmiş
nominal döviz kuru (E)'nun P* ile çarpılıp, yurt içi fiyatlara oranlanması ile elde
edilmektedir.
Simgelerle ifade edilmek istenirse; rppp =E.P*/P olarak formüle
edilmektedir.
III.1.2.Dış Ticarete Konu
Olan ve Olmayan Mallar Temelinde Reel Kur
Bu tanıma göre,ilgili malların
ülke içindeki göreli fiyatlarının, ülkenin dış ticaretinde rekabet gücünün bir
göstergesi olarak kullanılmasıdır. Tanım, yurt içi ve yurtdışı göreli fiyat
yapısının ülkeler arasındaki maliyet farklılıklarını ortaya koymasını ifade
etmektedir. Dış ticarete konu olan malların fiyatlarının dünya ölçeğinde
eşitleneceği varsayımına dayanmaktadır ve söyle formüle edilmektedir.
Rr = PT/PN = E.PT*/PN
Formülde PT; dış ticarete konu
olan malların ülke içindeki fiyatlarını, PT*; aynı malların dünya fiyatlarını,
PN ise dış ticarete konu olmayan malların fiyatını göstermektedir.
Çalışmada kullandığımız
reel kur, astın alma gücü paritesinden hareketle, iki ağırlık kullanılarak
hesaplanmıştır. Bunlar Reel kur (1) ve Reel kur (2) olarak tanımlanmıştır. Reel kur
(1) hesaplanırken, dış fiyat için;
ağırlığı kullanılmıştır.
Formülde pABD; ABD GSYİH
fiyat deflatörünü, pALM; Almanya GSYİH fiyat deflatörünü
göstermektedir. Reel kur (2)
tanımındaki yurt içi fiyatı gösteren P değişkeni, Türkiye GSYİH deflatörü, yurt
dışı fiyatı gösteren pf değişkenini ise ABD GSYİH deflatörü temsil etmekte olup,
çalışmada döviz kurunu gösteren E değişkeni, TL/Dolar olarak tanımlanmıştır.
Reel kur (1)=E* (0,75
p ABD+0,25pALM)P |
| ve |
Reel kur (2)=E Pf/P |
formüllerinden hareketle
hesaplanmıştır.
Reel kur değerlerindeki bir
artış devalüasyonu, düşüş ise revalüasyonu ifade etmektedir.
Hesaplanan Reel kur (1) ve
Reel kur (2) değerleri birbirine yakın çıkmış iki kur serisinin aldığı değerler
büyük benzerlik göstermiştir. İhracat (X) / GSYİH ve Reel kur
endeks değerlerinin gelişimi (Reel kur değerleri 10 (on) ile çarpılarak) tablo 4'de
gösterilmiştir.
Grafik 2'de ise X/GSYİH
ve reel kur ilişkisinin gelişimi gösterilmiştir.
Tablo 3 ve Grafik
2 birlikte incelendiğinde, reel kur ile ihracat arasındaki ilişki açıkça
görülmektedir.
İstikrar programının
gündeme geldiği 1980 yılında ihracat/GSYİH oranı %4.2 olarak
gerçekleşirken, 1983 yılında %9.2, 1988 yılında ise %12,82
olaraktespit edilmiştir.
Finansal liberalizasyonun
sağladığı yıldan itibaren, Türkiye reel kurun sürekli devalüe edilmesi
politikasından vazgeçerek, 1989 yılından itibaren, ödemeler dengesi açıklarını
ihracat gelirleri yerine, yurt dışı tasarruflarla veya sermaye girişleri ile finanse
etme yolunu seçmiştir.
1990-93 döneminde reel kur
revalüe olurken, ihracat/GSMH değeri de düşmeye başlamıştır. 1994
kriz yılında TL'nin devalüasyonu neticesinde, reel kur endeks değeri 1,05'den, 1,40'a
yükselerek devalüe olmuştur. İhracat/ GSMH oranı ise önemli bir sıçramayla %14,1'e
yükselmiştir.
1995 ve 1996 yıllarında reel kur
tekrar değerlenmeye başlamış, buna paralel ihracat/GSYİH değeride
düşmüştür.
İhracat/GSYİH ile
Reel kur(2) arasındaki ilişkinin gücünü veren korelasyon katsayı (r=0,86)
gibi yüksek bir düzeyde bulunmuştur. |
| Tablo
4: İhracat/GSYİH ve Reel Kur İlişkisi |
| |
X/GSYİH |
Reel Kur 1 |
Reel Kur 2 |
1970 |
3,25 |
11,3 |
10,0 |
1971 |
3,97 |
13,4 |
11,7 |
1972 |
4,06 |
11,8 |
10,4 |
1973 |
4,81 |
10,4 |
9,1 |
1974 |
4,05 |
8,5 |
7,5 |
1975 |
2,97 |
8,0 |
7,1 |
1976 |
3,63 |
8,2 |
7,3 |
1977 |
2,85 |
7,8 |
7,1 |
1978 |
3,37 |
7,7 |
7,0 |
1979 |
2,98 |
7,2 |
6,7 |
1980 |
4,23 |
8,5 |
8,0 |
1981 |
6,56 |
9,3 |
8,9 |
1982 |
8,81 |
11,2 |
10,7 |
1983 |
9,23 |
12,8 |
12,4 |
1984 |
11,83 |
14,6 |
14,2 |
1985 |
11,75 |
13,9 |
13,5 |
1986 |
9,77 |
13,7 |
13,4 |
1987 |
11,67 |
13,5 |
13,2 |
1988 |
12,82 |
14,4 |
14,4 |
1989 |
10,85 |
12,6 |
12,6 |
1990 |
8,6 |
10,0 |
10,0 |
1991 |
9,0 |
10,2 |
10,2 |
1992 |
9,27 |
10,7 |
10,5 |
1993 |
8,51 |
10,5 |
10,3 |
1994 |
13,9 |
14,0 |
13,8 |
1995 |
12,74 |
11,8 |
11,6 |
1996 |
12,61 |
11,9 |
11,8 |
| Kaynak :
EŞİYOK tarfından hesaplanmıştır. |
|
|
|
| Grafik 2 : Türkiye Ekonomisinde X/GSYİH
ve Reel Kur |
|
|