eylemban2.jpg (1802 bytes)

Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Yeni Rekabet Stratejileri ve Türk Sanayisi

Prof. Dr. İbrahim KAVRAKOĞLU - Dr. Süleyman GEDİK - Dr. Melike BALKIR

RAPOR - TÜSİAD - Temmuz.2002

Önceki Bölüm Anamenu Sonraki Bölüm
11 GİRİŞ (Rapor için Tıklayınız)
  Raporun giriş bölümü, bütün bu tür çalışmalarda normal olarak bulunması beklenen konu, kapsam ve yöntem belirlemesini içermesi gerekirken, Tükiye'nin durumu hakkında yoğun ideolojik ön yargıları yansıtıyor. Burada ideolojik sözcüğünü kullanmamızın nedeni yazarların gözlem ve bulgu ile kanıtlanması olanaksız olan subjektif değerlendirmeleri Türkiye aleyhine olarak sıkça dile getirmeleridir. Ülkemizde bu önyargıları paylaşan geniş bir entellektüel kitle bulunmaktadır. Buna karşılık önyargıların genel olarak paylaşılması onların gerçek olduğu anlamına gelmez. Genel olarak bu tür önyargılar akademisyenler tarafından değil politikacılar tarafından dile getirilir.

Kötü yönetim uluslararası sistemde evrensel bir hastalıktır. EYLEM olarak 15 AB üyesi ülke üzerinde yaptığımız bir araştırma insan hakları ve hukuk ihlalleri açısından bir çok ülkenin Türkiye'yi aratmadığını gözledik. En uygar ve ileri sayılanlarda gizli ve açık, azınlık durumunda olanların, kadınların istismarı ve köleliğe giden uygulamalar göze batıyor.

Yazarlar, özellikle "Yolsuzluk Ekonomisi", "Küreselleşme", "Bilgi Toplumu", "Kalite Yönetimi" kavramlarını kullanırken gözlem ve bulgu ile kanıtlanmamış önyargıları rapor boyunca yaygın olarak kullanmaktadırlar.

Bütün giriş bölümü boyunca bu tür bir çalışmanın temelini oluşturacak olan "rekabet" ve "strateji" kavram ve yöntemlerinden hiç söz edilmemektedir. Özellikle ülkelerarası rekabet konusunda temel bir model oluşturan Michael PORTER, Kaynaklarda yayınları defalarca verildiği halde raporda bir kere bile kendisinden ve modelinden bahsedildiğine rastlamıyoruz.

Aşağıda yazarların GİRİŞ bölümünde dile getirdiği yaklaşıma ait paragraflar verilmektedir. Burada akademik bir düşünce yapısının Türkiye sanayinin rekabetçi sorunlarına yaklaşımını gördüğümüzü söyleyemeyiz. Yazarlar daha GİRİŞ bölümünde, kanıtlanamıyacak subjektif önyargılarını öne çıkartarak, konuyu SKOLASTİK bir yaklaşımla ele alacaklarını ortaya koymaktadırlar.
.

  Rapor GİRİŞ Bölümünden Alıntılar...
 


Üzerinde yaşadığımız ve yakın gelecekte daha da yoğun biçimde yaşayacağımız yeni ekonomik ve siyasi ortam yeni meydan okumaları da beraberinde getiriyor. Info-com olarak da adlandırılan bilgisayar-telekom-internet teknolojilerinin bütünleşmesiyle oluşan bilişim ekonomisi (veya dijital ekonomi) küreselleşmeyi derinleştirdiği gibi, Ülkeler arasında var olan uçurumları daha da genişletiyor.

Bilgi bölünmesi (digital divide) diye anılan bu küresel yapılanmaya Ülkemizin hazırlıklı girdiği söylenemez. Hangi göstergelerle bakarsak bakalım, Türkiye bilgisayarlaşma, iletişim, araştırma-geliştirme, nitelikli insan gücü, bilgi-yoğun ürün ve hizmet üretimi, eğitim kurumlarının nitelik ve niceliği, geleceği hazırlamakla yükümlü kurumları ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde dünya ortalamalarının altında kalmış durumdadır. Oysa, zaten var olan ülkeler ve kuruluşlar arası rekabet önümüzdeki yıllarda daha da keskinleşmeye aday. (Türkiye'nin teknolojik gelişme olarak dünya ortalamasının altında olduğu kanıtlanmamış bir iddia)

Henüz tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi tamamlayamamış olan ülkemizin küreselleşme ve yeni teknoloji devrimini bir arada yaşayan global ekonomiyle bütünleşmesi kendiliğinden gerçekleşeceğe benzemiyor. Her ne kadar lokomotif görevini üstlenmiş olsa da, sanayi kesiminin tek başına bu büyük dönüşümün bütünün üstlenmesi mümkün görünmüyor. Tersine, ancak köklü bir sanayileşme atılımı ile gerçekleşebilecek bir sıçrama, tüm kesimlerin ortak ve kararlı davranmasını gerektiriyor. (Küreselleşme ve Yeni Teknoloji Devrimi entellektüel bir hayal ürünü. Günümüzün enformatik sıçraması radyo, telefon ve telgrafın bulunuşundan daha önemli değil. Gerçekte insanlık enformatik olarak, 1970 lerin profesyonel disiplininin gerisinde bir kaos yaşıyor.)

21. yüzyıl büyük tehditler içerdiği kadar, önemli fırsatları da beraberinde getiriyor. Günümüzde ve geleceğin teknolojileri girişimciliğe ve geniş bir nüfusa prim sağlıyor. Bu özelliklere sahip olan Türkiye elindeki kaynakları doğru yönlendirir ve mevcut avantajlarını değerlendirmeyi başarabilirse ekonomik kalkınması ivme kazanabilir; bunu beceremezse, geniş nüfusu ve stratejik konumu nimet olacağına, ağır bir külfete dönüşebilir.

Kalkınmış ülkelerin sanayi-ötesi toplumu niteliğini kazanmaya çalıştığı bu dönemde Türkiye sanayi toplumu hüviyetini kazanmadan ekonomik beklentilerini yerine getiremeyeceği gibi, özlediği demokratik toplum yapısına geçmesi de mümkün  gözükmemektedir. Bu misyonu gerçekleştirmek için şüphesiz sanayi kesiminin atması  gereken ciddi adımlar olduğu kadar, kamu kesiminin de başarması gereken idari ve mali reformlar vardır. Serbest rekabete dayalı, hakkaniyetli ve fırsat eşitliği sağlayan bir ekonomik ve sosyal ortam çağdaş dünyanın temel sorunu olduğu kadar uluslararası rekabet için de olmazsa olmaz şarttır.  (Bize göre Türkiye özlediği demokratik toplum yapısına 29.Ekim.1923 tarihi itibari ile geçmiş durumdadır. Mevcut demokrasiyi yetersiz bulmak kişisel bir tercih sorunudur. AB üye ülkeleri arasında laik olmayan ve cumhuriyet olmayan ülkelerin demokrasi olduğu iddia edilemez.)

Özellikle bu şartın yerine getirilmesi ise sadece sanayiyi ya da ekonomiyi değil, tüm toplumu ilgilendiren bir hukuk devletinin tesis edilmesi ile mümkün olabilecektir. Yolsuzluk ekonomisi  ülkeye büyük bir maliyet yüklemenin ötesinde, kurumların ve bireylerin yanlış istikametlere yönelmesine neden olmakta, sebep olduğu verimsizliğin yanı sıra, toplumun ahlak yapısını da aşındırmaktadır. Sözünü ettiğimiz toplumsal yapılanma projesi sadece kurumların ve bireylerin dönüşümü ile sınırlı kalmamalıdır. Sanayi şirketlerinin büyük çoğunluğu küresel rekabete hazırlıksızıdır. Mevcut sektörler muhafaza edilseler de, bunların ürettikleri ürün ve hizmetlere çok daha fazla katma değer ilave etmeleri gereği açİktır. Katma değer ilavesi ise ancak bilginin ürüne dönüşmesi  ile mümkün olabilmektedir. Bu amaç doğrultusunda da yapılması gerekenler uzun bir liste oluşturmaktadır. (Yazarlar burada akademik olarak savunulamıyacak "Yolsuzluk Ekonomisi" kavramını kullanıyorlar.)

Yapmış olduğumuz çalışmada elbette bütün bu boyutları tüm derinlikleriyle kapsadığımızı söyleyemeyiz. Bir taraftan görünür geleceğin temel özelliklerine işaret etmeye çalışırken, diğer yandan da Türkiye'nin mevcut yapısını irdelemeye ve yorumlamaya çalıştık. Ortaya koyduğumuz resim, önümüzde iki önemli görevin varlığına işaret ediyor: Türkiye bir taraftan mevcut olan kusur ve eksikliklerini giderirken, diğer taraftan geleceği kazanmasını sağlayacak köklü bir yeniden yapılanma projesini de gerçekleştirmek zorunda. Birini yaparken diğerini ertelemesi, içinde yer almayı hayal ettiği ileri topluluklar arasındaki farkın daha da büyümesine yol açacaktır. (Türkiye "köklü yeniden yapılanma" atılımını Cumhuriyet Devrimleri ile gerçekleştirdi. Yazarlar bunların ötesinde devrimler mi hayal ediyorlar?)

.

EYLEM TEMMUZ.2002
Önceki Bölüm Anamenu Sonraki Bölüm