Bilgi bölünmesi (digital divide) diye
anılan bu küresel yapılanmaya Ülkemizin hazırlıklı girdiği söylenemez. Hangi
göstergelerle bakarsak bakalım, Türkiye bilgisayarlaşma, iletişim,
araştırma-geliştirme, nitelikli insan gücü, bilgi-yoğun ürün ve hizmet üretimi,
eğitim kurumlarının nitelik ve niceliği, geleceği hazırlamakla yükümlü kurumları
ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde dünya ortalamalarının altında kalmış
durumdadır. Oysa, zaten var olan ülkeler ve kuruluşlar arası rekabet önümüzdeki
yıllarda daha da keskinleşmeye aday. (Türkiye'nin
teknolojik gelişme olarak dünya ortalamasının altında olduğu kanıtlanmamış bir
iddia)
Henüz tarım toplumundan sanayi toplumuna
geçişi tamamlayamamış olan ülkemizin küreselleşme ve yeni teknoloji devrimini bir
arada yaşayan global ekonomiyle bütünleşmesi kendiliğinden gerçekleşeceğe
benzemiyor. Her ne kadar lokomotif görevini üstlenmiş olsa da, sanayi kesiminin tek
başına bu büyük dönüşümün bütünün üstlenmesi mümkün görünmüyor. Tersine,
ancak köklü bir sanayileşme atılımı ile gerçekleşebilecek bir sıçrama, tüm
kesimlerin ortak ve kararlı davranmasını gerektiriyor. (Küreselleşme ve Yeni Teknoloji Devrimi
entellektüel bir hayal ürünü. Günümüzün enformatik sıçraması radyo, telefon ve
telgrafın bulunuşundan daha önemli değil. Gerçekte insanlık enformatik olarak, 1970
lerin profesyonel disiplininin gerisinde bir kaos yaşıyor.)
21. yüzyıl büyük tehditler içerdiği
kadar, önemli fırsatları da beraberinde getiriyor. Günümüzde ve geleceğin
teknolojileri girişimciliğe ve geniş bir nüfusa prim sağlıyor. Bu özelliklere sahip
olan Türkiye elindeki kaynakları doğru yönlendirir ve mevcut avantajlarını
değerlendirmeyi başarabilirse ekonomik kalkınması ivme kazanabilir; bunu beceremezse,
geniş nüfusu ve stratejik konumu nimet olacağına, ağır bir külfete dönüşebilir.
Kalkınmış ülkelerin sanayi-ötesi toplumu
niteliğini kazanmaya çalıştığı bu dönemde Türkiye sanayi toplumu hüviyetini
kazanmadan ekonomik beklentilerini yerine getiremeyeceği gibi, özlediği demokratik
toplum yapısına geçmesi de mümkün gözükmemektedir. Bu misyonu
gerçekleştirmek için şüphesiz sanayi kesiminin atması gereken ciddi adımlar
olduğu kadar, kamu kesiminin de başarması gereken idari ve mali reformlar vardır.
Serbest rekabete dayalı, hakkaniyetli ve fırsat eşitliği sağlayan bir ekonomik ve
sosyal ortam çağdaş dünyanın temel sorunu olduğu kadar uluslararası rekabet için
de olmazsa olmaz şarttır. (Bize göre Türkiye
özlediği demokratik toplum yapısına 29.Ekim.1923 tarihi itibari ile geçmiş
durumdadır. Mevcut demokrasiyi yetersiz bulmak kişisel bir tercih sorunudur. AB üye
ülkeleri arasında laik olmayan ve cumhuriyet olmayan ülkelerin demokrasi olduğu iddia
edilemez.)
Özellikle bu şartın yerine getirilmesi ise
sadece sanayiyi ya da ekonomiyi değil, tüm toplumu ilgilendiren bir hukuk devletinin
tesis edilmesi ile mümkün olabilecektir. Yolsuzluk ekonomisi ülkeye büyük bir
maliyet yüklemenin ötesinde, kurumların ve bireylerin yanlış istikametlere
yönelmesine neden olmakta, sebep olduğu verimsizliğin yanı sıra, toplumun ahlak
yapısını da aşındırmaktadır. Sözünü ettiğimiz toplumsal yapılanma projesi
sadece kurumların ve bireylerin dönüşümü ile sınırlı kalmamalıdır. Sanayi
şirketlerinin büyük çoğunluğu küresel rekabete hazırlıksızıdır. Mevcut
sektörler muhafaza edilseler de, bunların ürettikleri ürün ve hizmetlere çok daha
fazla katma değer ilave etmeleri gereği açİktır. Katma değer ilavesi ise ancak
bilginin ürüne dönüşmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu amaç doğrultusunda
da yapılması gerekenler uzun bir liste oluşturmaktadır. (Yazarlar burada akademik olarak savunulamıyacak "Yolsuzluk
Ekonomisi" kavramını kullanıyorlar.)
Yapmış olduğumuz çalışmada elbette
bütün bu boyutları tüm derinlikleriyle kapsadığımızı söyleyemeyiz. Bir taraftan
görünür geleceğin temel özelliklerine işaret etmeye çalışırken, diğer yandan da
Türkiye'nin mevcut yapısını irdelemeye ve yorumlamaya çalıştık. Ortaya koyduğumuz
resim, önümüzde iki önemli görevin varlığına işaret ediyor: Türkiye bir taraftan
mevcut olan kusur ve eksikliklerini giderirken, diğer taraftan geleceği kazanmasını
sağlayacak köklü bir yeniden yapılanma projesini de gerçekleştirmek zorunda. Birini
yaparken diğerini ertelemesi, içinde yer almayı hayal ettiği ileri topluluklar
arasındaki farkın daha da büyümesine yol açacaktır. (Türkiye "köklü yeniden yapılanma" atılımını Cumhuriyet Devrimleri ile gerçekleştirdi. Yazarlar bunların ötesinde devrimler mi hayal
ediyorlar?)
.