| Niçin bazı kuruluşlar başarılı
olurlar sektörlerinde güçlü ve etkileyici bir konuma gelirler ve Niçin diğerleri
bunu sağlayamaz? niçin Hewlwtt-Packard, Toyota, Microsoft, Arçelik, Netaş gibi
kuruluşlar her yıl karlarını arttırarak güçlü bir görünüm verirken
Chrysler, Sears, NCR, Digital, Lotus, Apple gibi kuruluşlar başarılı olamaz ve
durumlarını koruyamazlar. Pazar ekonomisinin fırtınalarından ve dalgalarından
firmaları koruyan yönetim becerileri nelerdir? Nelerden firmalar kendi iradeleri ile
sakınabilirler ve neleri bir fırsat olarak değerlendirebilirler? İşte bu tür
soruların cevaplarını araştırmak ve bir durum tesbiti yapmak bir STRATEJİK
YÖNETİM perspektifini ve görüş açısını gündeme getirmektedir. Kararların Stratejik Nitelikleri
Stratejik Yönetim 2000 li yıllara girişte dünya
ekonomik sisteminin politik, sosyal ve teknolojik nedenlerle kontrol dışı bir hızla
değişen girdaplı bir ortama girmesi nedeni ile hızla gelişen bir inceleme alanı
haline gelmiştir. Bu inceleme alanı işletmeleri sosyo-teknik bir ortamda hareket eden
bir bütün olarak ele alır ve niye bazı firmaların beklenmedik bir gelişme ve
güçlenme sürecine girerken, güçlü gibi görünen diğerlerinin sorunlar
yaşadığını ve yaşam kavgası verdiğini inceler. Stratejik yönetim özgün
yaklaşımı stratejik karar vernme sürecine öncelik tanımasıdır. Diğer karar
süreçlerinden farklı olarak stratejik kararlar uzun dönemleri kapsarlar, sonuçları
risklidir ve işletmenin tümünü ilgilendirler. Bunların üç temel özelliği
aşağıdaki gibi verilebilir.
1. Enderlik : Strartejik kararlar bir
dönemde verilir ve uzun bir dönemde yeni bir stratejik karara kadar değişmezler.
2. Evrensellik : Stratejik karalar
kuruluşun bütün kaynaklarının ve bütün enerjisinin verilen karar doğrultusunda
harekete geçirilmesini gerektirir.
3. Belirleyicilik : Stratejik kararlar
kendilerinden sonra verilecek bütün kararların ve davranışların tipini ve
doğrultusunu belirlerler
Stratejik karaların bu üç özelliği nedeniyle
sonuçlar yüksek riskler taşırlar.
Stratejik Üstünlük
Kuralları
Rekabetçi koşulların zorlaştığı günümüz
işletmecilik dünyasında rekabet kabiliyet ve güçlerinin nasıl oluşturulacağı ve
nasıl etkin kullanılabileceği özel bir önem taşımaktadır. Mc DONALD'S ın
başarılarını sürdürebilmesi için her gün müşterilerine, titizlik ve hijyen
ortamında üretilmiş ve tamamane biribirinin aynı milyonlarca hamburgeri etkiyeci ve
dost bir ortamda sunabilmesi yetmemektedir. Amerika, Türkiye, Fransa, Pakistan, Japonya,
Rusya, Güney Afrikadaki müşterilerinin damak zevki farklarına uyum gösterebilmesi,
Rusyadaki tedarik zinciri sorunlarını çözebilmesi, İngilterede 'Deli Dana' salgını
sorununu aşması, Diğer hamburger zincirlerinin rekabeti ile başa çıkabilmesi,
çevrecilerin baskılarına direnebilmesi ve sürekli yeni cazip ürünler yaratabilmesi
gerekmektedir. Bir işletme kısa dönemde etkinliği (efficiency) sağlarkan,
uzun dönemde etkililiği (effectiveness) gözden kaçırmamalıdır.
| SEARS
firmasının stratejik çıkmazı |
| SEARS , ROEBUCK CO.
II. Dünya Savaşı sonrasında stratejik bir karar vererek, çok başarılı ve karlı
olan katalog satışlarını perakendeci dükkanlarına da genişletmek üzere verdiği
stratejik karar bir çok karlı yıl yaşamalarına olanak sağladı. Benzer olarak
1980 lerin başında firma, faaliyetlerini finans sektörüne de genişletmeye karar
vererek bazı finansal kuruluşları satın aldı. Finansal birimlerin başarılarının
yöneticilerin dikkatlerini dağıtması nedeniyle karlı olan perakendeci satışlar
hızla düşmeye başladı. 1993 yılında hisse sahiplerinin yoğun baskısı ile firma
finansal kuruluşlarını elden çıkarma kararı aldı. Bunun stratejik anlamı,
firmanın ölüm kalım kararını perakendici birimlerine güvenerek sürdürme
doğrultusunda aldığı idi. Firma bu çerçevede (1) kadın müşterileri ile daha fazla
ilgilenerek hazır giyim alternatifleri sunma ve zarar eden katalog faaliyetlerini
durdurma, (2) 34,000 part-time ve 16,000 full-time çalışanını işten çıkarma, (3)
yeni fikirler üretmeleri için yeni elemanları işe alma, (4) dükkanların yenilenmesi
için 4 Milyar USD harcama, (5) hizmetlerin gelişmesi için hizmet elemanlarını eğitim
programlarına sokma ve (6) müşterilerinin uzun süredir şikayetçi olduğu bu
konularda gelişme sağladıklarını müşterilerine duyurma kampanyalarına başlama
doğrultusunda kararlar aldılar ve bunları uygulamaya geçirdiler. Sektör analistleri
firmanın bu karar ve uygulamalarının firmanın geleceğini kurtarmakta yeterli
olacağı konusunda kuşkularını belirttiler. Buna karşılık hepsi bunların riskli
fakat denemeye değer cesaetli karalar olduğunda fikir birliği etti. |
Buradan hemen aşağıdaki
sonuçları çıkartabiliriz.
Strateji sonuçları etkili ve riskli olabilen
seçimlerdir. Bireyler ve işletmeler ortamın kararlı olduğu, çevre koşullarının
hızla değişmediği, rekabetin yoğun olmadığı durumlarda ayakta kalabilir ve
başarıya da ulaşabilirler. Günümüzde ise kamu veya özel hiçbir sektör ve
organizasyon için bu durum söz konusu değildir. Buna göre strateji ve stratejik
yönetim girdaplı bir sel akışına kapılmış olan günümüz kuruluşlarının en az
zarar görerek hedeflerine ulaşmasını sağlayacak bütün kural ve yaklaşımladır.
Bunu gerçekleştirebilmek için strateji üretme durumunda olanların aşağıdaki
koşulları sağlamaları gerekmektedir.
- Rekabetçi süreçlerin yapı ve kosulları
konusunda yoğun bilgi ve deneyim sahibi olmak.
- Bu bilgiyi yaşanan olaylarla
bütünleştirebilmek ve neden sonuç ilişkilerini kavrayabilmek.
- Alternatif davranış biçimlerini
oluşturabilecek hayal gücüne sahip olmak ve sonuçları düşünsel olarak oluşturup
analiz edebilmek.
- Güncel ihtiyaçları aşan kaynaklara sahip
olmak ve bunları stratejik hedeflere ulaşabilmek için yatırıma dönüştürebilmek.
Burada düşünce gücünün ve vizyonun stratejik
süreçlerde önemli bir rol oynayacağı görülebilmektedir.
Bu çalışmanın tamamında ontolojik yaklaşımı
geliştireceğimiz için burada bilimsel işletmeciliğin geleneksel yaklaşımlarını
değerlendirmek uygun olacaktır. Stratejik Yönetim düşüncesinin evriminde bazı
yaklaşımlar ve bunları eleştiren karşı yaklaşımlar gözlenmektedir. Bu
yaklaşımlar esas olarak;
- Bir rasyonel planlama süreci olarak strateji
(Alfred CHANDLER)
- Durumsallığın gereği olarak doğaçlama
(emergent) strateji (Henry MINTZBERG ve James WATERS)
- Atılım kaldıracı (stretch and leverage)
olarak strateji (Gary HAMEL ve C.K. PRAHALAD)
- Alternatif seçimleme (Trade-Off) olarak
strateji (Michael PORTER)
- Kaynak kullanımına dönük strateji (Robert
W. GRANT)
- Çevreye bağımlılık (context dependency)
olarak strateji (Sumantra GOSHAL)
- Kontrol enformatiği paradigması olarak
strateji (bu çalışmanın tezi)
Bu modelller esas olarak birbirini reddeden ve
eleştiren alteratifler değil bir diğerinin eksik bıraktığı noktaları tamamlayan ve
sinerjik bir anlayış sağlayan yaklaşımlar olarak düşünülebilir.
Rasyonel ve Analitik
Planlama Olarak Strateji (Alfred CHANDLER)
İşletme biliminde 1960 larda yapılan
yaklaşımlarda (CHANDLER) strateji yine işletme politikaları mantığı çerçevesinde
savaşçı görünümü yumuşatılmış olarak anlaşılmakta ve ,
“işletmenin uzun dönemli amaç ve
hedeflerinin belirlenmesi ve bu sonuca ulaşabilmek için işletme kaynaklarının
harekete geçirilmesi”
veya bir başka şekilde ,
“işletmenin temel amaçlarına ulaşabilmesi
için belirgin, kavrayıcı ve bütünsel bir plan.”
olarak tanımlanmaktadır. Buna göre Chandler
yaklaşımında strateji öncelikle bir rasyonel analitik planlama ve uygulama sürecidir.
Yapı ve Strateji Arasındaki İlişki
CHANDLER çalışmasında örgütlerdeki yapısal
değişimin zorunlu bir strateji değişimine yol açacağını ve tersine stratejideki
bir değişimin bununla uyumlu bir yapısal değişim gerektireceğini vurgulamıştır.
Yapısal değişimin örgütsel büyüme, karmaşıkklaşma ve kontrol sorunları ile
ilişkili olacağı açıktır. Bize göre yapının kendisi stratejik bir tercihi
yansıtmaktadır. Etkinlik yaklaşımlarına göre yapılarda zorunlu değişiklikler
yapmak her zaman stratejik değişim anlamına gelmeyebilecektir.
1960 larda Amerikan işletmecilik kuramcılaıının
stratejiye rasyonel ve pragmatik bir süreç olarak baktıkları açıktır. Bu yaklaşım
işletmeciliği bir mühendis olarak algılamanın gelenek olduğu TAYLORİSM ile
tutarlıdır. Buna geleneksel yaklaşım diyebiliriz. Gerçekte ise stratejik yönetimin
işletmecilikte de, askerlikteki risk ve duygu yüklü anlamını taşıyacağını
bekleyebiliriz. Tanımlanmış veya planlanmış olsun veya olmasın stratejik bir
yönetim, işletmeyi bulunduğu konumdan başka bir konuma taşıyacak riskle yüklü ve
belirsizlik taşıyan bir süreçtir. Bu süreçte işletme ya kendini ya da rakiplerini
olumsuz olarak etkileyecek ve sektörel uzay-mekanda konumunu değiştirmeye
çalışacaktır. Bir işletmenin kuruluşu bir takım kaynakların ve kariyerlerin riske
edilmesi ile gerçekleşir. Ayrıca bir sektördeki yeni bir kuruluş, sektörde daha
önce var olan kuruluşlar için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle stratejik
yönetim işletmelerin kuruluşu ile doğal olarak başlar ve evrimi ile sürekli olarak
uygulanır.
1980 lerde Amerikan işletmeciliği, Japon
işletmeciliğinin dünya pazarlarını kaplaması ile her zaman rahatlıkla iş
yapabildikleri pazarları kaybederek ve kendi iç pazarlarında en övündükleri
sektörlerde yenilgiler yaşayarak gerçek rekabetin acıtıcı yönüyle karşılaştı.
Burada Amerikalıların varsayımı, üretim ve yönetimin evrensel tekniklerinin
Amerikalılar tarafından geliştirildiği ve Japonların veya herhangi bir ülkenin
Amerikan üretim ve işletmecilik tekniklerini kullanarak Amerika için tehlike
oluşturamıyacağı idi. Japonlar buna karşılık üretim ve yönetimin temel
postülalarını değiştirdiler. Rekabet kalitenin üretilmesine değil kalitenin
tamımlanmasına ve bu tanımların tüketici tarafından benimsenmesine kaydı. Buna
göre rekabet bir topyekün savaştı ve savaşlar günlük sorunlara pratik çözümler
bularak kazanılamıyordu. Rekabet savaşında ayakta kalabilenler ancak savaşın kural
ve koşullarını iyi kavrayanlar, fırsat ve tehditleri önceden görebilenler,
kendilerinin ve rakiplerinin güçlerini ve zaaflarını gerçekçi bir şekilde
değerlendirererek bunun gereğini yapabilenler oluyordu.
Durumsallığın gereği
olarak doğaçlama (emergent) strateji (Henry MINTZBERG ve James WATERS)
Stratejinin rasyonel ve pragmatik geleneksel
tanımı yakın bir geçmişte ciddi eleştiriler aldı.Mc GILL üniversitesinden Henry
MINTZBERG, işletme stratejilerinin her zaman rasyonel ve planlanmış bir şekilde ortaya
çıkmadığını ve bir çok durumda değişen koşullarda oluşan tehditlere ve
fırsatlara bir reaksiyon olarak ortaya çıktığını örneklerle ileri sürdü.
MINTZBERG e göre strateji işletmelerin ne yapmayı planladıkları değil (deliberate),
gerçekte ne yaptıkları (emergent) idi. Bu anlayışa dayanarak MINTZBERG stratejiyi;
“Bir karar ve eylem süreci içinde oluşan bir
şema”
olarak tanımladı. Bu şema planlanmış
(deliberate) eylemlerin veya planlanmamış (emergent) doğaçlama eylemlerin bir sonucu
olarak oluşabilmekteydi.
HONDA
MOTOSİKLETLERİNİN AMERİKAN PAZARINA GİRİŞİ |
1959
yılında bir HONDA yönetici gurubu, bir temsilcilik açmak için Los Angeles’e
geldiklerinde akıllarında olan, Amerikan meraklılarına 250cc ve 305cc kapasiteli
motorlarını satmak idi. Japonya’da büyük sükse yapmış olan 50cc mobiletleri hiç
düşünmüyorlardı. Sezgileri onlara,Her şeyi büyük ve konforlu seven
Amerikalıların minyatür motorlarla ilgilenmeyeceğini söylüyordu.
Buna karşılık 250cc ve 305cc
modellerin satışları çok sönük kaldı ve satılanlar da mekanik sorunlarla baş
ağrıttılar. Honda nın stratejisi çökecek gibi görünüyordu. Bu arada Japon
yöneticilerin Los Angeles te 50cc motorları ile dolaşması oldukça ilgi uyandırdı.
Bir gün katalogla satış firması Sears & Roebuck tan bir çağrı aldılar.
Sears bu motorları henüz motor
meraklısı olmamış ve tercihleri oluşmamış geniş bir pazara satmak istiyordu. Honda
yöneticileri 50cc motorları satışa sunmaya oldukça tereddüt ettiler. Bu şekilde
ciddi kullanıcıları soğutarak, Honda’ nın oyuncak motorlar sattığı inancına
varmalarını istemiyorlardı. Gerçekte 250cc ve 305cc motorların satışında bu duruma
çoktan düşmüşlerdi.
Bundan sonrası İşletmecilik
tarihine geçti. Honda hiç aklında olmayan, daha önce hiç motor kullanmamış
kişilerden oluşan, daha önce hiç dokunulmamış dev bir pazara isteksiz bir giriş
yaptı. Bundan Başka geleneksel motor bayileri yerine, daha önce hiç denemedikleri bir
toptancı kanalını keşfettiler. Bu uygulamanın sonunda, 1964 yılı içinde Amerika da
satılan her iki motordan biri Honda idi.
Honda’nın başarısının
geleneksel yorumu, bu firmanın dahiyane bir strateji ile B.D. in motor sektörüne yeni
bir tanım getirdiği idi. Gerçekte ise Honda’nın planlanmış stratejisi nerede ise
bir felaket idi. Başarıyı getiren strateji planlanan değil, fakat beklenmedik
gelişmelere gösterilen akıllı bir uyumun sonucu idi. Burada Japon işletmeciliğine
tanınacak prim, oluşan duruma uymakta gösterdikleri çeviklik ve bunu uygulamakta
gösterdikleri enerji idi. |
Honda örneğinin
tanımladığı olgu, stratejilerin en garip durumlarda ortaya çıkabileceğini ve bunu
yaşayan insanların öğrenme kapasiteleri ve bu stratejiyi destekleyecek kaynakları
olması durumunda eylem dönüşebileceğinin anlaşılmasıdır.
MINTZBERG ve WATERS
çalışmalarında stratejileri istenen (delibarate) ve elde edilen (emergent) olmak
üzere aşağıdaki gibi sınıflandırmaktadır.
STRATEJİ |
ÖZELLİKLERİ |
| Planlı |
Startejiler formel
planlar yardımı ile oluşur: Burada iyi tanımlanmış istekler ve beklentiler merkez
yönetim tarafında formüle edilmiştir. Bunlar formel kontrol prosedürleri ile
uygulamaya geçirilir. Kararlı ve tahmin edilebilir ortamlarda stratejiler planlı
olabilir. |
| Girişimsel |
Stratejiler
girişimci bir liderin vizyonuna ve bireysel sezgi yeteneklerine bağlı olarak oluşur:
Bir liderin kontrolünde belirli bir nişde tutunmuş örgütlerde stratejiler lidere
bağlı olarak oluşmaktadır. Stratejiler kısmen planlı ve genelde doğaçlamadır. |
| İdeolojik |
Stratejiler bütün
uygulama birimlerinin ortaklaşa vizyonlarından, inançlarından ve değerlerinden
kaynaklanarak oluşur: Kontrol informal kültürel kontrol mekanizması ve
kültürleştirme ile sağlanır. kuruluş çevre değişimlerine karşı proaktif bir
tavır içindedir ve stratejiler oldukça planlıdır. |
| Şemsiye |
Stratejiler
kısıtlardan kaynaklanarak oluşur: Örgütsel davranışları kısıtlama kapasitesinde
olan liderlik, karmaşıklık ve belirsizlik ortamlarında ulaşılacak hedefleri ve
sınırları belirlerler. Straejiler kısmen planlı kısmen de doğaçlamadır. |
| Süreç |
Stratejiler bir
süreç içinde oluşur: Liderler stratejinin süreç yönleri ile ilgilenir ve içerik
sorunlarını uygulamacılara bırakırlar. Stratejiler kısmen planlı kısmen
doğaçlamadır. |
| İlişkisiz |
Stratejiler uygulama
blokları içinde oluşur. Bunlar kuruluşun diğer parçaları ile gevşek bir ilişki
içindedir ve bazen kuruluş amaçları ile ters düşebilirler. Stratejiler uygulayıclar
açısından planlı olsa bile örgüt açısından doğaçlamadır. |
| Uzlaşma |
Stratejiler
uygulamacı aktörlerin görüşlerinin yakınlaşması ve birbirlerine uyarlanmasından
kaynaklanır. Bu merkez yönetimin strateji oluşturmada gevşek davrandığı durumlarda
ortaya çıkar ve stratejiler genelde doğaçlamadır. |
| Zorlanmış |
Stratejiler çevre
değişimlerinin zorlaması ile oluşur. Çevre kuruluşa ya doğrudan mevzuat veya
teknolojik standartlar ile strateji zorunlar veya hızlı değişimler stratejik pozisyon
almayı zorunlu hale getirir. bu durumda stratejiler doğal olarak doğaçlamadır
kuruluş bunları planlı hale getirebilir. |
MINTZBERG gerçek hayat
uygulamalarında stratejilerin genelde yukarda verilenlerin bir bileşimi şeklinde ortaya
çıkacağını vurgulamaktadır.
Atılım kaldıracı
(stretch and leverage) olarak strateji (Gary HAMEL ve C.K. PRAHALAD)
Bazı insanlar bazı hastalıklara yakalanırken
diğerlerinin yakalanmayışı bir açıklama gerektirmektedir. Tıptaki araştırmalar bu
açıklamayı genetik miras olarak belirlemektedir. Genetik olarak insanlar bazı
hastalıklara dirençli iken diğerlerine duyarlı olabilmektedir. İşletme
yöneticiliği de belirli semantik miraslar çerçevesinde oluşmaktadır. Firmaların
kendilerini ve çevrelerindeki gelişmeleri nasıl algılayacakları sahip
oldukları semantik çerçeveye bağımlıdır. Bu çerçeve ise belirli kültürler ve
işletmecilik okulları tarafında oluşturulmakta ve rakiplerin ortamı ve rekabeti
algılayışları bir yeknesaklık göstermektedir.
Buna göre GM e karşı FORD, PHILIPS e karşı
THOMSON, PAN AM a karşı BRITISH AIRWAYS rekabeti benzer kurallar çerçevesinde
yaşamaktadır. Fakat bu oyuna TOYOTA, SONY, SINGAPUR AIRWAYS girdiği zaman kuralların
hiç de bilinenler olmadığı ortaya çıkmaktadır. Global rekabet oyunun kurallarını
yeniden tanımlamayı ve yeni stratejiler oluşturmayı gerektirmektedir. Kafa-kafaya
rekabet bilinen bir deyimdir fakat global rekabet ürüne-karşı ürün, firmaya-karşı
firma ve ticaret bloğuna-karşı blok savaşı değil anlayışa-karşı anlayış,
paradigmaya-karşı paradigma savaşıdır.
Burada strateji nedir? sorusuna verilecek cevap
önem taşımaktadır. Batı firmalarının geleneğinde bu cevap üç boyut
taşımaktadır; Birincisi firmanın çevre değişimine göstereceği uyum, ikincisi
firma kaynaklarının alternatif fırsatları değerlndirmek için dağıtımı ve
üçüncüsü sabırla beklenmesi gereken bir uzun-dönem hedefidi. Stratejik olmak buna
göre bir uzun dönem görüşe sahip olmak, kaynakları stratejik hedeflere yönlendirmek
ve uzun dönem kazanç için oyuna erken girebilmektir.
Bu strateji şemasına yanlış denilemez ancak
dengesizidr. Her firma muhakkak izleyeceği fırsatlar ile kaynakları arasında bir uyum
sağlamak durumundadır. Kaynak tahsisi stratejik bir görevdir ve sonuçlarının risk
taşıdığı herkesce bilinir. Bu riskin minimum olması için kaynaklar ve hedefler
arasında bir uyum olması gerekir. Bu uyum bir uyum (fit) stratejisi ile sağlanacaktır.
Gerçek hayattaki çarpıcı başarıların ise uyumun sağlandığı değil uyumsuzluğun
stratejik becerilerle kapatıldığı ve kaynakların genleştirildiği (stretch)
durumlarında ortaya çıktığını göstermektedir. Kaynakların stratejik
genleştirilmesi de bunların stratejik tahsisi kadar önemli bir süreçtir.
Strateji Olanakların Genleştirilmesidir
(stretch)
Bu modeli açıklayabilmek için aynı sektörde yer
alan iki firmayı ele alalım. Sektörün lideri olan ALFA firması her çeşit kaynağı
biriktirmiş durumdadır- yetenkli ve becerili işgücü, teknik uzmanlık,
dağıtım kanllarına hakimiyet, marka imajı, pozitif fon akışı v.s. Bu firma
stratejik bulduğu her hedefe yöneltecek kaynaklara sahiptir. Büyüme hedefleri ise
sektörün büyüme oranı ve özsermaye başına gelir durumu ile uyumludur. ALFA nın
yöneticileri daha değişik bir gelişmeyi istememekte, "Zaten bir numara
iseniz, buradan nereye gidebilirsiniz?" şeklinde düşünmektedirler"
BETA firması sektöre sonradan girmiş bir
rakiptir. ALFA ya göre çok ufaktır ve az sayıda insan, yetersi bir kapital, mütevazi
imkanlar ve düşük bir AR-GE bütçesi ile çalışma durumundadır. Buna karşılık
vizyonları ve beklentileri kaynaklarının çok ötesindedir. BETA yöneticileri ALFA yı
bir no. durumundan düşürebilmek için mümkün olan her stratejiyi gözden
geçirmektedirler. Bunun için ALFA dan hızl büyümeleri gerektiğini, dünya çapında
bir marka imajı yaratmaları gerektiğini, her önemli pazarda pozisyon almaları
gerektiğini bilmektedirler. BETA nın hedefleri ile kaynakları arasındaki uyumsuzluk,
işletme bilimine göre bir yönetim çılgınlığı değilse bile bir fizibilite
sorunudur.
Şimdi ALFA nın kaynak bolluğunun ve BETA nın
hırsının iki kuruluşun rekabetçi stratejilerinin oluşumunu ve kaynak yönetimlerini
nasıl etkileyeceğini yakından inceleyelim. ALFA nın yöneticileri küçük
rakiplerinin bütün stratejşlerini karşılayabilecek imkanlara sahip olduklarını
düşünmektedirler. Küçük rakiplerini bütün çatışmalarda alt edeceklerinden hiç
kuşku duymamaktadırlar. Stratejik mantıkları siper savaşı tekniklerine
dayanmaktadır- "cephanesi önce biten savaşı kaybeder". Kaba kuvvet
taktikleri uygulamak için yeterli kaynakları bulunmaktadır.
BETA buna karşılık gerilla taktikleri uygulayacak
ve rakibinin gelenekçi kaba kuvvet yaklaşımının boşluklarından yararlanmayı
düşünecektir. Yapacağı şey rakibinin güçlü olduğu ve iyi savunduğu pazar
bölümlerinden uzak durarak iyi savunulmamış pazar nişleri aramaktır.
Enerjilerini katma değeri yüksek ve pazarlama kolaylığına sahip ürünlerin
geliştirilmesine harcayacaklar ve lojistik olarak etkin yalın üretim tekniklerine
yöneleceklerdir.
BETA nın kaynakları ile amaçları arasındaki
tutarsızlık onları bir tür enerjilendirmekte ve daha yüksek başarı motivasyonu
sağlamaktadır. Burada küçük olmak bir avantaj, büyük olmak ise bir kusur değildir.
BETA yöneticileri isteklerini enerji veren bir kaynak gibi değerlendirirken ALFA
yöneticileri düşünce ve duygu olarak kaynakları ile ters orantılı bir istek
içindedirler.
Kısıtlı kaynaklar büyüme için bir engel
teşkil etseydi GM, PHILIPS ve IBM kendilerini HONDA, SONY ve COMPAQ karşısında savunma
durumunda bulmazlardı. COMPAQ ın üniversite çevrelerinde bir efsane olan DIGITAL (DEC)
firmasını satın alarak tarihe gömmesi yukardaki modelin somut bir örneğidir. Bu tür
örnek olayları ilerde daha ayrıntılar ile inceleyeceğiz.
Genleştirme (stretch) stratejileri cepheden hücüm
yerine çevirme, kuşatma ve baskın stratejileri olarak düşünülebilir. Türkeyede IBM
ile bankacılık sektöründe rekabet etmek bir cinnet sayılabilir. IBM bankacılık
sektöründe tartışılamaz bir birikim ve portföy sahibidir. Buna karşılık aynı
şeyi otel ve özellikle hastane sektörlerinde söyleyemeyiz. IBM bu sektörlerde
imajını zedeleyecek ölçüde zayıf ve geri kalmış durumdadır. Hastane otomasyonunda
son derece ufak firmalar IBM ile başa-baş rekabet edip üstünlük
sağlayabilmektedirler. Bankacılık sektöründe dikkat çekmeyen fiyat/performans
oranları bu sektörlerde göze batmakta ve IBM daima bir pahalı ve yetersiz alternatif
durumunda kalmaktadır.
Ufak firmaların hızlı ürün geliştirme
çevrimleri, üstün becerili ve çok-fonksiyonlu takımları, az sayıda omurga-beceriler
(core competencies) üzerinde uzmanlaşmaları, tedarikçiler ile yakın bir işbirliği
halinde çalışmaları, rakipleri ile bile ittifaklara girebilmeleri, çalışanlarına
yüksek düzeyde yönetim ve kalite sorumlulukları verebilmeleri, uzlaşmaya değer
vermeleri (bütün bu özelliklere JAPON İŞLETMECİLİĞİ de denmektedir) onlara
rekabet ortamlarında yüksek manevra kabiliyetleri sağlamaktadır. Japonların da bazı
sektörlerdeki başarısızlıkları ve günümüzdeki bunalımları Japon
işletmeciliğinde kalıcı bir sihir olmadığını da ortaya koymaktadır. Japon
işletmeciliğine büyük katkısı olduğu düşünülen cemaatçı kültür ve iş
disiplini özelliklerinden ziyade Amerika ile rekabet için bir genleşeme stratejisi
uyguladıkları daha iyi bir açıklama sağlayabilir. Bizim kanımıza göre Japon
başarısındaki en önemli faktör, inanılanın aksine Amerikalıların Amerikan
işletmeciliği teknikleri uygulamadıkları ve kapasite ve kaynak üstünlüklerine
güvenerek bir kaba kuvvet işletmeciliği uyguladıklarıdır. Japonların bütün
başarısı , Amerikalıların herkesin gözünün içine bakarak yaptıkları
işletmecilik hatalarını yapmamak olmuştur.
Kaynak Kaldıraçları :
Stratejik kaynak kaldıracı, kaynakların rasyonel
olarak beklenebileceğinden daha verimli kullanılabilmesidir. HAMEL ve PRAHALAD
bunun için beş temel teknik önermektedir.
1. Yığıştırma (Concentrating)
2. Biriktirme (Accumulating)
3. Tamamlama (Complementing)
4. İsraf etmeme ( Conserving)
5. Geriye Kazanma (Recovering)
Alternatif seçimleme
(Trade-Off) ve Bütünleştirme (Fit) Olarak Strateji (Michael PORTER)
1980 lerin dünya ticareti
koşulları ve Amerikanın yaşadığı olumsuzluklar startejiye yeni bir yaklaşım
yapılmasını gerektirdi. Starteji konusunda ürtilen çok sayıda çalışmanın en
önemlisi Harward okulu hocası Mihael PORTER tarfından oluşturulan modeldir. Bu modelde
risk kavramı ve riski karşılamak için seçilen Trade-Off daha
belirgin bir hale gelmiştir. Bu dönemde işletme politikaları yaklaşımının
Startejik Yönetimine dönüşmeye başladığı söylenebilir fakat incelediğimiz son
yayınlar Amerikalı kuramcıların işletme politikası semantiğinden ve müfredatından
kurtulamadıklarını, stratejik yönetimi hala örgütsel profesyonel bir süreç ve bir
tür danışmanlık ideolojisi olarak gördüklerini ortaya koymaktadır.
PORTER in stratejik yönetim
yaklaşımlarına eleştirisi, bunların ekonomik etkinlikle stratejiyi
karıştırdıkları doğrultusundadır. PORTER a göre ekonomik etkinlik (operational
efficiency) gerek bir şart olduğu halde yeter bir şart değildir. Ekonomik etkinliği
arrtırmaya dönük bütün yaklaşımlar (TQM, reengineering, outsorcing, partnering.
v.s. ) kuruluşlarda radikal değişikliklerin yaşanmasına yol açtıkları halde,
karlılığın artmasında ciddi bir katkılarının olmadığı gözlenmiştir.
Araştırmalar, bu tekniklerle sağlanan ekonomik kazançların kuruluşlara
kalmadığını çeşitli katılımcılar (stakeholders) tarafından emildiğini ortaya
koymaktadır. Ekonomik ilerleme her zaman stratejik ilerleme anlamına gelmemektedir.
Ayrıca bü tür uygulamaların yagınlaşması firmalar arasındaki ekonomik etkinlik
farklarını azaltarak bunları bir ürün-etkinlik duvarına doğru sürüklemektedir.
İnsan eli ve teknoloji yardımı ile ürteilen her ürünün bir etkinlik duvarı
bulunmaktadır ve iyi işletmecilikle bu duvara hızla yaklaşılır.
Özet olarak ekonomik etkinlik
çabaları stratejik bir pozisyon için gerek şart oldukları halde yeter şart
değildir.
Japon
firmaları stratejiden yoksundur (M. PORTER) |
| Japon firmaları
1970 lerde ve 1980 lerde ekonomik etkinlik alanında bir dünya devrimi yaratarak Toplam
Kalite Yönetimi ve Sürekli Geliştirme uygulamalrını yarattılar ve öncülük
ettiler. Bunun sonucunda Japon firmaları bir dönem maliyet ve kalite üstünlükleri
ile belirgin bir avantajın meyvelerini topladılar. Buna karşılık araştırmalar
Japon firmalarının Stratejik Yönetim anlamında bir stratejik pozisyona sahip
olamadıklarını ortaya koymaktadır. Sony, Canon, Sega gibi stratejik bir pozisyona
sahip görünen firmalar kural değil istisna oluşturmaktadır. Bir çok Japon
firmasının sadece başarılıları taklit etmeye çalıştıkları görülmektedir.
Bütün rakipler birbirlerinin ürün yelpazesini benzer koşullarda sunma durumundadır.
Bir çoğunun üretim ve pazarlama fonksiyonu tasarımları hemen hemen karbon
kopyasıdır. Japon stili rekabetin
sakıncaları artık belirgin bir şekilde görülmeye başlanmıştır. 1980 lerde
rakipler ürün-etkinlik-sınırı'ndan çok uzaklarda çalışırken maliyet ve kalite
alanında sürekli bir zafer garanti gibi görülmekteydi. Japon firmaları büyüyen bir
milli ekonomide ve gelişen dünya pazarlarındaki yerlerini kolaylıkla aldılar.
Çıkış dönemlerinde durdurulmalarının imkanı yok gibiydi. Fakat rakipler
ürün-etkinlik açıklarını kapatmaya başladıkları zaman Japonlar kendi kurdukları
bir tuzağa yakalandıklarını gördüler. Bu model şimdi kendilerini tahrip etmeye
başlamıştı ve bundan kaçabilmek için Japon firmaları strateji öğrenmek durumunda
idiler.
Bunu yapabilmek için güçlü kültür
kalıplarını aşabilmeleri gerekmekte idi. Japonlar belirgin bir şekilde uzlaşma
kültürüne sahipti ve bireyler arasındaki farklılıkları vurgulamak yerine bunları
yumuşatmak için güçlü bir eğilimleri vardı. Diğer tarftan strateji katı seçimler
ve tavırlar gerektirmektedir. Ayrıca Japonların müşterilerinin ifade edilen her
isteğini karşılamayı gerektiren derin yerleşmiş bir servis gelenekleri
bulunmaktadır. Bu gelenekle rekabet eden Japon işletmeleri giderek bulanan bir pozisyona
ulaşmakta ve bütün müşterilerine, bütün hizmetler anlamı kazanmaktadırlar.
Kaynak: M. PORTER, H. TAKEUCHI araşırması
STRATEGY READER içinde. |
Strateji
Korunabilen Bir Pozisyon Farklılığıdır
PORTER e göre bir kuruluşun
rakiplerini aşması için daima savunabileceği ve koruyabileceği bir fark yaratması
gerekmektedir. Firmaların yaratabilecekleri temel fark benzer ürünledeki maliyet ve
fiyat farklarıdır. Bunun yaratılabilmesi için firmalar ürünün tasarımından
müşteriye ulaşmasına kadar yüzlerce aktiviteyi yaratmak, uygulamak ve entegre etmek
durumundadır. Ekonomik etkinlik benzer aktivitileri rakiplerden daha iyi becerebilmekten
kaynaklanmaktadır. Ekonomik etkinlik, genel olarak etkinliği kapsar fakat bundan
fazlası gerekmektedir. BU çerçevede benzer aktiviteleri daha iyi yapmanın yanında
daha etkin aktiviteleri de oluşturmak gerekmektedir. Bu ise dah etkin teknoloji
kullanmak, daha iyi sanayi mühendisliği yapmak, çalışanları daha iyi motive etmek
anlamına gelebilir.
Statejik Pozisyonların Kökeni
Stratejik pozisyonlar üç temel kökten
kaynaklanmaktadır. Bunlar kısmen üstüste çakışabilir.
Çeşit-kökenli pozisyonlar
Bir firma bazı ürün ve hizmetleri belirgin bir
üstünlük ile üretebiliyorsa (kıyaslamalı üstünlük kuramı) stratejisini bunlar
üzerinde yoğunlaştırabilir. Bu ürünleri tercih eden müşteriler paralarına
karşılık daha üstün bir değer satın alabilecek ve olumlu firma imajı
oluşacaktır.
İhtiyaç-kökenli pozisyonlar
Burada strateji pazarın bir bölümün
hedeflemektir. Mercedes arabalarının pazarın statu sembolu arayan varlıklı ve
poazisyon sahibi dilimine hitab etmesi buna bir örnektir. Buna karşılık bazı guruplar
aşırı fiyata hassas olabilir veya değişen oranlarda hizmet desteğine ihtiyaç
duyabilir. Gerçekte profesyonel bir yöneticinin hizmet verdiği sektörde
müşterilerinin ihtiyaç farklılıklarına karşı hassas olması profesyonelliğin
gereği gibidir. Burada vurgulanan strateji sezgiye dayanan bir yaklaşım değildir.
Strateji ihtiyaç farklılıklarına farklı ve özgün aktivitelerle cevap verme
durumunda olmaktır. Bankacılık, kredi kartı ve konut sektörleri bu tür stratejilerin
etkili olabileceği sektörlerdir.
Erişim-kökenli pozisyonlar
Erişime göre strateji PORTER a göre
diğerlerinden daha az kullaınlan ve anlaşılabilen bir varianttır. Burada müşterinin
profili önem taşımaktadır. Müşterinin şehirli veya kırsal olması,seyrek veya
yoğun yerleşmesi, düşük veya yüksek gelir gurubunda olması omlara aynı ürün ve
hizmetlerin farklı lojistik organizasyonlarla ulaştırılmasına olanak sağlamaktadır.
Bize göre burada PORTER bütün Amerikan işletmecilik düşünürlerinin düştüğü
entellektüel tuzağa düşmekte ve firmaların grand stratejilerini fonksiyonel
üretim ve pazarlama politikalarına indirgemektedir. Firmaların hangi müşterilere
nasıl hizmet verecekleri bir stratejik yönetim gereği değil kendi profesyonel sezgi ve
sağduyularının gereğidir. Bu tür tercih yapmak bir stratejik pozisyon almak anlamına
gelmeyebilir. Örneğin Amerikada Honda otomobillerini beğenerek kullanan müşteri
yaşlanıp gelirleri artınca onlar için ekonomik CIVIC değil lüks ACCURA Hondaları
üretmek gerekli oldu bu ise Mintzberg in doğaçlama (emergent) strateji yaklaşımını
kanıtlamaktadır.
Stratejik Pozisyon Trade-Off gerektirir
Stratejik pozisyon almanın gerçek bir grand
strateji yani korunabilir avantaj sayılmayacağını PORTERT de farkederek bunu stratejik
trade-off yaklaşımı ile desteklemek durumunda kalmaktadır. Stratejik pozisyonlar
rakipler tarafından taklit edilerek stratejik anlamlarını
kaybedebilmektedirler.Rekabetçilerin pazar pozisyonlarını kopya etmelerini incelek
için havayolları sektörü mükemmel bir test laboratuarıdır. Burada herhangi bir
firma diğerinin yaptıklarını taklit edebilir. Herhangi bir havayolu aynı uçakları
satın alır veya kiralar, Chek-İn kapılarını kiralar, catering ve bilet hizmetleri de
bütün firmalar için aynıdır.
Continental
Airlines |
| Continental
Airlines rakibi Southwest in uyguladığı ekonomik uçuş taktiklerinde ne kadar
başarılı olduğunu görünce tam-hizmet firması olma yanında ekonomik hizmet
taktiklerini de uygulamaya karar verdi. Continental yeni servis tipine "Coninental
Lite" adını verdi. Bu serviste ikram ve 1. sınıf hizmetler kaldırıldı. Uçuş
sayıları arttırıldı, Ücretler azaltıldı, kapılarda kontrol süreleri
kısaltıldı. Aynı zamanda Continental başka hatlarda tam-servis firması olduğundan
acenta kullanmaya, karma bir uçak filosu bulundurmaya , rezervasyon ve bagaj kontrol
hizmetleri vermeye devam etti. Uygulama sonucunda yaşanan gelişmeler bu stratejinin
Continental için bir feleket olduğunu ortaya koydu.
Firma milyonlarca dolar para ve tepe yöneticisi
işini kaybetti. Uçaklar yoğun trafikli kavşak şehirlerinde gecikti ve kapılarda
bagaj transferleri sorun oldu. Tehirli uçuşlar ve iptaller her gün binlerce şikayetin
doğmasına neden oldu. Continental Lite hem düşük fiyatlı hizmet verip hem de acenta
ücretlerini ödeyerek rekabet etmeyi sürdüremedi. Diğer taraftan tam hizmetleri için
gerekli olduğundan acentalardan da vazgeçemedi. Bunu acenta komisyonlarını
düşürerek kompanse etmek istedi. Bu ise pazarlama sorunlarının doğmasına yol
açtı. Benzer olarak düşük ücretli Lite hizmet alan müşterilere fazla-uçan
müşteri indirimlerini vermek sorun yarattı. Firma bütün indirimleri azaltarak bu
sorunu cözmek istedi. Bunun sonucu acentaların ve bütün Continental müşterilerinin
öfkelenmesi oldu.
Continental firmasının karşıt karakterli iki
pozisyonda, düşük-ücret ekonomik ve tam-ücret klasik kategoride aynı anda hizmet
vermeye çalışması zorunlu stratejik gerilimlere ve sorunlara yol açtı ve firma
başarısız oldu. |
PORTER e göre bir pozisyon şayet
başka pozisyonlarla trade-off gerektiriyorsa stratejik pozisyon sayılabilir. Bu durumda
bu pozisyona geçebilmek uğruna başka pozisyonlardan fedakarlık yapmak gerekecektir.
IBM elektronik ve hard disk sektörlerindeki entegrasyon ve minyatürizasyonun sektörün
geleceğini nasıl etkileyeceğini araştırmadığı için PC sektörüne girmekte
sakınca görmedi. Bu pozisyonun kendisinin çok güçlü olduğu Mainframe sektöründeki
pozisyonunu etkilemeyeceğini düşünüyordu. Gerçekte ise PC sektöründe IBM
imajından kaynaklanan başarısı bu sektörün doğal olmayan bir şekilde hızlı
gelişmesine ve giderek Mainframe sektörünün erozyona uğramasına yol açtı. IBM
örneği bize stratejik hataların zincirleme gittiğini ve kendi gücünün parlaklığı
ile gözleri kamaşan devlerin stratejiye önem verme ihtiyacında olmadıklarını
sandıklarını göstermektedir.
PORTER e göre alternatif-seçimlemeler (trade-off)
üç nedenden kaynaklanmaktadır. Birincisi strateji ile imaj arasında tutarsızlık
olmasıdır. Temizlik sabunu imal eden bir firmanın kozmetik sektörüne geçmesi
müşterileri rasında güvensizlik yaratacaktır.
İkinci ve önemli olarak trade-off lar
pozisyonların kendisinden kaynaklanmaktadır. Farklı pozisyonlar farklı ürün
paketleri, teknolojiler ve örgüt yapıları gerektirebilir. Bu durumda bir pozisyondan
diğerine geçmek bazı kayıpları göze almayı gerektirebilecektir. Firmalar bir
pozisyonda yoğunlaşırlarsa diğer pozisyonlar yeterli dikkat, kaynak ve enerjiden
yoksun kalabilirler.
Son olarak trade-offlar firma içi koordinasyon ve
kontrol eksikliğinden kaynaklanabilir. Bir pozisyonda rekabet etmeyi seçmekle
yönetimler önceliklerini belirlemiş ve berraklaştırmış olurlar. Bunlar da
çalışanlar tarafından açıkça anlaşılır ve kolaylıkla uygulanır. Şayet firma
birden çok pozisyonda rekabet ederlerse, bunu destekleyen bir örgüt yapısının
olmaması halinde çalışanlar günlük karalarını vermekte zorlanacaklardır. Rekabet
pozisyonlarında alternatif-seçimleme uygulamak stratejik yönetimin özüdür ve
firmanın müşteriler için ne anlam taşıdığının berraklaşmasını sağlar.
| Son on yılda
verimlilik avantajlarını iyi kullanabilen HONDA Motor Company ve TOYOTA Motor
Corporation sonunda üretim-etkinlik duvarına sıkıştıklarını gördüler. 1995
yılında müşterilerin fiyatları beğenmeyip direniş göstermesi üzerine Honda daha
ucuz bir arabayı ancak kalitelerden fedakarlık ederek üretebileceğini gördü. Fren
sistemlerderinde yapılan ucuzlaştırma firmanın önemli bir imaj kaybına uğramasına
neden oldu. Toyota firması Japonya için üretilen Corolla modelinde daha ucuz donanım
alternatiflerine geçince müşterilerinin isyanı ile karşılaştı ve modeli satıştan
kaldırmak durumunda kaldı. Burada Japon işletmeciliğinin kalite/maliyet
alternatif-seçimlemesini ortadan kaldıramadığı açıkça görülebilmektedir. |
Tekrar başlangıç "Strateji
Nedir?" sorusuna dönersek, stratejinin bir alternatif-seçimleme (Trade-Off ) yapmak
ve ne yapmamayı seçmek olduğunu görebiliriz.
Bunun en dramatik betimlemesi IBM firmasının PC
üretmeyi seçerek kendisini ve bilgi işlem dünyasını stratejik bir çıkmaza
soktuğunu gösterebiliriz. IBM firması APPLE ile rekabet etme uğruna PC yapmamayı
seçebilseydi IBM logosu ile bütünleşen Bilgisayar kavramı bir masaüstü ofis aleti
düzeyine indirgenmiyecek, Apple tipi aletler sıradan elektronik ofis makineleri olarak
kalacak ve bilgi işlem mesleği saygın profesyonel konumunu muhafaza debilecekti. IBM im
bu alandaki başlangıçtaki yanıltıcı başarısı, bilgi işlemin kendisine karşıt
bir kanalda gelişerek sektördeki stratejik konumunun ve bunun etrafında oluşan
profesyonel kariyerlerin yok olmasına yol açtı. Bu alana girmeye çalışan NCR,
AT&T, TI, DEC gibi dev kuruluşlarda bu stratejik hatalarını çok pahalı şekilde
ödediler. Dev sanayi kuruluşlarının yaratıcı ve üretici gücü, garajda bile monte
edilebilen sıradan elektronik aletler uğruna israf edilmiş oldu. PC ler ne kadar
gelişmiş olularsa olsunlar gerçek bilgi işlem araçları değildir fakat bu farkı
anlatacak ve anlıyacak semantik ortam IBM in stratejik hatası ile yok olmuş
durumdadır. IBM firmasının PC pazarına girmesi BOEING firmasının zirai ilaçlama
uçağı alanına girmesi ile eş anlamlıdır. Çok şükür ki BOEING firması Zirai
ilaçlama uçağı yapmamayı seçebilecek stratejik bilgeliğini kaybetmemiş
durumdadır.
Stratejik Bütünleştirme (fit)
Yaklaşımı
PORTER in strateji yaklaşımının üçüncü ve
önemli kavramı bütünleştirme (fit) tekniğidir.
İşletmelerin fonksiyonel poltikalrı arasındaki
uyum (fit) işletme yönetiminin eski ve temel temalarından biridir. Bir çok klasik
işletme düşünürü bu uyumu stratejinin kendis olarak yorumlar. Modern yaklaşımlar
ise bu uyumdan biraz uzaklaşarak bütünlüğü gözden kaçıran "temel
uzmanlıklar (core competencies)" , "kritik başarı faktörleri (critical
succsess factors)", "kritik kaynaklar (critical resources)" gibi
kavramları ön plan çıkardılar. PORTER e göre uyum (fit) , bütünü esas alarak
stratejik başarı için en temel olguyu oluşturmaktadır.
PORTER e göre üç tip fit bulunmaktadır.
Basit tutarlılık (simple consistency)
Burada grand strateji ile işletme fonksiyonları
arasında bir uyum ve tutarlılık aranmaktadır. Bu tutarlılık ile rekabetçi
avantajın fonksiyonlara katkısı birikecek ve stratejinin daha iyi uygulanmasına olanak
sağlıyacaktır.
Destekleyicilik (reinforcing aktivities)
Uğraşların optimizasyonu (optimisation of
efforts)
Kaynak kullanımına dönük
strateji (Robert W. GRANT)
Stratejini 1980 lerdeki yorumunda firmanın kaynak
ve becerilerinin çevrenin fırsat ve tehditlerine karşı uyarlanması yaklaşımı hakim
oldu. Bu dönemde strateji ve çevre arasındaki ilişkiler odak noktasını oluşturdu.
Bu yorumun önde gelen ismi PORTER in endüstri analizleri ve PIMS projesi oldu. Bu
dönemde firmanın kaynak ve olanakları ile strateji arasındaki ilişkiler yeterli
ilgiyi görmedi. Buna alternatif olarak firma kaynaklarının stratejiye etkilerini
vurgulayan çalışmalar da yapıldı. GRANT bu çalışmalardaki tutarlılık ve
entegrasyon eksikliğini vurgulayark yeni bir kaynak-tabanlı strateji modeli
önermektedir.
Bu modelde firmanın kaynak ve becerilerinin
stratejik bir açıdan tanımlanması özel bir önem taşımaktadır. Firmalar
aktivitelerini stratejik olarak en güçlü oldukları kaynak ve beceriler doğrultusunda
geliştirmelidirler. Potansiyel müşterilerin bütün talaeplerine cevap vermeye
çalışmak firmaları zor durumda bırakabilir. Müşterilerin bütün finansal
taleplerine cevap vermeye çalışan finans kuruluşlarının kötü dönemler
yaşadıkları, müşterilerinin hava yolları, otomobil servisi ve otel hizmetleri
ihtiyaçlarını entegre etmeye çalışnların ağır maliyetlerle karşılaştıkları
yaşanmış örneklerdir. Buna karşılık stratejileri çevre değişimlerini
göğüsleyebilmek için kaynak ve becerilerini dikkatle tanımlayarak bunlar üzerinde
yoğunlaşanların önemli başarılar sağladıkları gözlendi. HONDA firmasının
4-zamanlı motorlar üzerinde uzmanlaşması ona morsikletlerde, otomobillerde, deniz
motorlarında ve benzin motoru kullanan bütün uygulamalarda stratejik bir üstünlük
sağladı. 3M firmasının plastik üzerine kimyevi kaplama teknolojisi ona geniş bir
band ürün spektrumu kazandırdı.
Ekonomik teori ve ekonomik uygulamalar sektörler
arasındaki karlılık farklarının çok belirgin olmadığını, gerçek farkların bir
sektörün içinde yaşanabildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle GRANT bir firmanın
karlılık farkı yaratacak stratejisinin, o firmanın kaynak ve becerilerine
dayandırılması gerektiğini vurgulamaktadır. GRANT a göre bir firmanın karlılık
farkı sahip olabileceği tekelci pozisyonundan değil, kaynaklarının
sağlayacağı kıyaslamalı üstünlüğünden kaynaklanmaktadır. Bu kaynakların
stratejik kalitesinde bir gerileme olduğu durumlarda firmanın karları da zorunlu olarak
gerileyecektir.
Kaynakların değerlendirilmesi
Kaynaklar ve yetenekler arasında belirgin bir
ayrılık sözkonusudur. Kaynaklar üretim sürecine katılan girdilerdir. Bunlar analizin
temel birimleridir. Firmaya özel kaynaklar kapital üretim araçları, çalışanların
becerileri, marka imajı finans v.s. olabilir. Bütün bu kaynnakların üretken olduğu
söylenemez. Üretken kaynaklar katma değer yaratma kapasitesine sahip olan
kaynaklardır. Üretken süreçler bir takım kaynakların bileşimi ve organizasyonu ile
meydana gelir. Yetenekler bir takın kaynakların bir sonuç elde edilecek şekide
kullanılabilmesidir. Kaynaklar firmanın yeteneklerini oluştururken, yetenekler
firmanın rekabetçi avantajını tayin edecektir.
Bir firmanın stratejik kaynaklarının
belirlenmesinde önemli bir aksaklık , muhasebe sistemlerinin bu kaynakları belirlemekte
yetersiz olmasıdır. Finansal tablolar stratejik önemi çok yüksek intangible aktifleri
ve insan becerilerini yansıtmakta yetersiz kalmaktadırlar. Burada kaynakları
sınıflandırma iyi bir başlangıç noktası oluşturabilir. Altı ana kaynak kategorisi
stratejik bir anlam taşımaktadır.
1. Finansal kaynaklar
2. Fizik kaynaklar
3. Teknolojik kaynaklar
3. Şirket imajı
4. Örgütsel ve yapısal kaynaklar
Muhasebecilerin bu kaynakları yansıtmakta isteksiz
oluşları sayosallaştırmanın güçlüklerinden kaynaklanmaktadır. Bir çok intangible
kaynağın heterojenliği ve dönüştürülebilir olmaması bunların pazar fiyatları
cinsinden ifadesini engellemektedir. Stratejik işletmecilik bütün bu kaynakları
belirli bir ekonomik perspektifte değerlendirerek en çok rant alabileceği kullanım
şekillerini belirlemelidir.
Bir firmanın yetenekleri kaynak bloklarının
beraber kullanılması ile firmanın neler yapabileceğidir. Bunlara temel uzmanlıklar
(core competencies) de denilmektedir. Bu yeteneklerin değerlendirilmesinde kritik bir
nokta objektifliğin korunamamsıdır. Firma yöneticileri semantik yapılarını
değişen koşullara uyarlamadıkları, başarılarını abartıp başarısızlıklarına
gerekçe buldujkları için nelerin kendileri için stratejik yetenek olduğunu
belirlemede genelde iyimser davranmaktadırlar. HARLEY DAVİDSON, PHILIPS, GENERAL
MOTORS,ROLSE-ROYCE, XEROX bu tür saplantılar ile kendilerini çıkmaza sokan firmalara
örnek olarak verilebilir. Buna karşılık GENERAL ELECTRIC kendi güç ve zaaflarını
stratejik bir gerçekçilikle değerlendirerek, dünyanın en büyük ve en bölümlenmiş
firması için kontrol, koordinasyon, esneklik ve yenilikçilik prosedürlerine güç
katan bir yönetim sistemi oluşturabilmiştir. Buna karşılık faaliyetlerini firmanın
yeteneklerinin dışına taşırarak bilgisayar pazarına giren PHILIPS de
stratejik başarısızlık örneği oluşturmaktadır.
Kaynaklar ile Yetenekler Arasındaki
Stratejik Fark : Sürdürülebilirlik (Sustainability)
Bir firmanın kaynakları ile yetenekleri üzerinde
elde edebileceği getiriler iki anahtar faktör tarafından belirlenir. Birincisi
firmanın bu kaynak ve yeteneklerin sağladığı rekabetçi avantajı sürdürebilmesi,
ikincisi de bu avantajları yarattığı rantları toplayabilmesidir. Pazarların kurumsal
yapıları, pazarların tam rekabet veya eksik rekabet yapısında olması kaynak ve
yeteneklerden doğan avantajları etkilemektedir. Etkin pazarlarda rekebet sadece finans
ve informasyona dayanmaktadır. Fiyatlar bütün etkileri yansıtır ve bilgi ve beceri
düzeyi yüksek olanlar rant sağlayabilir. Eksik rekabet pazarlarında ise fiyatlar
mevcut durumu tam yansıtmadığından kaynaklar üzerinde stratejik bir kontrol
sağlayabilen firmalar rekabetçi bir avantaj yakalayabilirler.
Kaynak tabanlı strateji yaklaşımı rekabetçi
avantajın sürebilirliliği için kaynak ve yetenekler ilişkin dört temel gösterge
tanımlamaktadır.
1- Dayanıklılık (durability) :Kaynak
ve yeteneklerin zaman içinde rant yaratıcı özelliklerinin azalmamasıdır.
2- Şeffaflık (transparency): Az
sayıda kaynak ve beceri bileşimi gerektiren bir strateji, çok sayıda ve karmaşık bir
bileşim gerektiren stratejilerden daha şeffaftır ve taklit edilebilir. Örneğin COMPAQ
firmasının PC pazarındaki başarısı hız ve sezgiye dayanırken IBM firmasının çok
boyutlu başarılarını değerlendirmek ve taklit etmek daha güçtür.
3- Edinilebilirlilik (transferability) : Kaynaklara
dayanan bir rekabetçi avantaj, bu kaynakların pazardan temin edilebilme durumunda diğer
firmalara da transfer edilebilir. BUna karşılık üstünlük yeteneklere dayanıyorsa,
yetenkler özel olarak kombine edilmiş kaynak bileşimleri olduğundan transferleri de o
ölçüde güç olacaktır.
4- Kopyalanabilirlilik (replicability): Bazı
yeteneklerin özellikle firma kültürü ile beslenmesi ve desteklenmesi durumunda
kopyalanabilmesi oldukça güçtür. Örneğin IBM firmasının veya MICROSFT un
çalışanlarını motive ediş şekillerinin başkaları tarafından da uygulanabilmesi
çeşitli güçlükler çıkarır. Kültür tabanlı bazı yetenklerin basit yapıda
olması bunların kopyalanabşilmesi için yeterli değildir. Japonların iki çok iyi
biline uygulaması JIT (tam zamanında üretim) ve Kalite Çevreleri çok karmaşık bir
uygulama becerisi gerektirmediği halde, denendikleri bir çok Amerika ve Avrupa
firmasında beklenilen sonuçları doğurmamıştır. Basit görünen uygulamalar
kopyalamada bu kadar sorun çıkarırken karmaşık olanların taklit edilmesindeki
güçlükler açıktır. XEROX firmasının müşteriye hizmet anlayışı yalnızca bir
departmanın değil, bütün bölümleri kapsayan ve firmanın kültürüne entegre
edilmiş bir yetenektir.
Burada verilen model esas olarak teorik
görülmekler birlikte GRANT bunun uygulanmasının güçlü bir stratejik yaklaşım
oluşturduğunu ileri sürmektedir. Kaynak ve yeteneklerin rant yartan özelliklerinin
incelenmesi, en önemli kaynak ve yeteneklerin dayanıklı, anlaşılması ve
tanımlanması güç, kolay edinilemez,kopyalanması olanaksız ve firmanın mülkiyet ve
kontrolüne sahip olanlar olduklarını vurgulamaktadır. 1984-88 arasında zor günler
yaşayan HARLEY-DAVIDSON motorsiklet firması firmanın bu özellikleri taşıyan imajına
dayanan bir strateji uygulayarak, rakiplerinden daha geri modeller üretmesine rağmen
zorlukları aşabildi. Güçlü ve zor erkeği çağrıştıran bu imaj gelenksel
müşterilerden kaydırılarak profesyonellere de benimsetilebildi.
Stratejik Aktif Olarak Kaynak ve Yetenekler
AMIT ve SCHOEMAKER, "endüstri
analizi" formatı ile "firma kaynakları"
yaklaşımını birleştirerek "stratejik aktifler" yaklaşımını
önermekte ve firma stratejisinin oluşturulmasında bir takım sosyolojik kısıtların
bulunduğunu vurgulamaktadır.
Çevreye bağımlılık
(context dependency) olarak strateji (Sumantra GOSHAL)
Çok uluslular başta olmak üzere herhangi bir
kuruluşun amaçları üç kategoriye ayrılabilir. Firma faaliyet alanlarında etkinliği
yakalamalı, bu faaliyetleri sürdürebilmek için göze aldığı riskleri iyi
hesaplamalı ve dağıtmalı, gelecekteki değişimlerle başa çıkabilmek için
öğrenmeli ve yenilenmelidir. Rekabetçi avantaj, firmanın bu farklı ve bazen çelişen
amaçlarını gçekleştirmek için uygulayacağı aktiviteleri optimize etmeleri ile
gerçekleşir.
Global Strateji Çerçevesi |
Rekabetçi Avantaj Kaynakları |
| Stratejik
Amaçlar |
Ulusal
Farklılıklar |
Ölçek
Ekonomileri |
Kapsam
Ekonomileri |
| İşlemlerde
etkinliği yakalamak |
Faktör
fiyatları, ücretler ve kapital maliyetleri arasındaki farklardan yaralanmak |
Her
aktivitede potansiyel ölçek ekonomilerini genişletmek ve yaralanmak |
Yatırımları
ve maliyetleri ürünler, pazarlar ve sektörler arasında dağıtmak |
| Risklerle
başa çıkmak |
Farklı
ülkelerde pazar, kültür ve politika farklılıklarından doğan riskleri doğru
hesaplamak |
Ölçeği
stratejik ve operasyonel esneklikle dengeli hale getirmek. |
Riski
portföyler halinde dağıtmak ve yan-pazarlıklar ile opsiyonlar yaratmak |
| Yenileştirme,
Öğrenme ve Uyarlama |
Toplumların
farklı örgütsel, yönetsel ve davranışsal süreçlerinden öğrenmek |
Deneyimlerden
öğrenerek maliyet indirimi ve yenilikler yaratmak |
Farklı
ürünler, pazarlar ve girişimlerden kaynaklana bilgiyi örgüt birimleri ile paylaşmak |
|