| Yedi Global
Stratejik Değişim
Dünyamızın endüstriyel ve ekonomik sisteminde,
gelecekteki stratejilerin başarısını etkileyecek radikal değişimler yer almaktadır.
Bunları esas olarak yedi ana kategoride belirleyebiliriz.
1. Emek ve Kapital yoğun endüstrilerden Teknoloji
ve Enformatik yoğun endüstrilere geçiş
2. Çok-Uluslu işletmelerden Çok-Pozisyonlu
işletmelere geçiş.
3. Bir çok endüstride sabit/değişken maliyet
oranlarının değişimi
4. Çelik kökenli sektörlerden elektronik kökenli
sektörlere kayma
5. İşletme birimi tanımında ve yapılanasında
değişme
6. Uluslararası finans mekanizmalarından lokal
finans mekanizmalarına geçme.
7. İşletmecilik kültürü değerlerinde
değişim.
1. Emek ve Kapital yoğun endüstrilerden teknoloji
ve Enformatik yoğun endüstrilere geçiş
Geleneksel montaj kökenli, otomobil, ev
aletleri, kameralar, yarıiletkenler gibi sektörlerde toplam maliyetin %25 kadarını
emek oluşturmakta idi. Üretim teknolojisindeki gelişmeler, otomasyon, nümerik kontrol
ve robot işçiliği bu sektörlerdeki emek oranını %5-10 mertebelerine indirgemiş
bulunmaktadır. Diğer bir deyişle dünün emek-yoğun sektörleri bu gün
kapitail-yoğun şekle dönüşmüştür. Bu sektörler artık yoğun miktarda emeği
absorbe edebilme kapasitesine sahip değildir.
Bu sektörlerdeki yöneticiler gelişmeleri
yakalayabilmekte geciktiklerinden, aşırı emek maliyetleri nedeniyle ciddi sorunlar
yaşamaya başladılar. Rekabetçi galişim onları bir yandan kapital yoğun
yatırımları gerçekleştirmeye zorlarken diğer yandan artan emek gücü ile ne
yapacaklarını veya yeni iş potansiyellerini nasıl yaratacaklarını bilemediler.
Japonlar bu sorunu aşabilmek için personel sayısını aynı tutarak sınai maliyetleri
büyük ölçüde düşürme ve satışı arttırarak ölçek ekonomisinden yaralanma
stratejisini benimsediler. Bu tür bir strateji deneyimden ve öğrenme eğrisi
yaklaşımından avantaj sağlama olanağını yok etmektedir. Emeğin değeri toplamda
küçük bir yer tuttuğu için öğrenmeden ve deneyimden kazanma için fazla bir marj
kalmamaktadır. Sabit maliyetlerin büyük ölçüde yükselmiş olması bunların
amortizasyonu için farklı teknikleri gerektirmektedir. Geçmiş on yılda Toyota
firması, emek düzeyini 45,000 lerde tutarken çıktı düzeyini 2.5 katı artırdı.
Bunun sonucu Toyota ve onu izleyen Nissan ın verimliliği dünya pazarlarındaki
rakiplerinin iki katı düzeyinde oldu. Bunu Toyota stok için üretmek stratejisi yerine
talep için üretmek stratejisini uygulayarak ve lojistik kontrolunu kanban
(Just in Time) sistemi ile stoklarını minimize ederek gerçekleştirdi. Üretim
sürecinde kalıpların değişen model talebine hızla cevap verecek şekilde saatler
yerine birkaç dakikada değiştirilebilmesi bu stratejinin en can alıcı yeniliğini
oluşturdu. Toyota oto sektöründe emek yoğunluğunda kapital yoğunluğuna geçişin
öncüsü oldu. Toyota bu stratejileri Japonlara özgü katılımci endüstriyel sosyoloji
ile destekleyebildiğinden bu geçişi kolaylıkla sağlayabildi. Benzer uygulamalar
Amerikada da denenmekte fakata her zaman istenilen başarıyı sağlayamamaktadır.
2. Çok-Uluslu işletmelerden Çok-Pozisyonlu
işletmelere geçiş.
Emek yoğun sektörlerdeki değişim
gelişmekte olan ülkeleri de etkilemektedir. Maliyet içinde emeğin öneminin azalması
sanayi sektörlerinin ucuz emek alternatifleri arama sorunlarını ortadan
kaldırmıştır. Bu gün firmalar hammaddeyi ucuz olan ülkeden alıp, emeği ucuz olan
ülkede monte edip, katma değeri yüksek olan pazarlarda satma eğilimindedirler. Bu
süreçte emeğin önemini kaybetmesi dikkatin katma değer yüksek pazarlara
yoğunlaşmasına neden oldu. Firmalar ucuz emek olan yerlerde üretmek yerine yüksek
katma değer olan yerd pazarlamak stratjisini benimsediler. Sony,Canon,Technics ve Levi
Strauss gibi firmalar özellikle OECD ülkelerini katma değer yaratma potansiyeli yüksek
pazarlar olarak belirlediler ve burada pazarlama organizasyonlarını geliştirme
stratejisini benimsediler.
Buna karşılık dünya pazarı için dünya
üzerinde üretim yapmak sanıldığı gibi kolay olmamaktadır. Ülkelerin kendi iş
kanunları, vergi sistemleri ve ekonomi anlayışları bulunmaktadır. Dünyanın global
bir pazar olduğu yaşanan deneyimler sonucunda geçerliliğini yitirmiştir.
* Güneydoğu Asyaya yatırım yaparak düşük
ücretlerden yaralanmayı bekleyen Amerikan üreticilerinin hemen hepsi kendi ülkelerine
dönüş yapmış veya ağır kayıplarla kapanmıştır. Evde kalanlar ise başarılı
olmuştur. Bu sektörün teknolojik yapısı hızla kapital yoğun şekle
dönüştüğünden beklene fayda sağlanamamış ayrıca Asya ülkelerine bir çok teknik
beceri transfer edilmiştir. * İspanyada düşük ücretlerden yararlanmayı düşünen
Japon firmaları hemen bütün girişimlerde başarısız olmuşlardır. * Portekizde,
Avrupa Birliği için üretim birimleri oluşturan Amerikan ve Japon şirketleri
başarısız olmuşlardır. * Güney Amerikada ortaklıklar kuran firmalar bu gün hızla
paylarını azaltma çabası içindedirler.
3. Bir çok endüstride sabit/değişken
maliyet oranlarının değişimi
Geleneksel olarak sabit maliyet sektörleri
olarak bilinen çimento, tekstil, plastik ve petrokimya sektörleri giderek değişken
maliyet sektörleri haline dönüşmektedir. Geçmişte değişken maliyetleri %50 ler
civarında iken, ham madde ve enerji fiyatlarındaki yükselmeler nedeni ile şimdi %70
ler civarında görülmektedir. Böyle bir sektörü on yıl öncesinin alışkanlıkları
ile yönetmek oldukça güçtür.
Diğer bir örnek ise yüksek katma değer yaratan
sektörlerdir. İlk bakışta yüksek katma değer yüksek kar gibi görülmektedir.
Gerçekte ise enformatik sektörü gibi yüksek katma değer sektörlerinde katma değr
yüksek emek maliyeti anlamına gelmektedir. Burada montaj işçilerinin yerini bilgi
işçileri olan uzmanlar ve mühendisler almaktadır. Burada ölçek ekonomisinden
yararlanılamaz ve daha fazla iş daha fazla uzman ile mümkündür ve sektörün
değişken maliyeti yüksektir.
4. Çelik kökenli sektörlerden elektronik kökenli
sektörlere kayma
Dünya ekonomik düzenindeki önemli bir
değişim, ulusların zenginliği içinde elektroniğin, çeliğin yerini almasıdır. II.
Dünya Savaşından sonra Japon hükümeti bütün enerjisini güçlü bir çelik
endüstrisi altyapısı oluşturmaya harcadı. Japonyanın Uluslararası Ticaret ve Sanayi
Bakanlığı (MITI) düşük maliyetli krediler ile, bugün dünyada rekabetçi bir
durumda olan 150 milyon ton/yıl kapasiteli bir çelik sektörü yarattı. Bu başarı
Japonya nın otomobil, gemi inşaat ve ev araçları sektörlerinde dünya çapında
rekabetçi bir konuma ulaşmasını sağladı. Çeliğin Japonyanın ekonomik gücünün
kökeni olarak vurgulanması stratejik bir zafer sağladı. Benzer bir başarıyı İsveç
ve Almanya da gösterdiler.
Bu gün durum bir ölçüde değişmiş
bulunmaktadır. İsveç ve Almanya güçlü çelik sektörlerine karşılık büyüyen
sektörlere sahip değildir. Artık büyyen sektörler çeliğe değil elektroniğe
dayanan sektörlerdir. Bu endüstriler bilgisayar veya bilişim kökenli olmak üzere
Amerikada ve Japonya da odaklanmış durumdadır ve giderek dev sektörler durumuna
dönüşmektedir. Bunlar giderek, geleneksel olarak gemi inşaat, oto montajı ve ev
aletleri sektörlerinin sahip olduğu stratejik pozisyonları yüklenmektedir. Bu
sektörlerde dahi elektroniğin payı hızla artmaktadır. !980 lerde elektronik Japonyada
üretilen otoların maliyetinin %10 unu oluşturmaktadır.
5. İşletme birimi tanımında değişme
Global ekonomik güç tabanının
elektroniğe kaymasının işletmecilik düzeyinde başka sorunlar da yaratmaktadır.
Ürünler içindeki elektronik bileşen payı arttıkça iş tanımları arasındaki
netlikler azalmaktadır. Bu gün bilgisayar üreten bir firma elektronik girdilerini fazla
değiştirmeden fotokopi veya fotograf makinesi üretimine geçebilir. Bu gün fotokopi
makineleri yapımında başarılı olan firmalar Canon, Ricoh, Minolta, Konica
başlangıçta kamera üreticileri olarak tanındılar. Elektronik bileşenlerin yaygın
kullanılması bu firmaların kamera hatlarının da korunmasına olanak sağlamaktadır.
Buna göre stratejik işletme birimi ürün bazından destek bazına değişmektedir.
6. Uluslararası finans mekanizmalarından
lokal finans mekanizmalarına geçme.
1980 lerde işletmeleri etkileyen stratejik
değişim finans mekanizmalarında gözlenmektedir. Bu yıllarda finansal olrak daha
ekonomik olan finasal pazarlarda düşük faizli döviz cinsinden borçlanma Japon yeninin
giderek değer kazanması ile terse dönmüş ve Japon bankalarından yen cinsinden
borçlanma daha cazip hale dönüşmüştür. Buradan alınan ders faiz oranları, döviz
pariteleri ve enflasyon oranları arasındaki etkileşimler dikkate alınmazsa borçlanma
stratejileri ters etki yaratabilmektedir.
Bunun sonucunda büyük finansal kaynakların kısa
bir sürede mobilize edilmesi dünya çapında rkabet için önem taşımaktadır. Buna
göre büyük fonları vergi ve diğer nedenlerle hareket etttiremiyecek sanayi
kuruluşları çalıştıkları ülkelerin finans kuruluşları ile güçlü ilişkiler
geliştirmelidirler. Yerel finansman bir çok-uluslu işletme için stratejil bir önem
taşımaktadır.
7. İşletmecilik kültürü değerlerinde
değişim.
Stratejistlerin göze almaları gereken son
önemli değişim, insanların iş ve çalışma anlayışlarında ve işletmecilik
değerlerinde yaşanan değişmelerdir. yetmişli yılarda gözlenen ve beklenen Amerikan
ve Avrupalı dev işletmelerin sahip oldukları finans ve insan gücü ile dünyanın
kontrolunu giderek ele alacakları idi. Bunu engelleyen bir gelişme oldu. Büyük
firmaların değişimleri algılamasında ve kontrol etmesinde belirgin bir zaafları
ortaya çıktı. Örgütlerin hiyerarşik yapıları yöneten-yönetilen ayrımı onların
belirgin ve stratejik hedeflere konsantre olabilmelerini engellemektedir.
Japonyada veya diğer uluslardaki mükemmel
işletmeler incelendiğinde bubları fark ettiren şeyin insane verilen önem ve değer
olduğu gözlenmektedir. Bu işletmelerde her şey insanların başarısını ve
etkinliğini arttıracak şekilde düzenlenmiş durumdadır. işletme insanları ile uyum
ve bütünleşme halindedir. İnsanlar birbirlerinin aleyhine gelişemezler ve birinin
başarısı bütün işletmenin başarısı demektir. Burada işler güvence altındadır,
kariyerler kıdeme bağlıdır ve yöneticilerin içerden yetiştirilmesi önceliklidir.
Çalışanların sorun çözmeye katılması beklenir ve teşvşk edilir. Çalışanlar
emekçi değil ortak (associate) olarak düşünülür. Terfiler ortak bir değer
sistemine göre düzenlenir. Kararlar ve stratejik yönetim, ortakların ve hisse
sahiplerinin finansal beklentilerine göre değil işletmenin bulunduğu sektöredeki uzun
dönem başarısına göre gerçekleştirilir. Toyota ve Hiatachi bu ilkelrin yoğunlukla
uygulandığı ve somut başarıların gözlendiği kuruluşlardır. Bunun
gerçeklşebilmesi için bu firmaların bütün değer sistemleri ve buna bağlı yönetim
süreçleri insan odaklı olarak düzenlenmiştir.
Bir Senteze Ulaşmak
Bütün bu yedi değişim eğilimi nasıl
bütünleştirilebilir? Bütün bunlardan hangi sonuçlara ulaşacağız?
Çıkartabileceğimiz tek önemli sonuç, şimdiye kadar bildiğimiz işletmecilik kuram
ve modellerinin artık fazla işe yaramıyacağıdır. Veya en azından bu kuramlar
dünyanın startejik üç bölgesi Avrupa, Japoya ve Amerikada dinamik değişimleri
açıklamaktan uzak kalacaklardır.
Bu gün gerekli olan belki de yeni bir kuram, model
veya paradigma değil stratejik düşünme kapasite ve vizyonuna sahip insanlar
olacaktır. Stratejik düşünürler duyarlılık, sezgi ve statu quo yu irdeleyen bir
eleştirel akla gereksinirler. Dengeli ve sentetik görüş alanları bulunur. Sadece bir
konuyu derinlemesine bilen uzmanlar olmakla yetinemezler. Mekanik ve analitik düşünce
şeklei yerine organik ve sentetik bir düşünce şekline sahiptirler. Algısal
yapıları esnek ve akışkandır.Sorunları ait oldukları sistemin bütünlüğü ve
dinamikleri içinde ele içinde ele alırlar. Olayların zaman içinde ve kültürler
arasında geçirdiği dönüşümlere şaşırmazlar. Yeni düşünceler, yeni
ürünler, yeni girişimler ortaya koyabilmek için stratejistler genelde üç temel
teknikten yararlanırlar.
- dar boğazları gidermek,
- yeni bileşimler yaratmak,
- stratatejik serbestlik derecelerini genişletmek.
Her üç tekniğinde başarı ile uygulandığı
örnek olarak Toyota baş mühendisi Taiichi Ohno tarfından geliştirilen otomobil montaj
hatlarının yeniden düzenlenmesi ve talebe göre tam zamanında üretim (JIT) tekniğini
verebiliriz. Bunu gerçekleştirebilmek için Ohno hemen hemen imkansız gibi görüne
kalıpları 3-5 dakika içinde değiştirebilmeyi başararak aşılmazı olanaksız olanı
gerçekleştirdi. Stratejik sezgi genellikle belirli bir sektörü etkileyen güçleri
girişimci bir bakış açısıyla analiz ederken ortaya çıkmaktadır. Bazan rakiplerin
yaptığından daha iyi bir ürün yapmak yerine aynı talebe cevap veren tamamiyle
değişik bir ürün düşünülebilir. Polaroid kamera böyle bir düşüncenin
ürünüdür. BUnu yapamayan bir kuruluş oyunun kurallarının başkaları tarafından
belirlenmesine razı olmuş demektir. Stratejik başarı rekabetçi fark yaratmakla elde
edilmektedir. Buna göre stratejik düşünce geçerli olan kuram ve kavramlardan bazı
durumlarda sapmayı göze almayı gerektirebilir. Kuram ve kavramlar değişen koşullarda
anlamlarını yitirebilir. Yaratıcı stratejik düşünce yeni kavramlar ile yeni
kuramlar üretebilme kapasitesidir. Örneğin çok uzun bir dönem elektrik ampulleri
küresel yapıda ve vidalı idi. Bunlar niye çubuk gibi ve sokete giren olmasın? Niye
kaset teypler yürürken dinlenmesin? ve cebe sığmasın? Forklift niye düşey
çalışsın ve yük operatörün görüşünü kapatsın? Klima cihazları neden tek bir
blok olsun? Bu tür mantıklı soruları sınırsız olarak üretmek mümkündür. Şayet
bu Niye? sorularının kolay bir cevabı yoksa burada stratejik bir şans doğmaktadır.
Uzmanların dahi doyurucu bir cevabı yoksa burada anlaşılan sağduyunun herkezin
düşüncesini bloke ettiğidir. Bu bloklardan kurtulabilen bir stratejist birden kolay
kavranamayacak ve kopya edilemeyecek bir uygulamanın potansiyellerini yakalmış
olacaktır. Bundan sonra yaratıcı bir düşünceyi başarılı bir ürün ve hizmet
haline dönüştürmek bir fizibilite sorunu ve profesyonel çalışmadır. |