|
Değişen Stratejik faktörler İçinde yaşadığımız son çeyrek
yüzyılda en çok öne çıkan kavramların başında "Değişim" gelmektedir.
Dünyadaki gelişmeler doğrultusunda makro ve mikro düzeyde tüm organizasyonlarda
değişimin kaçınılmaz olduğundan söz edilmektedir. Çok hızlı yaşanan değişim
ve küreselleştirme, toplumsal sistemin tüm alt sistemlerini ve bireylerini
etkilemektedir. Küreselleştirme ile ortaya çıkan yeni rekabet koşulları, eskiye
oranla çok daha sert ve imha edicidir. üretimin daha çok teknoloji ağırlıklı
olması, gelişmekte olan ülkelerinde, ham madde üstünlükleri ile katma değeri
yüksek ürünlerde gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmelerini sağlamaktadır.
Organizasyonları değişime
zorlayan faktörler aşağıdaki gibi özetlenenbilir.
- Değişen demografik yapı (işgücündeki
cinsiyet, dil, ırk, kültür farklılıkları v.b.)
- Müşterinin bilinçlenmesi ve
beklentilerinin (kalite, hızlı servis, ucuzluk, ürünün estetik değeri, güvenilir
olması v.b.) yükselmesi,
- Yeni açılan pazarlar ve beraberinde
getirdiği pazar payı kapma yarışı,
- Küreselleştirme ve korumacılık,
- Uluslararası ve bölgesel bütünleşmelerin
rekabet savaşlarını kızıştırması,
- Sıcak savaş taktik ve stratejilerinin
soğuk savaş taktik ve stratejilerine dönüşmesi,
- Yeni teknolojik buluşlar,
- Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler:
bilgisayar kullanımının yaygınlaşması; üretim sürecinde robotlardan
yararlanılması ve haberleşme alanındaki hızlı gelişmeler,
- İnsanların değer ve beklentilerinin
giderek benzeşmesi,
- İnsan hakları ve demokrasi alanındaki
gelişmeler dolayısıyla organizasyonlarda insana saygının önem kazanması,
Bu faktörler ve bunlara eklenebilecek birçok
faktör organizasyonların bir değişimleri fırsat ve tehdit olarak değerlendirecekleri
yeni stratejiler benimsemelerini gerektirmektedir.
Bu gelişmeyle birlikte
küreselleşme ve küreselleştirmenin dinamiğini belirleyen faktörler de hızla
değişmektedir. Uluslararası sermayenin akış yönü ve üretim faaliyetlerindeki
gelişmede, geleneksel olarak belirleyici olan niteliksiz ucuz işgücü ve hammaddenin
bolluğu gibi unsurların önemi giderek azalırken, iyi yetişmiş işgücünün,
gelişmiş bir teknolojik ve ticari alt yapının varlığı ile etkin işleyen bir piyasa
mekanizması ve nihai pazarın değişen ve gelişen tercihlerini yakından izleyebilme ve
kolay ulaşabilme gibi unsurların önemi artmaktadır.
II. Dünya Savaşından 1970’li
yılların sonlarına kadar dünyada yaşanan, kütle üretimine dönük ekonomik yapı
yoğun bir rekabet ortamı doğurmuştur. Teknolojik gelişmenin henüz
yaygınlaşmadığı dönemlerde rekabet gücünün temel öğesi üretim üstünlüğü
olarak kabul edilmiştir. Geniş pazarlara büyük hacimde üretimle çıkabilen
işletmeler kitle üretimi ve ölçek ekonomisinin avantajlarını kullanarak rakiplerini
geride bırakmışlardır. Özellikle otomotiv, kimya, elektronik ve dayanıklı tüketim
malı üreten kuruluşlar pazardaki üstünlüklerini üretim güçleriyle
sağlamışlardır. 1970’li yılların bitiminde teknolojinin yaygınlaşarak, hayatın
her alanına girmesi, üretim girdilerini ucuz olarak sağlayan ve bunları
teknoloji yardımıyla biraraya getiren işletmeler, daha düşük maliyette rekabet
dönemi başlatmışlardır.
80’li yıllar Japonların dünya
pazarlarına agressif bir şekilde girmesi ile ise rekabette yeni bir boyutun öne
çıkmasını izledi: Kalite. Artık ucuz ve bol ürüne doymuş kitleler,
ihtiyaçlarını gideren değil, beklentilerine hitap eden ürünleri talep eder
olmuşlardır. Günümüze yaklaştıkça ürünlerde gelişmiş üretim teknolojileri ile
kolayca sağlanabilebn kalitenin yanında, yenilik, esneklik, hizmet
ve pazara daha çabuk ulaşma, yani hız faktörlerinin
de rekabetçi üstünlüğün önemli boyutları haline geldiği görülmektedir.
Yarının dünyasında rekabetin gizli avantajları ise, yaratıcılık ve yenilik olarak
öne çıkmaktadır. Mevcut üretim teknolojileri ve gelişmiş lojistik sistemleri
bilinen ürünleri istenilen kalitede üretmeyi her kez için olanaklı hale getirmiştir.
Kalitenin bir rekabetçi üstünlük avantajı olduğu günler 80 li ve 90 lı yıllarda
kalmıştır.
Buna göre teknolojik gelişmelerin
sağladığı verimlilik artışı, dünya pazarlarında bütünleşmeler, bilgi
teknolojilerinin yagınlaşması, ürün ömürlerinin giderek kısalması, pazara yeni
ürünler sunma sürelerinin azalması ve sürekli değişen müşteri gereksinimleri
90’lı yılların işletmeleri için farklı yaklaşımları zorunlu hale getirmektedir.
Böyle bir ortamda, gelişen güçlü organizasyonlar olarak varlıklarını sürdürmek
isteyen işletmeler, çalışma alanlarındaki rekabetçi üstünlüğün gereklerini iyi
analiz etmeli ve kendilerini başarıya götürecek stratejileri belirlemelidir.
Değişen Rekabet
Koşulları
Rekabet, evrensel kurallara
bağlı bir ilişkiler sistemi olarak, doğa bilimlerinde olduğu gibi, kıt kaynakları
kullanarak sınırlı bir talebi ekonomik olarak karşılama ve varlığını
geliştirerek sürdürebilme yeteneğini kazanmaktır. Bir anlamada var olma ve var kalma
savaşı olan rekabet, stratejik bir düşünce yapısını, belirli stratejik analizleri
ve bilinçli uygulama kurallarını benimsemeyi gerektirir. Diğer canlılar gibi
insanların da doğal bir rekabetçi ortam içinde varlığını sürdürme
mecburiyetleri, onları doğuştan rekabetçi düşünce tarzı ve taktikleri ile
donatmış durumdadır. İşletmecilik bu doğal düşünce ve davranış şekillerini
ekonomik ortamlara uyarlama tekniğidir.
Uluslararası pazarlarda
başarının ölçütlerinin belirlenmesinde değişik aşamalardan geçilmiş, 19.
yüzyılda klasik iktisatçılar tarafından ortaya konan kıyaslamalı üstünlük tezi,
ülke ilişkilerinde ekonomik kuralların ötesinde politik önceliklerin yer alması
nedeniyle tam anlamıyla hiç bir zaman çalışmamıştır. Uluslar arasındaki ekonomik
ilişkiler ile ulus içi ekonomik ilişkiler rasyonelleri ve özellikleri açısından
önemli farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle küresel ekonmik akımlar, rasyonel bir
ekonomi kuramının gereklerine göre değil, politik ve stratejik önceliklere göre
özellikle korunmuş pazarlar ve aktörler arasında gerçekleşmektedir.
II.Dünya Savaşı sonrasında
teknolojik gelişmenin hızı, üretim öğelerinin ülkeler arasında benzerlik
göstermesi ve pazar bütünleşmeleri, uluslararası rekabetçi üstünlük kavramını
ortaya çıkarmıştır. İşletmelerin rekabet gücü, stratejik vizyonlarına, dinamik
yapılarına, yatırım kapasitelerine, Ar-Ge çalışmalarına ve kullandıkları
teknolojilerin uygunluğuna bağlı olarak yenilik oluşturma becerileri ile yakından
ilgilidir.
İşletmelerin rekabet gücünden
uluslararası rekabet gücüne geçildiğinde rekabet gücünün çok boyutlu olduğu ve
ülkenin rekabet gücünün tek tek işletmelerin ortalama rekabet gücünden daha çok
şey ifade ettiği kabul edilmektedir. Bunlar; ülke ekonomisinin sahip olduğu birçok
kurumsal yapıyı kucaklayan, ülkenin üretim yapısını, teknolojik alt yapısını,
teknoloji üretim kapasitesini ve dinamiğini, nitelikli insan sermayesini içeren ve
ekonomik ortamı da temsil eden faktörlerle yakından ilişkilidir
Bir ülkenin rekabet gücü, o
ülkenin ürettiği malların -ister iç tüketim, ister ihracat için olsun- diğer
ülkelerin mallarıyla kalite ve fiyat bakımından yarışabilecek düzeyde olmasını
ifade etmektedir. Rekabet gücü; üretim ve verimliliğin artması, yaşam
standartlarının iyileşmesi ve istihdamın geliştirilmesi için bir ön koşuldur.
Rekabetçi üstünlük stratejilerinin uygulanması ile geliştirilebilen gücünün,
ülke ekonomisinde zincirleme bir reaksiyonun oluşmasına yol açmaktadır. Bu artış;
üretim ve ihracatta gelişmeye neden olmakta; karlılığın büyümesine böylece
yatırımlarda hızlanmaya ve istihdamın gelişmesine etki etmektedir.
Rekabet edebilirlik veya rekabet
gücü oldukça dinamik bir olgudur. İçinde bulunulan çevreye göre değişken doğası
rekabet gücünün ölçülebilmesini zorlaştırmaktadır. Rekabet gücünün standart
ölçütlerinin olmamasının yanında, ölçülebilmesini zorlaştıran diğer bir nokta,
değerlendirmede kullanılabilecek ölçütlerin oldukça fazla oluşu ve bu ölçütlerin
farklı durumlarda ve ağırlıklarda rekabet gücünü etkileyebildiğidir. Bu nedenle
rekabet gücünün belirlenmesine yönelik yapılan çalışmalar her zaman tartışmaya
açık ölçütler ve bakış açıları içermektedir.
Porter’in Rekabet Ortamı
Analizine İlişkin Çalışmalar
Rekabet konusunda en
ayrıntılı araştırmaları gerçekleştiren Michael E. Porter, ulusal ve uluslararası
rekabet konularında günümüz tanınmış araştırmacılarındandır. Porter,
yaptığı bir çok çalışma ile ülkelerin uluslararası rekabet yeteneğini yeni bir
kuram içinde açıklamaya çalışmıştır. Porter, 1980’de “Rekabet
Stratejisi” (Competitive Strategy) ve 1985’de “Rekabet Avantajı”
(Competitive Advantage) adlı, kitaplarında rekabet ortamını, rekabetçi güçleri,
rekabeti belirleyen içsel ve dışsal faktörleri ayrıntılı olarak incelemiş ve
rekabetçi stratejileri belirlemede işletmelere yol göstermeye çalışmıştır.
1986’da ”Global Endüstrilerde Rekabet” (Competition in Global
Industries) adlı kitabında ise işletmelerin uluslararası rekabetteki mücadelesini
ayrıntılarıyla ele almıştır.
Porter’in çalışmaları
endüstriyel gözlemlere dayanmakta ve rekabet gücünün belirlenmesinden çok, rekabet
ortamının analiz edilmesi ve en uygun stratejilerin geliştirilmesi amacına
yöneliktir. Porter’in 1990’da yayınladığı “Ulusların Rekabet Gücü”
(Competitive Advantage of Nations) adlı kitabı ulusların, uluslararası rekabetteki
rolünü anlamaya ilişkindir. Ulusların rekabet gücü farklı endüstrilerdeki rekabet
avantajlarıdır. Porter, daha önceki çalışmalarında rekabet ortamını
değerlendirirken daha çok endüstri ve işletmeyi ön planda tutmuttur.
Porter araştırmasında, çok
farklı özelliklere sahip on ulusu araştırma kapsamına almıştır: Almanya, Amerika
Birleşik Devletleri, İsviçre, İsveç, Japonya, Italya, Güney Kore, İngiltere,
Danimarka ve Singapur. Öne sürdüğü rekabet stratejisi ile ilgili kuramını farklı
endüstrilere ve uluslara uygulayarak, bu endüstrilerin ve ulusların rekabet
avantajlarını açıklamaya çalışmıştır. Bir ulusun rekabet yeteneğini
anlayabilmek için öncelikle, değişik endüstrileri ve bu endüstrilerde rekabet eden
işletmeleri inceleyip, bu incelemeye dayalı olarak ulusun ekonomik durumu ve ilerleme
yeteneğini saptamaya çalışmıştır.
Porter’a göre, işletmelerin
rekabet avantajları sağlaması için daha kaliteli üretim yapıp verimliliklerini
artırmaları gerekmektedir. Böylece, ulusal verimlilik artışından söz edilebilir
(Porter,1990:10). Değişen dünya koşullarının ekonomik boyutunun özünde teknolojik
gelişme, verimlilik (Helms,1996:5-10) ve rekabet yer almaktadır. Günümüzde ülkelerin
rekabet avantajlarını bu düşünceye dayandırmaları gerekmektedir.
Porter’in geliştirdiği
ulusların rekabet avantaj kuramı, karşılaştırmalı avantajların gerisindeki,
rekabet avantajlarına yönelmektedir. Bir ülkenin sahip olduğu karşılaştırmalı
üstünlük zaman içinde hızla değişmektedir. Kuramda; maliyet, ürün, kalite, ürün
farklılaşması, yeni ürün, teknolojik farklılıklar, ölçek ekonomileri ve piyasa
yapıları bir arada rekabet avantajı yaratan unsurlar olarak ele alınmaktadır. Son
dönemin rekabet sisteminde fiyat rekabetinden çok, kalite rekabeti, ürün
çeşitlendirmesi, modern tasarım ve görüntü, artan ölçüde önem kazanmaktadır.
Porter’a göre, rekabet avantajlarını ülkeler değil, firmalar yaratır. Bu nedenle
işletmelerin rekabetçi stratejileri benimsemesi ve uygulaması uluslararası pazarlara
girebilmeleri ve orada tutunabilmeleri için önem taşımaktadır.
Porter analizinde, işletmelerin
piyasadaki rekabetçi konumunu belirleyen üç temel strateji önem taşır
(Porter,1985:35).
İşletmenin maliyetlerini
düşürerek, fiyatları ile piyasada liderlik yapmasını sağlayacak politika ve
disiplinlerin izlenmesi ve böylece maliyet avantajından yararlanarak rekabet gücünün
sağlanmasıdır.
Özellikleri itibari ile tek olan
(başka benzeri olmayan) ürün, imaj, teknoloji, servis veya üretim sistemi ile ilgili,
müşterinin ilgisini ürün üzerinde toplamaya ilişkin çalışmalardır.
Bir hedef üzerinde odaklaşarak
tüm stratejilerin bu hedef doğrultusunda biçimlendirilmesi, o konuda uzmanlaşmayı
beraberinde getirecek ve uzmanlaşılan konuda rakiplere göre daha avantajlı bir konuma
gelinebilecektir.
Porter, işletmelerin, rekabet
avantajı sağlayabilmek için kaynaklarını uygun stratejik başarı faktörleri
üzerinde yoğunlaştırarak daha başarılı olabileceklerini iddia etmektedir. Fiyat,
maliyet liderliğinde önemli bir başarı faktörü iken, kalite, üretim esnekliği,
işlem zamanları ve güvenilir teslim farklılaştırma stratejisinin önemli rekabetçi
üstünlük faktörleridir. Burada fiyat ve farklılaşma bütün sektörler ve
işletmeler tarafından bilinen ve uygulanan geleneksel rekabet faktörleri olduğu halde
odaklanma özel bir eğitim ve bilinçlenme gerektiren önemli ve değişik bir
faktördür. Bütün başarı öykülerinin arkasında bu odaklanma faktörünü doğal ve
içgüdüsel bir şekilde uygulayan girişimclerin olduğu söylenenebilir.
Rekabet
Stratejilerinin Oluşum Süreci
Rekabetçi stratejiler, benzersiz
bir değer karması yaratabilmek için, bilinçli olarak rakiplerden farklı düşünce ve
davranış şekillerinin seçimi ve uygulaması olarak tanımlanabilir. Rekabetçi
stratejilerin temelinde, dış çevre faktörleri (fırsat ve tehditler) ve işletme
kaynakları olarak gruplandırılan rekabet faktörleri yer almaktadır. Ekonomik
sektörlerin ve pazarın özellikleri dış çevre faktörleri, kaynaklara ilişkin
rekabet güçleri ise iç çevre faktörleri yani, işletme fonksiyonları olarak
tanımlanmaktadır. Dış çevre faktörlerinin analizi ile işletmenin önündeki fırsat
ve tehditler saptanmaktadır. İç çevre faktörleri, işletme fonksiyonları ile
somutlaşmaktadır. Lojistik, üretim, pazarlama, finansman ve örgütlenme gibi
geleneksel işletmecilik fonksiyonlarının analizi işletmenin kuvvetli ve zayıf
yönlerini belirlemektedir
Kuvvet faktörleri :
Çalışanların niteliği, gelecek 2-3 yıl için gelişmekte olan bir pazar payı,
müşteri sadakati, düşük maliyet, sendika ile iyi ilişkiler, gelişmeyi destekleyici
ortam
Zaaf faktörleri :
Yeterli olmayan katılımcı yönetim uygulaması, çalışanların düşük morali,
çalışanların eğitim eksikliği, az ürün çeşidi, makine ve donanımda modernleşme
gereksinimi, zayıf firma imajı, azalan rekabet olanakları
Fırsatlar : Hizmet
verilebilecek başka müşteri grupları, girilebilecek yeni pazarlar ve bölgeler, ürün
gruplarında geliştirmeler ve çeşitlendirme, mevcut ürünleri tamamlayıcı ürünler,
dikey entegrasyon, pazarın hızla büyümesi fırsatları ;
Tehditler : Yeni
rakipler, ikame edici ürün satışlarında artış, pazarın yavaş büyümesi, artan
rekabet baskısı, müşterilerin istek ve değerlerinde değişmeler, olumsuz hükümet
politikaları, politik ve ekonomik ortamlardaki olumsuzluklar
Bu faktörler, Rekabetçi
Üstünlük Stratejileri tekniği ile analiz edilerek, işletmenin rekabet gücü ve
potansiyelleri belirlenir ve güçleri kullanıp, zaaflardan kaçınarak tehditleri aimak
ve fırsatları değerlendirmek olan rekabetçi üstünlüğü yaratacak stratejileri
uygulayabilecek politikalar oluşturulur. Amerikan tipi işletmecilik anlayışında
stratejiler ile politikalrın genellikle birbirine karıuştırıldığı gözlenmktedir.
Maliyet liderliği
stratejisi, finansman, üretim, lojistik ve pazarlama fonksiyonlarının, farklılaştırma
stratejisi ise lojistik, üretim ve pazarlama fonksiyonlarının ortak
çabalarını gerektirmektedir. Rekabet stratejilerinin belirlenmesinde kullanılan
birçok yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımlardan özellikle üretim fonksiyonunun
kapsamına giren mühendislik yaklaşımı olup, rekabet edebilme gücünü, işletmelerin
en iyi uygulamaları araştırmaları, kendilerine uygun olanları benimsemeleri ve
özümsemeleri yeteneği biçiminde tanımlar. En iyi uygulama: müşteri
odaklılık, kalite, esneklik, maliyet, yenilik, tasarım konularında mikro ve
makro boyutta dinamik olarak gerçekleştirilmeye çalışılan uygulamalardır. Amaç, bu
uygulamaların işletme içersindeki tüm çalışanlar tarafından özümsenerek
kalıcılığının ve gelişiminin sağlanmasıdır. Bu yaklaşım, stratejik bir
vizyonla birleştiğinde, işletmelerin performansının yükselmesine ve işletmelerin
uluslararası rekabet gücünün de gelişmesine olanak sağlar.
İşletmelerin
Rekabet Güçleri ile ilgili Başlıca Stratejik Faktörler
Dünya ekonomisindeki pazar
bütünleşmeleri, serbest ticaret eğilimleri birlikte “Uluslararası Rekabet
Gücü” kavramı çok sık kullanılmaya başlanmıştır. Uluslararası
rekabet gücü, her ne kadar makro ekonomik açıdan ülkelerin rekabet gücünü
karşılaştıran bir kavram olarak görünse de aslında mikro ekonomik üretici
birimlerinin (işletmelerin) uluslararası piyasada rekabet yönünden üstünlüklerini
karşılaştırmalı olarak ortaya koyan bir kavramdır. Uluslararası rekabet gücüne
sahip olmak demek, rakip yerli ve yabancı firmalara kıyasla (1) ürün fiyatı ve/veya
(2) ürün kalitesi,teslim zamanı ve satış sonrası hizmetler gibi fiyat dışı
unsurlar açısından şu anda ve gelecekte aynı durumda veya onlardan üstün olmak
demektir.
İşletmelerin rekabet gücünün
belirlenmesinde birden fazla faktör vardır. Bu faktörlerin neler olduğunu kesin olarak
belirlenmesi mümkün olmamakla beraber başlıca faktörler şunlardır:
- Üretim Maliyeti: Rekabet gücünü
belirlemede en önemli faktörlerden biri maliyettir. Özellikle işletmelerin üretim
maliyetlerini azaltacak yöntemleri en iyi biçimde de uygulamaları gerekmektedir.
Başarıyla uygulanan kalite çalışmaları, kalitesizliğin maliyetlerini izleme ve
önleme ile önemli maliyet avantajları yaratabilir. Azalan maliyetler, işletmelerin
fiyat avantajı ile pazarda konumlarını güçlü kılmaktadır.
- Kalite ve Standartlara Uygunluk:
Değişen müşteri ihtiyaç ve beklentilerine cevap verebilecek kalite anlayışı ve
uygulamalarının benimsendiği ve sürekliliğinin sağlandığı işletmeler rakipleri
karşısında üstünlüklerini koruyabileceklerdir. Özellikle uluslararası kalite
standartlarına uygun ürün ya da hizmet üretimini gerçekleştiren işletmeler, iç
pazarda olduğu gibi dış pazarda da rekabet avantajına sahip olacaklardır.
- Nitelikli İşgücü: 1980 sonrası,
işçilik ücretleri rekabet gücünü belirleyici ana faktör olmaktan çıkmıştır
(Dunnig,1992:55). Giderek artan rekabet ortamında yer alan endüstrilerde, toplam üretim
maliyetleri içinde niteliksiz işgücü maliyeti azalmaktadır. Artık, işçiliğin
toplam maliyetler içindeki, ücret düşüklüğünden kaynaklanan rekabet gücünü, bir
avantaj olarak görmeye yetmemektedir. İşçilik ücretlerinin rekabet gücü içinde
belirleyici bir faktör olmaktan çıktığı bu yeni yapılanma çerçevesinde nitelikli
ve eğitimli işgücü ön plana çıkmıştır.
- Üretim Teknolojisi ve Ar-Ge Faaliyetleri: Teknoloji
geleneksel işletmeleri tanınmayacak derecede değiştirdiği gibi, yeni işletmeleride
etkisi altına almıştır. Ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabet avantajı sağlamak
ve bu avantajlarını sürekli kılmak isteyen işletmeler rakiplerine göre daha kaliteli
ürünü daha kısa sürede üretebilecek uygun teknolojiyi seçmeleri gerekmektedir.
Üretim teknolojisinin önemi kadar yapılan Ar-Ge faaliyetlerinin yoğunluğuda rekabet
gücünü etkin kılan faktördür. Bugün rekabet gücü açısından üst sıralarda yer
alan ülkeler dikkate alındığında, Ar-Ge faaliyetlerine yapılan yatırımların
yüksek olduğu görülmektedir. Dünyada Ar-Ge harcamalarının GSMH'ya oranın en
yüksek olduğu ülkeler; İsveç, Japonya, ABD, Fransa, Finlandiya, Almanya ve
İngiltere'dir. Tüm bu ülkelerde Ar-Ge harcamalarının GSMH'ya oranı % 2 'nin
üzerinde iken, OECD'nin her yıl yayınladığı "Başlıca Bilim ve Teknolojileri
Göstergeleri" raporunda Türkiye' de 1995 yılı Ar-Ge harcamaları %0.38 ile
sınırlı kalmıştır. Bu durumda özellikle görev, büyük ölçekli işletmelerimizin
bireysel çabasına ve üniversite-sanayii işbirliğine düşmektedir (WEF,1997)
- Pazar Payı: Bir itletme ister iç
pazara, isterse dış pazarlara girmeye karar verdiğinde, her iki pazarda da hedef
alacağı pazar payını ve bu bu paya ulaşmak için izleyeceği stratejilerini
belirlemek zorundadır. Pazar payı rekabette önemli unsur haline gelmiştir. Çoğu
durumda, hedefledikleri pazarın önemli payına sahip olmuş işletmeler, rakiplerine
göre rekabet avantajına sahiptirler.
Mevcut pazar payının korunması ve
daha da geliştirilmesinde pazar araştırması, kalite, üretim ve teslim hızı ile
teslim sonrasında hizmetler gibi faktörler de önemli rol oynamaktadır.
Yukarıda sayılan başlıca rekabet
gücü faktörlerine dayanarak uluslararası rekabet gücü belirleyicilerini iki ana
kategoride toplamak mümkündür:
-Firma içi etkenler
-Firma dışı etkenler
Firma içi etkenler
arasında ürünün kalitesi, maliyeti ve fiyatı büyük önem taşımaktadır.
Maliyetler arasında ise işgücü maliyeti, sermaye maliyeti, ithalat maliyeti ve vergi
maliyeti, sosyal güvenlik maliyeti gibi maliyet faktörleri göz önüne alınmalıdır.
Bunun dışında verimlilik, karlılık, firmada kullanılan bilgi teknolojisi,
organizasyon ve yönetim yapısı, kaynakların etkin kullanımı, yenilikçilik ve
yaratıcılık gibi faktörler uluslararası rekabet gücünü belirleyen başlıca firma
içi etkenlerdir.
Firma dışı etkenler
arasında ise devletin ekonomideki yeri ve ekonomiye olan müdahalesi en başta yer
almaktadır. Bundan başka, uluslararası ticaret sistemi de önem taşımaktadır.
Bilindiği üzere uluslararası ticaret sistemleri deyince bundan korumacılık veya
serbest ticaret sistemleri anlaşılmaktadır. Serbest ticaret sisteminde devletin
uluslararası ticarete bir müdahalesi söz konusu olmamaktadır. Korumacılık adı
verilen dış ticaret sisteminde ise adından da anlaşılacağı gibi devletin bazı
sektörleri dış rekabetin olası olumsuz etkilerine karşı koruması geçerlidir.
Korumacılık rekabet gücünün gelişmesinin önündeki engellerden birisidir. Sürekli
devlet desteği ve koruması altında olan işletmelerin rekabet güçlerini
kendiliğinden artırmalarını beklemek pek mümkün değildir. Buna karşın serbest
ticaretin geçerli olduğu bir uluslararası ticaret sisteminde işletmeler, rakip
işletmelerle yarışabilmek için sürekli olarak kaliteyi artırma, maliyetleri minimize
etme, kaynakları etkin kullanma zorunluluğunu hissetmektedir. Böylece işletmelerin
rekabet güçleri sürekli yükselme eğilimi göstermektedir.
Uluslararası rekabet gücünü
etkileyen firma dışı etkenler arasında tüketicilerin bilinç düzeyi de önem
taşımaktadır. Sürekli kaliteyi arayan mal ve hizmetlerde yenilik arayan ve sahip
olduğundan daha iyisini isteyen bilinçli tüketici de, işletmelerin sürekli gelişme
içersinde olmaları üzerinde baskı oluşturmaktadır.
Rekabet gücünü belirleyen firma
dışı etkenlerden en önemlilerinden biri işgücü (Preffer,1995) piyasalarındaki
esneklik düzeyidir. İşgücü piyasalarının katı iş hukuku kuralları ile
düzenlendiği ve devletin bu piyasalara müdahalelerinin olduğu ülkelerde özel
firmalar bu düzenleme ve müdahalelerden olumsuz yönde etkilenmektedir. Bir taraftan bir
sosyal hak olarak iş güvencesi sağlanmaya çalışılırken diğer taraftan firmaya
katkısı çok az olan çalışanların işten çıkarılması güçleşmektedir. Bu da
doğal olarak firmanın karlılık ve verimlilik yapısını bozmaktadır. Ayrıca ülke
içi ekonomik ve fiyatlar genel düzeyinde bir istikrarın olması rekabet gücünün
artması açısından önem taşımaktadır. Fiyat istikrarının yanı sıra, döviz
kurlarında da bir istikrarın varlığı gereklidir. Tüm bu sayılan istikrar
durumları, yabancı yatırımcıların ülkede yapacağı yatırım kararlarını
etkilemektedir.
Bir ülkenin doğal kaynakları ve
doğal zenginlikleri de o ülkenin rekabet gücünü çok olumlu olarak etkilemektedir.
Uluslararası rekabet gücünü
etkileyen diğer firma dışı önemli etkenler ise, hukuk sistemi, mali piyasaların
gelişmişlik düzeyi, enerji, ulaştırma ve haberleşme gibi altyapıdır. Kendi
ülkesinde rekabeti tanıyan firmalar, uluslararası rekabete de girmekten
kaçınmayacaklardır.
Rekabette
Kalitenin Etkisi
Günümüzdeki ekonomik ve
teknik gelişmeler, üretimden tüketime kadar her aşamada meydana getirdiği
değişimler, mal ve hizmet kalitesinin önemini artırarak çok sayıda kalite sorununu
da beraberinde getirmiş ve kalite kavramı bir çok ürün tasarımcısını, mühendisi,
girişimciyi ve tüketiciyi ilgilendiren bir konu haline gelmiştir.
Kalite özelliği artık, üretim
sürecinin sonucunda belirlenen bir unsur olmaktan çıkmıştır. Endüstriyel
kuruluşlar, pazar payını kaybetmemek amacıyla kalitesiz üretim yapmamaya geleneksel
olarak özen göstermekte ve kalitenin üretim sürecinde yaratılabilmesi için, kalite
kontrol sistemleri geliştirmektedirler Kalite; kaynakların verimli kullanımını
sağlayan, ürün ve hizmetlere kullanım uygunluğunu kazandıran, müşteri
gereksinimlerine uygun üretim ve hizmet anlayışını egemen kılan ve böylece
işletmelerin kamusal sorumluluklarını da olumlu olarak gerçekleştirmelerine olanak
sağlayan bir performans boyutudur. Kalite bu anlayış çerçevesinde
gerçekleştirildiğinde, işletme performansına elbette büyük katkı sağlayacaktır.
Bu katkıların ölçülmesi ve bu alanda sağlanan gelişmelerin bilinmesi gerekmektedir.
Artık kaliteyi işletme performansının bir boyutu olarak değerlendirmek zorunluluk
haline gelmiştir.
Kalitenin iki boyutu olduğu
söylenebilir. Birincisi müşterinin üründen beklentileri, ikincisi ise tasarım
özelliklerinin ürüne yansıma derecesidir. Müşteri odaklı kalite fiyat avantajı ve
müşteri değerleri ile birlikte pazar payında artış sağlayacaktır. Aynı biçimde
kalite standartlarına uygunluk, verimlilik ve kalitesizlik maliyetlerinde azalma
yaratarak düşük maliyet ve rekabetçi üstünlük yaratcaktır. Düşük maliyetle
pazara giren işletme ise yüksek karlılık ve büyüme sağlayacaktır. Bu artan
gelişme döngüsü kalite iyileştirmelerine yapılan yatırımlarla doğru orantılı
olarak gelişme gösterecektir.
İşletmelerin rekabet gücünün
yükseltilmesi için, ürünlerde ve rekabet süreçlerinde yenilik ve teknolojik gelişme
hızının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla rekabet gücü yüksek
işletmelerin önemle ağırlık verdikleri konular ise şunlardır:
- Pazar Araştırması
: İç ve dış pazarlara
girmek ve bu pazarlarda sürekli kalabilmek çok iyi bir pazar organizasyonu gerektirdiği
gibi ürünün nitelik olarak müşteri zevk ve gereksinimlerini karşılama özelliğinin
olmasını da gerektirmektedir.
Pazara girmek için öncelikle
pazarın müşteri eğilimlerinin çok iyi bilinmesi yanında, rakip işletmelerin mevcut
yapıları ile eğilimlerinin kontrol altında tutulması gerekmektedir. Bu nedenle pazar
araştırmasının yapılması zorunlu hale gelmiştir.
Çağımızın üretici
işletmelerinin teknoloji gereksinimlerini karşılamak, çok hızlı değişen müşteri
zevk ve gereksinimlerine göre ürün üretebilmesi açısından önem taşımaktadır.
Rekabetin üst düzeylerde olduğu günümüzde teknolojik bilgi birikimi doğrultusunda
üretim yapabilen ve pazar değişkenliğine uygun esnek üretim yeteneğine sahip
işletmeler, daha kaliteli, standarda uygun ve daha düşük fiyatlı ürünü
müşterilerine sunarak rakipleri karşısında yüksek rekabet gücü elde etmektedirler.
Böylece, yüksek rekabet gücü için işletmelerin, müşterilerle yakın ilişkiler
kurmaları, onların beklentilerine istenilen nicelik ve zamanda cevap verebilmeleri,
şikayet, izlenim ve beğenilerini ayrı değerlendirmeleri, rakip ürünlerle kendi
ürünlerini kıyaslayarak gelişimlerinde süreklilik sağlamaları, analiz ettikleri
pazar bilgileri doğrultusunda gelecek dönem çalışmalarına yön vermeleri
gerekmektedir.
- Ürün Tasarımı Ve Geliştirilmesi
: Yeni
bir ürün geliştirilirken, üretim, kalite kontrol ve servis aşamalarında ortaya
çıkabilecek tüm sorunların önceden belirlenip çözümlenmesi, ürünün mevcut
teknoloji ile tam uyum içinde olmasına özen gösterilmesi, hataların tasarım
aşamasında önlenmesi için kalite amaçlı tasarım tekniklerinin ( Eş zamanlı
Mühendislik, KFG-Kalite Fonksiyon Göçerimi, HMEA-Hata Modu ve Etki Analizi , Kıyaslama
gibi..) kullanılması, özellikle rakip ürünlerle ayrıntılı kıyaslamalar yapılarak
ürün tasarımı ve geliştirme çalışmalarının yapılması ve ürün tasarımı
konusunda en yeninin yakalanabilmesi için Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verilmesi
gerekmektedir.
- Süreç Geliştirme
: Süreç geliştirme
faaliyetleri günlük faaliyetler haline getirilerek, süreç geliştirme işlemi sadece
mühendislerin sorumluluğundan çıkartılıp üretimi yapan tüm bireylerin
sorumluluğunda olduğu bilinci aşılanmalıdır.
- İnsan Kaynakları Yönetimi
: İç
müşterinin (çalışanlar) tatminine yönelik, sorumluluk almayı, yenilikler yaratmayı
özendiren, katılımcı bir insan kaynakları yönetimi sistemi kurulması konusunda tüm
birimler ortak çaba sergilemelidir.
- Bilgi Organizasyonu
: Kararların ve denetimin
etkin biçimde yürütülmesini sağlamak üzere verimli bir “Bilgi Organizasyonu” nun
kurulduğu gerekli, yeterli bilginin zamanında bürokrasiye takılmadan iletilmesinin
sağlandığı bir bilgi organizasyonunun oluşturulmaya çalışılması gerekmektedir.
Bugün en üst düzeyde rekabet
gücüne sahip işletmelerin ortak özellikleri dokuz başlık altında toplanabilir
- Sorumlu yönetim: Hedeflere
ulaşabilmek için gerekli olan sistemlerin geliştirilmesi ve demokratik bir idarenin
oluşturulması konusunda üzerine düşen görevlerin bilincinde bir yönetim
anlayışı.
- Müşteri odaklı çalışma anlayışı:
“Dış” ve “İç” müşterilerin gereksinim, talep ve beklentilerini tam olarak
kavrayan ve karşılayan bir anlayış içinde faaliyet göstermek.
- Yüksek motivasyonlu iş gücü:
İşletmeyi hedefe ulaştırma konusunda en çok çaba gösterenlerin çalışanlar
olduğuna inanılarak, çalışanların gösterdikleri çabaların uygun bir şekilde
tanınması ve ödüllendirilmesini sağlamak.
- Katılımcı
yönetim anlayışı: Problem
çözme, fikir üretme, öneri geliştirme ve karar almada tüm çalışanların
görüşlerinin dinlendiği bir yönetim süreci oluşturmak.
- Hedef birliğinin sağlanması
: Tüm
çalışanların ortak amacı gerçekleştirme yönünde birleşmelerini sağlamak.
- Gerçek verilerle hız
lı karar alma ve uygulama:
Gelecek için verilen kararlarda görüşlerini gerçek verilere dayandıran ve
kararlarını rakiplerine göre daha hızlı uygulamaya geçiren bir yönetim stili
oluşturmak.
- Nitelikli işgücü için eğitim:
Yüksek
performansın ancak yüksek kaliteli elemanlarla yapılabileceğine inanan ve
çalışanların düzeyinin yükselmesine yönelik eğitim faaliyetlerine öncelik ve
önem tanımak.
- Sistem içinde çalışma
: Saptanan hedeflere
ulaşmak için bir sistem içinde hareketi sağlayacak plan ve programların
gerçekleştirildiği, kendi iç dinamikleri ile çalışabilen bir sistem yaratmak.
Yukarıda sayılan bu özellikleri
başarılı olarak yerine getiren işletmeler, teknolojinin de yardımıyla yüksek
rekabet gücünü sağlayabilen işletmelerdir.
Yapılan çalışmalar da
göstermektedir ki, dünya ticaretinin giderek serbestleştiği ve rekabetin önem
kazandığı günümüzde sanayinin rekabet gücünün artırılmasına ilişkin
stratejiler benimsemesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Özellikle ülkemizde lokomotif ve
gelişme sektörleri olarak adlandırılabilecek olan sanayilerin ulusal ve uluslararası
alanda rekabet avantajı sağlayabilmeleri için kurumsal ve sektörel alanlarda Rekabetçi
Üstünlük Stratejilerinin dikkatle ve sürekli olarak analiz edilmesi, bu
stratejilerin uygulanabilemsi için gerekli olan esenk işletme yapılarının
oluşturulması gerekmetedir.
Rekabet Gücü
Açısından Türkiye
Yoğun rekabet karşısında
ülkemizin durumu nedir? Türkiye’nin uluslararası pazarlarda rekabet gücü ne
düzeydedir? Bu soruların cevabı, uluslararası rekabet edebilirlik yönünden dünya
ülkelerinin konumunu araştıran Dünya Ekonomik Formu’nun (WEF-World Economic Forum)
1997 yılında yayınlanan Küresel Rekabet Raporu'nda sunulmaktadır. Bu
rapora göre, Türkiye’nin uluslararası düzeyde rekabet gücünün genel olarak
düşük olduğu belirtilmektedir.
WEF’ın 53 ülkeyi kapsayan
araştırmasına göre dünyada rekabet gücü en yüksek ülkeler arasında, ilk sırada
Singapur, ikinci sırada ise HonKong yer almaktadır. Asya kaplanlarından Tayvan 9.,
Malezya 10., Tayland 14., Güney Kore ise 20. Sırada bulunmaktadır (WEF,1997)
WEF’in araştırmasında
“rekabet edebilirlik” ölçütlerine göre ülkelerin küresel rekabet gücü bir
indeks yardımıyla ölçülmeye çalışılmaktadır. İşgücü maliyeti (ücret),
işgücü verimliliği, sermaye maliyeti (faiz oranlarına bağlı olarak hesaplanıyor),
kalite, teknoloji, nitelikli işgücü, girdi fiyatları gibi firma içi etkenlerle,
altyapı, devletin ulusal ekonomi içersindeki yeri, uluslararası ticaretteki serbestlik
düzeyi, mali piyasaların yapısı ve gelişmişlik düzeyi gibi firma dışı etkenler
de uluslararası rekabet gücünü etkileyen ölçütler arasında yer almaktadır.
Uluslararası Rekabet gücü
sıralamasında Rusya 53 ülke arasında küresel rekabet gücü en düşük ülke olarak
yer alırken, 53 ülke arasında Türkiye’nin yeri ise 36. sıradadır. WEF’in
değerlendirmesine göre, Mısır, Çin, Portekiz, Çek Cumhuriyetleri, Meksika,
Filipinler ve Slovakya gibi ülkelerin rekabet gücü Türkiye’nin rekabet gücünden
daha yüksek olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası Yönetim Geliştirme
Merkezi (IMD)’nin 1996 yılı Avrupa’da Rekabet Gücü sıralamasında ise Türkiye
Avrupa ülkeleri arasında değerlendirildiğinde , Rusya ve Polonyadan sonra rekabet
gücü en düşük üçüncü ülkedir. Toplam 24 Avrupa ülkesi arasında yapılan
sıralamada Türkiye 22. Sırada yer alırken, rekabet gücü en yüksek ülkeler
Finlandiya, Norveç, Hollanda, İsviçre, Danimarka, İngiltere, Lüksenburg, Almanya,
İrlanda, İsveç ilk on sırada yer almaktadır (IMD,The Wold Competitiveness
Yearbook,1997)
Özellikle girdi maliyetlerindeki
yükseklik ülkemizin uluslararası rekabet gücünü sınırlamaktadır. Yüksek sermaye
maliyeti de dış rekabet gücü açısından olumsuz etki yaratmaktadır. Ülkemizde
enerji maliyetlerinin yüksekliği, teknoloji ile nitelikli iş gücü açısından
eksiklikler ise başka olumsuzluklardır. Ayrıca, devletin ekonomideki yeri de
işletmelerin rekabet gücünü etkilemektedir. Ülke içindeki vergi oranlarının
yapısı, vergi yükü, uluslararası ticaret üzerindeki tarife ve tarife dışı
engeller, döviz kurlarına ve faiz oranlarına devletin müdahalesi uluslararası rekabet
gücümüzü zayıflatmaktadır.
Buraya kadar yapılan genel
değerlendirmeler ülkemizdeki tüm sektörlerin rekabet güçlerinin düşük olduğu
anlamına gelmemektedir. Sektörlerimizin tek tek rekabet gücü değerlendirmesi
yapıldığında tekstil-pamuklu giyim, demir-çelik, demir dışı metaller, çimento,
selüloz, cam, lastik, seramik gibi sektörlerimizin rekabette güçlü olduklarını
görmekteyiz. Ancak yine de belirtilmesi gereken sektörlerin rekabet gücünü
değerlendiren çalışmaların yok denecek kadar az olduklarıdır.
TÜSİAD’a bağlı sektör
çalışmaları grubunun 1991 yılında geçekleştirdiği belirlemelerine göre,
ülkemizde sağlıklı rekabetin olduğu tek sektörün tekstil sektörü olduğudur. Bu
sektörde hem rekabetçi bir piyasanın varlığı, hem de üretim ölçeğinin genel
olarak optimal olması dolayısıyla rekabetin sağlıklı olduğu belirtilmektedir. Yine
TÜSİAD analizlerine göre, ülkemizde üretim ölçeğinin büyük olduğu, ancak
tekelci piyasa yapısının geçerli olduğu sektörler ise şunlardır: Petrokimya, cam,
savunma sanayiine dönük elektronik üretimi ve petrol ürünleri. Tekelci piyasa
yapısının geçerli olduğu alkollü içkiler, sigara, demiryolu taşımacılığı,
kağıt ürünleri sektöründe üretim ölçeği orta büyüklüktedir. Bu belirtilen iki
grubun tekelci piyasa yapısı, uluslararası rekabet gücünün bu sektörlerde rekabet
gücünün düşük olduğu biçiminde yorumlanmaktadır. Rekabetçi piyasa yapısının
mevcut olduğu unlu mamüller, plastik ve tüketim malı olarak elektronik eşyalar
sektöründe ise üretim ölçeği son derece küçük olarak saptandığı için, rekabet
gücü zayıf sektörler olarak nitelendirilmiştir (TÜSİAD,1991).
TÜSİAD’ın yapmış olduğu bu
çalışma sonuçları 1991 yılına ilişkin verileri değerlendirmektedir. Aradan geçen
7 yılda sektörlerde önemli değişimler ve gelişmeler yaşanmıştır. TÜSİAD’ın
bu raporunda sektörel rekabet güçlerinin belirlenmesinden daha çok, işletmelerin
rekabetçi stratejileri ortaya konmuştur. Rekabet üstünlüğü sağlayan 14 ölçüt
ise şöyle sıralanmaktadır: İşgücü maliyeti, işgücü verimliliği, sermaye
maliyeti, kalite, özellikler, benzersizlik, teknoloji , alt yapı, hammadde
bulunabilirliği, yurtiçi rekabet ortamı, ülke imajı, dış bağlantılar.
Burada ”kalite”, kalitede
uluslararası düzeye ulaşma derecesini; “özellikler”, ürünlerin uluslararası
standartlara uyma düzeyini; ”benzersizlik”, benzersiz özelliklere sahip ürün ve
hizmetleri yaratma yeteneğini ifade etmektedir. Araştırma kapsamında olan 38 ana
sektörde gerçekleştirilen incelemeler sonucunda yukarıdaki rekabet ölçütlerinin
rekabet gücüne ağırlıklı katkıları araştırılmış ve bulgular 1’den 10’a
derecelenmiştir. 10 en yüksek önemi, 1 en düşük önemi ifade etmektedir.
TÜSİAD’ın gerçekleştirdiği
araştırma sonuçlarına göre tüm sektörlerde rekabet gücünün en önemli
belirleyicisi “kalite”, kaliteyi “özellikler”, “teknoloji”, “hammadde
bulunabilirliği” ve “ işgücü verimliliği” izlemektedir. Önemsiz bulunan
kriterler ise “ülke imajı” ve “benzersizlik” dir (Tablo 1.1 )
Tablo 1.1 : Rekabet Gücü
Elde Etmede Öncelikler
Rekabet gücünü Elde etmede önemli faktörler |
% |
Kalite |
9,08 |
Özellikler |
9.03 |
Teknoloji |
8.24 |
Hammadde
Bulunabilirliği |
8.16 |
İşgücü
verimliliği |
8.05 |
Sermaye
Maliyeti |
7.47 |
İşgücü
Maliyeti |
7.39 |
Altyapı |
7.21 |
Coğrafi
Konum |
6.79 |
Dış
bağlantılar |
6.63 |
Yurtiçi rekabet Ortamı |
6.32 |
Nitelikli
İşgücü |
6.05 |
Ülke İmajı |
5.42 |
Benzersizlik |
4.74 |
Kaynak:
(TÜSİAD,1991)
Diğer bir çalışma ise 1995
yılında İstanbul Sanayi Odasının (İSO) “ Gümrük Birliği’nin İmalat
Sanayi Üzerindeki Etkileri ve Bu Sektörün Rekabet Gücü” üzerine
gerçekleştirdiği araştırmadır. Anket İSO üyesi tüm işyerlerini ve Türkiye’nin
500 büyük işletmeyi ve 500 büyük işletmeyi izleyen 250 büyük işletme içindeki
İSO üyesi olmayan diğer özel kuruluşlara uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına
göre, işletmelerin büyük çoğunluğu ekonomik altyapı ve bürokrasi faktörü
açısından rekabet gücünün düşük olduğu görüşünde birleşmişlerdir.
Araştırma sonuçları farklılık göstermekle birlikte, işgücü maliyetleri, ürün
standartları ve hammadde bulunabilirliği konusunda rekabet gücünün düşük olduğunu
belirten işletme sayısı oldukça azdır.
|