|
Giriş
Karmaşık Dinamik Sistemlerin
davranışlarının incelenmesi, bu sistemlerin varoluşunu ve dinamişklerini geleneksel
tanım ve kavramlarla açıklayamıyacağımızı ortaya koymaktadır. Oraganik veya
mekanik veya enformatik çeşitli sistemlerin incelenmesi ve edinilen bilgilerin biraraya
getirilmesi, her sistemin kendine ve dinamiklerine özel kavramlar oluşturduğunu ortaya
koymaktadır. Bunların başında sistemleri oluşturan temel bileşenler olarak
"OBJECT" ler gelmektedir. Otomatik kontrol sistemlerinin ananlitk teknikleri,
büyük ölçekli karmaşık kuruluşların otomasyonu ile ilgili donanım ve yazılım
projeleri ile birleşince bunların bir ortak paydaya sahip oldukları dikkati
çekmektedir ve buradan "Object Tabanlı Sistem Kuramı" nın
ilk yaklaşımları ortaya çıkar. Bu yaklaşımın özellikle sosyal bilimler
araştırmacılarına özel yararlar sağlayacağı düşünülmektedir. Object tabanlı
sistem teorisi, sistemin temel yapı taşları olarak pasif elemenları değil fakat aktif
fonksiyonel objectleri kabul ederek, araştırmacıların öncelikle ontolojik ve
epistemolojik sorunlara duyarlı olmasını gerektirmektedir. Objectlerin oluşumu,
davranışsal özellikleri ve entegrasyon sorunları, sosyal sistemlerin tasarım ve
yönetim sorunlarına büyük ölçüde ışık tutmaktadır. Bu yaklaşım kanımca
araştırmacılar için, "Genel Sistem Kuramı" nın hayal kırıklığı
yaratan kısır modellerinin ötesinde sezgi ve analiz üstünlüğü sağlayacağına
inanıyoruz.
Sistem Kuramı
Bir sistem, kendi başına
davranma yeteneği ve fonksiyonel etkisi olan olan biyolojik, ekolojik, sosyal, teknolojik
ve nesnel objectlerin, daha üst bir fonksiyonu gerçekleştirmek üzere belirli bir
tasarım etrafında entegre olabilmesinden oluşan bir varlıktır.
Sistem Kuramı,
sistemlerin varlığını, yapı ve davranışlarını inceleyen ve genel kurallar üreten
bir entellektüel analiz tekniğidir.
Bir sistem, Ontolojik (objectlerin
varlığının belirlenmesi) ve Epistemolojik (Sistem elemenlarının
kavramlaştırılması) olarak ikili bir görünüme sahiptir. Bir sistemde ontolojik
olarak buluna olgular henüz epistemolik bir ifade tarzına kavuşamamış olabilir. Buna
göre;
Sistem = Sistem Ontolojisi +
Sistem Epistemolojisi
formülü verilebilir. Burada sistem
ontolojisi, sistemin deterministik ve nesnel varlığının incelenmesi, sistem
epistemolojisi ise sistemin subjektif kavramsal varlığının belirlenmesi olarak
açıklanabilir.
ŞEYLER
(GERÇEK DÜNYA) VE ŞEYLER HAKKINDA BİLGİ (KAVRAMLAR DÜNYASI)
OLARAK EPİSTEMOLOJİ
Arıya karşı davranışımız, onun sokmasından
değil fakat sokabileceğini bilmemizden kaynaklanır. Buna göre çevremizi
algılamamız, yorumlamamız ve tavır almamız, onların gerçekten ne olduklarına
(ontoloji) değil, ne oldukları hakkında sahip olduğumuz kavramlaştırmaya
(epistemoloji) bağımlıdır. Burada ortaya çıkan sorun, sahip olduğumuz enformasyonun
gerçek dünyayı yansıtıp yansıtmadığı veya ne ölçüde yansıttığıdır. Bu ise
SİBERNETİK EPİSTEMOLOJİ nin başlangıç nokltasını oluşturan Ontoloji,
Epistemoloji, Semantik ve Paradigma tartışmasını gerektirir.
ONTOLOJİ VE EPİSTEMOLOJİ
Kavramlar insanlar tarafından algılanmış,
depolanmış ve anlamlandırılmış uyarılardır. Uyarılar kavramlaştırma ile
enformasyon haline dönüşmektedir. Burada uyarı kantite ve kalite olarak daha
genişletilmiş ve anlamlı hale getirilmiştir. Kavramlar düz uyarı ile enformasyon
arasında ayırım yapabilmemize olanak sağlar.
Kavramlar çevremizde belirli ilişkiler içinde
olabilen şeyler hakkında depolanmış bilgilerdir. Hayal kurmayı veya diğer karmaşık
düşünsel davranışları bir kenara koyarak ve dikkatimizi sadece fiziksel olgulara
yoğunlaştırırsak, etrafımızdaki nesneler ve bunların ilişkileri konusunda sürekli
olarak kavramlar oluşturduğumuzu söyleyebiliriz.
Burada beynin çeşitli enformasyonunu kombine
ederek yeni bir enformasyon oluşturma yeteneği olan kavramlaştırma (conceptualisation)
ve kavramlar (concepts) özel bir önem taşımaktadır. İnsanların kavramları
algılaması ve haberleşmesi ise kullandıkları dil ile gerçekleşmektedir. Dil
kavramları sözcüklere yükleyerek haberleşilir hale getirmektedir. Sözcükler farklı
kişiler için farklı anlamlar taşıyabilmektedir (semantik). Bu durumda insanlar
ortaklaşa bir dil kullandıkları halde aynı olguları haberleşmiyor olabilirler.
Çoğu zaman aynı sözcük farklı gurup ve kültürler için farklı anlamlar
taşımaktadır. "Halka" veya "Gurup" sözcükleri matematikçiler
için matematikçi olmayanların anladığından çok farklı olguları ifade etmektedir.
İnsan dış çevresinde fizik olarak var olan
şeyleri gözleyerek onları tanır ve adlandırır. Burada varolan şeyler fizikseldir ve
bunları gözleyerek tanıdığımızdan varlıkları ve adlandırılmaları konusunda bir
sorunumuz olmaz. Diğer taraftan, var olduklarına inandığımız fakat
gözleyemedeğimiz varlıklar da bulunmaktadır. Bu varlıklar fizik dünyaya dahi ait
olabilirler. Örneğin kütle, enerji, moment ve özellikle olasılık gibi kavramlar
varlıklarını somut bir şekilde gözleyemediğimiz fakat etkilerini gözleyebildiğimiz
kavramlardır. Bu tür kavramlara bir orta çağ deyimi olan fakat bu sorunu doğrudan
yansıtan ONTOLOJİK varlıklar olarak adlandıracağız.
Ontolojik yaklaşıma göre bazı olgular fizik
olarak varolmadıkları halde kollektif bir algılama ile var sayılmaktadırlar. Bu
şekilde var edilen ontolojik varlıklar bir evren oluşturur ve bu evrene doğal evrenden
farklı olarak SOSYAL EVREN adı vereceğiz. Örneğin bir Budistin
sosyal evrenindeki ontolojik varlıklar ile bir Müslümanın veya Bir Hristiyanın
ontolojik varlıkları ve bir anlamda ontolojik gerçekleri farklı olacaktır. Hukuk,
adalet, devlet, demokrasi, dürüstlük, disiplin, sadakat, özgürlük, zerafet, sistem,
olasılık, kütle, enerji bu şekilde sayısız çoğaltılabilecek ontolojik
varlıklardır. Bir afrika yerlisi Buşmen hanımın zerafeti algılayışı ile bir
Fransızın algılayışı arasında, veya bir eskimonun sadakati algılayışı ile bir
Siciyalının algılayışı arasında fark bulunmaktadır. Bir kızılderilinin
özgürlük anlayışı ile bir üniversite hocasının özgürlük anlayışları
faklıdır. Bu nedenle ontolojik varlıklar, onları kollektif bilinçleri ile var eden
sosyal gurupların onları nasıl algıladığına aşırı bağlıdırlar. Bir toplum
içindeki bireyler arasındaki cinsel, etnik, dinsel, mesleksel, statüsel farklılıklar
aynı olguları farklı olarak algılamalarına yol açmaktadır. Belirli bir davranışa
erkekler kayıtsız kalabilirken kadınları üzebilir veya bunun tersi gözlenir.
Askerler için disiplinsizlik olan bir olgu sanatçılara göre yaratıcılık olabilir.
Aynı ontolojik olguların ve bunları adlandıran sözcüklerin kişiler tarafından
farklı algılanması sözsel haberleşmede SEMANTİK sorununu ortaya
çıkarmaktadır.
Ontolojik varlıkların en yoğun gözlendiği
entellktüel alan matematiktir. Burada, sayılar da dahil hemen hemen bütün kavramlar
ontolojik olarak var olmaktadır. Bu nedenle matemakçilerin dünyayı algılayış ve
yorumlayış şekilleri genelde diğer disiplinlerden farklı olmaktadır. Bir matemakçi
için matematik başka disiplinlere yardımcı olacak bir hesap ve analiz tekniği değil,
insan aklının var ettiği bir mantık, estetik ve düzen harikasıdır.
SEMANTİK DİSTORSİYON,
SEMANTİK DEFORMASYON VE SEMANTİK EKSTERMİNASYON
Ontolojik kavramlar kollektif bilinç aracılığı
ile semantik olarak varedildiği gibi semantik olarak çarpıtılabilir (Semantik
Deformasyon) ve semantik olarak yok edilebilir (Semantik Eksterminasyon), örneğin bilim
varoluşu kavramamızın ve açıklamamızın sosyolojisini yansıtan ontolojik bir
kavramdır. ALTERNATİF TIP diye bir kavram ortaya atıldığında , sağlığın bilimsel
olarak korunması olan Tıbbın alternatifinden değil bilimin semantik bir
alternatifinden sözedilmekte, bilime alternatif olan bir ontoloji yaratılmakta ve bilim
semantik olarak distorsiyona uğratılmaktadır. Bu kavramı ve uygulamaları ciddiye
alanların sayısı çoğladığında bilim giderek semantik olarak ekstermine edilen bir
kavram haline dönüşmektedir. ENFORMATİK uzmanlığı ve TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ
paradigması bu tür semantik deformasyonların fazlaca gözlendiği tartışma
alanlarıdır. Bunları ilerde ayrıntıları ile tekrar inceleyeceğiz. Sonu LOJİ ile
biten sözcükler semantik olarak bir bilim dalını çağrıştırır. Buna karşı
ASTROLOJİ bir bilim dalı değildir ve bazı Batı ülkelerinde varlığı gözlenen
Astroloji Fakültesi kurumları tipik bir semantik deformasyon örneğidir.
PARADİGMA
Bilimin gözlemlediği olguları kavramlaştırarak
anlamlı bir bütün etrafında birleştirip bir algılama çerçevesi haline getirmesine
bir PARADİGMA adı verilmektedir. Örneğin Öklit geometrisi ve buna uymayan Riemann
geometrisi bir paradigmadır, Newton fiziği ve buna uymayan, kuantum mekaniği bir
paradigmadır, Pazar ekonomisi ve bunun karşıtı , Komuta ekonomisi bir paradigmadır,
Bilimsel İşletmecilik (Scientific Management) ve buna karşı Toplam Kalite Yönetimi
bir paradigmadır. Fen bilimlerinde paradigmalar farklı başlangıç aksiyom ve
postulalarından kaynaklanır, sosyal bilimlerde ise paradigmalar farklı filozfik ve
semantik ontolojilerden kaynaklanmaktadır. Batı olarak adlandırılan toplumsal model,
bireyin kendisinden güçlü bir topluma karşı bireyselliğinin ve haklarının
korunarak kendisini. çevresini,toplumunu ve doğayı değiştirebilmesi felsefesine
dayanırken doğu toplumları bireyin toplumun süren düzeni ve doğa ile uyum halinde
olması felsefesine dayanmaktadır. İşletme yönetiminde merkezcil, buyurgan,
bürokratik modeller paradigması yaygın bir kabul görürken buna karşı merkezkaç,
katılımcı, demokratik yönetim paradigması giderek yandaş ve saygınlık
kazanmaktadır.
Paradigma ontolojisisnin bir sonucu olarak bilimsel
model ve önerilerin özellikle sosyal bilimlerde tartışılamaz gerçekler
olmadığını, özel anlayış ve kavramlaştırmalar çerçevesinde oluşan
tartışılabilir yorumlar olduğunu söyleyebiliriz.
|