eylemban2.jpg (1802 bytes)

Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Organizasyon Dinamiklerine Sibernetik Yaklaşım

Doç.Dr. Kutlu MERİH

hm-btn.gif (208 bytes)
I) GİRİŞ

Günümüze kadar ileri sürülen organizasyon kuramları, organizasyonları bir toplum içerisinde her nasılsa ve doğal olarak varolan birimler olarak algılamakta ve ardından niteliklerini tanımlamaya çalışmaktadır. "Bilimsel Yönetim" okulu organizasyonları kapalı bir sistem olarak ele almakta ve verimliliğini artırıcı sosyo-teknik unsurları tanımlamaktadır. Ardından H.Fayol aynı yaklaşımla yönetim sürecinin etkinleştirilmesini yorumlamakta ve Max Weber belirli bir kültürün ürünü olarak rasyonel bir organizasyonun nasıl çalışabileceğini incelemektedir. "Beşeri İlişkiler" yaklaşımı yine organizasyonları herhangi bir şekilde varolan birer birim olarak kavramakta ve insan unsurunu tatmin ederek verimliliği arttırmaya yönelik önlemIeri sıralamaktadır. Son zamanlarda gerçekleştirilen "Sistem Yaklaşımı" ve "Durumsallık Yaklaşımları" da organizasyonlara ilişkin olguların varolduğunu sayıp bunları sistem yaklaşımı kavramları ile kavramaya çalıştıklarından analitik düşüncenin sınırlarını aşamamaktadır.

Gerçekte organizasyonların incelenmesine bu sistemlerin nasıl ve hangi koşulları altında belirginleşip, şekillendiğini kavramakla (ontoloji) başlanabileceği kanısındayız. Burada önemli oIan etkin ve verimli bir organizasyonun niteliklerinin ve işleyişinin nasıl olacağı değil fakat herhangi bir ortamda herhangi bir organizasyonun varoluşunu etkileyen güç ve gereksinimler nelerdir sorunudur. Bilimsel yaklaşımda analitik düşüncenin giderek yetersiz kalması,  geri beslemeIi interaktif sosyal sistemlerin yapı ve davranışının açıklanabiImesi için sibernetik bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, organizasyonların belirli toplumsal gerekleri gerçekIeştirmek üzere oluşturdukları, değişen bir kavram oldukları ve aynı anda birleştirici ve çözücü güçlerin etkileşimi ile şekillendiği görüşünden hareketIe organizasyon dinamiklerinin sibernetik kavramlarla açıklanmasına çalışılacaktır. Daha çnce geliştirmiş olduğumuz "Object Tabanlı Sistem Kuramı-Sibernetik Epistemoloji" yaklaşımına ait "Object" tabanlı kavramlar burada oldukça işimize yarayacak ve örgütsel dinamikleri daha iyi anlamamıza ve bunları kotrol etmemize olanak sağlayacaktır.

II) BİR MAKRO OBJECT OLARAK TOPLUM

"Organizasyon" yapısını insanların oluşturduğu bir sosyal sistemde var olan belirli bir sosyal birimdir. Genel olarak yaklaşıldığında "toplum" adını verdiğimiz makro sistem de bir "organizasyonlar organizasyonu" olarak düşünülebilir. Buna göıe organizasyonlara toplum makro sisteminin hiyerarşik yapısını oluşturan bir milro sistem olarak bakılabilir. Toplumun kendisinin bir organizasyon olarak tanımlaması ve bu şekilde kavranmaya çalışılması organizasyonyonların kavranmasında büyük ölçüde kolaylıklar sağlayabilir. Ayrıca organizasyonIar bir mikro sistem olarak yapısında yer aldıkları makro sistemin temel karakteristikleri ile de şartlanmış olma durumundadır. Bu nedenle organizasyanların inceIenmesine, toplumun bir organizasyon olarak belirlenmesi ile başlamak yararlı olacaktır.

Bir organizasyon olarak "toplum", insanIar arasındaki belirli ilişkiler, etkileşimler ve sistemleşmeler bütünüdür.. Yapısında çeşitli mertebeden hiyerarşik objectler bulundurması nedeni ile bir toplumun kendisi de yüksek mertebeden bir hiyerarşik sistemdir. Toplumsal yapıyı oluşturan sistemler "fonksiyon" adı verilen ve toplumsal yapının varlığı ve devamı için gerekli olan amaçları gerçekleştirmek için oluşurlar. Buna göre fonksiyonlar sosyal üst sistemin aIt sistemlerin gerçekleştirmesini beklediği ve zorunlu kıldığı amaçlardır. Fonksiyonların tanımlanması, bunları gerçekleştirecek aIt sistemlerin oluşturulması ve bu sistemlerin koordinasyonu sosyal organizasyonun en temel görünümünü oluşturur.

Bir toplumun toplum olarak varlığını sürdürebilmesi için "birincil fonksiyonlar" adını verdiğimiz birtakım asal fonksiyonların sürekli olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Bunlar,

Toplumun düzenli ve güvenli olarak çoğalmasını sağIayacak bir üreme ilişkileri sistemi:aile,

Sosyal yapıyı ve fonksiyonel sistemlerin bu yapı içindeki konum ve katkılarını algılabilmeyi sağlayacak ortaklaşa bir semantik sistem:dil,

Duygusal ve irrasyonel eğilimlerin kontrol edilebileceği bir ortaklaşa haberleşme ve davranış sistemi:kültür,

Asal ve yanal fonksiyonları tanımlayarak bunları gerçekleştirecek sistemIeri oluşturacak bir otorite sistemi:iktidar/politika

Toplum elemanlarının algılanabilir ihtiyaçlarını sağlayacak bir üretim sistemi:ekonomi,

Toplumu çevreden gelen ve varlığını tehdit eden davranışlara karşı bir koruma sistemi:askerlik/ordu

Fonksiyonel sistemlerin çalışabilmesi için gerekli olan kıt kaynakları dağıtabilecek bir otorite sistemi:devlet/hükümet,

Kıt kaynaklara rekabet eden fonksiyonel sistemler arasındaki çelişme ve çatışmaları uzlaştırabilecek bir otorite sistemi;devlet/hükümet,

Sosyal haberleşme, etkileşme ve davranış biçimlerini belirleyen bir norm ve ceza sistemi:hukuk,

Sistemden sapmaları engelliyecek ve sisteme zararlı olmayı caydıracak bir cezalama sistemidir:yargı/infaz.

Sisteme yeni katılan birimleri yapıyla bütünleştirecek sistem: eğitim

Sisteme katılım ve fonksiyon benimsemeyi teşvik edecek bir ödülleme sistemi: hiyerarşi

Daha başka sınıflamalara ve çeşitli mertebeden türetime açık olan bu sistemleşmelere sosyal organizasyonun kurumIarı adı verilir. Bu sistemleşmenin gerçekte yatay ve düşey olarak iç içe geçmiş olduğu yani aynı elemanın çeşitli fonksiyonları gerçekleştirebilmek için birden fazla objectde yer alabildiği açıktır. Ayrıca bu objectler arasında hiyerarşik rekabet yani toplumsal yapı bakımından önemli olma önceliği konusunda etkileşme sözkonusu olabilir. Bu ise toplumlarda gerilimler, çelişmeler, koordinasyon zorlukları ve çatışmalar yaratabilmektedir. Organizasyonlar da bir mikro-sosyal sistem olarak benzer fonksiyonları daha küçük ölçeklerde gerçekleştirirler.

Bu nedenle bütün toplumsal organizasyonlar her düzeyde sistemleştirici ve çözücü güçlerin karşıt etkisi altında yer aImaktadır. Bu karşıt güçlerin etkisi ise yapısal değişimlere neden olmaktadır: Etkin bir sosyal organizasyon karşıt fonksiyonel gerekleri uzlaştıracak, uzlaşılmaz durumlarda ise çatışmasız yapısal değişimleri sağlayacak mekanizmalara sahip olmalıdır.

Şimdi herhangi bir sosyal organizasyon yapısında yer aIan sistemler arası ilişkilerin belirlenmesini açıklayan bir takım hipotezler oluşturabiliriz.

HİPOTEZ 1 : Herhangi bir makro sosyal sistem içinde, diğer objectlerin fizik, sosyal ve informatik girdilerini kontrol etme durumunda olan bir object, ilişkide olduğu sistemin amaç oluşturma ve karar verme süreçlerini etkileyebilir. Bu etkilemenin kapsamı ve biçimi kontrol edilen kaynakların kıtlığı ve bunları kullanan objectlerin bunların yerine ikame edebileceği diğer kaynakların varlığı ile orantılıdır.

HİPOTEZ 2 : Bir makro sosyal sistem içinde benzer forksiyonlar gerçekleştiren alt sistemler arasındaki dayanışma ve işbirliği, ortaklaşa olarak kullanılan kısıtlı bir kaynağa olan ihtiyaçlar ise ters orantılı olarak azalacaktır. Mevcut kaynakların kıtlığı oranında objectlerarası yarışma, çelişme ve gerilim artacaktır.

HİPOTEZ 3 : Bir makso sosyal sisteme ait sistemlerarası ilişkiler düzeninde alt sistemlerin geri besleme bağıntıları ile bağlantılık derecelerinin artması oranında sistemlerarası güven ve dayanışma azalarak gerilim artar.

HİPOTEZ 4 : Bir makro sosyal sistemde karar verme ve etkileme yeteneklerine sahip bir takım alt sistemlerin varlığı, objectlerarası etkileşme ve gerilimlerin dengelenmesi ve düzenlenmesi için zorunludur.

HİPOTEZ 5 : Bir objectlerarası hiyerarşide, benzer amaçlı ve ortaklaşa kaynakları girdileyen objectler rekabetçi bir duruma girerken, tamamlayıcı amaçları oIan ve birbirlerinin çıktılarını girdileyen objectler entropik bir dayanışma dengesine ulaşırlar.

HİPOTEZ 6 : Bir objectlerarası düzende objectlerarası gerilimin azalması ve sistemik dayanışmanın artması için sistemik fonksiyonların iyi tanımlanmış olması ve objectlerarasi haberleşme kanallarının iyi çalışması gerekmektedir.

HİPOTEZ 7 : Bir sistemlerarası düzende sistemlerin arasındaki ilişkilerin herhangi bir nedenle değişimi bu düzendeki sistemleri davranışsal yeniliklere sürükleyecek ve yeni sistem içi ilişkilerin oluşmasına yol açacaktır.

III) SİSTEMLERARASI ÇEVRE VE SINIR

Bir sosyal sistem kendisi için belirlenmiş fonksiyonları gerçeklemek için davranırken bir sistem olarak kendine özgü amaçları da oluşturur ve bunları gerçekleştirmeye çalışır. Bu amaçların fonksiyonlardan farklı olması halinde sistem için bir "yabancılaşma" sözkonusudur. Sistem kendi amaçlarını sürdürebilmek için sistem dışı güçlerin kolay nüfus edemeyeceği bir sınır yapısına sahip olmalıdır.

Bunu sağlamak için sistemler çevre ve fizik ve informatik haberleşmeyi minimize etmeye ve çevre ile haberleşmeyi belirli kanallar aracılığı ile gerçekleştirmeye çalışır. Diğer bir olanakta çevreden uyarıların etkileşimini minimize etmek için özel "Semantik Filtre" ler oluşturmaktır.

Toplumsal alt sistemler çevrelerinin etkisine direnebilmek için yapısal olarak karmaşıklaşma ve bu karmaşıklığı sürdürebilmek için kaynak, enerji, informasyon ve otorite depo etme eğilimindedir. Karmaşıklık bir yandan fonksiyonel etkinliği arttırırken diğer yandan da sistemde çevre uyarılarına karşı direnç sağlamaktır. Bu nedenle bütün sosyal organizasyonlar doğal bir karmaşıklaşma ve birikim eğilimi içindedir. Karmaşıklaşma mertebesinin sosyal sistemin kontrol edebildiği kaynakların çokluğuna bağlı olacağı açıktır.

Çevre ile haberleşme ve sınırların geçirgenliği sistemleri oluşturan fonksiyonların türüne de bağlı olmaktadır. Birincil fonksiyonları ve kontrol fonksiyonlarını üstlenmiş sistemler genel olarak daha az geçirgendir. Diğer yandan sosyal sistemlerin ömrünün bireylerin ömründen uzun olması sürekli olarak yeni bireysel katılımları gerektirmekte ve bu durum mikro sosyal sistemlerin çevreye karşı açıklığını arttırmaktadır. Yeni bireyler sisteme katıldıkça çevreye ait değişik değer ve çıkarlar da sistemle haberleşmeye başlar. Buna göre yeni elemanlar sistemin daha geçirgen sınırlarını oluşturur.

IV) MİKRO SİSTEM OLARAK ORGANİZASYON

Organizasyon, en geniş anlamı ile, ikincil bir fonksiyonu gerçekleştirmek için beşeri ve maddi kaynakların bir sosyoteknik object olarak yapılandırılması eylemleştirilmesi olarak tanımlanabilir.

Bu arada organizasyonlarla işbirliği sistemlerini ayırmakta yarar vardır. İşbirliği sistemleri, işbirliğinin yararları üzerine kurulmuştur. Buna göre,

(a) İşbirliğinden doğan kişi başına ürün, tek başına sağlanandan daha fazladır.

(b) İşbirliğinin kişi başına sağladığı artık yarar işbirliğinin gerektirdiği külfetlerden fazladır.

(c) İşbirliğinin gerçekleştirilebileceği ve sürdürelebileceği bir teknik ve informatik yapı mümkündür.

(d) İşbirliği sistemin gerçekleştirmeye çalıştığı fonksiyon sistemin çevresi tarafından dıştan değil kendi elemanları tarafından içten tanımlanmıştır.

Buna karşın organizasyonlar, makro sosyal sistemlerin belirlediği fonksiyonların gerçekleştirilmesi amacıyla gelişmişlerdir. Diğer bir deyişle organizasyonların temel niteliği parçası oldukları toplumun fonksiyonel bir gereğini yerine getirmek üzere dışsal bir irade ile oluşturulmalarıdır. Kâr organizasyonlarında bu dışsal iradeyi girişimcinin kendisi de sağlayabilir. Böylece yaklaşıldığında organizasyonların amaçsal bir sistem oldukları belirginleşir. Diğer bir deyişle toplumun belirlediği fonksiyonları gerçekleştirmek bir organizasyonun amacıdır.

Organizasyonun kendisi de iç iradeler tarafından belirlenen fonksiyonların bütünleşip örgütlenmesi olarak ele alınabilir. Bu durıumda organizasyonun amacını oluşturan fonksiyonların tanımlanması, dağıtılması, gerekli beşeri ve maddi kaynaklarla desteklenmesi, çevrenin destek ve kabulunun sağlanması ve bütün süreçlerin koordinasyonu sorunu ortaya çıkmaktadır.

Organizasyonların iç ve dış dinamiklere uyuşumu için informasyonu değerleyip yorumlayacak ve bunları alt kademelere iletecek kontrol süreçlerine gerek vardır. Bu süreçleri şöyle toparlayabiliriz:

1. Sosyo-teknik yapı - Organizasyonun nesnel yapısı

2. Sosyo-sibernetik yapı - Organizasyonun informatik yapısı

a. Üst kontrol sistemi - İktidar ilişkileri

b. Ara kontrol sistemi - Otorite ilişkileri

 A ) SOSYO TEKNİK YAPI - ORGANİZASYON YAPISI

Bu sistem, organizasyonun nesnel gereksinimlerinin üretimini sağlar. Organizasyonun içsel iradelerinin kontrolu ile veya çevresindeki baskılar sonucu uygun teknik yapılar tarafından gerçekleştirilecek fonksiyonlar oluşur. Bu fonksiyonların nitelik ve sayıları organizasyon yapısının karmaşıklaşma derecesine göre değişir.

1. FONSİYONEL AYRIŞIM

İçerisinde bulunduğu toplumun bir ikincil fonksiyonunu gerçekleştirmek için biçimlenen organizasyonlar kendi yapılarında bu amaca ulaşmalarını sağlayacak fonksiyon ayrımlaşmasına gitmek zorundadır. Fonksiyonel ayrışım iki temel niteliği söz konusudur.

Farklılaşma ve ayrışım (differantiation)

Benzerleşme ve sistemleşme (object oluşumu - integration)

Farklılışma; organizasyonun asal fonksiyonlarını gerçekleşebilmesi için gerekli olan alt fonksiyonların oluşturulmasıdır.

Fonksiyonların ayrışımı sonucu ortaya çıkan farklı fonksiyonların uyumlaştırılması gerekir. Çevrenin organizasyon üzerindeki etkilerini dengeleyebilmek için fonksiyonlararası benzerleşme ve sistemleşme ara ve üst kontrol ile sağlanır. Bu faaliyet çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir örgüt şemaları, aşağı yukarı haberleşme kanalları, informasyon derleme ve depolama sistemleri, yetki ve sorumlulukların dağıtım ve koruma sistemleri gibi.

Fonksiyonel ayrımlaşma olarak,nitelediğimiz bu sürecin gereklerini şöyle toparlayabiliriz:

a. Bazı sistemlerin gerektirdiği ikincil fonksiyonlar bir tek alt sistem tarafından yürütülmeyecek kadar geniş kapsamlı ve karmaşıktır.Bu fonksiyonları gerçekleştirebilmek için birimler arası uzmanlığa dayanan bölüşüme gidilmesi gerekir. Örneğin, giderek büyüyen bir işletmede üretim ve pazarlama fonksiyonlarının aynı alt sistemler tarafından yürütülmesine hem imkan yoktur hem de organizasyonun etkinliği azalır,

b. Fonksiyonların karmaşıklaşmasına ilişkin diğer bir neden de karmaşıklaşan fonksiyonları yürütecek düzeyde uzmanlaşmış alt sistemlerin bulunamamasıdır. Bir organizasyon geliştikçe tüm fonksiyonlarda uzmanlaşmış eleman bulma zorlaşmaktadır.

c. Organizasyonlarda yapısal farklılaşma arttıkça kontrol ve koordinasyon zorlaştığından üst ve ara kontrolun yükü artmaktadır. Fonksiyon ayrışımı haberleşmeyi kolaylaştırdığından ara kontrolun uygun bir düzeyde oluşturulması bu yükün optimal dağılımını sağlar.

d. Optimal fonksiyonel ayrışım ve etkin koordinasyon organizasyonun sinerjik gücünü büyüterek amaçlarını gerçekleştirme etkinliğini arttırır.

Optimum fonksiyonlaşma çerçevesinde iki tür fonksiyon ayrışımından söz edilebilir: (1) dikey, (2) yatay. Yatay fonksiyonlaşmada gerçekleştirilmesi gereken fonksiyonlar ayrışır. Örneğin; kar amaçlı bir işletmede üretim, pazarlama fonksiyonları vbg. Dikey fonksiyonlaşmada ise hiyerarşı kademelerindeki fonksiyonların kapsamında ayrışım gerekir.

2. ROL DAVRANIŞLARI ve YABANCILAŞMA

Organizasyonlarda ortaya çıkan fonksiyonel ayrımlaşma sonucunda herbir fonksiyonu gerçekleştiren birey için bir rol belirlenir. Diğer bir deyişle organizasyon yapısı, tanımlanan ve ilişkileri belirlenmiş fonksiyonlardan ve bu fonksiyonların kişilere indirgenmiş şekli olan rollerden oluşur. Yapı içerisinde her rol bir informasyon akımı köşesidir ve belirli bir otorite ve sorumluluk kapasitesi taşır. Böylece her rolden beklenen belirli bir performans vardır. Diğer bir deyişle roller kişilere verildiğinde rollere ilişkin araçlar, görevler ve sorumluluklar belirlenir fakat işe ilişkin alt amaçlar ve bunların tüm örgü ile ilişkileri ele alınmaz.

Bu amaçların belirlenme ve yorumu genellikle kişinin kendine bırakılır. Böylece beklenen davranışlar ile gerçek davranışlar arasında farklılıklar çözlemlenir. Kişilerin amaçları ile örgütün amaçları arasında çelişkiler ortaya çıkabilir. Kişisel amaçları rollerinin gerektirdiği fonksiyonlardan büyük ölçüde farklılaşmış ve organizasyon içinde kişisel amaçlarına yönelik davranışlarda bulunan kişiler sisteme yabancılaşmış olarak düşünülebilir. Yabancılaşmanın örgütsel etkinlik için sakıncalı düzeylere ulaştığı durumlarda çelişme ve çatışma durumları gözlenmektedir. Çelişme ve çatışma durumlarından doğan gerilimlerin minimize edilebilmesi için üst ve ara kontrol aracılığı ile sistemde bütünleştirici bir haberleşmenin sürdürülmesi gerekmektedir

B) SOSYO SİBERNETİK YAPI- ORGANİZASYONUN İNFORMATİK YAPISI

Bir organizasyonda üst ve ara kontrol ilişkilerini doğuran fonksiyonel gerekleri dört kalemde toparlayabiliriz.

1. Devamlılık ilkesi : Her organizasyonda, gerçekleşmemesi halinde organizasyon varlığının ve etkinliğinin tehlikeye düşebileceği bir takım faaliyetler bulunmaktadır. Bunların aksamadan gerçekleştirilmesi için yetki sahibi bir grubun bunları devamlı olarak gözetmesi ve aksamaları halinde gerekli önlemleri alabilecek veya aldırabilecek olanakları aIması gerekmektedir,

2. Amaçların belirlenmesi ilkesi: Bir amaçsal sistem olarak organizasyonun amaçlarının özellikle değişen çevre şartları karşısında sürekli olarak berraklaştırılması, yeniden tamamlanması veya değiştirilmesi gerekmektedir. Amaçlar sistem üzerinde akan informasyonun sorumlu bir otorite zinciri üzerinde paraziti azaltmakta ve sistemin daha etkin bir haberleşme-davranış ilişkisi içinde olmasını sağlamaktır.

3. sapmaları minimize etme ilkesi: Amaçların gerçekleştirilmesi ile ilgili başarısızlık olanaklarının azalması için, organizasyonun karmaşıklaşması ile birlikte temel görevleri organizasyonel fonksiyonların gerçekleştirildiğini gözlemek olan gözetimce fonksiyonlar oluşturmak gerekmektedir. Bu gözetim düzenin gerçekleştirimesi organizasyonlardaki geleneksel otorite piramidini oluşturmaktadır.

4. Bütünlüğün korunması ilkesi: Organizasyonun amaçları ile tutarlı davranışların özendirilmesi, tutarsız ve çelişkili olan davranışların çekindirilmesi için sistemde bir ödüllendirme ve cezalandırma düzeninin oluşturulması gerekmektedir. Bu fonksiyon üst ve ara kontrol tarafından gerçekleştirilir. Bütünlüğün korunması için sistemde yabancılaşma eğilimlerini gidermek ve yabancılaşmadan doğan gerilimleri indirgemek için üst ve ara kontrol sistmelerinin bütünleştirici bir örgütsel haberleşme düzeni oluşturmaları gerekmektedir.

1) STRATEJİK KONTROL – (İKTİDAR İLİŞKİLERİ)

Üst kontrol, organizasyonun kısa ve uzun dönemdeki temel amaçlarını oluşturur. Organizasyon yapısı içinde kontrol fonksiyonun organizasgon yapısı içinde kontrol fonksiyonun da bir alt sistem oIuşturduğu açıktır. Başarılı bir kontrol için en önemli faktör örgütsel elemanIar arasında şemantik uyuşumun sağlanması, kontrol ve alt yapı arasındaki informasyon durumunun düzenlenmesi gereğidir. Devamlı oIarak uyarı üreten kontrol iIe uyarılan sosyo-teknik yapı arasında haberleşme eksikIiği ve aksakIığından doğan sürekli bir gerilim buIunacağı açıktır. Ayrıca amaçIarın da genel olarak belirgin olmayışı ve sürekli olarak oIuşturulma durumunda oImaları nedeni ile haberleşmeyi etkin hale getirecek semantik filtrelerin organizasyon üzerinde yeknesak hale getirilmesi olanaksız olabilir. Bir takım elemanlar veya alt sistemler semantik değişimIeri karşı aşırı bir direniş ve gecikme göstetebiIirler. Ayrıca kontrol sisteminin kendisi de çevrede oluşan değişimIere karşı gerekli semantik uyuşumu zamanında sağlayamayabiIir.

Bu süreç organizasyonlarda sürekli bir gerilim ve yabancılaşma eğilimi yaratır. Ayrıca organizasyon içinde elemanların veya alt sistemlerin giderek kendilerine özgü amaçlar edinmeleri ve bu amaçların organizasyonun amaçları iIe tutarsız olması halinde çelişme ve çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

OrganisasyonIara bir model olarak bakıldığında, üst kontrolun amaçlarının organizasyonla aynı oIduğu varsayılır. Bununla beraber bu amaçların, kuruluş kanunlarında tüzükIerde, yıllık raporlarda vs. belirtilenlere özdeş olması gerekmeyebiIir. Bununla beraber bu tür kuralların varlığı üst kontrolun amaçlarının oluşmasında bir kısıt oluşturacaktır. Kağıt üzerindeki amaçlar ne olursa olsun organizasyonun zaman içindeki yörüngesini üst kontrolun oluşturmuş olduğu gerçek amaçlar belirleyecektir.

Üst kontrolun stratejik fonksiyonlarından birisi organizasyonun yalnızca teknik yapısını değil informatik yapısını ve özellikle geri beslemelerini kontrol edebilmeleridir. Buna bağlı olarak organizasyon sinerjik gücü ile yarattığı artığı da kontrol etme olanağına da sahiptir. Böylece organizasyonlarda etkin çalışma şemaları oluşturalabilirse üst kontrolun kontrol kapasitesi giderek artmaktadır. Bu olgu kar amaçlı organizasyonlarda özellikle gözlenmektedir.

2) TAKTİK KONTROL- (OTORİTE İLİŞKİLERİ)

Amaçlar ve stratejileri belirlendikten sonra üst kontrol ara kontrol sistemini oluşturur. Bunlar da kendi aIt kontrol kanallarını oluştururlar. Üst kontrol, sosyo-teknik yapı ile genel olarak ara kontrol aracılığı ile haberleştiği için sistemin davranışsal etkinliği ara kontrolun bir kanal olarak etkin çalışmasına büyük ölçüde bağlı olmaktadır.

Bundan önceki bölümde "kontrol" fonksiyonunun organizasyon yapısı ve davranışı olarak kaçınılamaz bir aIt sistem olduğunu belirtmiştik. VarIığı her organizasyon için kaçınılmaz bir zorunluluk olan bu alt sistem organizasyon üzerinde akan informasyonu etkilemek ve organizasyonun zaman ve uzay üzerindeki davranışını belirlemek ayrıcalığına sahip olduğundan bu alt sistemin davranışı sistemin bütünü için özel bir önem taşır. Yönetsel alt sistemin organizasyon davranışını etkin bir şekilde kontrol edebilmek için informasyonun sınıflandırılması, kodlandırıIması ve kontrolun sistem hiyerarşisi üzerinde dağıtılması gerekmektedir. Buna göre yapısal hiyerarşı kendine paralel bir otorite hiyerarşiside yaratır. Otorite ilişkisi sibernetik olarak tek yönlü bir haberIeşme iIişkisidir. Bu sistem elemanlarına ayarı verme ve bu uyarı ile uygun tepkiler isteme yeteneği ve yetkisidir.

C) ORGANİZASYONLARDA KONTROL VE KOORDİNASYON ARACI OLARAK HABERLEŞME

Organizasyonlarda kontrol ve koordinasyon haberleşme aracılığı ile gerçekleştirilir. Haberleşme enformasyon aracılığı ile gerçekleştirilir. Haberleşme enformasyon aracılığı ile etkileşim ve değişim sürecidir. Organizasyonlar çevrelerinden veya kendi dinamiklerinden aldıkları enformasyonlarla uyarılır ve uyarıları kendi enformatik yapıları iIe tutarlı bir şekilde ilgilalırlar. Bu informatik yapılar organizasyonlarda iki şekilde beIirginleşir.

(1) Biçimsel (formel) haberleşme kanalları, ve

(2) biçimsel olmayan (informel) haberleşme kanalları.

Biçimsel kanallar organizasyon hiyerarşisi içerisinde komut-kontrol ilişkileri ile şekillenir. Fonksiyonların dikey ve yatay ayrımlaşması sonucunda ortaya çıkan birim fonksiyonların gerçekleştirilmesine ilişkin sorumIuluk ve otoriteler ile belirlenir. Her fonksiyonel birimin rol pesformansının içerik ve sonuçları kontrol edilip diğer birimlerinki ile uyumlaştırılır. Bu amaçlardan sapmalar minimize edilerek organizasyonun amaçladığı fonksiyonu gerçekleştirmesine çalışılır.

Biçimsel olmayan haberleşme ise organizasyon içerisinde doğal ve sosyal ilişkiler sonucu olarak ortaya çıkar. Her organizasyonun kendine özgü kurallarla ya da yapısı ile belirlenmemiş fakat varlığın sistemde dengeleri sağlayan norm ve değerleri vardır. Bu norm ve kurallar biçimsel olmayan haberleşme ile etkinliklerini sürdürür ve sistemik dengelerin korunmasını sağlar. Organizasyon normları ile çelişen davranışlar elenir. Biraz daha açacak olursak her rol fonksiyonuna ilişkin her organizasyonun kendi dinamikleri ile şekillenen bir rolu vardır. Rol davranışları bu normlarla çeliştiğinde salınımlar sönümlendirilir.

İlişikteki şekilden de görüldüğü gibi haberleşmeyi hafızalarda bulunan standart informasyon etkilemektedir. Bu hafızalar çeşitli koruyucu filtrelerin tesiri altında çalışır. Bu nedenle haberleşme süreci bir yandan hafızaları ve haberleşme kapasitesini arttırırken diğer yandan hafıza yapısı ile kısıtlanmaktadır. Haberleşmenin belirli bir hafıza örgütlenmesine bağlı olması nedeni iIe haberleşme süresince üç tip informasyon tanımlanabilir.

1) İnformasyon : Doğru haberleşmeyi sağlayan bilgi

2) Misinformasyon : Yanlış haberleşmeyi doğuran bilgi

3) Disinformasyonı : Alıcının derleme ve algılama kapasitesini aşan bilgi

 

HABERLEŞME SÜRECİ

GÖNDERİCİ -> MESAJ -> DERLEYİCİ (TEKNİK-FİLOZOFİK SEMANTİK)-> ALGILAMA -> MESAJ-> ALICI-> GERİ-BESLEME

 

1) ORGANİZASYONLARDA HABERLEŞMEYİ ETKİLEYEN UNSURLAR

 (a) İş bölümü , haberleşmeyi kolaylaştıran bir unsurdur. Dikey ve yatay fonksiyon ayrımı sonucunda ortaya çıkan rol fonksiyonları haberleşme kanallarının iki yönlü yükünü azalttığından parazitler ve filtrelerle haberleşmenin bozulması azalmış olacaktır.

(b) Normlandırma : Orgarnizasyon içerisindeki kuralların bir kısmı biçimsel bir kısmı da biçimsel olmayan uggulamalarla belirlenir. Bu kurallar ve normlar haberleşmede her iki tarafında algılamalarını etkileyebilir. Organizasyon içerisindeki davranış kuralları, sistemde beklenilen davranışları belirler. Örneğin, kim kimden komut alabilir? kim kime rapor edebilir?Mesajların içerikleri nasıl olmalıdır?

(c) Kişilik yapısı, Normlaşmadan sapmalara neden olan bir unsur kişiIik yapısıdır. Kişilerin bu normlara karşı duyarlıIıkları ve özümlemeleri diğer bir deyişle organizasyon kültürünü benimsemeleri kişilik yapısından kaynaklanan bir unsurdur, Bazı durumlarda normlar etkinliklerini sürdürürken diğer bazı durumlarda da etkisiz kaIabilmektedirler. Kişilik yapısı ile ilgili diğer bir sorun da norm koruyucu otoriteyi değerleyiş biçimidir. Başkaldırmak için başkaldıran kimseler genellikle organizasyon kurallarını uygulamamakta buna karşılık kuralları kural olarak kabul eden bireyler haberleşme ve kontrolda parazitlere değil fakat organizasyonda değişimlere neden olabilmektedir.

(d) Dinamik Koşullar, sistemin kararlı durumlarında gerekli ve önemli enformasyon konusunda yeterli bilgi vardır. Koşullarda değişim olmadığı sürece aynı enformasyon ve haberleşme ortamı tekrarlanabilir. Fakat dinamik koşullarda bir yeniliğin uygulanması gibi amaçlı enformasyon taşıyan karların yanısıra öğrenme ve öğrenim derecesi hakkında da besleme gerekmektedir.

(e) Filtreleme, Haberleşme bireyler aracılığı ile gerçekleşir. Bir kimse belirli bir informasyona tabi olduğunda haberleşme sisteminin bir parçası olarak bu informasyonun bir kısmını değiştirir, yeniden düzenler. Buna filtreleme, etkisi demekteyiz. Bazen kişiler informasyona kapalıdırlar, söyleneni duymazlar, bazen duymak istediklerini duyarlar. Aynı hitap iki defa okunup ikisinden de farklı yorumlar çıkarabilirler. Kişiler bazen benliklerini tedirgin eden bilgiyi iletmez. Benzer durumlar alıcılar içinde geçerli ve alıcılar tedirginlik yaratan mesajlara karşı kapalı kalabilirler.

(f) Kişisel uzmanlık, Kişiler, fonksiyon birimleri içerisinde daha bilgili olduğuna inandıkları kimseler ile haberleşirler. Diğer bir deyişle kişiler kendilerine daha çok yardımcı olacak, bilgili kimselerle ilişki kurmak eğilimindedir.

2)ORGANİZASYONLARDA KONTROL VE KOORDİNASYON SORUNLARI

Fonksiyonların tanımlanıp belirlenmesi ayrışımı ve ardından bağdaştırılması sistemleştirilmesi organizasyon içerisinde koordinasyon sorunları yaratır. Bu sorunları şöyle sıralayabiliriz:

Sistemin bütünleşmemiş olması

Sistemin tüm elemanlarının yeterince gelişmemiş olduğu durumlarda sistemin tümüne ilişkin kontrol ve koordinasyonun gerçekleştirilmesi zorlaşmaktadır. Birimlerden biri yapısından gelen aksaklıklar nedeniyle diğer birimlerin verdiği performansı vermezse bu birim üzerine gereğinden fazla yük ve gerilim binmiş olur.

Geri beslenme kanallarından gecikmeler

Kontrol ve koordinasyonla ilgili diğer bir sorun da geri besleme kanallarına taşıdığı enformasyonun geç dolaşımı nedeniyle salınımları minimize etmek için gerekli önlemlerin alınmasının gecikmesidi.

Bu konuda ortaya çıkan diğer bir sorun da kişilerin zaman algılamaları ile geribesleme halkalarının zamanlaması arasındaki farktır.

Bağdaşmayan amaçlar

Örgütlerdeki her alt sistemin kendine özgü amaçları vardır. Bu amaçlar bir bütün olarak örgütün amaçları ile çelişmez fakat bütünleşir. Eğer bu amaçlar ve amaçlara ilişkin davranışlar bekleyişleri konusunda bağdaşmazlık sözkonusu ise kontrol sisteminde büyük çapta gelişme ve çatışmalar ortaya çıkar.

 V) ÖRGÜTSEL YAPIDA ÇELİŞME VE ÇATIŞMA

Organizasyoların da yapısal olarak fonksiyonel objectlerden oluşması ve objectlerin de kendilerine özel amaç ve gereksinmelerinin bulunması, yapılarında çelişme ve çatışma durumlarını doğurmaktadır.

  • Çelişme, birtakım objectlerin örgütsel fonksiyonel ilişkilerden kaçınmaları ve diğer objectlerin fonksiyonlarına engel olabilmeleri,
  • çatışma ise çelişme durumunda olan elemanların birbirlerini yokedici bir etkileşim içinde olmalarında denmektedir.

Organizasyonlarda çelişme ve çatışma durumlarının ortaya çıkması için nedenler gösterilebilir. Bunlar içinde en açıklayıcı olanlar daha önce incelediğimiz hipotezlerin belirlediği objectlerarası rekabet durumIarı ve yabancılaşma sorunudur.
Buna göre bir organizasyonda konut kontrol ilişkilerinin olduğu noktalarda gerilim ve çelişme beklenebilir. Ayrıca organizasyonda fonksiyonların, rollerin ve amaçların iyi tanımlanamamış olduğu veya iyi haberleşilmediği durumlarda gerilim ve çelişmeler olacaktır(Hipotez).
Organizasyonda geribesleme kanalları ile sistemlerarası bağımlılığın artması halinde gerilim ve çelişmeler beklenebilir.(Hipotez 3).
Organizasyonda bir kısım alt sistemlerin benzer fonksiyonlar yüklenmesi ve bunların kıt kaynaklara rekabet etmeleri halinde çelişme ve çatışma durumları gözlenebilir(Hipotez 2).
Organizasyonda herhangibir alt sistem diğer herhangibir alt sistemin btratejik girdilerini kontrol etme durumunda ise buda gerilim ve çatışma potansiyeli yaratız(Hipotez 1).
Diğer taraftan rollere yüklenmiş olan fonksiyonların gerçekleştirilmesi bunların algılanmasına da bağımlı olacaktır. Rollerin ilgili fonsiyonları iyi algılanamamış bireyler tarafından yüklenmesi çelişme ve çatışmalara neden olabilir. Algılama sorunları nedeni ile doğan yabancılaşmalarda, etkin haberleşmeninde sorunu çözemeyeceği açıktır. Çelişme ve çatışmaların giderilmesi genel olarak üst ve ara kontrol sistemlerinin fonksiyonudur(Hipofez 4).
Bir organizasyon içerisinde Mıchels’in ‘’ Oligarşinin Tunç Kanunu ‘’ ile de belirttiği gibi çelişme ve çatışmaların minimize edlmesinde etkin bir rol oynayacak informatik kontrol yapısı (iktidar-otorite) kaçınılmazdır.

VI ) ÖRGÜTLERDE DEĞİŞİM VE DENGE

Bir örgütün yapısını oluşturan fonksiyonel objectler. object yapılarının gereği olarak hem makro sisteme, hem de kendilerine ait amaç ve hedefleri izlerler. Bunun sonucunda sistemde sürekli olarak bir değişim ve farklılaşma eğilimi söz konusu olacaktır. Buna karşılık örgütlerde genellikle gözlenen durağanlık ve sabit bir yapıdır. Bunun nedeni değişim de bir kaynak ve enerji kullanımı gerektirdiğinden makro sistem içinde objectlerin kendi amaçları ve fonksiyonları ile sistemin gerektirdiği fonksiyonları uzlaştırarak bir denge konumuna gelmeleridir.

Sosyal sistemlerin yapısında informasyon ve haberleşmenin önemli bir rol oynaması, hem değişimi dstekleyen hem de değişimi sönümlendiren sonuçlar yaratmaktadır. İnformasyon ontolojik olarak bir tür enerji olduğundan sistemde değişim yaratan bir etkisi vardır. Diğer taraftan serbest enerji entropi kanunlarına tabi olduğundan giderek birbirini sönümlendirir ve sistem entropik bir dengeye ulaşır. Bu nedenle örgütlerde durağanlık değişimden daha çok gözlenen bir durumdur ve örgütün değişimi için teknoloji veya kamu müdahelesi gibi dış güçlere gerek duyulur.

VII ) SONUÇ

Organizasyonlar belirli makra sosyal sistemler içerisinde belirli fonksiyonları gerçekleştirmeyi amaçlayan bir mikro sosyal sistemdir. Bu fonsiyonu gerçekleştirebilmek için fonksiyonel ayrışım, optimum fonksiyonlaşma ve fonksiyonel sinerji ile belirlenen sosyo-teknik yapının yanısıra organizasyonun işleyişinden kaynaklanan çatışma ve çelişme dengeleyecek bir ara ve üst kontrol mekanizmasının varlığı kaçınılmazdır.

Bu çalışmada sibernetik bir yaklaşımla organizasyonların nasıl toplumsal fonksiyonel gerekler sonucu şekillendiği ve bu şekillendirme süresince sosyoteknik yapı ve kontrol mekanizmasının nasıl etkilendiği belirlenmeye çalışılmıştır.

hm-btn.gif (208 bytes)
EYLEM MAYIS.2002