|
Hem bu işletmecilik
modeli, hem de çevre ekonomik sosyal yapı giderek daha çok karmaşık ve dinamik
hale gelince işlerin düşey bir anlayışla bilindiği gibi yapılması
zorlaştığını görüyoruz. Yatay-Organik yaklaşıma geçmek gerekli oluyor. Network
yönetimi, kuruluş yatay düşünce çerçevesinde, Unitelerin Networku şeklinde yeniden
yapılandırarak girişim ve inisyatifi Unitelere delege ederken bir yandan da kuruluş
sinerjisini optimize etmeye ayarlanmış bir yönetim ve organizasyon biçimidir.
Network yönetimi, hem rekabet
güçlerini, hem de kârlılıklarını, hızlanan bir değişim ya da karmaşıklık
ortamında yükseltmek isteyen kuruluşlarca kullanılmaktadır. Buna ulaşabilmek için,
çeşitli ürün/pazar etkileşimine elastik olan iş sorumluluklarının, Aksiyonel İş
Üniteleri diye adlandırılan birimlere devredilmesi sözkonusudur. Bu Uniteler entegre
bir Network yapısı ile yatay olarak birbirine ve doğrudan üst yönetime bağlıdır.
Networkun entegrasyonunu stratejik bir enformasyon sistemi ve bundan yaralanan bir
stratejik yönetim ünitesi oluşturur. Stratejik yönetim Ünitesinin patronluk veya kamu
sahipliği olması modeli ve yönetim tarzını etkilemez. Network yönetim modelinde
networku oluşturanlar, Networkun stratejik yönetiminde önemli bir ağırlığa
sahiptir.
Neden Network
Yönetimi?
Network yönetimi uygulamanın nedenleri,
günümüz hayatına egemen olan üç trendde cevap bulur:
İnsan davranışının (hem müşteri,
hem eleman olarak) bireyselleşmesi ve dinamikleşmesi,
Yeni teknolojilerin ve bu arada
tele-enformasyon ile iletişim teknolojilerinin doğup yükselmesi,
Arz ve talebin küresel networklere
yayılması .
Değişen ve irrasyonel bir şekilde
farklılaşan normlar, değerler, hayat tarzları ve kültürler, piyasada giderek artan
bir çeşitlilik ve dinamizm yaratmaktadır. Bu durum ürünlerin ömür süresini
kısaltmakta, daha çok ürünün daha az miktarlarda yapımını gerektirmekte,
araştırma giderlerinin artıp, aradaki farkın işçilikten çıkmasına neden
olmaktadır. Her şeyin çok daha hızlı yapılma zorunluluğu vardır. Artık bir
kuruluşun uzun süre güvenebileceği bir "esas malı" yoktur. Dünya artık
emtea tipi ürünlerle tanımlanamamaktadır (örneğin standart bir spesifikasyonu olan
ve ömür süresi uzun olan mallar artık geçerli değildir,) onun yerine
ihtisaslaşmış mallar, yani belirli kullanımlar için tasarımlanıp üretilmiş,
genellikle daha kısa ömürlü mallar vardır. Bunlar fazla pahalı olmaya başladı mı,
ara formlar yaratılabilmekte, örneğin standart bir mala kişisel ayrıntılar
eklenmektedir ki buna otomotiv sanayiinde sıkça rastlanır.
Piyasaların artan değişiminin anlamı
şöyledir:
(a) Çeşitli ürün/pazar bileşimlerine
yönelik politikalar daha farklılaşmaktadır. Piyasaya artık standart bir biçimde
yaklaşılamamaktadır.
(b) Teknolojik gelişmenin pazarlama
politikasına, pazarlama politikasının da teknolojik gelişmeye daha sıkı sıkıya
bağlı olması gerekmektedir.
Bugünlerde bir hayli teknoloji itmesi
söz konusudur, yani ürün geliştirme ve tasarımlama çok daha ön plandadır,
pazarlamanın da ona ayak uydurma zorunluluğu vardır. Yeni bir ürünün
Araştırma-Geliştirme'deki (Ar-Ge) süresi, sanayinin pek çok dalında rekabetin en
kritik faktörüdür. Bunun kısaltılması ancak, geliştirme, satın alma, üretim,
satış ve pazarlama arasında çok kısa iletişim hatları varsa mümkün olabilir.
Piyasaya dönüklük konusundaki etkinliğin artması şarttır, bu iş tüm işlevlerin
randimaninı düşürme pahasına bile olsa, yine de yapılacaktır.
Teknolojilerin
KARAKUTU yapısı
Günümüzde teknolojik gelişme,
ekonomik büyümenin esas güdücü gücünü oluşturmaktadır. Bu teknolojilerin
uygulanmasi, girişimciler için mecburidir; bunu yapmamanin bedeli, pazardaki pozisyonu,
belki de girişimi kaybetmektir. Savaş sonrası ekonomik patlama, petrol teknolojilerine
dayalıydı, oradan plastiklere, böcek ilaçlarma, insan yapısı elyafa, reçinelere,
modern boya ve lakelere, daha sanayinin hemen her dalında kullanılan pek çok
ihtisaslaşmış kimyasal maddelere geçildi. Bu ürünler ömür süreçlerinin olgun
dönemine 1960'ların sonlarında girdiler. Sonuçta ekonomik durgunluk doğdu. Ekonomik
büyümenin yeniden başlaması ancak, geniş potansiyel etkiye sahip yeni bir küme
teknoloji gelirse mümkün olacaktı. Durgunluk yıllarında, bu teknolojileri
geliştirmek için dünya kadar para ve zaman harcandı. İlk ürünler 1980'lerde lanse
edildi. Modern bir işletme için izlenmesi ve uygulanması gereken üç küme teknoloji
bulunmaktadır.
Girişimcilerin üretimleri ve lojistik
prosesleri için yeni teknolojilere yatırım yapabilmesi, ancak olup bitenden ve
olanaklardan haberdar olurlarsa, bunları izlerlerse mümkündür, enformasyon prosesleri,
ürün tasarımları ve stratejik açıdan da yatırım fırsatları izlenmek zorundadır.
Uygulamada ise gelişen teknolojiler genelde teknik eğitim almamış girişimciler için
karakutu lardır. Bu karakutuların yarattığı mistiğin aşılabilmesi ancak teknoloji
izlenmesinin bir network bileşeni haline getirilmesi ve Network içinde teknolojiyi
izleyerek, ekonomik açıdan değerlendirebilecek birimlerin bulunmasıdır.
Eğer yeni teknolojilerin çokluğu iyi
haberse, bunun yanındaki kötü haber de, geliştirmenin her sefer çok daha pahalıya
mal olduğu gerçeğidir. Yeni kuşak chip'leri geliştirmenin göklere fırlayan
maliyetini düşünün. Bu durum en büyük yarışçıların bile yarış terk etmesine
yol açabiliyor. Geliştirmenin yüksek maliyeti, bu maliyetin telafisi için çok büyük
pazarlara ihtiyaç gösteriyor. Bir çok durumda anlamasız ve gereksiz geliştirlen
teknolojilerin maliyeti firmalara ve tüketicilere yansıtılıyor.
Network
Yönetimin Temel İlkeleri :
Network yönetimi kavramı yedi ilkeye
dayalıdır:
1- Stratejik yönetimle yeniden
yapılanmanın gerçekleştirilmesi
2- Networkun delegasyon ve kontrol
yapısının yatay bir anlayışla tasarımı
3- Entegral iş sorumluluklarının
delege edilmesi
4- Müşterilerin ve tedarikçilerin
Network bileşeni olarak algılanması,
5- Fonksiyonel ve operasyonel
sorumlulukların stratejik entegrasyonu
6- Network birimlerinin yönetim
süreçleri üzerinde ağırlıklı bir etkiye sahip olması,
7- Bürokratik kurallarla kontrolu
kaldırarak katılımcılığa ve iç girişimciliğe prim verilmesi,
Bu ilkelerin uygulanma amaçları da
şöyledir:
Kuruluşun ekonomik ve sosyal varoluş
tanımını tamamen yeni bir anlayışla değiştirmek.
Kuruluşu Staratejik bir omurga
etrafında Networklerin Networku olarak yeniden yapılandırmak.
Kuruluşu yeniden atılımcı bir
rotaya döndürmek,
Hamleci, yenilikçi ve uyumlanabilen
iç Uniteleri aracılığıyla piyasadaki eylem ve tepkilerini hızlandırmak,
Geliştirme kadrolarıyla ticari
kadrolar arasında Network ilişkiler kurarak yenilikçiliği yeniden oluşturmak,
Kuruluştaki insanlarda, müşterilere
daha çok yöneltme, müşteriye dönük, hatta daha iyisi, müşteriden motivasyon alan
davranış teşvik etmek,
Üst yönetimin gerçek kuruluş
işlerine daha çok dikkat yöneltebilmesini sağlamak,
Kuruluşun destek ve yardımcı
hizmetlerle ilgili işlevlerini optimize etmek.
Politika yapımıyla politika
uygulamanın entegrasyonu, müşteri gruplarına odaklanmış, uyanık ve etkin
operasyonlara girişebilen Uniteler yaratmaktadır. Satış, satın alma, üretim ve
geliştirme faaliyetleri, pazarlama politikasına en güzel biçimde
uyumlandırılabilmektedir. Pazarlama politikası da işlevsel faaliyetlerin sunduğu
fırsatlardan azami yararlanabilmektedir.
Fonksiyonel yapılı düşey
organizasyonda satış departmanı, piyasayla temas etmektedir. Eğer standart dış bir
ürüne ihtiyaç varsa, üretim departmanıyla temas gerekecektir ve tabii
araştırma-geliştirme departmanıyla temas da şart olacaktır. Sonuçta karmaşık
danışma biçimleri ortaya çıkacak, sorumluluklar bulanıklaşacak, kararlar teslim
süresi çok uzun olan ürünler haline gelecektir. Bu arada müşteri de tabii başka bir
tarafa gitmiş olacaktır. Network yönetimi, belirli müşteri grupları için, işlevsel
açıdan kendi içinde tamam olan Uniteler kurulması demektir (yani anında ihtiyaç
duyulabilecek her şey bu Unitelerin içinde vardır), bu da kararların çok çabuk
alınabilmesini sağlamaktadır.
Yenilikçilik açısından, teknoloji
itmesi, piyasa çekmesi ve bir de girişimcilik, bir tek Unitenin içinde birleşmiş
durumdadır; ne de olsa, yenilikçilik bu ürünün birleşmesinden doğan bir şeydir.
Network
Yönetimin uygulama Politikaları
Network yönetiminin başarıyla
uygulanabilmesi için, çeşitli firmalar üzerinde yapılan gözlem ve araştırmalar şu
önkoşulları göstermektedir:
(a) Unitelerin açık seçik ve
spesifik birer misyonu olmalıdır.
Böylelikle Unite, önceden tanımı
yapılmış piyasa segmentlerine odaklanabilir, dışarıdaki rakipler yerine birbiriyle
rekabet etmeleri önlenir. Ayrıca bu Uniteler, rekabetçi ve güçlü bir misyon ifadesi
söz konusu değilse, doğuştan "takım" olarak oluşmuş birimler değildir.
"Daha yüksek kalite, mükemmel girişim" gibi kalıplar bu amacı sağlamaya
yetmez.
(b) Unitelerle en üst düzey
arasında ara düzeyler olmamalıdır.
Network yönetimi, Uniteyle en üst
düzey arasındaki anlaşmaları stratejik-enformatik bir omurga ile gerçekleştirir. Bu
ilişki doğrudan On-Line dır ve herhangi bir yolla engellenemez. Doğrudan anlaşma,
kısa iletişim yollarını kolaylaştırır, en üst düzey bu Unitelerle doğrudan
iletişim kurar, bu da kararlarını çabuk alınabilmesi demektir.
(c) Enformatik Altyapı
Üniteleri ve yönetimi bağlayan arayüzü oluşturmalıdır.
Kuruluşun iyi planlanmış ve iyi
desteklenen yönetim enformasyon sistemi, el altında hazır olmalı, buna Unitelerin
ayrı ayrı kar-zarar hesapları dahil olmalı, bu rakamları yorumlayabilecek Unite
kontrolörleri bulunmalıdır. Bu yönetim enformasyon sistemi aynı zamanda en üst
yönetimin işe hakkıyla nezaret edebilmesini de sağlayacaktır.
(d) Unitelerin Network yapısı
ile uyumlu bağımsızlığı yeterli olmalıdır.
Eğer gerekirse, birkaç Unitenin
hizmetinden yararlanan müşterilerle yapılacak anlaşmaların merkezi koşulları ve
rehber kuralları da Unitelerin kendileri tarafından oluşturulmalıdır. Anlaşmalara
dayalı özgürlük ilk önce alım ve satım koşulları için, yani dış anlaşmalar
için geçerlidir. İkinci olarak da, kuruluşun kendi destek hizmetleriyle ilgilidir.
(e) Fonksiyonel aktiviteler
ünite içinde yer almalıdır.
Pazarlama, satış, üretim ve
geliştirme gibi ön cephe işlevleri, eğer fiziksel imkansızlık ya da sinerjide
büyük kayıp söz konusu değilse, Unite içinde bulunmalıdır.
(f) Destek Hizmetler de Network
analayışı ile sağlanmalıdır.
Lojistik ve kalite güvencesi gibi
yardımcı hizmetler için, muhasebe yönetimi, personel ve organizasyon, güvenlik ve
bakım gibi destek işlevler uygun ve etkin bir Network birimi olarak düzenlenmelidir.
Örneğin idarenin ve maaşlar sisteminin düzenlenmesi her zaman merkezi kuralları
gerektirir, ama bunların uygulanışı merkezden bağımsız bir Network biriminde
gerçekleştirilmelidir.
(g) Ünitelerde Demokratik bir
yönetim sistemi hakim olmalıdır.
Unite elemanları, özellikle yönetici
mevkilerine kimlerin geleceği konusunda ve Unite içindeki diğer görevleri kimlerin
yürüteceği konusunda büyük ölçüde söz sahibi olmalıdır.
(h) Üniteler kurumun stratejik
yönetim sistemi ile entegre olmalıdır.
Gerçek bir stratejik yönetim sistemi
olmalı, yani kuruluşun yalnız planlama usullerinin iyi olmasıyla yetinilmeyip,
stratejik yönetim tutumunun (planların ve karaların uygulamaya geçirilmesi) da iyi
olması sağlanmalıdır. Oluşturulan stratejilere Ünitelerin katılımı ve
bilgilendirilemsine özen gösterilmelidir.
(i) Sinerji bir Network
kültürü ile sağlanmalıdır.
Tepe yönetimin uyarıcı (dolaşarak
yapılan) yönetimiyle ve Unitelerdeki girişimci ruh uyarılmalı ve sistemde sürekli
bir meydan okuma ve başarıya ulaşma isteği canlı tutulmalıdır. En üst düzeyle
Uniteler arasındaki anlaşmalarını vurgusu stratejik düzeylere ağırlık vermelidir.
Bu da güçlü bir kuruluş kültürünü gerekli kılar. Bunun sağlanması kuruluşun
aktiflerinin çok üstünde bir sinerjik gücün doğmasına yol açar.
(j) Uzlaşma formülleri ve
yöntemleri önceden belirlenmelidir.
Unitelerin kendi aralarında, ya da
Unitelerle merkez yönetim arasında uyuşmazlıklar doğarsa uygulanabilecek bir sistem
bulunmalıdır.
Bu politikaların yakından incelenmesi,
Network yönetiminin radikal olması gerektiğini göstermektelerdir. Bir yandan
yetkilerin ve gücün isteksiz biçimde teslimi, öbür yandan bir şeyleri hala merkezden
düzenleme çabaları, sonuç vermeyecektir. Samimiyetsizlik ve tutarsızlıktan
kaçınılmalıdır. En üst düzey, özerk alt girişimlere olumlu tutumunu açıkça
göstermelidir. Sinerji sağlama yöntemi olarak, düzenleyici ve ayrıntı düzeyinde
nezaret uygulamalarının yerini, stratejik yönetim, uygun bir kuruluş kültürü ve
öğrenen organizasyon kavramı almalıdır. Bir kuruluş çok çeşitli biçimlerde
Unitelere ayrılabilir. Bunu yapabilmek için kullanılacak kriterler her zaman için,
Uniteleri müşterilere en doğrudan bağlayabilme isteğine göre saptanır. Bunun
sonucunda bazen ortaya, ürüne dönük düzenlemeler çıkabilir, yani her ürün bir
Unite tarafından geliştirilir, üretilir ve satılır; bazen de spesifik müşteri
grupları için Uniteler olur, örneğin profesyonel kullanıcılar ve tüketiciler için
aynı Uniteler oluşturulabilir. Tabii bazen de bölgesel Unitelerin en uygun yol olduğu
anlaşılabilir.
Uluslararası piyasalarda çalışan bir
kuruluş, dünya çapında kâr sorumluluğuna sahip Uniteleri seçecek, yani
"Küresel Unite Network Organizasyonu"na gidecektir. Bu kuruluş pratik
amaçlarla, hukuksal açıdan, faaliyetlerini her ülke için ayrı bir holding halinde
düzenleyecektir. Bu holdinglerin, mali, finans ve halkla ilişkiler alanlarında kendi
görevleri vardır. Ayrıca bunlar yetkili merciler karpsında da kuruluşu temsil
ederler. Personel, finans ve yönetim gibi, ofis bakım ve yönetimi gibi işlerde, hizmet
işlevlerinde de en esnek bir rol oynayabilirler. Ama bu ulusal holdingler, iş
faaliyetleri açısından Unitelerle asla müdahale etmemelidir. Hatta ulusal organizasyon
bir bakıma, yerini kiraya vermiş de bazı belirli yerel hizmetleri üstlenmiş bir ev
sahibesi gibidir, o kadar. Ama eğer iş yerelse, o zaman kuruluş bir "bölgesel
Unite yapısı" ya da "multi-yurtiçi" yapı seçecektir. O zaman kuruluş,
Uniteleri "bölgesel" Unitelere ayrılacak, her bölgedeki girişimci müdür de
kendisine tahsis edilen bölgede kardan sorumlu olacaktır.
Kurumsal İç
Network ile Küresel Dış Network Bağlantılı Olmalı
Doğal olarak, bazı ürünler her zaman
dünya piyasalarına sahip olmuştur. Bunlar arasında altın, lastik, ham petrol, çay,
kahve, pamuk gibileri akla gelir. Bugün cesaret verici gözüken şey ise, öncelikle
uluslararası, hatta küresel pazarlara birdenbire giriveren ürün ve hizmetlerin
sayısındaki artış, ikinci olarak da, "uluslararası" sözünün artık
geleneksel sanayi kuruluşlarını (ve arada sırada katılan yeni birkarç kuruluşu)
kapsamaktan çıkmış olmasıdır. Bu süreç yerel ya da yurtiçi piyasa fikrini giderek
aşılan bir kavram haline dönüştürmektedir. Küresel televizyonu seyreden, seyahat
eden, uluslararası dergilerdeki ilanları okuyan insanlar tüketecekleri ürün ve
hizmetler konusunda artık daha seçici davranabilmektedir. Bütün bunlara ek olarak,
ortaya bir dünya kültürünün de yaygınlaştığı söylenebilir. Dünyanın her
yanındaki insanlar blucin ve tişort giymek istemekte, aynı rock müziği ve opera
yıldızlarını seyretmekte, kendi ekranlarında uluslararası haberleri anında
seyretmektedirler.
Hiperdinamik tüketici davranşı, yeni
teknoloji kümelerinin hep birlikte ortaya çıkışı ve küreselleşme, birçok kuruluş
için, multiform ve hızla değişen piyasaların ve tümüyle yeni rekabetçi çevreleri
yaratmıştır. Ürünlerin ömür süresi çok daha kısalmıştır. Teknik know-how' ın
hızlı yayılımı tümüyle yeni rekabet biçimlerini ortaya çıkarırken, alım-satım
ilişkilerine de yeni opsiyonlar sunmuştur. Bütün bu gelişmeler, çok sayıda temel
değişim süreçlerine güdücü etki yapmış, yeni durumların zorlamasıyla karşı
karşıya kalan kuruluşların işleyiş biçimini etkilemiştir. Bu gelişmeler bir
etkinlik ve yenilikçilik dinamiği yaratmaktadır. Artık toplam gelirin her kuruşu
başına çok daha fazla girişimcilik gerekmektedir, kuruluşlar bu zorlamalara tepki
gösterip, girişimciliğe Network yapıları ve sibernetik yönetimle bir şans
tanıyabilirler (yani formel, yukarıdan aşağı stratejik planlamadan, daha iletişimci,
daha yaratıcı daha katılımcı bir stratejik yönetime geçebilirler). Aynı zamanda
kuruluş kültürünü uyumlandırarak iş gücünün davranışını bununla etkilerler.
Bu gelişmelerin hep aynı anda yer alıyor olması bir rastlantı değildir. Bunlar hep
aynı nedenlerin etkilerinden doğmaktadır.
Üç egemen trend arasındaki ilişkiler
apaçık ortadadır. Yeni teknoloji (Bilgisayar, Haberleşme Lojistik) bir dünya
kültürünü yaratır durumdadir. Yeni teknoloji, bireysel hayat ve çalışma
tarzlarına da izin vermektedir. Bu sosyal davranış, teknoloji itmesini uyarmakta, onun
da Ar-Ge'ye harcadıklarını toplayabilmek için çok geniş piyasalara ihtiyacı
bulunmaktadır. Bu tür piyasaları, küreselleşme trendi teşvik etmektedir.
Küreselleşme, tüketici davranışını hızlandırırken, dinamik hayat biçimleri de
kozmopolitan tutumları teşvik etmektedir.
Network
Yönetimde Liderlik
Network yönetimini başlatmanın
bambaşka bir nedeni daha vardır. Çok sayıda yetenekli genç insan, bir kuruluşun
"liderliğini" yapma hevesi içindedir, hele günümüzde, genellikle kendileri
yeni bir kuruluş kurmak istemektedirler. Eğer var olan büyük kuruluşlar en iyi
elemanlarının ayrılıp gitmesini istemiyorsa, belki bunun da cevabı, içeride
girişimcilik işlevleri yaratmak, yani iş Uniteleri kurarak onlara entegral iş
sorumluluğu vermek ola bilir. İç ya da dış girişimci olmaya enerjisi ve hayal gücü
yetmeyenler de bugünün sosyal değişimlerinden etkilenmektedirler. Onlar da güvence
yerine sorumluluk istemekte, sıradan işler yerine, üstesinden gelinecek ve tatmin
duygusu verecek zorluklar istemektedirler. Yaklaşmakta olan çok büyük değişikliklere
yönelik en iyi formul, en iyi insanları işe almaktır kuruluşlar belki henüz
farkında olmayabilirler ama, aralarındaki rekabet ile önce işgücü piyasasında,
ancak ondan sonra mal ve hizmetlerini sundukları piyasadadır. Network yönetimi,
açılacak zorluklardan gelen tatminleri sorumluluk üstlenecek adımları sunmaktadır.
Bu da en iyi insanları, hatta girişimcilik ruhuna sahip olanları cezbetmeye
yarayacaktır.
Yönetim Tutumları
Bir şirketi ya da organizasyonu
değiştirmedeki başarının sınırı, değişim sürecinin teknik ve insani
boyutlarına dengeli bir yaklaşımda yatmaktadır. İş yönetimi açısından bu en
doğal şeydir. İnsan bu noktada, o halde neden bu mesajlar yönetimlere ulaşamıyor,
diye sormak isteyecektir. Neden bazı hatalar tekrar tekrar yapılmaktadır? Belki bunun
nedeni, çoğu yöneticilerin hala maddesel ya da teknik bir yaklaşımı benimsemesinden,
inatçı bir düşey yaklaşımda direnmesindendir. Çoğu yöneticiler kendilerini ilk
önce, "işin yöneticisi" olarak görmekte, "insanların lideri"
olarak görmemektedirler.
Bir başka açıklama da şöyle
olabilir: İnsani boyutun dikkate alındığı vakalarda yöneticiler, geniş bir grup
insanla iletişimde bulunurken ortaya çıkan geciktirici ve çarpıtıcı etkilerden
habersizdir. Bir başka açıklama olarak da, bu değişikliklerden pek çoğunun yönetim
için de bir sürpriz olduğunu, bu nedenle analiz, başlatma ve uygulama aşamalarının
üst üste çakıştığını söyleyebiliriz. Böyle durumlarda insani boyut zarar
görebilir, hele çevre değişkenleri yönetimin dikkatini çok fazla çekiyorsa,
adamakıllı zarar görebilir. Yönetim bu durumda "eşzamanlı" bir oyuna
kalkışmıştır ve çevreye öncelik tanıyacaktır, çünkü bu tehdit genellikle
içeriden gelen tehditten daha büyüktür.
İnsanların değişim istekliliği elbette ki sonsuz değildir, ama yine de sanılandan
çok daha büyüktür. Bir de hemen hiç yararlanılmayan "değişim eğilimi"
potansiyeli vardır. Vaka etütlerimiz, "eleman" mantalitesinin suçlanacak bir
yanı olmadığını göstermektedir. Bu da bize gelecek için umut vermektedir, ama
süreçlerin insani boyutuna önem vermek şarttır ve bunun da tüm engelleri her zaman
aşabilmesi gerekir.
Operational ve Transformational
Liderlik
Son zamanlarda yayınlanan bir
makalesinde Bass, işlemsel (operationel) ve değişimsel (transformationel) liderlik
arasında bir fark öngörmüştür. İşlemsel liderlikte, lider organizasyonda belli
sonuçları elde etmek için neler yapılması gerektiğini bilir ve astlarının istek ve
ihtiyaçlarını da dikkate alır. Değişimsel lider ise buna bir boyut daha ekler,
astlarını olabileceğine inanılan düzeyin ötesindeki yüksek performanslara götüren
ilhamı verir. Bass'a göre bu konuda kilit kelimelerden biri de "karizma"dır.
Diğer önemli faktörler arasında, kişisel dikkat ve entelektüel merak bulunmaktadır.
Bizim buna eklemek istediğimiz, geleceğe ilişkin ilham dolu bir vizyon ile sağlam bir
iletişim duygusunun da, iyi iletişim tekniklerinden bile daha önemli olduğudur.
Bu tür bir liderlik öğrenilemez. Bu
doğal bir vergidir ve geliştirilmesi gerekir. Bugünkü durum on yıl öncekinden
farklıdır, çünkü bu tip karizmatik lidere olan ihtiyaç artık kanıtlanmıştır. Bu
insan, geleceğin vizyonuna sahip, bu vizyonunu birlikte çalıştığı insanlara
aktarabilen bir yöneticidir; elemanlarının karşısında değil, yanında duran bir
yöneticidir; elemanlarıyla ilişki halinde olan, dolaysıyla elemanlarının onun
kafasından geçenleri bildiği bir yöneticidir; bu değişimlerin birçok insana
getirdiği tehditleri ciddiye alan, ama onların zorlamasına göre yönlenmeyen bir
yöneticidir. Böyle yöneticiler, elemanlarının değişim istekliliğini ve değişim
eğilimini sonuna kadar kullanabilirler. Ne de olsa, değişim sürecini sakatlayan şey,
değişim isteğinin olmaması değil, var olan miktardaki istekliliği harekete
geçirmekteki başarısızlıktır. Gerçekte liderlere stataik-düşey anlayışa sahip
kuruluşlarda sivrilen dinamik-yatay anlayışılı kişiler gözü ile bakabiliriz. |