Her Çarşamba öğleden sonra, onlarca kadın ve erkek, Brezilya'nın
Sao Paulo kentinde başında bulunduğum şirket olan Semco'nun üçüncü kattaki
toplantı odalarından birine çıkmak üzere, öndeki giriş kapısından birbiri ardına
içeri girer. Kapıdaki bekçi onları bekliyor olur. Yıllardır, aralarında IBM.
General Motors, Ford, Kodak , Bayer, Nestle, Goodyear, Firestone, Pirelli, Aalcoa, BASF,
Chase Manhattan, Siemens, Dow Chemial, Mercedes-Benz ve Yashica'nın da bulunduğu
dünyanın en büyük ve ünlü bazı şirketlerinin yöneticileri, kent dışında
bulunan sıradan sanayii kompleksimizi adeta bir hac yeri gibi ziyaret ederler.
Semco, bir petrol tankerini bir gecede boşaltabilen pompalar, bir
saatte 4.100 tabak yıkayabilen bulaşık makineleri, en bunaltıcı sıcaklarda dev
gökdelenleri serinletebilen klimalar için soğutma üniteleri, roket yakıtından
sakıza kadar herşeyi karıştırabilen mikserler ve 6.000 ayrı bölüme, 25 kilometre
uzunluğunda kablo ağına sahip komple bisküvi fabrikaları dahil olmak üzere
etkileyici Çeşitlilikte ürünler imal etmektedir. Gelgelelim, dünyanın her
tarafından genel müdürler ile yöneticileri fabrikamızla bürolarımızı gezme
fırsatı elde etmek için aylarca bekleyen şey, Semco'nun ne ürettiği değil, Semco
çalışanlarının nasıl yaptığıdır.
Semco'nun onu on iki yıl önce babamdan devraldığımda, piramit
tipinde bir yapıda ve muhtemel her durum için bir kurala sahip geleneksel bir şirketti.
Oysa bugün, fabrika işçilerimiz üretim kotalarını bazen kendileri belirliyorlar,
hatta bu kotaları tutmamak için, yönetimden bir ya da fazla mesai ödeme beklentisi
olmaksızın, kendilerine ait zamanda da çalışmaya geliyorlar. Ürettiklerin
ürünlerin yeniden tasarlanmasına ve pazarlama planlarının formüle edilmesine
yardımcı oluyorlar. Amirleri ise, iş birimlerimizi olağanüstü özgürlük içinde
çalıştırarak, iş stratejisini üst yönetimden müdahale gelmeksizin
belirleyebiliyorlar. Hatta, hiçbir kısıtlama ya da koşul olmaksızın, kendi
ücretlerini kendileri saptıyorlar. Semco'daki tüm finansal bilgiler açıkça
tartışıldığı için, herkes ücretlerin ne kadar olduğunu biliyor. Gerçekten de
işçilerimiz defterlerimize hiçbir kısıtlama olmaksızın ulaşabiliyorlar (zaten biz
de sadece bir takım defter tutuyoruz). Bu konuda ciddi olduğumuzu göstermek üzere
Semco, işçilerimizi temsil eden sendikalarla birlikte, herkese, hatta kuryeler ve
temizlikçilere bile, bilançoları v nakit akış raporlarını okumayı öğretmek için
bir kurs düzenlemiştir.
Başka bir şirketi satın almak gibi gerçekten büyük kararlarda
bile Semco'daki herkesin bir oyu vardır. Birkaç yıl önce, bir fabrikamızın yerini
değiştirmek istediğimizde, fabrikayı bir günlüğüne kapattık ve taşınma
ihtimalimiz olan üç yeni yeri incelemek üzere herkesi, oralara taşıdık. Daha sonra
kararı işçiler verdiler. Seçimleri bizi biraz ürkütmüştü, zira sık sık grevde
olan bir şirketin yanı başındaydı. Yönetimden hiç kimse bir işçi-yönetim
savaşına bu kadar yakın olmak istemediği halde oraya taşındık.
Çelik ve camdan inşa edilmiş dört katlık sıradan bir bina olan
karargahımızın lobisinde bir resepsiyon masası var, ama resepsiyon görevlisi yok.
Farklı olduğumuza dair ilk ipucu bu: Resepsiyon görevlilerimiz yok. Çok sayıda
ziyaretçimiz olmasına rağmen bu elemanların gereksiz olduklarını düşünüyoruz.
Sekreterimiz ya da kişisel yardımcılarımız da yok. Personel sayımızı, insanları
tahmin etmeyen, düşük ücretli ve ilerleme olanağı olmayan işlerle şişirmenin
yararına inanmıyoruz. Semco'da herkes, üs düzey yöneticilerle bile, konuklarını
gidip kendileri alır ve uğurlar, fotokopi makinelerinin başında bekler, faks çeker,
mektup yazar ve telefon çevirir. Yönetici yemekhanelerimiz yoktur ve park yerine ilk
gelenler kesinlikle en iyi yerleri kaparlar. Tüm bunlar bir "doğal
işyeri"çalıştırmanın unsurudur. Semco'da, egoyu besleyen ana bilançoya zarar
veren ve herkesi üretme, satma, faturalama ve tahsilat yapma gibi çok önemli şirket
görevlerinden uzaklaştıran tüm gereksiz ayrıcalıkları kaldırdık.
Bürolarımız olağan sayıda duvara bile sahip değil. Çalışma
alanlarımızdaki masaları, bilgisayarları çizim tahtalarını duvarlar yerine bir
bitki ormanı ayırıyor. Ortam çok samimi: Bazı erkekler takım elbise ve kravat ya da
bazı kadınlar elbise giyerken, bazılarıysa kot pantolon ve spor ayakkabı giyiyor. Bu,
sorun değil. İnsanlar Thomas Watson'a özenmek ister ve düğmeli yakalı gömlek giymek
isterlerse, bu iyi bir şeydir. Ama balıkçı yaka kazak ve tişört de giyebilirler. Ve
çalışanlarımızın, tıpkı benim gibi, bacaklarını masanın üstüne koymakta
kendilerini özgür hissetmelerini istiyorum. Semco yöneticilerinin toplantılarının,
en az iki defa, bir doğum günü partisi düzenlemek için toplantı odasını
kullanmayı talep eden insanlar tarafından kesildiğini söylemek hoşuma gidiyor.
Başkan yardımcılarını Mickey ve Minnie'yle süslenmiş küçük tabaklarda kek yerken
görmek doğrusu yüreğimi ısıtıyor.
Rubin Agater adında bir satış müdürümüz var. Meşgul olduğu
görüntüsü bile vermeye çalışmadan, yerinde öylece oturur ve saatlerce gazete okur.
Eminim bu, bazı ziyaretçilemizin çok garibine gidiyordur. Günümüzün modern
yöneticilerinin çoğu böyle bir şeyi hoş görmezlerdi. Ama dünyanın öteki ucundaki
bir petrol tankerinde bir Semco pompası arızalandığı ve milyonlarca galonluk petrol
denize dökülmek üzere olduğu zaman, Rubin derhal harekete geçer. Pompalarımız ve
onların nasıl tamir edileceği hakkında akla gelebilecek her şeyi bilir. Zaten
maaşını da işte o zaman hak eder. Geri kalan zamanlarda meşgul görünmemesi kimsenin
umurunda değildir.
Benim bürom dördüncü kattadır; en azından son baktığımda
oradaydı. Onu diğer patronlar kadar çok kullanmıyorum. Çoğu sabah evde
çalışıyorum. Önemli müşterilerle telefonda görüşürken havlamayı seven iki
çoban köpeğine rağmen, evde daha iyi konsantre oluyorum. Diğer Semco yöneticilerini
de evde çalışmaya teşvik ediyorum. Ayrıca, seyahat etmek için her yıl en az iki ay
izne çıkıyor, uzaklarda aylak aylak dolaşmayı seviyorum. Büromda, biri Tanzanya'da
bir balon safarisi diğeri Afganistan'da Hayber Geçidi'nde bir dağ yürüyüşü olmak
üzere, son iki gezimden resimler asılı. İzne çıktığım zaman asla bana
ulaşabilecekleri bir numara bırakmıyor ve ben de şirketi aramıyorum. Semco'daki
herkesin kendi kendine yeterli olmasını istiyorum. Şirketimiz, herhangi bir bireye,
özellikle de bana çok fazla bağımlı olmayacak şekilde organize edilmiştir (bu
organize olma sözcüğü, bizim için tam uygun bir sözcük değil belki de). İki kez
uzun yolculuklarımdan döndüğümde büromu yer değiştirmiş ve her seferinde biraz
küçülmüş olarak bulmamamı bir övünç vesilesi olarak anlatabilirim. Benim
şirkette rolüm katalizör olmak. Karaları başkalarının verebileceği bir ortam
yaratmaya çalışıyorum. Bu konuda sağlanacak başarının göstergesi kararları benim
vermemem olacak.
Semco'da yaptığım ilk şeylerden biri kuralları kaldırıp atmak
oldu. Tüm şirketlerde prosedürlerle ilgili kutsal kitaplar vardır. Bu kitaplardan
bazıları Encyclopaedia Britannica' ya benzer. Onlara kimin ihtiyacı olur?
Kurallar esnekliğe engel olur ve yaratıcı olmayan insanları rahatlatır. Semco'da,
hazır reçetelerden uzak durup zihinlerimi açık tutmaya çalışıyoruz. Kurallar
kitabımızın yararsız olduğunu küçük bir denemeden sonra anlamıştım. Kitaba
birkaç sayfa eklemiş ve bazı yöneticilerden bu yeni bölümleri okuyarak tepkilerini
bana bildirmelerini istemiştim. Hemen herkes, eklediğim şeylerin güzel olduğunu
söyledi sadece. Ama sorun şuydu ki, bu sayfaları birbirine zımbalamıştım,
dolayısıyla koparılıp ayrılmadan okunmaları olanaksızdı. Komiktir, kimse bundan
bahsetmemişti. Bugün Semco'da yeni işe girenler Yaşamda Kalma Kılavuzu adını
verdiğimiz yirmi sayfalık bir kitapçık verilir. Bunun içinde bol miktarda
çizgi-resim ve çok az yazı vardır. Temel mesaj şudur: sağduyunuzu kullanın.
Şimdiye kadar tahmin etmemişseniz söyleyeyim. Semco'nun standart
politikası politikasızlık. Pek çok şirket, çalışanlarını kontrol etme
uğraşısı içinde dağlar kadar kırtasiye üreten departmanlara sahiptir. İş
seyahatlerini ele alalım. Bu şirketler, bir kişinin her muhtemel durumda ne kadar para
harcayabileceğini
Hükme bağlayan kurallar koyarlar. Semco'da ise insanlarımızın,
sanki kendi paralarıyla bir yolculuğa çıkmışlar gibi, gerekli düşündükleri kadar
harcamalarını isteriz. Bunun için ne bir departman, ne bir kural, ne de bir denetim
vardır. Uçağın hangi bölümüne oturacakları ya da kaç yıldızlı otelde
kalacakları konusunda karar vermeyi onlara bırakmaktan korkarsak, o zaman bizim
adımıza iş yapmak için yurtdışına da göndermememiz gerekmez mi?
Bizim çalışanlarımıza güvenimiz tamdır. Aslına bakarsanız, biz
onlara ortağız. Semco, bir kapitalist toplumun herkes için kapitalist olması
gerektiği varsayımına dayanarak, bir kar paylaşım planına sahiptir, ama bir farkla.
Genelde şirketler, bu planları çalışanlarına, Tanrı'nın Musa'ya On Emir'i
bildirmesi gibi tebliğ eder. Kimin be kadar ve ne zaman alacağına patronlar karar
verir. Semco'da ise kar paylaşımı demokratiktir. Diyelim, çalışanlarımızla
görüşüp, dağıtılacak olan temel yüzdeyi kararlaştırdık, ki bu da şirket
karımızın yaklaşık dörtte biri olarak belirlendi. Onlar bunu nasıl
paylaşılacağına karar vermek için toplantılar düzenliyorlar. Sonuç tamamen onlara
bağlı. Bu kar paylaşımı o kadar iyi işliyor ki, bir sendika lideri çok büyük bir
ücret artışının şirketi zorlayacağını ileri sürmüştü.
Bazı insanlar bu Semco felsefesini, eski, Doğu Avrupa tarzındaki
sosyalizme benzetmiştir. Saçmaskaya . Çalışanların katılımının
patronların gücü kaybetmesi anlamına gelmediğini kanıtladığımızı
düşünüyorum. Bizim kaldırıp attığımız şey, üretkenliği azaltan, kör ve
akıldışı otoritemizdir. Çalışanlarımızın kendi kendilerini yönetmesi bize
heyecan veriyor. Bu, onların işlerini ve şirketlerini önemsemeleri anlamına gelir ve
bu hepimiz için iyi bir şeydir.
Semco'yu yeniden yapılandırırken, pek çok sistemin en iyi
yönlerini aldık. Kapitalizmden kişisel özgürlük ideallerini, bireyselliği ve
rekabeti aldık. Sosyalizm kuramından uygulamasından değil açgözlülüğü kontrol
altına almayı, bilgiyi ve gücü paylaşmayı öğrendik. Japonlar, şirketle ailevimsi
bağlara sahip olmak ve yaşlılara otomatik olarak büyük saygı göstermek gibi
özelliklerinden uzak durmamıza rağmen, bize esnekliğin değerini öğrettiler. Biz
insanların, uzun ömürlülük ya da itaakarlıklarıyla değil, yetenekleriyle
yükselmesini istiyoruz.
Katı düşünceyi ve hiyerarşik yapıyı ortadan kaldırdığınız
zaman genellikle herşey karmakarışık olur, ki fabrikalarımızda böyle
görünmektedir. Makinalarımız, Henry Ford'un istediği gibi uzun düz sıralar halinde
şaşmaz bir biçimde hizalanmak yerine, garip açılarla ve beklenmedik yerlere
konmuştur. Bunu nedeni, işçilerimizin sadece tek bir parçayı değil, komple bir
ürünü monte ederek, genelde kümeler ya da ekipler halinde çalışmalarıdır. Bu
onlara daha fazla hakimiyet ve sorumluluk vermekte, dolayısıyla onların daha mutlu ve
ürünlerimizin daha iyi olmasını sağlamaktadırlar. Hemen hemen tüm işçilerimiz
çeşitli işlerde ustalaşmışlardır. Ekip arkadaşlarını hammadde ve yedek
parçasız bırakmamak için forklift bile sürmektedir. Dahası tedarikçi firmalardan
kendi başlarına satınalmalar gerçekleştirdikleri bile görüşülmüştür.
Metal İşçileri Sendikası bu esnekliği başlangıçta karşı
çıkmıştı. Çok önceleri, örgütlü işçiler kendilerini daha yüksek üretkenlik
ve daha büyük karlar için giderek daha sıkı çalışmaya zorlayan dev şirketlere
karşı bir savunma olarak, giderek daha dar iş sınıflandırmalarını benimsemek
zorunda kalmışlardı. Sonunda sendikalar, ekstra ödeme olmadan kurallardan herhangi bir
sapmaya izin vermeyi reddederek bu sistemi patronlara karşı döndürebileceklerini
farkettiler. Zamanla sistem, yönetimden çok işçilere yaradı; oysa gerçekte iki
tarafta da hizmet etmiyordu.
Sendika, Semco'nun kendilerini güçsüzleştirmek gibi bir niyeti
olmadığını, fabrikalarımızın üreteceği yüksek karların üyeleri için daha
yüksek ücretler anlamına geleceğini ve işçilerimize işyerimizde anlamlı bir söz
hakkı vermeyi amaçladığımızı anlayınca, bu engellemeci tavır yavaş yavaş
kayboldu. Yenilenmemize, çalışanlarımıza kendilerini yenilemeleri için olanak
tanımamıza izin verildi. Şimdi hepimiz daha özgürüz.
Örneğin, fabrika işçilerimiz sabah saat 7 ile 9 arasında herhangi
bir zamanda işe gelebilir. Seçin hakkı onların, bizim değil. Peki, ya bir işçi 7'de
başlamak ister de ekipten başka bir arkadaşı 9'da gelmeye karar verirse ne olur?
Böyle bir şeyin üretimi sekteye uğratacağı açık değil midir? Bundan biz de kaygı
duyduk ve bu yüzden bu tür sorunların çözümünde arabuluculuk yapması için bir
kurul oluşturduk. İlginçtir ki, bu kurula şimdiye kadar hiçbir iş düşmedi.
İşçilerimiz, çalışma programlarını koordine etmezlerse üretiminin zarar
göreceğini biliyorlardı, dolayısıyla gerekeni kendileri yaptılar.
Semco'da işçi ya da patron gibi terimleri kullanmayı dahi
sevmiyoruz. Ortak ve Koordinatör demeyi tercih ediyoruz. Yaptığı işe bakmaksızın
herkesi herkesle kaynaşmaya teşvik ediyoruz. Bürolarımızda satınalma ve mühendislik
departmanları herkes bir arada oturacak şekilde iç içe geçilmiştir. Buradaki
düşünce, hepimizin diğerlerinden bir şeyler öğrenebileceğidir. Büro dekoru lüks
olmaktan çok uzaktır ve bazen döşemenin üzerinde kir ve yağ lekeleri birikir. Buna
benden başka kimse aldırış etmiyordu ve şimdi, kağıt kadar ince tabanlı İtalyan
spor ayakkabımı giymeyi bıraktığım için ben de aldırış etmiyorum.
Tüm bunlar hakkında patronlar ne düşünüyor? Bu soru bana sıkça
sorulmuştur.
Öncelikle, artık eskisi kadar çok patron yok. İşçiler işleri
üzerinde daha fazla kontrol uygulamaya ve politikalarımızda daha fazla söz sahibi
olmaya başladıkça, denetleyicilere duyulan ihtiyaç giderek azaldı. Ayrıca, üretim
birimlerimize hukuk, muhasebe ve pazarlama alanında uzmanlık hizmeti veren idari
personelimizin sayısını da yüzde 75'ten daha fazla düşüktür. Artık bilgi işlem
ve eğitim departmanlarımız bile yok. Herkes kendi işinin kefili oluyor, dolayısıyla
bir kalite kontrol departmanına ihtiyaç duymuyoruz. Kendimizi iyice bir tanıttıktan
sonra, bürokrasi on iki yönetim katmanından üç katmana düşürüp geleneksel ve
sınırlayıcı şirket piramidinin yerini almak üzere, eşmerkezli halkalara dayalı
yeni bir yapı oluşturduk.
Departmanımızın birbiriyle iş yapma biçiminde de değişiklik
yaptık. Bir departman diğerinden hizmet satın almak istemezse, şirket dışına
çıkıp bir başkasından satın almakta özgürdür. Rekabet tehdidi hepimizi uyanık
tutuyor. Son zamanlarda, çalışanlarımıza Semco makinalarını uygun bedellerle
kiralayarak onları kendi şirketlerini kurmayı teşvik ettik. Kuşkusuz,
satınalımlarımızı bu eski çalışanlarımızdan yapıyoruz, ama onlar başkalarına,
hatta Semco'nun rakiplerine de satmakta özgürdür. Bu program bizi daha verimli ve
dinamik yaparken, onların da iş yaşamlarını tam anlamıyla denetlemelerini sağladı.
Program, çalışanlardan girişimciler üretiyor.
Bu kuşkusuz uç bir örnek, ama Semco'daki herkes için olanakları en
fazla çıkarıp denetimi en aza düşürmeye çalışıyoruz. Tabii bunu sorumluluk
sahibi olmayalım diye yapmıyoruz. İnsanlar, işe alınmadan yada liderlik konumuna
terfi ettirilmeden önce , onlarla birlikte çalışacak olanların tümü tarafından
görüşmelere alınıp onaylanıyorlar. Müdürler, altlarında çalışanlar tarafından
altı ayda bir değerlendirilebiliyorlar. Bu değerlendirilmelerin sonuçları, görmeleri
için herkese postalanıyor. Peki, bu işçilerin müdürlerini işten çıkarabilmesi
anlamına gelir mi? Sanırım gelir, zira sürekli olarak kötü puan alan biri,
genellikle şu ya da bu şekilde Semco'dan ayrılır.
Katılımcı yönetimi deneyen tek şirket biz değiliz. Bu bir furya
haline geldi. Ama işyeri demokrasisine yönelik çabaların çoğu, aslında hava
atmaktan öteye gitmiyor. Niyetler kötü olmasa da, bu, işçinin yönetime katılımı
hakkında konuşmasının uygulamaktan çok daha kolay olmasının bir sonucu. Semco'yu on
iki yıldan beri parçalayıp yeniden birleştiriyoruz ve daha yüzde 30'unu
tamamlayabildik. Yine de bunun ödülleri şimdiden önemli bir düzeye ulaştı.
Batmak üzere olan bir şirket aldık ve onu canlandırıp
geliştirdik. Bunu en büyük kaynağımızı, yani insanlarımızı sıkıntıya sokmayı
reddederek yaptık. Semco, ekonomiyi kurutan durgunluk dönemlerine, sersemleten
enflasyona ve kaotik ulusal ekonomik politikaya rağmen altı kat büyüdü. Üretkenlik
hemen hemen yedi kat arttı. Karlar beş kat yükseldi. Ve tek bir işçinin bile bizden
ayrılmadığı on dört ayı bulan dönemler yaşadık. Kayıtlarımızda 2.000'den fazla
iş başvurusu var. Bu başvuruların yüzlercesi, sırf Semco'da çalışmak için her
işi kabul edeceğini söyleyen insanlar tarafından yapılmış. Son "yardım
aranıyor" gazete ilanımıza ilk haftada 1.400'ün üzerinde yanıt geldi.
Brezilya'nın önde gelen dergilerinin bir tarafından yeni üniversite mezunları
arasında yapılan bir ankette, erkeklerin yüzde 25'i, kız öğrencilerin yüzde 13'ü
en çok çalışmak istedikleri şirketin Semco olduğunu söylediler.
Kısa bir süre önce işçilerimizden birinin karısı insan
kaynakları personelimizden birini görmeye geldi. Kocasının davranışları hakkında
kafası karışmıştı. Kocasının, çocuklarına artık bağırmadığını ve hafta
sonlarında ne yapmak istediklerini sorduğunu söyledi. Her zamanki huysuz, otoriter
adamdan eser kalmamıştı.
Kadın endişeye kapılmıştı ve merak içindeydi: Acaba kocasına ne
yapıyorduk?
Anladık ki Semco daha iyiye gittikçe, bu işçimiz de daha iyi bir
insan olmuştu.