eylemban2.jpg (1802 bytes)

Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

MAVERICK : Ricardo SEMLER
Dünyanın En sıradışı İşyerinin Perde Arkasındaki Başarı Öyküsü

Sistem Yayıncılık : Şirket Kültürü Dizisi : 133, 1997

hm-btn.gif (208 bytes)

RESEPSİYON GÖREVLİSİ YOK, KIYAFET KURALI YOK, İŞÇİLER ÜCRETLERİNİ KENDİLERİ BELİRLİYORLAR, ÇALIŞMA SAATLERİ ZORLA DAYATILMIYOR

Ricardo SEMLER, Brezilyanın en eski şirketlerinden biri olan SEMCO'yu kendi döneminin devrim niteliği taşıyan bir başarı öyküsü haline getirdi. Ortaya çıkan model resesyona, sürekli grevlere, boğucu enflasyon ve daha bir çok etkene meydan okuyarak başarı sağlayan kural dışı bir uygulamaydı. Semler, SEMCO'yu alt üst etmeyi, dokuz yönetim kademesini ortadan kaldırmayı, işyerinde çalışanlara eşi benzeri görülmedik bir demokrasi sağlamayı nasıl başardı. Pratik ve birinci elden deneyimlerle gerçekleştirilen bu başarılı işletmecilik öyküsünde Semler, durgunluğa sürüklenmiş olan eski moda bir şirketi, hangi yöntemlerle dinamik, yenilikçi ve atılımcı bir şirket haline dönüştürdüğünü anlatmaktadır. Bu iş yapmanın ve iş yönetmenin eski usullerine kafa tutan, gidişatı belirsiz bir ekonomide başarıya yepyeni bir yol açan ve saplantılı önyargıları yerlebir eden öyküyü, SİSTEM YAYINCILIK, Türk okurlarına kazandırmış bulunmaktadır. Aşağıda verilen parça kitabın giriş bölümüdür. Diğer bölümler bundan da çarpıcı ve eğiticidir.   Bütün emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

 

DOĞAL İŞYERİ

Her Çarşamba öğleden sonra, onlarca kadın ve erkek, Brezilya'nın Sao Paulo kentinde başında bulunduğum şirket olan Semco'nun üçüncü kattaki toplantı odalarından birine çıkmak üzere, öndeki giriş kapısından birbiri ardına içeri girer. Kapıdaki bekçi onları bekliyor olur. Yıllardır, aralarında IBM. General Motors, Ford, Kodak , Bayer, Nestle, Goodyear, Firestone, Pirelli, Aalcoa, BASF, Chase Manhattan, Siemens, Dow Chemial, Mercedes-Benz ve Yashica'nın da bulunduğu dünyanın en büyük ve ünlü bazı şirketlerinin yöneticileri, kent dışında bulunan sıradan sanayii kompleksimizi adeta bir hac yeri gibi ziyaret ederler.

Semco, bir petrol tankerini bir gecede boşaltabilen pompalar, bir saatte 4.100 tabak yıkayabilen bulaşık makineleri, en bunaltıcı sıcaklarda dev gökdelenleri serinletebilen klimalar için soğutma üniteleri, roket yakıtından sakıza kadar herşeyi karıştırabilen mikserler ve 6.000 ayrı bölüme, 25 kilometre uzunluğunda kablo ağına sahip komple bisküvi fabrikaları dahil olmak üzere etkileyici Çeşitlilikte ürünler imal etmektedir. Gelgelelim, dünyanın her tarafından genel müdürler ile yöneticileri fabrikamızla bürolarımızı gezme fırsatı elde etmek için aylarca bekleyen şey, Semco'nun ne ürettiği değil, Semco çalışanlarının nasıl yaptığıdır.

Semco'nun onu on iki yıl önce babamdan devraldığımda, piramit tipinde bir yapıda ve muhtemel her durum için bir kurala sahip geleneksel bir şirketti. Oysa bugün, fabrika işçilerimiz üretim kotalarını bazen kendileri belirliyorlar, hatta bu kotaları tutmamak için, yönetimden bir ya da fazla mesai ödeme beklentisi olmaksızın, kendilerine ait zamanda da çalışmaya geliyorlar. Ürettiklerin ürünlerin yeniden tasarlanmasına ve pazarlama planlarının formüle edilmesine yardımcı oluyorlar. Amirleri ise, iş birimlerimizi olağanüstü özgürlük içinde çalıştırarak, iş stratejisini üst yönetimden müdahale gelmeksizin belirleyebiliyorlar. Hatta, hiçbir kısıtlama ya da koşul olmaksızın, kendi ücretlerini kendileri saptıyorlar. Semco'daki tüm finansal bilgiler açıkça tartışıldığı için, herkes ücretlerin ne kadar olduğunu biliyor. Gerçekten de işçilerimiz defterlerimize hiçbir kısıtlama olmaksızın ulaşabiliyorlar (zaten biz de sadece bir takım defter tutuyoruz). Bu konuda ciddi olduğumuzu göstermek üzere Semco, işçilerimizi temsil eden sendikalarla birlikte, herkese, hatta kuryeler ve temizlikçilere bile, bilançoları v nakit akış raporlarını okumayı öğretmek için bir kurs düzenlemiştir.

Başka bir şirketi satın almak gibi gerçekten büyük kararlarda bile Semco'daki herkesin bir oyu vardır. Birkaç yıl önce, bir fabrikamızın yerini değiştirmek istediğimizde, fabrikayı bir günlüğüne kapattık ve taşınma ihtimalimiz olan üç yeni yeri incelemek üzere herkesi, oralara taşıdık. Daha sonra kararı işçiler verdiler. Seçimleri bizi biraz ürkütmüştü, zira sık sık grevde olan bir şirketin yanı başındaydı. Yönetimden hiç kimse bir işçi-yönetim savaşına bu kadar yakın olmak istemediği halde oraya taşındık.

Çelik ve camdan inşa edilmiş dört katlık sıradan bir bina olan karargahımızın lobisinde bir resepsiyon masası var, ama resepsiyon görevlisi yok. Farklı olduğumuza dair ilk ipucu bu: Resepsiyon görevlilerimiz yok. Çok sayıda ziyaretçimiz olmasına rağmen bu elemanların gereksiz olduklarını düşünüyoruz. Sekreterimiz ya da kişisel yardımcılarımız da yok. Personel sayımızı, insanları tahmin etmeyen, düşük ücretli ve ilerleme olanağı olmayan işlerle şişirmenin yararına inanmıyoruz. Semco'da herkes, üs düzey yöneticilerle bile, konuklarını gidip kendileri alır ve uğurlar, fotokopi makinelerinin başında bekler, faks çeker, mektup yazar ve telefon çevirir. Yönetici yemekhanelerimiz yoktur ve park yerine ilk gelenler kesinlikle en iyi yerleri kaparlar. Tüm bunlar bir "doğal işyeri"çalıştırmanın unsurudur. Semco'da, egoyu besleyen ana bilançoya zarar veren ve herkesi üretme, satma, faturalama ve tahsilat yapma gibi çok önemli şirket görevlerinden uzaklaştıran tüm gereksiz ayrıcalıkları kaldırdık.

Bürolarımız olağan sayıda duvara bile sahip değil. Çalışma alanlarımızdaki masaları, bilgisayarları çizim tahtalarını duvarlar yerine bir bitki ormanı ayırıyor. Ortam çok samimi: Bazı erkekler takım elbise ve kravat ya da bazı kadınlar elbise giyerken, bazılarıysa kot pantolon ve spor ayakkabı giyiyor. Bu, sorun değil. İnsanlar Thomas Watson'a özenmek ister ve düğmeli yakalı gömlek giymek isterlerse, bu iyi bir şeydir. Ama balıkçı yaka kazak ve tişört de giyebilirler. Ve çalışanlarımızın, tıpkı benim gibi, bacaklarını masanın üstüne koymakta kendilerini özgür hissetmelerini istiyorum. Semco yöneticilerinin toplantılarının, en az iki defa, bir doğum günü partisi düzenlemek için toplantı odasını kullanmayı talep eden insanlar tarafından kesildiğini söylemek hoşuma gidiyor. Başkan yardımcılarını Mickey ve Minnie'yle süslenmiş küçük tabaklarda kek yerken görmek doğrusu yüreğimi ısıtıyor.

Rubin Agater adında bir satış müdürümüz var. Meşgul olduğu görüntüsü bile vermeye çalışmadan, yerinde öylece oturur ve saatlerce gazete okur. Eminim bu, bazı ziyaretçilemizin çok garibine gidiyordur. Günümüzün modern yöneticilerinin çoğu böyle bir şeyi hoş görmezlerdi. Ama dünyanın öteki ucundaki bir petrol tankerinde bir Semco pompası arızalandığı ve milyonlarca galonluk petrol denize dökülmek üzere olduğu zaman, Rubin derhal harekete geçer. Pompalarımız ve onların nasıl tamir edileceği hakkında akla gelebilecek her şeyi bilir. Zaten maaşını da işte o zaman hak eder. Geri kalan zamanlarda meşgul görünmemesi kimsenin umurunda değildir.

Benim bürom dördüncü kattadır; en azından son baktığımda oradaydı. Onu diğer patronlar kadar çok kullanmıyorum. Çoğu sabah evde çalışıyorum. Önemli müşterilerle telefonda görüşürken havlamayı seven iki çoban köpeğine rağmen, evde daha iyi konsantre oluyorum. Diğer Semco yöneticilerini de evde çalışmaya teşvik ediyorum. Ayrıca, seyahat etmek için her yıl en az iki ay izne çıkıyor, uzaklarda aylak aylak dolaşmayı seviyorum. Büromda, biri Tanzanya'da bir balon safarisi diğeri Afganistan'da Hayber Geçidi'nde bir dağ yürüyüşü olmak üzere, son iki gezimden resimler asılı. İzne çıktığım zaman asla bana ulaşabilecekleri bir numara bırakmıyor ve ben de şirketi aramıyorum. Semco'daki herkesin kendi kendine yeterli olmasını istiyorum. Şirketimiz, herhangi bir bireye, özellikle de bana çok fazla bağımlı olmayacak şekilde organize edilmiştir (bu organize olma sözcüğü, bizim için tam uygun bir sözcük değil belki de). İki kez uzun yolculuklarımdan döndüğümde büromu yer değiştirmiş ve her seferinde biraz küçülmüş olarak bulmamamı bir övünç vesilesi olarak anlatabilirim. Benim şirkette rolüm katalizör olmak. Karaları başkalarının verebileceği bir ortam yaratmaya çalışıyorum. Bu konuda sağlanacak başarının göstergesi kararları benim vermemem olacak.

Semco'da yaptığım ilk şeylerden biri kuralları kaldırıp atmak oldu. Tüm şirketlerde prosedürlerle ilgili kutsal kitaplar vardır. Bu kitaplardan bazıları Encyclopaedia Britannica' ya benzer. Onlara kimin ihtiyacı olur? Kurallar esnekliğe engel olur ve yaratıcı olmayan insanları rahatlatır. Semco'da, hazır reçetelerden uzak durup zihinlerimi açık tutmaya çalışıyoruz. Kurallar kitabımızın yararsız olduğunu küçük bir denemeden sonra anlamıştım. Kitaba birkaç sayfa eklemiş ve bazı yöneticilerden bu yeni bölümleri okuyarak tepkilerini bana bildirmelerini istemiştim. Hemen herkes, eklediğim şeylerin güzel olduğunu söyledi sadece. Ama sorun şuydu ki, bu sayfaları birbirine zımbalamıştım, dolayısıyla koparılıp ayrılmadan okunmaları olanaksızdı. Komiktir, kimse bundan bahsetmemişti. Bugün Semco'da yeni işe girenler Yaşamda Kalma Kılavuzu adını verdiğimiz yirmi sayfalık bir kitapçık verilir. Bunun içinde bol miktarda çizgi-resim ve çok az yazı vardır. Temel mesaj şudur: sağduyunuzu kullanın.

Şimdiye kadar tahmin etmemişseniz söyleyeyim. Semco'nun standart politikası politikasızlık. Pek çok şirket, çalışanlarını kontrol etme uğraşısı içinde dağlar kadar kırtasiye üreten departmanlara sahiptir. İş seyahatlerini ele alalım. Bu şirketler, bir kişinin her muhtemel durumda ne kadar para harcayabileceğini

Hükme bağlayan kurallar koyarlar. Semco'da ise insanlarımızın, sanki kendi paralarıyla bir yolculuğa çıkmışlar gibi, gerekli düşündükleri kadar harcamalarını isteriz. Bunun için ne bir departman, ne bir kural, ne de bir denetim vardır. Uçağın hangi bölümüne oturacakları ya da kaç yıldızlı otelde kalacakları konusunda karar vermeyi onlara bırakmaktan korkarsak, o zaman bizim adımıza iş yapmak için yurtdışına da göndermememiz gerekmez mi?

Bizim çalışanlarımıza güvenimiz tamdır. Aslına bakarsanız, biz onlara ortağız. Semco, bir kapitalist toplumun herkes için kapitalist olması gerektiği varsayımına dayanarak, bir kar paylaşım planına sahiptir, ama bir farkla. Genelde şirketler, bu planları çalışanlarına, Tanrı'nın Musa'ya On Emir'i bildirmesi gibi tebliğ eder. Kimin be kadar ve ne zaman alacağına patronlar karar verir. Semco'da ise kar paylaşımı demokratiktir. Diyelim, çalışanlarımızla görüşüp, dağıtılacak olan temel yüzdeyi kararlaştırdık, ki bu da şirket karımızın yaklaşık dörtte biri olarak belirlendi. Onlar bunu nasıl paylaşılacağına karar vermek için toplantılar düzenliyorlar. Sonuç tamamen onlara bağlı. Bu kar paylaşımı o kadar iyi işliyor ki, bir sendika lideri çok büyük bir ücret artışının şirketi zorlayacağını ileri sürmüştü.

Bazı insanlar bu Semco felsefesini, eski, Doğu Avrupa tarzındaki sosyalizme benzetmiştir. Saçmaskaya . Çalışanların katılımının patronların gücü kaybetmesi anlamına gelmediğini kanıtladığımızı düşünüyorum. Bizim kaldırıp attığımız şey, üretkenliği azaltan, kör ve akıldışı otoritemizdir. Çalışanlarımızın kendi kendilerini yönetmesi bize heyecan veriyor. Bu, onların işlerini ve şirketlerini önemsemeleri anlamına gelir ve bu hepimiz için iyi bir şeydir.

Semco'yu yeniden yapılandırırken, pek çok sistemin en iyi yönlerini aldık. Kapitalizmden kişisel özgürlük ideallerini, bireyselliği ve rekabeti aldık. Sosyalizm kuramından uygulamasından değil açgözlülüğü kontrol altına almayı, bilgiyi ve gücü paylaşmayı öğrendik. Japonlar, şirketle ailevimsi bağlara sahip olmak ve yaşlılara otomatik olarak büyük saygı göstermek gibi özelliklerinden uzak durmamıza rağmen, bize esnekliğin değerini öğrettiler. Biz insanların, uzun ömürlülük ya da itaakarlıklarıyla değil, yetenekleriyle yükselmesini istiyoruz.

Katı düşünceyi ve hiyerarşik yapıyı ortadan kaldırdığınız zaman genellikle herşey karmakarışık olur, ki fabrikalarımızda böyle görünmektedir. Makinalarımız, Henry Ford'un istediği gibi uzun düz sıralar halinde şaşmaz bir biçimde hizalanmak yerine, garip açılarla ve beklenmedik yerlere konmuştur. Bunu nedeni, işçilerimizin sadece tek bir parçayı değil, komple bir ürünü monte ederek, genelde kümeler ya da ekipler halinde çalışmalarıdır. Bu onlara daha fazla hakimiyet ve sorumluluk vermekte, dolayısıyla onların daha mutlu ve ürünlerimizin daha iyi olmasını sağlamaktadırlar. Hemen hemen tüm işçilerimiz çeşitli işlerde ustalaşmışlardır. Ekip arkadaşlarını hammadde ve yedek parçasız bırakmamak için forklift bile sürmektedir. Dahası tedarikçi firmalardan kendi başlarına satınalmalar gerçekleştirdikleri bile görüşülmüştür.

Metal İşçileri Sendikası bu esnekliği başlangıçta karşı çıkmıştı. Çok önceleri, örgütlü işçiler kendilerini daha yüksek üretkenlik ve daha büyük karlar için giderek daha sıkı çalışmaya zorlayan dev şirketlere karşı bir savunma olarak, giderek daha dar iş sınıflandırmalarını benimsemek zorunda kalmışlardı. Sonunda sendikalar, ekstra ödeme olmadan kurallardan herhangi bir sapmaya izin vermeyi reddederek bu sistemi patronlara karşı döndürebileceklerini farkettiler. Zamanla sistem, yönetimden çok işçilere yaradı; oysa gerçekte iki tarafta da hizmet etmiyordu.

Sendika, Semco'nun kendilerini güçsüzleştirmek gibi bir niyeti olmadığını, fabrikalarımızın üreteceği yüksek karların üyeleri için daha yüksek ücretler anlamına geleceğini ve işçilerimize işyerimizde anlamlı bir söz hakkı vermeyi amaçladığımızı anlayınca, bu engellemeci tavır yavaş yavaş kayboldu. Yenilenmemize, çalışanlarımıza kendilerini yenilemeleri için olanak tanımamıza izin verildi. Şimdi hepimiz daha özgürüz.

Örneğin, fabrika işçilerimiz sabah saat 7 ile 9 arasında herhangi bir zamanda işe gelebilir. Seçin hakkı onların, bizim değil. Peki, ya bir işçi 7'de başlamak ister de ekipten başka bir arkadaşı 9'da gelmeye karar verirse ne olur? Böyle bir şeyin üretimi sekteye uğratacağı açık değil midir? Bundan biz de kaygı duyduk ve bu yüzden bu tür sorunların çözümünde arabuluculuk yapması için bir kurul oluşturduk. İlginçtir ki, bu kurula şimdiye kadar hiçbir iş düşmedi. İşçilerimiz, çalışma programlarını koordine etmezlerse üretiminin zarar göreceğini biliyorlardı, dolayısıyla gerekeni kendileri yaptılar.

Semco'da işçi ya da patron gibi terimleri kullanmayı dahi sevmiyoruz. Ortak ve Koordinatör demeyi tercih ediyoruz. Yaptığı işe bakmaksızın herkesi herkesle kaynaşmaya teşvik ediyoruz. Bürolarımızda satınalma ve mühendislik departmanları herkes bir arada oturacak şekilde iç içe geçilmiştir. Buradaki düşünce, hepimizin diğerlerinden bir şeyler öğrenebileceğidir. Büro dekoru lüks olmaktan çok uzaktır ve bazen döşemenin üzerinde kir ve yağ lekeleri birikir. Buna benden başka kimse aldırış etmiyordu ve şimdi, kağıt kadar ince tabanlı İtalyan spor ayakkabımı giymeyi bıraktığım için ben de aldırış etmiyorum.

Tüm bunlar hakkında patronlar ne düşünüyor? Bu soru bana sıkça sorulmuştur.

Öncelikle, artık eskisi kadar çok patron yok. İşçiler işleri üzerinde daha fazla kontrol uygulamaya ve politikalarımızda daha fazla söz sahibi olmaya başladıkça, denetleyicilere duyulan ihtiyaç giderek azaldı. Ayrıca, üretim birimlerimize hukuk, muhasebe ve pazarlama alanında uzmanlık hizmeti veren idari personelimizin sayısını da yüzde 75'ten daha fazla düşüktür. Artık bilgi işlem ve eğitim departmanlarımız bile yok. Herkes kendi işinin kefili oluyor, dolayısıyla bir kalite kontrol departmanına ihtiyaç duymuyoruz. Kendimizi iyice bir tanıttıktan sonra, bürokrasi on iki yönetim katmanından üç katmana düşürüp geleneksel ve sınırlayıcı şirket piramidinin yerini almak üzere, eşmerkezli halkalara dayalı yeni bir yapı oluşturduk.

Departmanımızın birbiriyle iş yapma biçiminde de değişiklik yaptık. Bir departman diğerinden hizmet satın almak istemezse, şirket dışına çıkıp bir başkasından satın almakta özgürdür. Rekabet tehdidi hepimizi uyanık tutuyor. Son zamanlarda, çalışanlarımıza Semco makinalarını uygun bedellerle kiralayarak onları kendi şirketlerini kurmayı teşvik ettik. Kuşkusuz, satınalımlarımızı bu eski çalışanlarımızdan yapıyoruz, ama onlar başkalarına, hatta Semco'nun rakiplerine de satmakta özgürdür. Bu program bizi daha verimli ve dinamik yaparken, onların da iş yaşamlarını tam anlamıyla denetlemelerini sağladı. Program, çalışanlardan girişimciler üretiyor.

Bu kuşkusuz uç bir örnek, ama Semco'daki herkes için olanakları en fazla çıkarıp denetimi en aza düşürmeye çalışıyoruz. Tabii bunu sorumluluk sahibi olmayalım diye yapmıyoruz. İnsanlar, işe alınmadan yada liderlik konumuna terfi ettirilmeden önce , onlarla birlikte çalışacak olanların tümü tarafından görüşmelere alınıp onaylanıyorlar. Müdürler, altlarında çalışanlar tarafından altı ayda bir değerlendirilebiliyorlar. Bu değerlendirilmelerin sonuçları, görmeleri için herkese postalanıyor. Peki, bu işçilerin müdürlerini işten çıkarabilmesi anlamına gelir mi? Sanırım gelir, zira sürekli olarak kötü puan alan biri, genellikle şu ya da bu şekilde Semco'dan ayrılır.

Katılımcı yönetimi deneyen tek şirket biz değiliz. Bu bir furya haline geldi. Ama işyeri demokrasisine yönelik çabaların çoğu, aslında hava atmaktan öteye gitmiyor. Niyetler kötü olmasa da, bu, işçinin yönetime katılımı hakkında konuşmasının uygulamaktan çok daha kolay olmasının bir sonucu. Semco'yu on iki yıldan beri parçalayıp yeniden birleştiriyoruz ve daha yüzde 30'unu tamamlayabildik. Yine de bunun ödülleri şimdiden önemli bir düzeye ulaştı.

Batmak üzere olan bir şirket aldık ve onu canlandırıp geliştirdik. Bunu en büyük kaynağımızı, yani insanlarımızı sıkıntıya sokmayı reddederek yaptık. Semco, ekonomiyi kurutan durgunluk dönemlerine, sersemleten enflasyona ve kaotik ulusal ekonomik politikaya rağmen altı kat büyüdü. Üretkenlik hemen hemen yedi kat arttı. Karlar beş kat yükseldi. Ve tek bir işçinin bile bizden ayrılmadığı on dört ayı bulan dönemler yaşadık. Kayıtlarımızda 2.000'den fazla iş başvurusu var. Bu başvuruların yüzlercesi, sırf Semco'da çalışmak için her işi kabul edeceğini söyleyen insanlar tarafından yapılmış. Son "yardım aranıyor" gazete ilanımıza ilk haftada 1.400'ün üzerinde yanıt geldi. Brezilya'nın önde gelen dergilerinin bir tarafından yeni üniversite mezunları arasında yapılan bir ankette, erkeklerin yüzde 25'i, kız öğrencilerin yüzde 13'ü en çok çalışmak istedikleri şirketin Semco olduğunu söylediler.

Kısa bir süre önce işçilerimizden birinin karısı insan kaynakları personelimizden birini görmeye geldi. Kocasının davranışları hakkında kafası karışmıştı. Kocasının, çocuklarına artık bağırmadığını ve hafta sonlarında ne yapmak istediklerini sorduğunu söyledi. Her zamanki huysuz, otoriter adamdan eser kalmamıştı.

Kadın endişeye kapılmıştı ve merak içindeydi: Acaba kocasına ne yapıyorduk?

Anladık ki Semco daha iyiye gittikçe, bu işçimiz de daha iyi bir insan olmuştu.

hm-btn.gif (208 bytes)
EYLEM MAYIS.2002