 |
|
|
FUTURİST STRATEJİ ANLAYIŞININ GEREĞİ
Yeni bir örgütsel yapılanma paradigması fıkri günümüzde çok çeşitli
biçimlerde (yalın, basık, sanal, modüler, network örgüt vb.) dile getirilmekle
birlikte, yeni bir strateji paradigması talebi henüz belirginleşmiş değildir.
Gerçekte eski strateji paradigmalarının da yaygın kabul gördüğünü ve
kuruluşların strateji yapma ve uygulama zahmetine katlandıklarını söyleyebilmek pek
mümkün değildir. Burada kuruluşlara hem strateji yapma zorunluluğunu hem de bu
stratejiyi geleneksel kavramlardan ayrı olarak futurist bir semantik
çerçevesinde düşünmeleri gereğini anlatmaya çalışacağız.
Bir örgüt ne kadar yalın ve uyumlu olursa olsun, gene de bir beyine ihtiyaç duyar.
Ama burada kastedilen, genel müdürün ya da stratejik planlamacının beyni değildir.
Kastedilen beyin, firmanın "stratejik" olmanın ne anlama geldiği konusunda
geniş bir görüşe sahip bütün yönetici ve işgörenlerinin kolektif zekâsının ve
hayal gücünün bir bileşimidir. Bu çalışma bu yeni strateji anlayışının nasıl
oluşturulup uygulanacağı ve geleceğe sağlam, kararlı ve rakiplerden geri kalmadan
ulaşılacağının araştırılmasıdır. Çalışanların ortaklığı modeline göre
kurulan ve bilimsel uygulamaları ticari değerlere dönüştüren SAIC ( Science
Applications International Corp.) firmasında 35.000 çalışan yılda $4.7 Milyar dolar
ciro yaparken ilham ve enerjilerini başkanları Dr. BEYSTER in şu sözlerinden
almaktadır. "Hiç birimiz hepimiz kadar akıllı değiliz."
Rakipleri yakalamak için Toplam Kalite Yönetimi türünden yeniden yapılanma ve
rasyonelleştirme projeleri gerekmektedir fakat bu yaklaşımların da kuruluşları
kendiliğinden eski lider konumlarına getiremediği görülmektedir. IBM, GM ve DEC;
hepsi Baldrige kalite ödülünü kazanmıştır. Ama bu tür ödüller kaliteki üretim
yapana değil, kaliteli bir bürokrasiye sahip olana verilmektedir. Küçülmek ve daha
kaliteye dönük olmak, kaybedilen müşterileri kazanmaya yetmemektedir. Kendisinden çok
genç COMPAQ tarfından satın alınan DEC artık işletme olarak yaşamamaktadır. IBM
ana bilgisayarlar için daha hızlı çalışan sistemler geliştirse hatta daha çok PC
veya LapTop kullanıcısını müşterisi haline getirse bile kaybettiği pazarları ve
müşterileri geri kazanamamaktadır. Futurist Yönetim paradigmasına göre bir
şirketin, küçülmesi, iyileşmesi ve hızlanması yeterli değildir; şirket aynı
zamanda kendisini tamamen farklı bir şekilde yeniden tanımlamak, temel stratejilerini
yeniden yaratmak ve sektör içindeki yerini yeniden belirlemek zorundadır. Özetle
önemli olan, gerilememek ve ayakta kalmayı başarmaktır
Bazı şirketler iyileşmeye oranla daha hızlı küçülürken, bazıları da fazla
farklılaşmadan daha iyi bir duruma gelebilmişlerdir. XEROX'u ele alalım. 1970 ve
80'lerde XEROX, CANON ve SHARP gibi Japon rakiplerine büyükçe bir pazar payı
kaptırmıştı. Unutulup gitmenin eşiğine geldiğini farkeden XEROX, proseslerini
bütünüyle yeniden düzenleme yoluna gitti. 1990'ların başlarına gelindiğinde,
XEROX, maliyetleri azaltma,kaliteyi iyileştirme ve müşterileri tatmin etmede ders
kitaplarına girebilecek bir örnek olay oluşturmuş bulunuyordu. Bu başarısına
rağmen, XEROX pazar payının erozyona uğramasını durdurabildi, ama Japon rakiplerine
kaybettiği payı geri almayı başaramadı. CANON hâlâ dünyadaki bütün rakiplerinden
daha çok fotokopi makinesi üretiyor. Bunun yanında, lazerli yazıcılar, şebeke kurma,
dizüstü bilgisayarlar gibi alanlarda öncü bir rol oynamasına rağmen XEROX fotokopi
işi dışında tamamen yeni işler yaratmada başarısız kaldı. Bugün bildiğimiz
şekliyle büroyu yaratan belki XEROX olmuştur ama bu yaratıcılıktan kendisi çok az
bir şey kazanmıştır. Aslında ürüne çevrilememiş yenilik şeklinde o kadar çok
parayı masanın üzerinde bırakmış tarihte bir başka şirket daha yoktur. Bu
yenilikler niçin iyi değerlendirilememiştir? Yeni işler yaratabilmesi için, XEROX' un
temel stratejisini yeniden yaratması ve kendisini; kanallarını, imalat süreçlerini
müşterilerini, yöneticileri yükseltme ölçütlerini, başarıyı ölçme kriterlerini
vb. yeniden tanımlaması gerekiyordu. Bugün iyileşmesine oranla daha hızlı küçülen
bir şirket pazar kaybetmeye mahkumdur. Sektörün değişmini yakalayamadan iyileşen bir
şirket aslında kötüleşmeye devam etmektedir.
STRATEJİYE YENİ BİR
YAKLAŞIM MODELİ
Futurist Yönetimin temel varsayımları basittir: Gelecek için rekabet etmek yeni
fırsatları yaratmak ve onlara egemen olmak için rekabet etmek, yeni rekabet alanının
sınırlarını belirlemek demektir. Geleceği yaratmak ona yetişmeye çalışmaktan çok
daha zorlu bir uğraştır, çünkü yol haritanızı kendinizin oluşturmasını
gerektirir. Amaç sadece bir rakibinizin ürün ve süreçlerini izlemek ve onun
yöntemlerini taklit etmek değil, asıl yarının fırsatları ve onları nasıl
değerlendireceğiniz konusunda bağımsız bir fikir oluşturmaktır.
Öyleyse, bazı firmaları geleceği oluşturmak gibi zorlu bir hedefe sahip çıkmaya
zorlayan şey nedir? Çoğu firma milyarlarca dolar harcayıp hiçbir yere varamazken,
niçin bazıları muazzam kaynak sorunlarına rağmen geleceği yaratma şansına sahip
olabilmektedir? Niçin ötekiler geleceğe doğru gerisin geriye yürürken, bazı
firmalar ufuk ötesini görebilen radarlara sahip olabiliyorlar? Özetle, geteceğe en
önde varabilmek için gereken nedir? Bunun için, en geniş anlamda dört şey
gereklidir:
- Gelecek için rekabetin ne kadar farklı olduğuna ilişkin bir kavrayış;
- Yarının fırsatlarını saptamak ve değerlendirmek için bir süreç;
- Geleceğe götürecek o uzun ve zorlu yolculuk için firmayı tepeden tırnağa
harekete geçirebilme yeteneği ve
- Gereksiz riskler almadan rakipleri safdışı edip geleceğe hasar almadan
ulaşabilmek kapasitesi.
Bütün bunlar birçok şirkette benimsenen strateji anlayışından çok farklı bir
yaklaşımı gerektirmektedir.Buna öre, bir firmayı mevcut pazarlarda en elverişli
şekilde konumlandırmak yeterli olmaz; sorun, belirsizlik sisini yarıp geçmek ve
yarının pazarlarının nasıl gelişebileceğine ilişkin geniş bir öngörü
oluşturabilmektir. Bu strateji anlayışı tedrici artışlar öngören yıllık
planlardan çok ihtiyaçları dikkate alan bir anlayıştır; gerekli olan, geleceğin
pazarlarına egemen olabilmek için ihtiyaç duyulacak yetenekleri oluşturmaya temel
olacak tasarımı sağlayacak bir stratejik mimarlıktır.
Bu strateji anlayışı, hedeflerle kaynaklar arasında sıkı bir uyum
sağlanmasından çok, işgörenleri imkânsız görünene ulaşmak için yüreklendiren
gerilimli hedeflerle ilgilenir. Bu strateji açısından önemli olan, kıt kaynakların
birbirleriyle yarışan projeler arasında dağılımından çok, yaratıcı ve
aralıksız bir şekilde kaynak kaldıracı yaratma hedefıni izleyerek kaynak
kısıtlamalarını aşmaktır.
Yeni strateji anlayışına göre firmalar sadece mevcut sektörlerin sınırları
içinde rekabet etmezler, aynı zamanda geleceğin sektörlerinin yapısını
biçimlendirmek için de rekabet ederler. Buna göre temel yeteneklerdeki liderlik için
rekabet, ürün liderliği için rekabetten daha önde gelir ve firma bir işler
portföyü olduğu kadar asıl bir yetenekler portföyüdür. Bu strateji anlayışına
göre, rekabet yalnızca bireysel işler arasında değil. genellikle şirket
koalisyonları içinde ve arasında olur.
Yeni strateji anlayışına göre, ürün başarısızlığı genellikle
kaçınılmazdır, ama bunlar gelecekteki talebin ana yoğunluğunun nerede oluşacağı
konusunda daha çok şey öğrenmek için birer fırsattır. Buna göre öngörü ve temel
yeteneklerdeki liderlikten yarar sağlayabilmek için, bir firmanın kritik global
pazarlarda rakiplerine öngelmesi gerekir; sorun pazara zamanında girmek değil, global
önderliği zamanında yakalamaktır.
Bir şirket, temel stratejisini yeniden yaratma ihtiyacıyla hiç karşı karşıya
kalmadan sektörünün sınırları üzerinde yeniden düşünmeye hiç zorlanmadan,
müşterilerinin on yıl sonra neler isteyeceği konusunda hiç kafa yormadan ve
pazarını yeniden tanımlama çabasına hiç girmeden de kendini küçültebilir ve
yeniden düzenleyebilir. Ama bu temel değerlendirmeleri yapmayan bir şirket, geleceğe
giden yolda geçilmeye mahkumdur. Bugünün liderliğini korumak, geleceğin liderliğini
yaratmanın yerine geçmez.
| Bugün |
Gelecek 5 ya da 10 Yıl
İçinde |
| Bugün hangi nihai ürün
pazarlarında yer alıyorsunuz? |
Gelecekte hangi nihai ürün
pazarlarında Yer alacaksınız? |
| Bugün müşterilerinize hangi
kanallardan ulaşıyorsunuz? |
Gelecekte müşterilerinize
hangi kanallardan ulaşacaksınız? |
| Bugün rekabet
üstünlüğünüzün temeli ne? |
Gelecekte rekabet
üstünlüğünüzün temeli ne olacak? |
| Bugün sizi benzersiz kılan
beceri ya da yetenekler nelerdir? |
Gelecekte sizi hangi beceri ve
yetenekler benzersiz kılacak? |
| Bugün rakipleriniz kim? |
Gelecekte rakipleriniz kim
olacak? |
| Bugün karlarınız nereden
geliyor? |
Gelecekte karlarınız nereden
gelecek? |
Bugün birçok şirketin karşı karşıya
bulundu u rekabet problemi "yabancı" rekabetten değil "geleneksel
olmayan" bir rekabetten kaynaklanmaktadır. Sorun, ABD'nin Japonya'yla ve Avrupa'yla
karşı karşıya olması değildir. (Japonya ve Avrupa da ABD kadar yoğun rekabet
problemleriyle karşı karşıyadır.) Gerçek rekabet sorunu; geride kalanlarla meydan
okuyanlar uzanıp yatanlarla yenilikçiler, atıl duranlar ve taklitçilerle
tasarımcılar arasındadır. Meydan okuyucuların özelliği, müşteri sorunlarına daha
etkili çözümler üretebilmeleridir (örneğin, yerel mağazalarda video bantları
kiralamak yerine filmleri geniş bantlı kablolu yayından sunmakta ya da geleneksel
alışveriş mağazaları yerine çok çeşit sunan mağazalar kurmaktadırlar). Yeni
çözümler, yenilikçiler yerinde sayanlardan biraz daha akıllı oldukları için
değil, tamamen farklı oldukları, hiçbir şekilde tutucu olmadıkları için gündeme
gelebilmektedir. Yenilikçiler, eskinin çok çok ötesine bakmaya istekli oldukları
için yeni çözümleri keşfedebilmektedir.
Yenilikçi olabilmek için, bir şirketin yeni başlayan bir şirket olması şart
değildir. CNN, Microsoft ve The Body Shop çoğu kez delikanlılığın bütün o asi
eğilimlerini temsil ettiler; ama Merck, British Airways ve HewlettPackard gibi yaşlılar
da pekâlâ sektörlerindeki tutuculuklara meydan okuyabildiler.
ÖRGÜTSEL DÖNÜŞÜMDEN
SEKTÖREL DÖNÜŞÜME
Bugün birçok şirketin karşı karşıya kaldığı örgütsel dönüşüm problemi,
çoğu kez, on ya da daha fazla yıl önce sektörlerini yeniden tanımlamayı ve temel
stratejilerini yeniden yaratmayı başaramamış olmalarının doğrudan bir sonucudur.
Tutucuların örgütsel dönüşüm sorunları krizle orantılıdır, çalışanların
becerilerini yenileme belli bölümleri bütünüyle elden çıkarma, yeniden
yapılandırma gibi sorunlardır; çünkü sektörü dönüştürmede liderliği
başkalarına kaptırmışlardır.
IBM bu durumun önemli bir örneğidir. Birçok gözlemci, IBM' in, 1990'ların
başlarında, enformasyon teknolojileri sektörünün yaşadığı köklü dönüşüm
açısından yanlış türden bir örgüte, yanlış beceri, sistem ve davranışlara
sahip olduğunu saptamıştı. Ama bu gözlemler daha derinlerdeki sorunu atlıyordu.
Asıl konu, IBM' in yanlış türden bir örgüte, becerilere ya da insanlara sahip
olması değil, örgütünü, becerilerini ve kadrolarını sektörü köklü şekilde
yeniden yapılandıran eğilimlerle örtüşecek şekilde yeniden biçimlendirmede çok
geç kalmış olmasıydı. Araştırma ve geliştirme için yılda 6 milyar dolarlık
harcama yapmasına ve bu iş için dünya çapındaki en iyi ve parlak isimleri
toplamasına rağmen IBM bir şirket olarak, sektörünün nasıl değişmekte olduğu
konusunda tek bir önemli ipucu bile yakalamayı başaramadı (oysa şirketteki birçok
kişi yaklaşan değişiklikleri görüyordu).
Karşıt yöne örnek olarak, AT&T ve Hewlett-Packard'ı alabiliriz. Her iki
şirketin de örgüt ve becerileri yirmi yıl önce sektörün bugünkü bağlamına IBM'
inkiler kadar yabancıydı. Ama HP ve AT&T sektörün değişen ortamına uyum
sağlamada IBM' den daha hızlı davrandılar. Mühendislik ve mimarlık alanlarındaki
büyük fırsatları sezmesi ve küçük yazıcılar pazarına yönelmesi, HP' nin alet
üreten bir şirketten enformasyon teknolojisinde köklü atılımlar gerçekleştiren bir
şirkete dönüşmesini sağladı.
Birçok şirketin karşılaştığı örgütsel dönüşüm sorununun boyutları,
ilginçtir ki, uyuya kalanların öngörüleri tarafından değil, oyunun kurallarını
değiştiren yeniler tarafından belirlenmektedir. 10 ya da 20 yıl önce sektörlerini
yeniden keşfetmeyi başaramayan ve hâlâ sektörü nereye götürmek istedikleri
konusunda özgül bir bakış açısına sahip olmayan tutucuların önünde, sektörün
öncülerinin soluk taklitlerine dönüşmekten başka bir yol yoktur. Özetle, örgütsel
dönüşüm sorunu çoğu şirket için aktif bir girişimden çok bir tepki anlamına
gelmektedir.
Örgütsel dönüşüm görevini başarıyla tamamlamak bir firmayı yalın ve basık
hale getirebilir, ama sektörün öncüsü durumuna yükseltemez. Ve hızlı izlemek
yavaş izlemekten daha iyiyse de , her ikisi de olağanüstü büyümenin ve
kârlılığın reçetesi olamaz. Lider olabilmek için, bir şirket sektörün
dönüşmesi sürecine hâkim olabilmelidir.
Bütün bunlar bizi, şirketlerin bugün yeniden düzenleme sorunuyla gerçekte ne
kadar ilgilendiği sorusunu sormaya yöneltiyor. Birçok şirkette üst yönetimin önemi
daha çok proseslerin yeniden düzenlenmesinden oluşuyor. Ama biz, geleceği yaratmak
için, bir şirketin aynı zamanda sektörünü de "yeniden düzenlemek" zorunda
olduğunu öne sürüyoruz. Bunun mantığı basittir: Liderliği genişletebilmek için,
bir şirketin giderek liderliği yeniden oluşturması gerekir; liderliği yeniden
oluşturabilmek için de, önünde sonunda sektörünü yeniden oluşturması ve bunun
için de mutlaka stratejisini yeniden yaratması gerekir. Bizim açımızdan, üst
yönetimin birincil görevi prosesleri yeniden düzenlemek değil, sektörü yeniden
oluşturmak ve stratejiyi yeniden yaratmaktır.
Geleceği yaratmak için bir şirket şunları yapmak zorundadır:
- Uzun bir geçmişi olan bir sektörde iş yapmanın kurallarını köklü bir
şekilde değiştirmel çabasında olmalıdır.
- Sektörler arasındaki sınırların yeniden tanımlanmasını zorlamalıdır.
- Bütünüyle yeni sektörler yaratabilmelidir. (Apple'ın kişisel
bilgisayarlarda yaptığı gibi).
Yeni sektörler oluşturma ya da eski sektörleri yeniden oluşturma yeteneği
geleceğe en önde ulaşmanın ve cephede kalabilmenin temel bir önkoşuludur.
Örgütsel dönüşümü yönetmekle görevli birçok yönetici, "Neye
dönüştüreceğiz?" sorusunu sormayı akıl edememektedir. Oysa esas nokta
örgütsel dönüşümün gündeminin sektörün dönüşüm gündemine ilişkin bir
bakış açısına tabi olması gerektiğidir. Bu sektörün beş ya da on yıl sonra
nasıl biçimlenmesini istiyoruz?
Sektörün bizim için en avantajlı olacak şekilde gelişmesini sağlamak için ne
yapmalıyız? Gelecekte sektörün tepelerinde yer alabilmek için, bugün hangi beceri ve
yetenekleri oluşturmaya başlamalıyız? Mevcut iş birim ve bölümlerinin sınırları
içine tam oturmayan fırsatlar için nasıl bir örgütlenmeye gitmeliyiz? Sektörel
dönüşümün arzu edilen gelişimi konusunda bir görüş sahibi olmak, firmanın
örgütsel dönüşüm konusunda kendisine aktif bir gündem oluşturmasını sağlar.
Futuristik Yönetim, bir fırmanın, ancak sektörünün kaderini kontrol etmeyi
bilebilirse kendi kaderini de kontrol edebileceğidir. Örgütsel dönüşüm ikincil bir
sorundur; birincil sorun sektörel dönüşümün mimarı olabilmektir.
Örgütsel dönüşüm her işletmenin gündemine kaçınılamaz bir zorunluluk olarak
oturmaktadır. Günümüzdeki rekabet koşulları ve büyük pazar bloklarının
kendilerini koruma taktikleri, kurallara uymayanların pazara sokulmaması yönündedir.
Serbest ticaret misitiği artık bir nostaljidir. Hiçbir şirket teknolojinin ve
anlayışların bu kadar hızlı değiştiği bir ortamda elemanlarının becerilerini
yenilemek, ürün portföyünü yeniden şekillendirmek, proseslerini yeniden
tasarımlamak ve kaynaklarını yeniden yönlendirmek görevlerinden kaçınamaz. Asıl
sorun; dönüşümün gecikmiş bir şekilde, bir kriz ortamında mı, yoksa
öngörülerek, sakin ve özenli bir atmosferde mi gerçekleştiği; dönüşüm
gündeminin daha önce davranan rakipler tarafından mı, yoksa işletmenin geleceğe
ilişkin kendi görüşü tarafından mı belırlendiği olacaktır. Gerçekte olması
gereken Futuristik bir vizyonla, sonuçları devrimci ama kendisi evrimci olan bir
dönüşüm sürecinin yaşanmasıdır.
Çoğu şirket, stratejilerini yeniden yaratma ve sektörlerini yeniden oluşturma
ihtiyacını ancak yeniden yapılandırma ve yeniden düzenleme kötüye gidişi
durdurmada bir işe yaramadığında dikkate almaktadır. Performansta bir düşüş
görüldüğünde hemen şirketin fazla şiştiği sonucuna varılmakta ve doğrudan
maliyetlere ve yatırımlara saldınlmaktadır. Ve genellikle olduğu gibi bu yaklaşım
performansta kalıcı bir iyileşme getirmediğinde üst yönetim firmanın tembelleşmiş
ve bütün kademelerin bürokrasiye boğulmuş olduğu sonucuna varmaktadır. Bunu,
tıkanan süreçleri açmayı hedefleyen bir yeniden düzenleme programı izlemektedir.
Ama, daha önce de belirttiğimiz gibi eğer firmanın sektörü köklü bir değişim
geçiriyorsa ve firma bu değişim eğrisinin oldukça gerisine düşmüşse, yeniden
yapılandırma ve yeniden düzenleme son çözümlemede çok yetersiz ve çok geç
kalmış bir çaba olur. Gelecek ve onun nasıl biçimlendirileceği üzerine ayrıntılı
şekilde kafa yorulması, çoğu durumda mevcut başarıları önemli ölçüde erozyona
uğradığında gündeme gelmektedir. Sektörün degişim eğrisinin önüne geçmek,
kansız bir devrim gerçekleştirme olanağını elde etmek için, üst yönetim firmanın
hem kör, hem şişman, hem de tembel olabilecegini kabul etmelidir. Ve stratejinin
yeniden yaratılması ve sektörün yeniden oluşturulması işine, yeniden yapılandırma
ve yeniden düzenleme çabalarıyla uyum içinde girişmelidir.
|
 |
|
|