| Giriş :
İşletmecilikte Gerilla
Stratejileri:
Araştırma ve danışmanlık çalışmalarımızda, kendi gözlemlerimiz ve dünyadaki
örnekler, küçük ve sıradan firmaların çok daha büyük ve zengin firmalar
karşısında ayakta durabilip çarpıcı başarılara imza atabildiği gerçeği ile
karşılaştırdı. Görünürde bu kadar kıt kaynaklara sahip bu genç rakipler dev
şirketlere meydan okumayı nasıl başarabiliyordu? Yurdumuzda ve dünyada önemli
aktiflere sahip olmayan genç ve enerjik insanların kurdukları hizmet ve sanayi
kuruluşları, bilgisayar şirketleri, yazılım ve donanım şirketleri sessiz sedasız
dev şirketleri alt edip zarara uğramalarına hatta kapanmalarına neden
olabiliyorlardı.
Sektör liderlerini yeni rakiplerin meydan okumasını boşa çıkartmaktan alıkoyan
neydi? Liderlerin küçük ve kaynakları sınırlı rakipler karşısında kendilerini
koruyamaz hale geldiğine tekrar tekrar tanık olundu. Gelişmeler neoklasik
mikroiktisadın, pazar gücü ve pazar payına ilişkin mevcut kuramlarıyla
açıklanamıyordu? Canon'un Xerox'un pazar payında muazzam bir delik açmayı nasıl
başardığını hangi teori açıklayabilirdi? Honda, Detroit'teki devleri ya da Sony
RCA'yı susta durdurmayı nasıl becerebilmişti? Genç ESCORT Bilgisayar, piyasada
yerleşmiş dev rakiplerinin satamadığı kadar çok bilgisayarı satmayı nasıl
başarmıştı.
Büyüklere meydan okuyan yeni firmalar, çoğu durumda rekabet üstünlüğünün
bütünüyle yeni biçimlerini yaratmayı ve iş görmenin kurallarını tamamen yeniden
yazmayı başarmaktadırlar. Daha gerçekçi olarak sektörlerinde egemen olan norm ve
kurallarla şartlanmış değildirler. Esneklik avantajlarından hız avantajları,
bunlardan da tedarikçi yönetimi avantajları ve bu sonuçulardan da kalite avantajları
üretilebilmektedir. Burada göze çarpan, belli bir üstünlüğün özellikleri
değildir. Asıl ilginç olan, üstünlük yaratma sürecinin kendisidir. Şu ya da bu
firmayı değil de, belli firmaları sürekli yeni üstünlükler peşinde koşmaya iten
nedir? Etkin olan dinamik hangisidir? Küçük rakipleri kısa vadeli parasal amaçların
ötesinde bir şeylerin harekete geçirdiği açıktır. Yatırımlarını,
ittifaklarını, uluslararası yayılma stratejilerini ve yeni ürün programlarını
incelendiğinde, eylemlerinde, geleceğe ilişkin bir bakış açısından kaynaklanan bir
coşkulu bir uslup ve tutarlılık gözlenmektedir.
Daha somut ürün pazarları ortaya çıkmadan yapay zeka. Biyoteknoloji, optik medya,
finans mühendisliği, minyatürleştirme, gibi belli beceri alanlarına yönelen
şirketler bulunmaktadır. Bu firmalarda üst düzey yöneticiler rekabeti hemen pazar
payı kazanma uğraşından çok, belli yetenekleri oluşturma yarışı olarak
görmektedir. Böylesi hedeflere bağlanmanın temelinde yatan neydi? Daha en az on yıl
ortaya çıkmayacak bir pazara nasıl önemsenebilirdi? Tanık olunan zihinsel ve duygusal
bağlanmanın ardında nasıl bir mantık yatıyordu? Yöneticiler gelecek için hangi
yetenekleri oluşturacaklarına nasıl karar veriyorlardı?
Bazı yönetim ekiplerinin ötekilere oranla daha iyi sezgi ve öngörü sahibi olduğu
gibi bir sonuç çıkarılabilir. Bazıları daha henüz mevcut olmayan ürünleri,
hizmetleri, hatta sektörleri hayal edebilme ve bunları ortaya çıkarabilme yeteneğine
sahiptir. Bu yöneticiler, firmalarını mevcut "rekabet alanı" içinde nasıl
konumlandıracakları sorusuna, tamamen yeni rekabet alanlarını nasıl yaratabilecekleri
sorusuna oranla daha az zaman ayırıyordu. Öteki firmalar, bunlar sonunda hep geride
kalıyordu, geleceği yaratmaktan çok geçmişi korumakla ilgileniyordu. Bunlar sektör
yapısını veri olarak kabul ediyor, mevcut kural ve prosedürlere ender olarak karşı
çıkıyorlardı. Peki, öngörü nereden kaynaklanıyordu? Daha henüz doğmamış
pazarları hayal edebilmek nasıl mümkün oluyordu?
Yeni keşifler için sağlam bir temel sunmakla birlikte, mevcut stratejik ve örgüt
teorileri bu soruları tam olarak yanıtlayamamaktadır. Mevcut bir sektörün yapısını
anlamada bize yardımcı olan bu teoriler, bir sektörü kendi çıkarına baştan
aşağı yeniden biçimlendirmenin nasıl mümkün olabildiğini gösteremiyordu. Bu
teoriler dönüşümcü bir liderin özelliklerini sıralayabiliyordu, ama bir yönetim
ekibinin geleceğe ilişkin sağlam ve iyi temellendirilmiş bir bakış açısnı nasıl
geliştirdiği ve asıl önemlisi, bunu nasıl gerçekleştirebildiği konusunda sessiz
kalıyorlardı. Bunların yardımıyla görece rekabet üstünlüklerinin kaydını
tutabiliyordunuz, ama yetenek oluşturmanın dinamiğini kavramanız mümkün olmuyordu.
Teori ile gözlemler arasındaki açıklık yeni bir strateji anlayışının ve buna
dayanan yeni bir yönetim paradigmasının gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Amerikada uygulandığı ve öğretildiği şekli ile stratejinin bir kriz içinde
olduğunu söylemek herhalde blr abartma olmayacaktır. Bu çalışmadaki amacımız,
strateji kavramını ve doğmakta olan rekabet sorunlarını kapsayacak yeni bir
paradigmayı oluşturmaktır. Bu paradigmanın çekirdeğini, stratejik başarı için
kuruluşları değil, sektörleri dönüşüme uğratma zorunluluğu oluşturmaktadır.
Bir geminin veya uçağın içindeki yolcunun geminin veya uçağın programı dışında
bir stratejisi olamaz. Bu gerçeği gözden kaçıran bütün kuruluşlar ciddi sorunlarla
karşılacaklardır.
Futuristik Yönetim çarpıcı başarılara imza etme ve bu başarıları
sürdürebilmenin anlayış ve tekniklerini incelemek için geliştirilen modern bir
paradigmadır.Bu çalışmada örnek olarak atıfta bulunulan firmalar bir
"mükemmellik" örneği oluşturma durumunda değildir, fakat özellikle sıra
dışı düşünme ve davranma, sektörün norm ve kurallarını aşma örneklerini
oluşturmaktadırlar. Bazı başarı örneklerinin Futuristik Yönetim anlayışının
strateji, rekabet ve örgüt yaklaşımlarını yansıttığını söyleyebilmekteyiz. Bu
firmaların büyük çoğunlukla Japon kökenli olmasının bir tesadüf eseri olmaması
gerekmektedir.
Geleceği belirleyen on temel
megatrend
İşletmecilik tarihi çarpıcı başarılarla göze
çarpan kuruluşların bunu daima sürdürebilme gibi bir ayrıcalıkları olmadığını
ve şaşırtıcı bir şekilde zor durumlara düşebildiklerini göstermektedir.
Şimdi sektör ve kuruluşları zor durumlara düşüren ve gelecekteki başarılarını
engelleyecek olan on temel değişimi inceleyebiliriz.
1. Değişim hızlarında artış
2000 li yıllara girereken dünyanın sosyal, ekonomik ve
politik dengelerinde beklenmedik radikal değişiklikler gözlenmeye başladı. Sovyetler
birliğinin çöküşü, Almanyanın birleşmesi, anabilgisayarlar kadar güçlü
dizüstü PC bilgisayarlar, Japonların optik, elektronik ve otomotiv sektörlerinde
tartışılmaz üstünlükleri, enformatik ve internet teknolojilerindeki
çarpıcı gelişmeler, otomasyonun yaygınlaşması, bu gelişmelerin iş yönetimine
etkisi, çalışanların karar süreçlerine katılmaları, tüketici tercihlerinde
kaliteye yöneliş, şirket ve üretim yapılarının ulusal sınırların dışına
taşması, bu döneme özgü hızlı, beklenmedik ve radikal değişimlerdir.
Futuristik Yönetim yalnızca yöneticilerin bu
değişimleri öngörerek uyum sağlayacak önlemleri almasını değil, çalışanların
da değişimlerin bilincine varıp değişime uyum sağlamasını gerektirmektedir. Bu ise
örgüt yapılarında ve kültürlerinde radikal değişimleri gerektirmektedir.
Değişimleri izlemek vo kontrol altına almak, değişmeye razı olmayı
gerektirmektedir.
2. Yoğunlaşan rekabet
1900 lu yılların sonları, dünya pazarlarındaki
rekabetin yoğun ve ölümcül olacağını ortaya koydu. Geleceğini dünya pazarlarında
ticarete bağlamış olan uluslar ve kuruluşlar çok daha sert ve keskin rekabet
koşullarında var olma savaşı vereceklerdir. Gelişmiş bir sanayi toplumunun devlet
gücü bile rekabet gücünü kaybetmiş sektörleri ayakta tutmaya yetmemektedir.
İngiliz otomotiv sektörünün, Alman ve Amerikan optik sektörlerinin, İsviçre mekanik
saat sektörlerinin çöküşü ve yokoluşu bu gelişmenin dramatik örnekleridir. Dünya
pazarlarında büyüme ve gelişme tutkusuna kapılan kuruluşlar çoğu zaman kendilerini
içinde bulundukları sektörün küresel performansına mahküm ettiklerini
farketmemektedirler. Rakiplerinden büyük paylar kopartarak büyüyen Japon otomotiv
sektörü, büyümesini dünya çapında sürdüremiyeceği ölçeklere ulaştı. Aşırı
büyüme ciddi lojistik sorunları da birlikte getirmektedir. 2000 li yıllarda stratejik
rekabet, katma değeri giderek küçülen ürünlerde aşırı büyüyerek ayakta kalmak
yerine, katma değeri yüksek yenilikçi ürünler yaratarak pozisyon yakalamak şeklinde
olacaktır.
3. İşletmeciliğin Küreselleşmesi
Dünyada özel çekim güçleri olan uluslararası
ekonomik bloklar oluşmaktadır. Bu bloklardan üçü olan Avrupa Birliği (AB), Kuzey
Amerika Serbest Ticaret İşbirliği (NAFTA) ve Japonya merkezli Pasifik Halkası
şimdiden etkilerini göstermektedir. Güney Amerika ve Afrika'nın da en azından
geleceğin stratejik kaynaklarının değişmesi ile bir şekilde çekim merkezi
oluşturacağını şimdiden söyleyebiliriz. Artık dünya ekonomisi, dünya
pazarlarında rekabet eden ulusal şirketlerin değil, ulusal pazarlarda rekabet eden
dünya şirketlerinin faaaliyetleri ile oluşmaktadır. Bu tür şirketler çeşitli
ulusal ekonomilerin sağladığı imkanları, dünya pazaı ürünlerini üretebilmek
için birleştirebilmektedirler. Artık dünya pazarındaki bir ürünün, hangi ulusal
ekonominin imkanları ile üretildiği söyleyebilmek mümkün olamamaktadır. Bu olgu
otomotiv ve elektronik sektörlerinde yoğun olarak yaşanmaktadır.
4. Teknolojik Değişimdeki Kapsam ve Derinlik
Teknolojik gelişim, büyük ve güçlü şirketlerin
AR-GE departmanlarının profesyonel çalışmaları ile sağlandığından, büyük
kaynak tahsisi ve kadrolaşma olanaklarına sahip oldu. Artık teknolojik gelişmeler
yaratıcı bireylerin tesadüfi bulgularına değil, yaratıcı laboratuarların yoğun ve
sürekli çalışmasına bağlı olmaktadır. Buun sonucunda teknoloji bir çok sektörde
bir anlamda gereksiz bir hızda değişmektedir. Önceki teknolojiler yeterli uygulama
alanı bulamadan yenileri geliştirilmekte ve yapılan yatırımalr boşa gitmekte ve eski
ile ilgili profesyonel kariyerler yok olmaktadır. Teknolojik gelişme bazı firmalar
için fırsat yaratırken, diğerleri için ise tehdit oluşturmaktadır.
6. Stratejik Kaynaklarda Yetersizlikler
Ekonomilerin refahı arttıracak şekilde gelişmesine
olanak sağlayacak olan stratejik kaynaklar giderek kıtlaşmaktadır. Bunların
başlıcaları enerji, su ve insan kaynakalarıdır. 2000 li yıllarda bunlara hava da
katılacaktır. Musluklardan kamu malı olarak gelen içme suyunun artık bir ticari mal
haline gelmesi dikkati çekmemektedir. İlerde temiz havayı sağlıyan oksijen alanları
da ticari mal haline gelecektir. Bu günün enerji kaynaklarına alternatifler
bulunamazsa, bu günkü kaynaklar giderek kıt hale gelecek, artarak kullanılmaları da
doğayı kirletecektir. Sektörlerin yün, pamuk, ağaç, selülüz gibi doğal girdileri
giderek kıt ve pahalı hale gelmektedir. Refahın artması için taleplerin giderek
arttığı ortamlarda bu
5. İş Gücünün Değişen Yapısı
Üretimin ve pazarlamanın küreselleşmesi, dünya
pazarı için uluslararası üretim ve lojistik faliyetleri iş-gücü sosyolojisinde de
değişimlere neden olmaktadır. Yüksek teknoloji alanlarına Asyalıların geleneksel
çalışkanlık, disiplin, titizlik ve kanaatkarlığı ile girmeleri, kadınların
işgücü olarak giderek daha fazla roller yüklenmeleri işgücünün gelenEksel sosyal
dokusunda da değişimlere neden olmaktadır. Bunun sonucu ürünlerde oluşan katma
değerin bileşimi de değişmekte fiyat rekabetleri Batılı firmaların aleyhine
gelişmektedir. Bunun dşında Batılı ve doğulu toplumların yaş bileşimi de giderek
farklılaşmakta ve Batılıların işgücü gidereek yaşlanmaktadır. Bunun sonucu
Batılıların aleyhine kata değer içindeki sosyal güvenlik paylarının artma
gereğidir. Bunun önlenebilmesi ve iş gücünün gençleştirilebilmesi için Batı ve
doğu rasında ciddi göç eğilimleri ve sorunları yaşanacaktır. Gençleştirme ve
göç eğitim sorunları da yaratacağından iş gücünün küresel eğitim düzeyinde
ciddi gerilemeler gözlenecektir.
Bu yüzyıl aynı zamanda gelenkesel olarak yaşlı ve
aktivitelerden uzak sayılan nesillerin, gelişen tıbbi ve sosyal koşullar nedeniyle
daha fazla ekonomik, politik ve sosyolojik güçler taşıyacağı ve toplumsal
süreçlerde önemli etkilerinin gözleneceği yıllar olacaktır.
Teknolojinin yarattığı katma değer artışının
insanların refahını arttıracağını ve daha anlamlı işlerde daha az
çalışacaklarını düşünenler bulunmaktadır. Bu görüş katma değer
paylaşımının önemli bir endüstri ilişkileri sorunu olduğunu ve katma değer
arttıkça işyeri barışının azalacağını görememekten kaynaklanmaktadır.
Teknolojinin yarattığı katma değer daha büyük ölçeklerde yine teknolojiyi
kullanabilmek için geri emilmekte ve çalışanlara yansımamaktadır.
kaynakların kıtlıkları da artacaktır. Futuristik
Yönetim mutlaka öncelikle kaynak kullanım/koruma stratejileri ile ilgilenmek
durumundadır. Enerji ve su kaynaklarının kullanımına ilerde korumacı önlemlerin
uygulanacağı kuşkusuzdur.
7. Endüstriyel Katma Değerden Enformatik Katma
Değere Kayış
Enformatik teknolojilerdeki gelişmeler ve INTERNET in
yaygınlaşması toplumların Sanayi toplumu yapısından Bilgi Toplumu yapısına
dönüştüğü izlenimini yaratmaktadır. Gerçekte gelişmekte olan bağlantılı
(On-Line) olmaktır. Bu insanları dev veri kütleleri ile buluşturmakta fakat bu,
verinin bilgiye dönüştüğü anlamına gelmemektedir. İnsanların karşılaştığı
veri kütlesi büyüdükçe bilgi edinme iştahları ve ilgileri de azalmaktadır. Susuz
bir insanın susuzluğunu gidermesi akan suyun miktarına değil susuzluk duygusunun
şiddetine bağlıdır. İnsanlık 2000 li yıllarda 1970 li yıllardan daha az meraklı,
daha az bilgili ve pozitif değerlerden daha uzak olacaklardır. Bankacılık, finans,
süpermarket, taşımacılık, eğitim işlemlerinin enformatik teknolojileri
aracılığı ile On-Line olarak gerçekleşmesi hayatı kolaylaştırmakta,
işletmeciliğin katma değerini arttırmakta bir gelişmişlik duygusuyaratmakta fakat
insanlığın bilgisini ve bilgeliğini arttırmamaktadır. Bu gün gelişmiş sanayi
toplumlarında kredi kartı biriktirme ve alış-verişten uzak duramama hastalığına
kapılanların sayısı ve bunların yaşadığı dramlar azımsanamıyacak boyutlara
ulaşmıştır. Kredi kartı kullanmanın ayıp ve usulsuz sayıdığı asya
toplumlarında bile bu hastalığın yaygınlaştığı gözlenmektedir.
Haberleşme ve etkileşmenin On-Line halae geldiği
toplımlara Bilgi Tolumu (Information Society) yerine Haberleşme Toplumu (Communication
Society) adı vermek daha gerçekçi olacaktır. Bu tür toplumlardaki yoğun haberleşme,
Bilgiledirme-Uyarma (Information) yerine Etkileme-Kurgulama (Manipulation) etkisini
taşımaktadır.
8. Kararsız Pazar ve Ekonomi Koşulları
2000 li yıllarda teknolojik, sosyal ve politik
koşullardaki hızlı değişimler finansal yapılardaki riskleri ve pazar dengelerindeki
kararlılıkları da değiştirecek, büyük kazançlar yanında büyük kayıplar ve
ekonomik hayattan şok çekilişler de yaşanacaktır. 21. yüzyıl dünyadaki sosyal,
ekonmik ve politik dengelerin değişeceği ve sancılı bir şekilde yeniden
oluşturulmaya çalışılacağı bir yüzyıl olacaktır. Denge değişimlerini gözlemek
için gelecek yılları beklemenin gerekli olmadığı, bunların her an yaşandığı ve
sonuçlarının bütün dünya yaşayanlarını derinden etkilediği açıktır.
9. Sivil Kuruluşların Artan Talepleri
Bütün dünyada haberlşme ağlarının gelişmesi ve
habercilik faaliyetlerinin gün boyu yaşanan dökümanter bir faaliyet şekline
dönüşmesi sivil toplum kuruluşlarının da olaylara ilgisini ve katkılarını
arttırmaktadır. Artık sivil kuruluşlar istek ve katkılarını temsili sistemlerde
politikacılar aracılığı ile gündeme getirmek yerine, politik ve ekonmik güçlerle
doğrudan haberleşebşlecek altyapı ve olanaklara sahiptirler. Bu nedenle temsili
demokrasinin etkisi ve gereği giderek azalmaktadır.
Sivil kuruluşlar çevre, işsizlik, sağlık, güvenlik,
eğitim, doğa ve insan sevgisi, eşit fırsatlar v.b. gibi konularda istek ve
beklentilerini doğrudan gündeme getirrek kara vericiler üzerinde bir baskı gurubu
etkisi oluşturabilmektedirler. Futuristik Yönetim stratejistleri bu istek ve
beklentileri dikkate almak ve kuruluş politikalrında formüle etmek durumunda
kalacaklardır.
10. Yönetim Çevrelerinin Yapısında Artan
Karmaşıklık
İşletmecilik ortamlardaki değişimler hem hızlanmakta
hem de karmaşık bir yapıya ulaşmaktadır. Geleneksel işletmecilik kuralları iş ve
otorite ilişkileri hızla değişmekte, daha demokratik daha katılımcı yöntemlerin
daha fazla katma değer yaratabildiği giderek daha fazla anlaşılmaktadır. Bunun sonucu
işletmecilik kuralalrının ve politikalarının yeniden formile edileceği yönetim
sistemlerinin entellektüel ve pratik arayışları sürmektedir.
Stratejik ve Futuristik Yönetim
Teknikleri Arasındaki Farklar
Yukarda vurgulanan uluslararsı ölçekteki major
değişimler, ulusal olan minor değişimlerle birleştiğinde yönetim stratejilerinin
radikal bir şekilde gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Buna göre artık
stratejiler de geleneksel yaklaşımlardan farklı olarak formüle edilecek, temel kabul
ve yaklaşımlarında değişikikler yapılacaktır.
Geleneksel anlamı ile Stratejik Yönetim, güncel
gelişmelerin yarattığı fırsat ve tehditleri öngören çalışma kurallarını
oluşturarak, belirli bir vizyona ulaşmayı sağlayacak yapı ve politikaları uygulamaya
geçirmek olarak verilebilir. Futuristik Yönetim ise tarihin gündeminde olan gelişme ve
değişmeleri öngören bir yaklaşımla, kuruluşları gelecekte de güçlü olarak
ayakta tutabilecek yapı ve politikaların uygulamaya konmasıdır. Stratejik bir anlamda
hayal edilen bir geleceğin yaratılabilmesi içn gerekli olan uygulamalar iken,
Futuristik Yönetim kaçınılamıyan bir geleceğe gerekli uyum sağlamak için gerekli
olan uygulamalar olarak düşünülebilir. Futuristik Yönetim stratejik aktör olarak
eldeki kuruluşu değil bu kuruluşun içinde var olduğu sektörü ele alacaktır.
Stratejik olarak gerileyen bir sektörde bir kuruluşun gelişme göstermesi anlam
taşımamaktadır. Avrupanın yok olan optik, saat ve tekstil sektörlerinde kuruluşa
dönük stratejik analizlerin yara sağlamadığı çok açıktır. Kuruluşlar
sektörlerinin dinamiklerine çok hassas olmalı ve her an stratejik geçiş
yapabilecekleri sektörleri de yakından izlemeli ve alternatif bilgi ve beceri
geliştirmeyi daima gündemlerinde bulundurmalıdırlar.
Futuristik Yönetimin tek bir standart başlangıç
kabulu bulunmaktadır. "Gelecekte var olmak ve daha güçlü olabilmek için
gereğini yapmak". Bunun yöneticilerin bireysel vizyonlarını
gereçkleştirmekten farklı bir başlangıç noktası olduğu açıktır.
Bu meydan okumalarla başa çıkabilmek için Futurist
Yönetim genel olarak aşağıdaki aktiviteleri uygulayacaktır.
1. Stratejik Yönetim ve Futuristik Yönetimin özellikle
farklılık gösterdiği nokta "Stratejik İmperatifler" in
seçimidir. Stratejik Yönetimde bu imperatifleri tepe yönetimin vizyonu tayin eder.
Futuristik Yönetimde ise bu imperatifler çevre koşullarındaki değişimlerle
belirlenir. Bu ise startejiyi gerçekleştiren politikalara sıkı sıkıya yapışmak
yerine bütün makro ve mikro değişimleri dtartejik bir vizyonla sürekli
değerlendirmeyi gerektirmektedir.
2. Kuruluşlar Stratejik Düşünce
şeklinin önemini kavrayacak ve Trade-Off sezgi ve becerilerinin
gelişmesine özen gösterecektir. Durumlar ve stratejiler değişim dinamiklerine uyarak
değişebilirler. Değişimin gereğini ve doğrultusunu kavramak, önemli ve önemsiz
faktörleri ayıklamak, özellikle gelişmiş bir stratejik düşünme ve Trade-Off
yapabilme yeteneği gerektirmektedir.
3. Makro ve mikro gelişmeler yakından izlenecek ve
potansiyel gelecekler için senaryolar hazırlanacaktır. Bu potansiyel gelecek
senaryoları çerçevesinde anlamlı olabilecek stratejiler formüle edilecektir.
4. Gözlemlere, analizlere ve stratejilere aykırı
düşen ani değişimlere uyum sağlamak için esnek geçiş stratejileri formüle
edilecektir.
5. Rakiplerin teknolojik sıçramalAr yapabileceği
olasılığına karşılık, alternatif gizli stratejik beceriler geliştirilecektir.
6. Sektörün hizmet verdiği pazarda gözlenen
dinamikler ve değişimler dikkatle değerlendirilecektir.
7. Stratejileri gerçekleştirmek için uygulana
politikalarda esneklik olanaklarına özen gösterilecektir.
8. Kuruluş, gücünü ve momentumunu sağladığı
kaynakların korunmasına ve geliştirilmesine özel bir özen gösterecektir. İnsan
kaynakları bunların en önde geleni olacaktır.
Bu iki yaklaşım arasındaki belirgin fark Japonların
1990 lar öncesi dünya pazarlarına yayılmada gösterdikleri olağanüstü başarı ve
1990 larda ise bu başarılara rağmen ekonomilerinin ve şirketlerinin içine
düştükleri bunalım halidir. Japonlar mükemmel bir stratejik yaklaşımla, üstün kaliteli ve
düşük fiyatlı ürünlerle dünya pazarlarında üstünlük sağladılar. Buna
karşılık, fiyat rekabeti stratejileri içinde oldukları sektörleri bunalıma
sürükleyince kendileri de bunalım yaşadılar. Futuristik bir yaklaşımla kendilerine
manevra alanları bırakmadıkları ve alternatif stratejiler oluşturmadıkları için
bunalımlardan, rakiplerinden fazla etkilendiler. Sektörün dinamiklerine kayıtsız
kalma nedeniyle üstün fakat zor durumda oldukları otomotiv sektörü, Futuristik
Yönetim anlayışının gelecekte ne kadar önemli olacağını belirgin bir şekilde
sergilemektedir.
Dinamiklere Küresel Perspektifte
Bakmak
Gelecekteki (Futuristik) meydan okumaların önemli bir
olgusu, bütün bu gelişmelerin işletmeciliği küresel bir konuma dönüştürmesidir.
Dünya pazarları için mal ve hizmet üreten firmaların, bu eylemlerini artık
ulusal formatlar içinde sürdürmleri olanağı kalmamış gibidir. Enformatik ve
haberleşme teknolojileri zaman ve mevsim farkı tanımadan artık olayların küresel bir
ortamda haberleşilemsine ve gerekli etkileşmeye olanak sağlamaktadır. Ulusal
pazarlardaki kaynak ve ölçek sorunları nedeniyle katma değerlerin giderek düşmesi
firmaları dünya pazarlarına hızlı bir şekilde açılmak zorunda bırakmaktadır. Bu
ayrıca firma yönetimlerinde de hızlı bir uluslararasılaşmayı gerektirmektedir.
Amerikada 1990 larda yapılan araştırmalar, firmaların %30 unda 5 tepe yöneticisinden
3 ünün yabancı olduğunu ortaya koymaktadır. %45 i de en önemli beş rakiplerinde
üçünün yabancı olduğunu söylemektedir. 1980 lerde bu oran sadece %5 ler idi. Geçen
sürede bu oranların arttığını söylemekle fazla yanılmış olmayacağız.
Dünya pazarlarını zorlayan ciddi rakiplerin başında
Japonların geldiğini söylemiştik. Bunu diğer Asya ve Pasifik ülkeleri de
izlemektedir. Artık doğu tipi üretim ve pazarlama, Batı tipi üretim ve pazarlama
tekniklerini geride bırakmaktadır. Batının teknoloji üretme ve geliştirme
üstünlüğünü uygun bir sosyoloji ie birleştirememesi giderek kendine pahalıya mal
olacaktır. Japon ve Asya firmaları otomobil, tekstil, çelik, optik, elektronik, ev
elektroniği, bilgisayar, bilgisayar çipi gibi alanlarda rekabetçi üstünlükleri ele
geçirmiş durumdadırlar. Avrupa Birliğinin 1992 deki birleşme ve genişleme hamlesi
ile bir çok Avrupa firması Amerika ve Kanadaya açılırken, birleşik pazarları da bir
çok Amerika ve Kanada firmasını kendine çekti. Hong Kong un 1997 de Çine
devredilmesi, tekstilde rekabetçi üstünlüğü olan bir çok firmanın Kanadaya
geçmesine neden oldu. Böylece dünya ekonomileri ve pazarları değişik gravitasyon
merkezleri oluşturarak karmaşık bir şekilde birbirine bağlanmış oldu.
Artık Japonya, parasının değerlenmesi, emlak
spekülasyonu ve bankacılık işlemlerindeki açıklar nedeniyle sorunlar
yaşamasına karşılık şu anda dünyanın etkin ve güçlü bir üretim-pazarlama
merkezidir. Dünyada bir çok pazarda üstünlük sağladığı gibi bazı pazarlarda ise
rakipsiz hakim durumdadır. Amerika kaybettiği pazarlardaki durumunu düzeltme
çabasında olmakla birlikte, bu pazarlardaki stratejik hakimeyitini kaybetmiş
bulunmaktadır. Bunun sırrı yetenekli bir ulusun küresel çapta bir vizyon ve
stratejiyi başarı ile uygulaması olarak görülmektedir. Japon deneyimi, küresel
çapta bir vizyon ve stratejisi olan uygulamaları, gelişmiş sanayi toplumu ekonomilerin
algılamkta ve reaksiyon vermete geç kaldığını ortaya koymaktadır. Buna karşılık
bu süreç yaşanmış ve sonuçları olgunlaşmıştır. Bundan sonraki başarılar
stratejik pozisyonlar kapmak değil, oyunda kalmayı sürdürmek olacaktır. Bunu
sağlayacak olan yaklaşım ise gelişmeyi ve gücü tamamen yeni kavramlarla tanımlamaya
dayanan Futuristik Yönetim dir.
(GELİŞTİRİLİYOR...)
|