eylemban2.jpg (1802 bytes)

Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Yönetimde Aklın Sınırlarını Aşmak ve Sağduyu

eylem

hm-btn.gif (208 bytes)

Geliştirilecek

Aklımız gerçeğe ulaşmak için en büyük yardımcımız ve aracımız olduğu halde, en büyük engelimiz de olabilir. Rasyonellik bir anlamda herkezin kabul ettiği gerçeklerle zıtlaşmamaktır. Kilise için rasyonel davranış dünyanın düz olduğu ve evrenin onun etrafında döndüğü idi. Buna ters düşenlere deli gözü ile bakılıyordu ve ERASMUS "Deliliğe Methiye" yapıtında bundan bahsediyordu. Yönetimde rasyonellik, düşey, hiyerarşik, bürokratik ve otokratik yönetim modellerini doğru ve geçerli kabul etmektir. Bu sitede "delice" bir yaklaşımla yatay-organik-sibernetik ve demokratik örgüt tiplerinin rasyonel olup olmadığını araştıracağız.

Rasyonellik ve duygusallık

Dünyanın akıllar yorumlanmasına dönük bütün modeller ve yorumlar sağlıklı ve rasyonel kabul edilmek için uygulamalarla tutarlı bir denge göstermek durumundadır. Yine de uygulamalarda beklenen sonucu vermeyen bir çok olgu rasyonel bir geçerlilik taşıyabilmektedir. Bunların her kez tarafından tartışmasız kabul görmüş olması rasyonel geçerliliklerine kanıt olmaktadır. Gerçekte yaşanan süreçler sandığımız kadar rasyonel ve lineer değildir. Dünyanın tepsi gibi düz olması, yuvarlak olsaydı aşağıda olanların boşluğa düşeceği ilk bakışta rasyonel gerçeklerdir ve yüzyıllarca da rasyonel olarak kabul edilmişlerdir. Havadan ağır cisimler uçamaz, demir sudan ağğır olduğu için suda batar, iki tekerleğin üzerinde durmak mümkün değilidr dolayısı ile Bisiklet yürümez v.s. gibi ilk bakışta çok rasyonel olan önerilerin gerçek olmadığını biliyoruz. Biraz yaratıcılık ve hareketli doğanın gizemli yapısı ile bu rasyonel gerçekler tersine çevrilebilmektedir.

Yönetim sistemlerinde gerçekçi bir değişim yatabilmek için de bu tür rasyonel saplantıların ötesine geçmek gerekmektedir. Yönetim sistemelrinde etkin kontrol ve koordinasyon için mutlaka hiyerarşi ve tepe yönetim gerektiği artık geçerliliğini yitirmiş bir rasyonel olabilir. Buna göre işletmelerin rasyonel sistemleri işin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki algılayış tarzımıza büyük ölçüde bağımlıdır. Gerçekte ise bir çok hareketli durumda olayları algılayış ve yorumlayış tarzımız insan beyninin ve insan bedeninin savunma mekanizmaları ile şartlanmış olduğundan gerçekte olması gerektiği kadar da rasyonel olmayabilmektedir.

Aklın şartlanması

İnsan türünün milyonlarca yıl süren evrimi içinde karşılaştığı doğal veya sosyal felaketler, aklının bir tür felaketlere karşı temkinli olmayı gerektiren alışkanlıklar edinmesine ve bunun nesilden nesile geçmesine yol açtığı açıktır. İnsan türünün yaşadığı bütün deneyimlerin dil yardımı ile kavramlaştığı ve dil aracışığı ile sonraki nesillere aktarıldığı açık değildir. Bu nedenle beklenemdik durumlara karşı korunma refleksi entellektüel değil, duygusal bir refleks olarak insan genlerine yerleşmiş durumdadır. Bunun doğal sonucu olarak insanlar koruyucu fonksiyonla yüklenmiş hiyerarşik tasarımlı yoplumsal yapılar içinde yer almaya doğal bir eğilim gösterirler ve bu yapıları eleştirmek ve bozmak eğilimini pek göstermezler. Ayrıca insan türünün uzun yıllar boyunca yetişkin hale gelebilmesi, kendi dışlarındaki otoriteler ve sosyal yapılar tarafından bakılma ve korunmlarının doğal olduğunu varsayma alışkanlığı edinmelerine yol açmaktadır. Bu güm toplumsal yapıların oluşmasını ve sürmesini bu aşışkanlıkların sağladığını söyleyebiliriz.

Kişi ve Çevresi arasındaki Bütünleşme olarak Sağduyu

İnsan dışındaki bütün canlılar bir doğal ortam içine doğup, bu ortam uyum için gerkli içgüdülerle donanmış durumda iken, insan türü bir sosyal ortam içine doğmakta ve bu ortam uymak için gerekli içgüdüler ile donanmış olduklarından sürekli bir şekilde çevreyi algılama, yorumlam, kavrama ve adapte olma süreci içinde yaşamaktadırlar. Kişinin toplum içindeki evrimindeki başarı bu adaptasyon sürecinde gösterecxeği başarıya bağlı olmaktadır. Kilşinin kendisini çevresi ile olumlu bir bütünleşme haline getirebilme becerisi, aynı zamanda yönetim sistemlerinin etkin çalışabilmesi için de gerekli olan becerileri oluşturmaktadır. Bu becerilerin gelişmiş olduğu kuruluşlar kendi sosyoekonomik çevrelerine uyum göstermkte de başarılı olacaklardır.

Burada üstünde dikkatle durmamaız gereken konu, kişilerin çevreye uyum gösterirken uyguladıkları yöntem çevrenin ayrıntıları ile algılanmasını değil, kategorik bir şekilde algılanıp yorumlanmasını gerektirmektedir. Kişiler sosyal ve teknik çevrelerini kategorik olgular olarak algılayıp kategorik olarak uyum göstermektedirler. Kişiler bir işyerinde çalıştıklarızaman bu işyerini,ayrıntıları ile algılamak yerine bir işyeri kategorisine karşı kemdilerinin çalışan kategorisinin uyum sağlaması davranışı içinde olmaktadırlar. Buradaki temel ilişki işyerinin kendisi ile çalışanın (veya yönetenin) kendisinin ilişkisi değildir. Çalışam olayı işyeri kategorisi ile çalışan kategorisi arasında verimliolması beklenen bir uyumdur. Rasyonel düşünce tarzı da bunu böyle algılar ve böyle yorumlamayı doğal sayar. Bir işyerinde iş ile kendileri olarak bütünleşenlerin sadece o işyerinin sahipleri oldukları düşünülür.

Şimdi bu kavramları genişleterek kategoriler arasında değil, kişiler ve işler arasında bütünleşme ile geröçeklerştirilmiş yapılanmaları düşünelim. Burada yapıyı oluşturan görünmez bağlar ve dokular önceki modeldekinden farklı olacaktır. Kişiler ve işler doğal olarak bütünleştiğinden işler k,işiler ile birlikte yaşamaya başlayacaktır. bunun ise dah güçlü bir sinerji yaratcağı ve daha az insan gücü ile daha fazla katma değer yaratılacağı açıktır.



hm-btn.gif (208 bytes)
EYLEM MAYIS.2002