Rasyonellik ve
duygusallıkDünyanın akıllar
yorumlanmasına dönük bütün modeller ve yorumlar sağlıklı ve rasyonel kabul edilmek
için uygulamalarla tutarlı bir denge göstermek durumundadır. Yine de uygulamalarda
beklenen sonucu vermeyen bir çok olgu rasyonel bir geçerlilik taşıyabilmektedir.
Bunların her kez tarafından tartışmasız kabul görmüş olması rasyonel
geçerliliklerine kanıt olmaktadır. Gerçekte yaşanan süreçler sandığımız kadar
rasyonel ve lineer değildir. Dünyanın tepsi gibi düz olması, yuvarlak olsaydı
aşağıda olanların boşluğa düşeceği ilk bakışta rasyonel gerçeklerdir ve
yüzyıllarca da rasyonel olarak kabul edilmişlerdir. Havadan ağır cisimler uçamaz,
demir sudan ağğır olduğu için suda batar, iki tekerleğin üzerinde durmak mümkün
değilidr dolayısı ile Bisiklet yürümez v.s. gibi ilk bakışta çok rasyonel olan
önerilerin gerçek olmadığını biliyoruz. Biraz yaratıcılık ve hareketli doğanın
gizemli yapısı ile bu rasyonel gerçekler tersine çevrilebilmektedir.
Yönetim sistemlerinde gerçekçi bir değişim
yatabilmek için de bu tür rasyonel saplantıların ötesine geçmek gerekmektedir.
Yönetim sistemelrinde etkin kontrol ve koordinasyon için mutlaka hiyerarşi ve tepe
yönetim gerektiği artık geçerliliğini yitirmiş bir rasyonel olabilir. Buna göre
işletmelerin rasyonel sistemleri işin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiği
konusundaki algılayış tarzımıza büyük ölçüde bağımlıdır. Gerçekte ise bir
çok hareketli durumda olayları algılayış ve yorumlayış tarzımız insan beyninin ve
insan bedeninin savunma mekanizmaları ile şartlanmış olduğundan gerçekte olması
gerektiği kadar da rasyonel olmayabilmektedir.
Aklın şartlanması
İnsan türünün milyonlarca yıl süren evrimi içinde karşılaştığı doğal veya
sosyal felaketler, aklının bir tür felaketlere karşı temkinli olmayı gerektiren
alışkanlıklar edinmesine ve bunun nesilden nesile geçmesine yol açtığı açıktır.
İnsan türünün yaşadığı bütün deneyimlerin dil yardımı ile kavramlaştığı ve
dil aracışığı ile sonraki nesillere aktarıldığı açık değildir. Bu nedenle
beklenemdik durumlara karşı korunma refleksi entellektüel değil, duygusal bir refleks
olarak insan genlerine yerleşmiş durumdadır. Bunun doğal sonucu olarak insanlar
koruyucu fonksiyonla yüklenmiş hiyerarşik tasarımlı yoplumsal yapılar içinde yer
almaya doğal bir eğilim gösterirler ve bu yapıları eleştirmek ve bozmak eğilimini
pek göstermezler. Ayrıca insan türünün uzun yıllar boyunca yetişkin hale
gelebilmesi, kendi dışlarındaki otoriteler ve sosyal yapılar tarafından bakılma ve
korunmlarının doğal olduğunu varsayma alışkanlığı edinmelerine yol açmaktadır.
Bu güm toplumsal yapıların oluşmasını ve sürmesini bu aşışkanlıkların
sağladığını söyleyebiliriz.
Kişi ve Çevresi
arasındaki Bütünleşme olarak Sağduyu
İnsan dışındaki bütün canlılar bir doğal ortam içine doğup, bu ortam uyum için
gerkli içgüdülerle donanmış durumda iken, insan türü bir sosyal ortam içine
doğmakta ve bu ortam uymak için gerekli içgüdüler ile donanmış olduklarından
sürekli bir şekilde çevreyi algılama, yorumlam, kavrama ve adapte olma süreci içinde
yaşamaktadırlar. Kişinin toplum içindeki evrimindeki başarı bu adaptasyon sürecinde
gösterecxeği başarıya bağlı olmaktadır. Kilşinin kendisini çevresi ile olumlu bir
bütünleşme haline getirebilme becerisi, aynı zamanda yönetim sistemlerinin etkin
çalışabilmesi için de gerekli olan becerileri oluşturmaktadır. Bu becerilerin
gelişmiş olduğu kuruluşlar kendi sosyoekonomik çevrelerine uyum göstermkte de
başarılı olacaklardır.
Burada üstünde dikkatle durmamaız gereken konu, kişilerin çevreye uyum gösterirken
uyguladıkları yöntem çevrenin ayrıntıları ile algılanmasını değil, kategorik
bir şekilde algılanıp yorumlanmasını gerektirmektedir. Kişiler sosyal ve teknik
çevrelerini kategorik olgular olarak algılayıp kategorik olarak uyum
göstermektedirler. Kişiler bir işyerinde çalıştıklarızaman bu
işyerini,ayrıntıları ile algılamak yerine bir işyeri kategorisine karşı
kemdilerinin çalışan kategorisinin uyum sağlaması davranışı içinde
olmaktadırlar. Buradaki temel ilişki işyerinin kendisi ile çalışanın (veya
yönetenin) kendisinin ilişkisi değildir. Çalışam olayı işyeri kategorisi ile
çalışan kategorisi arasında verimliolması beklenen bir uyumdur. Rasyonel düşünce
tarzı da bunu böyle algılar ve böyle yorumlamayı doğal sayar. Bir işyerinde iş ile
kendileri olarak bütünleşenlerin sadece o işyerinin sahipleri oldukları
düşünülür.
Şimdi bu kavramları genişleterek kategoriler
arasında değil, kişiler ve işler arasında bütünleşme ile geröçeklerştirilmiş
yapılanmaları düşünelim. Burada yapıyı oluşturan görünmez bağlar ve dokular
önceki modeldekinden farklı olacaktır. Kişiler ve işler doğal olarak
bütünleştiğinden işler k,işiler ile birlikte yaşamaya başlayacaktır. bunun ise
dah güçlü bir sinerji yaratcağı ve daha az insan gücü ile daha fazla katma değer
yaratılacağı açıktır.
|