|
GİRİŞ :
İnsanlar bazı temel davranış kurallarını aileleri
içinde öğrendikleri gibi temel yönetsel davranış kurallarını da içinde
bulundukları kuruluşların yönetsel sistem ve kültüründen edinmektedirler. Bu
sürecin çalışabilmesi için potansiyel yöneticinin, yönetim kültürünün soyut ve
somut temel kavramlarını algılayıp yorumlayarak benimsemesi gerekmektedir. Bireysel
ahlak ile yönetsel ahlak, bireysel sağduyu ile yönetsel sağduyu, bireysel cesaret ile
yönetsel cesaret farklı şeylerdir ve bireysel kalitelerin varlığı, yönetsel
kalitelerin de doğal olarak varolduğu anlamına gelmemektedir. Bir sistemin yönetim
pozisyonlarına gelen birey, sistemin amaç, değer, yetenek ve kapasitelerini
algılamakta, yorumlamakta ve değerlendirmekte güçlük çektiği zaman kendini algısal
bir savunma mekanizmasının arkasına gizlemeye çalışmakta ve yönetici olarak
davranışları irrasyonel, tutarsız ve zararlı olmaya başlamaktadır.
Bir yönetim sistemi kendine özgü norm, değer, kural
ve davranış şemaları olan sosyolojik bir ortamdır. Yöneticiler bu ortamın beyni,
beyinciği, omuriliği gibi davranarak, kuruluşun amaçları ile tutarlı ve sağlıklı
bir şekilde varolmasını ve zaman içinde gelişmesini sağlarlar. Yönetim sistemleri
içinde gözlem ile edindiğimiz deneyimler ve çeşitli sektörlerdeki stratejik yönetim
vakaları, kendi yaşamlarında seçkin, rasyonel, kültürlü, ahlaklı, deneyimli, uzman
ve profesyonel olan çeşitli yöneticilerin, bir yönetim rolünün aktörü olarak bu
özellikleri ile bağdaşmayan sıradan, irrasyonel, sorumsuz ve tutarsız bir tavır
içinde oldukları görülebilmektedir. Bir çok yöneticinin kendi profesyonellik
alanının gereği olan sıkı ve tutarlı deontolojik kurallara, yönetici olarak uyma
gereği duymadıkları görülebilmektedir. Çevrelerinden gelen yönetimsel uyarıları
algılamakta ve değerlendirmekte olan bu yöneticiler kendilerine ve kurumlarına zarar
verdiklerini gözledikleri halde bu tutumlarını inatla sürdürebilmektedirler.
İşletmecilik biliminin yönetim sistemleri ile ilşkisi
genellikle danışmanlık projeleri çerçevesinde olması, danışmanların kendilerine
işveren yöneticilere eleştiri getirmekten kaçınmaları ve yöneticilerin
sorumluluğunun kendilerini yönetici yapanlara karşı olması nedeniyle, kendisi de bir
sibernetik organizma olan yönetim sistemlerinde gözlenen kalıcı aksaklık ve
hastalıklar net bir bilimsel model içine oturtulamamaktadır.
Autism ve Autistik Yönetim :
Bu tip yönetim tarzının ve bu tip yöneticilerin
gerçek hayatta beklenenin çok üzerinde ve oldukça büyük stratejik sektörlerde var
olduğunu gözledik. Başlangıçta algılamakta ve açıklamakta güçlük çektiğimiz
bu sendrom, ZANGWILL in kitabında pozitif ve negatif reinforcementeleri açıklarken,
AUTISTİK çocukları örnek vermesi (s. 61) ile berraklaştı ve AUTİSM bu tür yönetim
sistemlerini ve yöneticileri açıklayabilmek için güçlü bir analoji kaynağı
oluşturdu. Bu analojinin neden güçlü bir esin kaynağı olduğunun daha iyi
anlaşılması için ZANGWILL in örneğini aynen buraya alıyoruz.
Willard I. ZANGWILL, Success With People : The
Theory Z Approach to Mutual Achievement (s. 61)
Autism
Aşağıdaki örnek bizim doğru olmayan davranışı
önlemek için önerdiğimizi prosedürü açıklamaktadır. Genellikle pozitifi
(reinforcement) iyi, negatifi kötü olarak vurguladığımız halde bu örnek
bazı özel durumlarda bunun tersini ortaya koymakta ve yanlış reinforcement
uygulandığı zaman olabilecek zararı vurucu ve duygulu olarak açıklamaktadır. Bu
örnek çocuklardaki tıbbi sorun Autism ile ilgilidir ve Ivar LOVAAS ile Psycology
Today dergisinde yapılan bir söyleşiden adapte edilmiştir.
Autistik çocuklar derin ve gizemli bir sorun yaşayan
çocuklardır. Bu sorun o kadar gizemlidir ki insanların çoğu onu hiç duymamış
olabilirler. Dr. Lovaas a göre "İnsanlar onlar için cansız nesnelerden
farklı bir şey değildir. Diğer insanlara karşı duygusal bir sıcaklık işareti
göstermezler... Gürültüye ve sözlü uyarılara reaksiyon vermezler" . Size
bakmazlar ve anlamsız ve tutarsız sözcüklerle konuşurlar.
Aşırı Autistik çocuklar kendine zarar veren
davranışlar göstebilirler. Başlarını defalarca duvarlara, mobilyalara ve dosya
dolaplarına vurabilirler. Bu davranışlarına müsaade edilirse, beyin kanaması veya
gözlerinin patlaması gerçekleşinceye kadar sürdürebilirler.
Dr. Lovaas'a göre bazıları kendi etlerini yemektedir.
Yine Dr. Lovaas'a göre "Bir çocuk gerçekten kendi parmağını - sanırım
sağ elinin küçük parmağıydı- ikinci eklemine kadar yedi. Sol elinin parmaklarını
da çiğnemeye başladı ... Dişleriyle de tırnaklarını sökmeyi başardı. Diğer bir
çocuk sağ omuzunun çoğunu çiğneyerek yok etti. Başını çevirdi, omuzunu ağzına
yaklaştırdı ve çiğnemeye başladı. Kemiklerini görebiliyordunuz. Bütün çocuklar
bu tür kendini yaralayan davranışlar yapmazlar fakat bir çoğu yapmaktadır."
Profesör Lovaas'ın ve diğerlerinin öncü
araştırmalarından önce bu tür çocuklara uygulanan geleneksel yaklaşım, onlar için
yoğun sevgi ve dikkat harcamaktı. Teoriye göre, sevgi ve şefkate duyarsız
olduklarından (ilgi gördüklerinde başka tarafa bakar ve duymuyormuş gibi
görünürler.), onları etkilemek için olağanüstü sevgi ve şefkat gerekmektedir.
Şayet bir çocuk kafasını duvara vurmaya veya kendini yemeye başladı mı? ailesi veya
terapisti hemen yetişmeli ve çocuğu sevgi ile kucaklayarak gerekli olan sevgi ve
şefkati yoğun olarak aktarmalıdır.
Dikkatli gözlemler sonucunda Dr. Lovaas farklı bir
yargıya vardı. Burada sevgi ve şefkat pozitif reinforcement olmaktadır. Kafasını
duvara vuran bir çocuğa gösterilen sevgi, kafasını daha şiddetli olarak vurmasına
yol açar. Bunu deneyimleri de gösterdi : Sevgi gerçekte çocukları daha kötü
yapmaktadır.
Dr. Lovaas basit bir öneri getirdi. "Şayet
çocuk kendine zarar verecek bir şey yaparsa, hemen davranın ve onu tokatlayın" .
Bunun sonrasında, tokatlamanın işe yaradığı görüldü. Birkaç tokatlamadan sonra
çocukların kafalarını vurmayı ve diğer kendine zarar verecek şeyleri yapmaktan
tamamen vazgeçtiler.
Dr. Lovaas'ın ışıltılı araştırmaları
göstermektedir ki, bizim; "bazı durumlar çok ciddi ve çok sakıncalıdır ve
mutlaka negatif reinforcementlerle engellenmelidir" kuralımız geçerlidir.
Burada, pozitiflerin genel olarak yanlış olduğunu söylemek istemiyoruz fakat gerekli
durumlarda gerekli reinforcementlerin uygulanmasının yararlı olacağını vurguluyoruz.
Dr. Lovaas bu fikri vurgulamaktadır: "Yapmanız gereken şey ona bol miktarda
sevgi göstermenizdir. Fakat bunu iyi davranışlar için yapın ve kendine zarar verdiği
durumlarda kaçının."
Belki aynı şey daha az belirgin olarak normal
çocuklara sahip ailelerde de gözlenmektedir. Bazen aileler çocuklarına yalnız
yanlış bir şey yaptıkları zaman ilgi göstermektedir. Bunun sonucunda çocuklar
çokça yanlış yapıp çokça ilgi görmeye çalışmaktadır. Burada ailelerin
göremediği, aslında yanlış davranışları ödüllendirmiş olduklarıdır.
|
İnsanların hangi durumlarda nasıl davrandıklarının
nedenini açıklayan çeşitli pskolojik kuramlar bulunmaktadır. Genelde davranış
şemaları sibernetik olarak bebeğin içine doğduğu sosyal ortamın verdiği çeşitli
uyarıları algılayıp kendini bu ortamın bireyi yapacak şekilde yorumlayarak
benimsemesi (emulasyon) ile oluşmaktadır. İnsan beyninin enformatik yapısı bu
haberleşme sürecinin sağlıklı bir uyarı-tepki (stimulus-response) süreci içinde
çocuğu zaman içinde sosyalleştirerek olun bir birey olarak davranmasını
gerçekleştirecek şekilde çalışmaktadır. çocukluk, gençlik ve yetişkinlik
döneminde süregelen çeşitli eğitim süreçleri bireyi toplumun bir elemanı olarak
toplumla uyum içinde varolabilmesi için gerekli olan davranış kalıpları ile
donatmaktadır. İnsanın özel hayatında, toplum içinde ve iş dünyasında
davranışının kökenleri konusunda çok sayıda araştırma yapılmış ve çok
sayıda kitap yayınlanmıştır. Buradaki amacımız bu konuyu incelemek değil,
çocuklarda AUTİSM olarak bilinen uyum bozukluklarının, yönetim sistemlerinde
gözlenen benzer uyum bozuklukları ile karşılaştırılmasıdır.
Şimdi burada Autismle ilgili Internetten
derlediğimiz kaynakların verdiği bilgiyi özetleyeceğiz.
Autism :
Autism, düşünceyi, algılamayı ve dikkati etkileyen
bir davranış bozukluğudur. Bunu sadece iyi tanımlanmış bir semptom takımı ile
olarak algılanan bir davranış bozukluğu olarak düşünmemelidir. Autism hafiften
ağıra doğru değişebilen bir davranış bozukluğu spektrumudur. Autist kişilerde
davranış bozukluğu çok farklı olay ve durumlarda ortaya çıkabilir fakat kişinin
yaş ve olgunluk düzeyi ile tutarsızdır.
Yetersizlikleri sınıflandırmak için kullanılan
diagnostik el kitabı DSM-IV (American Psychiatric Association, 1994) "Autistik
Bozukluk-Autistic Disorder" , "Pervasive Developmental
Disorders" başlığı altında bir kategori olak listelenmektedir. Bir "Autistik
Bozukluk" teşhisi, birey aşağıda verilen üç ana alanda 12 semptomun 6
veya daha fazlasını sergilediği zaman konulur. Bu alanlar sosyal etkileşme,
haberleşme ve davranış olarak verilir.
Konuşmanın autist kişilerde görülen bozukluğu
lisanı yerinde ve uygun olarak kullanmayı bilememektir. Tutarlı bir diyalog ,bir
konuşmayı tutarlı bir şekilde sürdürmek, konuşmada karşıdaki kişilerin ne
anladığına ve neye inandığına dikkat etmek, Karşı tarafın meta-dil uyarılarını
algılamak (yüz ifadesi, ses tonu ve vücut dili gibi) olarak düşünülebilir.
Konuşmada söz dışı haberleşme sözlü haberleşmeden daha etkin rol oynamaktadır.
Autistik kişiler sözel olmayan dili anlamakta büyük sıkıntı çekerler.
Aşağıda verilenler Mental Bozuklukların
Diagnostik ve İstatistik El Kitabı, Dördüncü Baskı (DSM IV)
A- Aşağıda verilen (1), (2) ve (3) den en az altı
(veya daha fazla), (1) den en az iki ve (2) ve (3) den birer olması halinde;
1- Sosyal ilişkilerde kalitatif
bozulma;
- Sözlü olmayan (göz-göze gelme, yüz ifadesi, vücüdun
duruşu, tavırlar gibi) davranışlarda belirgin bir yetersizlik.
- Gelişme çağı ile tutarlı çevre ilişkileri
geliştirmede yetersizlik.
- Diğer kişilerle ilgileri, neşeyi, başarıyı,
mutluluğu paylaşabilmekte yetersizlik. Başkalarına bazı ilginç şeyler göstererek,
getirerek, işaret ederek dikkatlerini çekme isteksizliği.
- Sosyal duygulara karşılık verememe, oyunları yalnız
oynama veya bşakalarını oyunun mekanik parçaları olarak görme.
2- Haberleşmede kalitatif yetersizlikler
- Konuşma becerilerinde gecikme veya tam eksiklik. Bu
eksikliğin diğer haberleşme şekilleri olan fizik ifade ve tavırlarla kapatılmaması.
- Yeterli kouşma becerisine sahip bireylerde, başkaları
ile bir konuşma başlatma veya bir konuşmayı sürdürebilmede yetersizlik.
- Sözcüklerin kalıpsal (stereotyped) ve tekrarlı olarak
kullanılması veya kişiye özel (idiosyncratic) bir dilin kullanılması.
- Çeşitli spontane yaratılmış oyunların veya gelişme
yaşına uygun sosyal taklitlere dayanan oyunların olmayışı.
3- Kısıtlı, tekrarlı ve kalıplaşmış
(stereotyped) davranış şemaları. Aşağıda verildiği gibi gözlenen ilgi ve
faaliyetler.
- Anlamı ve yoğunluğu normal dışı olan bir veya
birkaç kalıplaşmış ve kısıtlı davranış şemasının ısrarla tekrarı.
- Özel ve anlamsız rutin ve rituallere görünür bir
ısrarla tutunma.
- Kalıplaşmış ve tekrarlı motor hareketler. (el veya
parmak şaklatma veya döndürme veya daha karmaşık tüm-vücut hareketleri.)
B- Aşağıdaki alanların en az birinde, 3 yaş
öncesinde gecikme veya normal dışı fonksiyon gözlendiğinde.
- Sosyal etkileşme
- Sosyal haberleşmede kullanıldığı şekli ile
lisan
- Senbolik veya hayali oyun.
C- Rett Bozukluğu veya Çocukluk çağı
Dağıtıcı Bozukluk sendromları ile daha etkili açıklanamayan durumların gözlenmesi
ile.
Autism
Kuşkusu Doğuran Semtomplar |
Sosyal ilişkiler ve
haberleşmede sorunlar;
(Diğer çocuklarla kaynaşmakta güçlük çekme; yalnız mesafeli durmayı
tercih; ihtiyaçlarını ifade etmekte güçlük çekme; sözcükle ifade etme yerine
tavırlarla ve elle gösterme)
Duyu organlarının bir veya birkaçı ile uyarılara normaldışı reaksiyon
verme
(Görme, duyma, dokunma, denge, koku, tat, acıya reaksiyon) |
Süregelen garip
oyunlar
Motor becerilerde dengesizlik
Sözlü uyarılara reaksiyonsuzluk (Sağır gibi davranma)
Göz teması çok az veya hiç yok
Aynı konumda kalmakta ısrar; rutindeki değişimlere direnme
Gözlenebilir düzeyde aşırı fizik aktivite veya düşük fizik aktivite
Tantrumlar; Görünür bir neden olmadan aşırı huzursuzluk gösterme |
Konuşma ve lisan
eksiklikleri ve gecikmeleri
Gereksiz gülme ve kıkırdama
Echolalia (normal konuşma yerine sözcükleri ve lafları tekrarlama) |
İnsanları,
olayları ve ilşkileri bağdaştırmada normal dışı yöntemler (nesneleri
uygun olmayan şekilde tutma, sıcak temastan kaçınma)
Nesneleri döndürme |
1- Autism nedir?
Autism yaşam-boyu süren bir gelişme yetersizliğidir.
Bu yetersizlik bireyin gördüğünü, duyduğunu ve diğer duyuları ile algıladığı
uyarıları doğru ve tatarlı bir şekilde anlamasını engeller. Bunun sonucu bireyin
sosyal ilişkilerinde, haberleşmesinde ve davranışlarında ciddi problemler
yaşamasına neden olur.
Autist bireyler, diğer bireylerin bir çırpıda
öğrenebildiği normal haberleşme ve konuşma düzenlerini, insanları birbirine
bağlayan sosyal ilişki şekillerini son derece sancılı bir şekilde öğrenebilirler.
2- Autism' in karakteristikleri
nedir?
Autism hafif halinden ciddi ve ağır haline kadar bir
spektrum üzerinde gözlenir. Gözlenen karakteristiklerin tipi ve ciddiyeti bireyden
bireye değişebilir. Her durumda aşağıdaki semptomlar genellikle gözlenmektedir.
- Konuşma becerilerinin gelişmesinde ciddi
gecikmeler
Bireyin konuşma becerileri gelişmez.
Gelişse bile bu çok yavaş bir seyir izler. Bu gelişme ise anlamsız sözcük
kalıpları veya sözcüklerin anlamından bağımsız olarak kullanılması şeklinde
tutarsızlıklarla yüklüdür. Dili etkin olarak kullanabilenlerde bile ilgisiz
benzetmeler veya monoton bir ses düzeyi ile kouşma gözlenebilir.
- Sosyal ilişkilerin algılanmasında ciddi
gecikmeler.
Autistik çocuk genellikle göz temasından kaçınır.
Kucağa alunmaktan hoşlanmaz ve çevresindeki dünya ile ilgisiz gibidir. Kendi
yaşındakiler ile oynamya isteksiz ve arkadaş edinmede yetersizdir. Başkalarını
duygularını anlamaya isteksiz ve yetersizdir.
- Duyusal reaksiyonlarda tutarsız şemalar
Autistik çocuk bazı durumlarda sağır gibi davranır
ve çevresindeki seslere ve sözcüklere reaksiyon vermez. Diğer bazı durumlarda ise
aynı çocuk çevresindeki sıradan seslerden olağanüstü tedirgin olabilir. Bu çocuk
acıya karşı da görünür bir duyarsızlık gösterebilir veya soğuk veya sıcağa
reaksiyon vermeyebilir veya bunlardan herhangi birine aşırı reaksiyon gösterebilir.
- Entellektüel fonksiyonlarda dengesiz şemalar.
Birey bazı özel ve üstün yetenklere sahip olabilir.
Bunlar resim, matematik, music veya hatırlanması hiç de önemli olmayan bilgi kütlesi
olabilir. Buna karşılık autistik bireylerde gözlenir bir zihinsel gerilik vardır ve
sadece yüzde 20 si ortalama veya ortalama üstü zeka düzeyine sahiptir. Bu entellektül
konrastlar autismi özellikle anlaşılması güç hale getirmektedir.
- Faaliyet ve ilgilerde belirgin yetersizlikler
Autist bir kişi tekrarlı vücut hareketleri yapabilir.
Ellerini çırpar, büker, sallar veya sürtebilir. Aynı kişi tekrarı aynı rutini
izleyerek de yaşayabilir. Hergün aynı elbise, aynı program, aynı düzen v.s. Bu
rutinlerde bir değişiklik olduğu zaman autist çocuk veya birey çok tedirgin olabilir.
Bütün bu özellikler içinde en yagın olarak
görülenleri belirlersek; Autistler dil öğrenmekte, sosyal beceri geliştirmekte ve
insanlarla ilişki kurmakta olağanüstü zorluklar yaşamaktadır. Dil ve sosyalleşme
problemlerinin yanısıra autistler büyükleri, aile bireyleri ve diğer insanlarla
aşırı bir ilgi veya aşırı kayıtsızlık içinde olabilmektedir.
Bu ilşikilerden doğan sorunlar son derece hafif veya
aşırı ciddi olabilir. Ciddi davranış problemleri son derece aykırı, saldırgan ve
bazı durumlarda kendisine zarar verecek boyutta olabilir. Bu davranışlar kalıcıdır
ve düzeltilmesi son derece güçtür.
Hafif durumlarda autism öğrenme yetersizliği olarak
gözlenir. Buna karşılık hafif durumlarda bile, haberleşme ve sosyalleşme zafiyetleri
bireyin topluma katılmasını ciddi olarak engelleyebilir.
3- Autism'in Nedeni Nedir?
Autism bir beyin düzensizliğidir. Doğuştan başlar ve
beynin enformasyonu değerlendirme yeteneğini etkiler. autism in nedeni bu gün tam
olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmalar nedenini, beynin duyulardan gelen
enformasyonu değerlendiren bölümlerinde fizik problem olduğunu öngörmektedir. Beynin
kimyevi yapısında bazı dengesizlikler olabilir. Bazı durumlarda genetik faktörlerde
etkili olabilmektedir. Autism gereçkte çok çeşitli nedenin bileşimi ile oluşabilir.
Çocuğun psikolojik çevresindeki faktörler autism in
nedeni olarak görülmemektedir. Autism i diger zihinsel yetersizliklerden ayırmak
gerekmektedir. Autismi karakterize eden, beyin fonksiyonlarında yetersizlik değil bunlar
arasındaki dengesizliktir. Autist kişilerin de hoşlandığı aktiviteler diğer
kişilerin hoşlandıklarının aynıdır.
Autism belirtileri veren çocuklar sürekli ilgi ve
sürekli ve özel programlarla, deneyimli eğitmenlerle bağımsız yaşayabilecek ve iş
sahibi olabilecek bireyler haline getirilebilir.
Autistik Yönetim :
Autism'in çocukların topluma uyum sürecinde
yaşadıkları davranışsal bozukluk şemalarını oluşturduğu gibi çeşitli
kuruluşların yönetim sistemleri, sektörel yaşamlarında yönetimsel bozukluk
şemaları ve hastalıklar sergilemektedir. Kuruluşlar sosyo-teknik sibernetik
organizmalar olduklarından doğal analogları gibi hastalanmaktadırlar. Hasta bir
kuruluş, etkin yönetilmeyen bir kuruluş anlamına gelmemektedir. Etkin
Yönetim, kuruluşun bütün kaynaklarının rasyonel ve bilimsel
kullanıldığı halde, dah üstün performans ve yönetimde mükemmellik düzeyine geçme
arayışlarıdır. Hasta kuruluş ise, yönetim sisteminde yaşanan aksaklıklar nedeniyle
kuruluşun mevcut amaç, kaynak, potansiyel düzeyinin gerektirdiğinden çok alt düzeyde
performans vermesidir. Spor yapmak sağlıklı bir bedeni ve ruhu daha üst performans
düzeyine çekme çabasıdır. Önünüzde en sevdiğiniz pasta ve tatlılar durduğu
halde yemenizde sağlık engeliniz varsa, şeker hastasınız demektir.
Autism in genelde beyin kimyasında oluşan
bozukluklardan kaynaklandığına inanılmaktadır. Yöneticiler de kuruluşların
yönetim sistemlerindeki beyin kimyasını sağlamaktadırlar. Yöneticilerin yönetim
performanslarında kuruluşun kaynak, moment ilşikisi ile bir uyumsuzluk varsa, bu
kuruluşta Autistik bir yönetim yapısı oluşacak ve kuruluş sorunlarını
çözebileceği bütün imkanlara sahip olduğu halde, autism in haberleşmeye ve
gelişmeye kapalı yapısı nedeniyle bunda başarılı olamıyacaktır.
Kuruluşları Genetik Kodları ve Autism :
Burada ilginç bir "Genetik"
metaforu, Amerikada stratejik yönetim konusunda pırıltılı bir çıkış yapan HAMEL
ve PRAHALAD ın yazdığı "GELECEĞİ KAZANMAK-COMPETING FOR THE
FUTURE" kitabıbın 3. bülümünde verilmektedir. Burada firmaların
genetik kodları konusunda yazılanları kısaca özetleyeceğiz.
Gary
HAMEL, C.K. PRAHALAD, GELECEĞİ KAZANMAK, b:3, s. 69, İnkilap, 1996
UNUTMAYI ÖĞRENMEK
Büyük iklim degişikliklerinin tehditi
altında kalan dinozorlar gibi, birçok fırma iş ortamındaki köklü değişikliklere
ayak uydurmada başarısız kalmaktadır. Sık sık kullanılan dinozor benzetmesi, ne iyi
ki, fırmalara tam uymamaktadır. Dinozorların soyu, türleri değişen koşullara
yeterince hızlı uyum sağlayamadığı için tükendi. Evrim, önceden planlanmamış
küçük genetik mutasyonlara dayalı yavaş ilerleyen bir süreçtir; bu mutasyonların
küçük bir bölümü türün ayakta kalma olanaklarını iyileştirirken, bir bölümü
de buna hizmet etmez. Ne var ki, dinozor firmalar açısından, bir şirketin "genetik
kodları" nın çeşitli biçimlerde değiştirilmesi mümkündür.
Aslında, genetik kodlarını belli aralıklarla yeniden düzenlemeyi başaramayan bir
firma, kaderini tıpkı dinozorlar gibi çevredeki büyük altüstlüklerin ellerine
terketmiş olacaktır.
"Şirket genetiği"
derken neyi kasdediyoruz? Her yöneticinin kafasında kendi sektörünün yapısı bu
sektörde nasıl para kazanılabileceği, rakiplerin ve müşterilerin kimler olduğu,
müşterilerin neler talep ettiği, hangi teknolojilerin sonuç alıcı olduğu gibi
konularda bir dizi önkabul varsayım ve kesin görüş vardır. Genetik kodlar aynı
zamanda, insanların en iyi nasıl esinlendirilebileceği, iç rekabet ve işbirliğinin
en doğru nasıl dengelenebileceği, hisse sahiplerinin, müşterilerin ve
çalışanların çıkarlarının görece sıraları ve hangi davranışların
desteklenmesi gerektiği gibi konulara ilişkin inanç, değer ve normları da kapsar. Bu
inançlar, en azından kısmen, somut bir sektör ortamının ürünüdür. Bu ortam
hızla ve köklü bir şekilde değiştiğinde, bu inançlar tam tersine varoluşa
yönelik bir tehdit niteliği kazanabilirler.
YÖNETİM ÇERÇEVELERİ
Bir yöneticinin genetik kodları,
işletmecilik okulundan ve diğer eğitim etkinliklerinden, amirlerinden, iş
arkadaşlarından ve yönetim danışmanları ile mesleki yayınlardan aldıklarıyla
kendi iş deneyimlerinin harmanlamasından oluşur ve onun belli durumlar karşısında
gösterebileceği tepkilerin yelpazesini ve niteliğini belirler. Genetik kodlar bu
anlamda, bir firmanın strateji kapsamına giren yaklaşımlarına, elindeki alternatif
çözümlerin yelpazesine, üst yönetimin kendisine hedef seçtiği çıkarlara,
politikaları yaşama geçirmede tercih edilen araçlara ve ideal örgüt tiplerine
ilişkin görüşlerini belirler ya da "çerçeveler". Genetik
kodların firma düzeyindeki karşılığı olan yönetim çerçeveleri, yönetimin belli
bir gerçekliği algılama düzeyini sınırlar. Yöneticiler kendi çerçeveleri içinde
yaşarlar ve çoğu durumda bu çerçevenin dışında kalanları bilmezler. Bir zamanlar,
tasarruf sahiplerini yatırımcı olarak görmek çoğu bankacı açısından büyük bir
yenilikti. On yıl önce bilgisayar üreticileri açısından, video oyunlarının
bilgisayarlı grafik teknolojisinin çığır açıcı bir uygulaması olabileceği fikri,
tamamen çerçeve dışı bir yaklaşımdı. Hepimiz, bir ölçüde, kendi
deneyimlerimizin esiriyizdir.
Bir firmadaki bireylerin her biri
dünyaya bir ölçüde değişik bakabilir, ama bir örgüt içindeki yönetim
çerçeveleri farklı olmaktan çok birbirine benzerdir. Ne tür insanların işe
alınacağı konusundaki ölçütler ne kadar sıkıysa, bunların eğitim geçmişleri ne
kadar ben-zerse, göreve başlatma süreci ne kadar ayrıntılıysa, firmanın eğitim
programları ne kadar geniş kapsamlı ve zorunluysa, kıdemli çalışanların yeni
elemanları yönlendirmesi ne kadar formelse, yöneticilerin firma ve sektör içindeki
kariyerleri ne kadar uzunsa, üst düzey görevlere dışarıdan alınanlar ne kadar azsa
ve firma geçmişte ne kadar çok başarılı olmuşsa, firmadaki yönetim çerçeveleri o
kadar tek düze olur. Her büyük örgütte firmanın bütün tarzını belirleyen egemen
bir yönetim çerçevesi vardır.
Zaman içinde bu egemen çerçeve,
tıpkı genetik kodlar gibi, herşeye nüfuz edici ve etkileyici olur. Firmanın idari
yapısı ve süreçleri tarafından yaygınlaştırıldıkça, bu yönetim çerçeveleri
örgütsel yapının ayrılmaz bir parçası haline gelirler. İş biriminin
sınırlarının tanımlanması (hangi alanda çalışıldığı), sermaye bütçeleme
sistemleri (kullanılan analitik araçlar ve kriterleri değerlendirmedeki görece
ağırlıklar), ödüllendirme sistemleri (desteklenen, hoşgörülen ve karşı
çıkılan davranışlar), stratejik planlama süreci (talep edilen enformasyon vb.
dikkate alınan zaman süresi), eğitim ve toplumsallaştırma süreci (öğretilen
beceriler, kutlanan efsaneler ve paylaşılan değerler), muhasebe ve enformasyon
sistemleri (toplanan veriler, bunların nasıl örgütlendiği, kimin tarafından ve ne
amaçla kullanıldığı), rekabete ilişkin istihbarat alma (hangi firmaların izlendiği
ve kıstas alındığı) ve öteki idari sistemler; bütün bunlar belli perspektifleri ve
önkabulleri pekiştirir, diğerlerini etkisizleştirir ve safdışı eder. Yönetim
çerçevesi bu tuğlalardan oluşur.
Geçmişin, derinlemesine kodlanmış ve
bir yönetici kuşağından diğerine aktarılan dersleri her örgüt açısından iki
tehlikeyi içinde barındırır. Birincisi, insanlar zamanla inandıkları şeylere niçin
inandıklarını unutmaya başlarlar. İkincisi, yöneticiler kendilerinin bilmediği
şeylerin bilmeye değer olmadığına inanmaya başlarlar. Şirket inançlarının
koşullara bağlı olduğunun kavranmaması birçok firmayı olumsuz etkilemektedir.
Dünün "iyi fikirler"i bugünün "politika ilkeleri" haline gelmekte,
bunlar yarına "talimatlar" olarak aktarılmaktadır. Sektör alışkanlıkları
ve "kabul gören uygulamalar" sürekli bir yaşam hakkı elde etmektedir.
Doğmalar sorgulanmamakta ve yöneticiler kendi kendilerine, biz örgüt, strateji,
rekabet ya da sektöre ilişkin bu somut görüşlere nasıl ulaşmıştık, bunlar hangi
çevresel koşulların sonucu olarak ortaya çıkmıştı, inançlarımız hangi
koşulların ürünüydü gibi soruları sorma ihtiyacını pek duymamaktadırlar.
Sonuçta geçmişin başarıları önünde şapka çıkarıp durmaktan öte bir şey
yapılamamaktadır...
İkinci, belki de daha önemli tehlike,
insanların neleri bilmediklerinin farkında olmaması ve daha da kötüsü,
bilmediklerini bilmemesidir. Bu, her örgütün karşı karşıya bulunduğu en büyük
meydan okumadır. Neleri bilmediğimizi nasıl öğreneceğiz? Kendi bilgimizin
sınırlarını nasıl saptayıp aşabiliriz? Size zarar verecek olan bilmediklerinizdir.
Canon'un fotokopi işindeki perspektifine ilişkin bilmedikleri Xerox'un, yuvalara satış
yapan perakendecilerin hedefleri konusunda bilmedikleri Sears'in ve Japon otomobil
üreticilerinin amaçları konusunda bilmedikleri de Detroit'in geteneklere bağlı
Fırmalarının başarısızlığının temelini oluşturmuştur. Sorunun kaynağı,
bilinmesi gerekenlerin bilinemez olması değil, yalnızca bunların mevcut yönetim
çerçevelerinin sınırlarının dışında bulunmasıydı.
Genetik Çeşitlilik İhtiyacı
Biyoloji bilimine göre, herhangi bir
organizma popülasyonunun uzun süreli sağlığı asgari bir genetik çeşitlilik
düzeyine bağlıdır. Aynı şey bizim şirket olarak adlandırdığımız organizma
popülasyonu açısından da geçerlidir. Kısa süre önce en büyük Amerikan
şirketlerinden birinin yirmi üst düzey yöneticisiyle bir görüşme yaptık.
Kendilerine dört soru yönelttik: İlk soru, "Kaçınız bütün meslek
hayatınızı bu sektörde geçirdiniz?" sorusuydu. Bütün eller havaya
kalktı. İkinci soru, "Kaçınız bütün meslek hayatınızı bu firmada
geçirdiniz?" sorusu oldu. Gene bütün eller havaya kalktı. Bunu, "Kaçınız
bulunduğu üst düzeye satış ve pazarlama bölümlerinden geldi?" sorusu
izledi. Bu kez 18 el havaya kalktı. Son soru şöyleydi: "İçinizde beş
yıldan fazla bir süre ABD dışında çalışmış kimse var mı?" Bu kez
hiç el katkmadı. Bizim görüşümüze göre, bir firma genetik çeşitliliği büyük
ölçüde artırmak için bir şeyler yapmazsa, geleneksel olmayan yeni rakiplere karşı
koyabilmesi çok zor olacaktır.
|
HAMEL ve PRAHALAD yöneticilerin içine
düşebilecekleri Semantik Blokaj Tuzakları'nı doğru değerlendirerek,
şirketlerdeki Autism Sendromunu teşhis etmektedirler. Fakat
kitaplarının bundan sonraki yaklaşımı ve tedavi önerisi bu yöneticilerin stratejik
konularda uyarılarak ve eğitilerek bu durumda kurtulabileceklerini öngörmektedir.
Autism sendromu ise bu tür yöneticelerle rasyonel ve objektif bir diyaloğun
kurulabilmesinin olanaksız olmasına dayanmaktadır. Bu tür yöneticiler bilgi ve beceri
birikimlerinin dışında kalan uyarılarla karşılaştıklarında görmez,duymaz ve
anlamaz bir konuma geçmekte ve zorlanmaları halinde irrasyonel savunma blokları
oluşturarak, ahlak dışı yöntemlere de başvurabilmektedirler.
Çalışmanın bundan
sonraki bölümlerinde dünyada sektörel düzeyde gözlenen ve inanılması güç Autism
Vakalarını inceleyeceğiz.
ÇEŞİTLİ SEKTÖRLERDEKİ AUTİSTİK YÖNETİM
GÖZLEMLERİ ÜZERİNDE ÇALIŞILMAKTADIR. BUNLAR GELİŞTİKÇE YÜKLENECEKTİR.
|