| TÜRKİYE, 1999
1999 ların sonlarında Türkiye televizyonlarında
izlenen "Direksiyonları ters yönde monte edilmiş" İngiltere
yolcusu BMC kamyonları İngiliz otomotiv sektörünün yaşadığı
trajik bir sürecinin son noktasını vurgulamaktaydı. Artık İngiltere'de yaşamıyan
BMC (British Motor Corporation) kamyonları Türkiye'de üretilmekte ve İngilizler kendi
markalarının Türkler tarafından başarı ile yaşatıldığını izlemekte ve bu marka
kamyonları talep etmekte idiler.
1968 yılında önde gelen Fransız gazetesi Le MONDE,
"Otomobil, sahibi ister bir birey, isterse bir millet olsun, iktidar, bağımsızlık
ve saygınlık sembolüdür." olgusunu gündeme getiriyordu.
1968 de BRITISH LEYLAND yeni oluşturalan bir otomotiv
bloğu (conglomerate) olarak , Avrupadaki 8. en büyük araba üreticilerinden biriydi. Bu
dönemde WOLKSVAGENWERK 7., FIAT 11. ve bir devlet işletmesi olan RENAULT 17.
idi. CITROEN ise 52. sırayı alıyordu.
On yıl sonra ise BRITISH LEYLAND, ölümcül bir
gerileme sürec, içinde görülüyordu. Le MONDE un kriterlerine göre İngiltere'nin
otomotiv sektörü, milleti iktidarsız, bağımlı ve utanç içinde bırakmakta idi. Bu
dönemdeki İngiliz hükümetlerinin otomotiv sektörlerinin yapısını ve dinamiklerini
kavradıkları bile kuşkuludur. Kötü yönetim, kötü endüstri ilişkileri, gerileyen
rekabet gücü ve işe karışan politikacılar, şu veya bu dönemde Avrupadaki oto
endüstrisini kötü durumlara düşürmüşlerdi. FIAT, RENAULT ve PEUGEOT bu etkilerden
nasiplerini aldılar fakat bu olaylardan hiçbiri, 1970 lerin İngilteresinde olduğu gibi
ölümcül ve sonuçlarının anlaşılması yıllarca sürecek bir karışım yaratmadı.
Linwood, İskoçya, 1960
1960 ların başında, İngiliz otomotiv sektörü,
yatırımlarını yeni bölgelere yayması için teşvik gördü. Bu politika savaş
sonrasında bir sektörün hükümet tarfından teşviki konusunda en başarılı uygulama
idi. Böylece yatıtımların varlıklı bölgeler yerine geliştirilmesi istenen
b,ölgelere yöneltilmesi sağlanmış oluyordu. Bu politika daha önce çelik
sektöründe başarılı sonuçlar vermişti. Otomotiv sektörü güçlü bir işverendi
ve ana faaliyetleinin etrafında yan sanayi ile de istihdam yaratabiliyordu. Hükümet
çeştli teşvik enstrümanları ile yatırımların İngilterenin gelişmemiş
bölgelerine da yayılamasına olanak sağladı. FORD, 8000 iş sağlayan yeni
fabrikasını Londra civarı yerine LIVERPOOL da açtı. Aynı politika Fransada RENAULT
ve Almanyada VW üzerinde de uygulanmakta idi.
Bu politika, kısa dönemde iş yaratma amacına katkıda
bulunmakla birlikte, uzun-dönem sonuçları dikkatle hesaplanmadan uygulanmıştı.
Otomotiv sektörünün, endüstriyel sosyolojisi bu sektöre uygun olmayan bölgelere
kaydırılması, bunu uygulayan firmalara öngöremedikleri endüstri ilişkileri
sorunları yarattı. Firmalar, yatırımların otomotiv sektörünün yoğun olmadığı
bölgelere kaydırılmasının, sendikaların güçlü olmadığı bu bölgelerde daha
düşük ücret düzeylerinde çalışma imkanı doğuracağını hesaplamışlardı.
Ayrıca yatırımların teşvik edildiği yerler poltikacıların tercihlerini
yansıttığından, sektöre politikacıların ilgisi de yoğunlaşmış oldu.
Bundan sonraki stratejik sektör kararlarında
politikacıların irrasyonel baskıları gözlendi. Bu gelişmeler giderek firmalar ve
hükümetler arasındki ilişkileri gerginleştirdi. Bunun dramatik sonucu, ROOTES
gurubunun hükümet teşviki ile İskoçya nın Linwood bçlgesinde 1960 yılında
kurduğu fabrika yatırımında gözlendi. Bu bölgede hazır bir çelik tesisi ve
gerileyen bir tekstil sektöründen alınabilecek işçiler bulunmaktaydı. Linwood
fabrikası ayrıca mükemmel bir ulaştırma ağının ortasına kurulmuştu. Buna
karşılık ürünlerinim müşterisi İngiltere içindeydi ve ana tüketim merkezlerine
uzaktı. Bunun yanında bu fabrikanın ürettiği HILLMAN IMP. arabaları tasarım ve
teknoloji olarak, yüksek rekabetin olduğu bir pazarda geri bir üründü ve pazara
sunulmasında geç kalınıyordu. Bunun yanında bu fabrikanın etrafında oluşması
beklenen yan sanayi oluşamadı ve Linwood fabrikası çevresindeki tek ciddi sanayi
yatırımı olarak kaldı. Fabrika hiç bir zaman kara hgeçemedi. Sürekli yaşanan
zararların sonucunda ROOTES gurubu CHRYSLER tarfından satın alındı. CHRYSLER de
fabrikanın kötüye gidişin engelleyemedi ve fabrika 1975 de ancak hükümet yardımı
ile açık tutulabilecek hale geldi.
Benzer bir kaderi de GM tarafından satın alınan
VAUXHALL firmasının Ellsemere Port bögesinde kurduğu fabrika yaşadı. Bu firmalar
İngilterede oto talebinin sabit bir trendle artmadığını ve dalgalı bir karakter
gösterdiğini hesaplamamış ve talep dalgalanmalarına uyum gösterememeişlerdi. Bu
yanlış ve disfonksiyonel kapasite yaratımları giderek İngilterenin bütün oto
sektörün çüküşe götüren bir kanser haline dönüştü. Politikacılar ve oto
sanyicileri hiç bir zaman birbirlerini anlamaya ve ortaklaşa bir strateji oluşturmaya
yanaşmadılar. Aralarında tamamen Autistik bir diyalog şeması daima hakim oldu.
Yapısal çarpıklıklardan kaynaklanan sorunlar, vergi ve teşvik gibi monetraist
enstrümanlarla çözümlenemediler. Hükümetler sektörde bir şampiyon yaratabilirlerse
sorunların onun gücü ile çözümlenebileceğini düşünüyorlardı. Bu doğrultuda
yoğun kaynak ve çaba harcadılar. Fakat bekledikleri şampiyon hiç bir zaman İngiliz
firmaları arasından çıkmadı ve 1990 larda İngiliz hükümetleri, şampiyonları
olarak Japon firmalarını kabul etmek durumunda kaldılar.
Longbridge, İngiltere, 1968
BRITISH LEYLAND MOTOR CO. (BLMC) firması, LEYLAND MOTORS
ve BRITISH MOTOR CO. (BMC) firmalarının bileşiminden oluşmuştu. 1960 ların
ortalarında BMC finansal güçlükler içindeydi ve bir kurtarıcı aramakta idi. Firma
savaş sonrası dönemde oluşan bir satıcı pazarında edindiği yüksek karları
rasyonel yatırımlara dönüştürmeyi başaramamıştı. LEYLAND, rakibi olan
DAIMLER-BENZ firmasının kamyonlarından daha kaliteli kamyon üretme iddiasında
olan başarılı bir kamyon üreticisi idi. Bu dönemde İngiltere'nin iki prestijli oto
firması olan STANDART TRIUMPH ve ROVER firmalarını bünyelerine katmış durumda
idiler. TRIUMPH yüksek kaliteli sedanlar ve yüksek performanslı spor arabalar
üretmekte idiler. ROVER, savaştaki Amerikan yeniliği olan JEEP tipi arabaları çift
diferansiyelli, dört çeker-4WD arabalara dönüştürerek sivil kullanıma sunmuştu.
ROVER ayrıca konfor ve hız bakımından gelişmiş kaliteli sedan arabalar da üretmekte
idi.
1966 başlarında otomotiv sektöründe sadece üç
büyük çlçekli firma bulunmakta idi. Bunar ROOTES (kısa sürede CHRYSLER in
kontrolüne geçti), BMC (1968 de JAGUAR ile nirleşerek BITISH MOTOR HOLDINGS- BMH oldu)
ve 1960 larda otobüs ve kamyon ihracatındaki performansı göz kamaştıran LEYLAND.
5.Mart.1966 da hükümet INDUSTRIAL REORGANISATION CORPORATION (IRC) kurluşunu oluşturdu
ve otomotiv sektöründeki rasyonalizasyon bu kuruluşun sorumluluğuna verildi. IRC
sektörün güçlenmesi için bir "Şampiyon Kuruluş" un varlığını gerekli
görüyordu ve bunu sağlamak için BMH ile LEYLAND ın birleşmesini teşvik ettiler ve
bir anlamda zorladılar. IRC tarafından BMH uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek
bir ölçekte ve güçte görülmedi. Buna karşılık LEYLAND güçlü, dengelive karlı
bir performans vermekte idi. Başkanları Donald STOKES İngiltere sanayi kesiminde en
yeteneklilerden biri olarak biliniyordu. IRC yöneticileri bu aktiflerin bir araya gelmesi
ile güçlü ve karalı bir "Şampiyon Şirket" in doğacağını ve sorunların
aşılacağını düşünüyorlardı. Ayrıca 1967 lerde karamsar ve kötümser olmak
için ufukta ciddi bir neden de görülmüyordu. BMH ın direnişlerine ve görüşmelerde
yaşanan olumsuzluklara karşılık hükümetin ağıtlığını koyması ile iki firma
yüzde 50 şerlik hisselere sahip olarak BRITISH LEYLAND MOTOT CORPORATION (BMCL) olarak
birleştiler.
Dev birer işveren olan LEYLAND ve BMC nin birleşmesi,
İngiliz İşçi Hükümetine ve özellikle Teknoloji Bakanı Tony BENN' e cesaret verdi.
BENN ve İşçi hükümeti, gelecekti parlak başarıları öngörerek finansal destek
sözü verdiler. Bu birleşmenin anlamı, 48 fabrikanın 200.000 çalışanı ve AUSTIN,
MORRIS, ROVER, JAGUAR, TRIUMPH, MG, AUSTIN-HEALEY gibi kendi alanlarında prestij
taşıyan markaların sahipliği idi. Bu aktiflerle BLMC İngiliz pazarının %40 payına
hükmediyor ve dünyanın önde gelen bir otomotiv kuruluşu oluyordu. Bundan sonraki
gelişmeler ise bir şampiyonun doğuşunu değil, aşırı sayıdaki fabrika, model,
çalışan ve bayiden oluşan, hantal ve koordinasyonu güç bir imparatorluğun
doğuşunu sergilemekte idi.
Yeni BLMC firmasının genel müdürü enerjik bir
mühendis, dinamik bir satıcı olan ve daha önce LEYLAND'ı yöneten Donald STOKES oldu.
Kendisine yakın bir şekilde destek veren iki yönetici John BARBER ve George TURNBULL
olarak seçilmişti. BARBER, FORD firmasından gelmekte idi ve orada başarılı CORTINA
modelini geliştiren ekiple çalışmıştı. BLMC nin dah üst pazarlara geçmesini arzu
eden bir finans müdürü idi. TURNBULL, kendisini ve yeteneklerini TRIUMPH da
kanıtlamış yaratıcı ve lider kişilikli bir yönetici idi. BLMC nin AUSTIN-MORRIS
bölümünün başına geçti.
AUSTIN-MORRIS, BLMC nin en büyük ve en zayıf bölümü
idi. Bir yatırım eksikliği ve kar yetersizliği spiralinin baskısı ile bunalmakta
idi. Bu spiral yabancı arabaları rekabeti ile daha da hızlanmakta idi. TURNBULL
deneyimli bir finansçı olarak AUSTIN-MORRIS bölümün sorunlarını derhal kavradı.
Ayrıca, AUSTIN MORRIS bölümünün efsanevi teknik direktörü Alec ISSIGONIS in
sıradışı karakteri ile uyum sağlamanın güçlüklerini de yaşadı.
ISSIGONIS ve müdürleri, yeni bir araba
tasarımlanırken bunun maliyetlerinin nasıl hesaplanacağı konusunda hiç bir fikir
sahibi değillerdi. Bunun en belirgin örneği MINI MORRIS arabaların yaratılması idi.
Dünyadaki en mükemmel performansı veren ufak arabası ve otomotiv tarihinin en devrimci
tasarımlarından biri, üretilen her araba başına $45 dolar para kaybediyordu.
Longbridge gibi BLMC fabrikaları teorik olarak yönetim
tarafından pratikte ise sendika temsilcileri tarafından kontrol edilmekte idi. TRIUMPH
ta dendika temsilcisi işçileri işe almakta, işten çıkartmakta ve üretim
düzeylerini belirlemekte idi. İşçiler parça başına çalışmakta ve
kotalrınıdoldurdukları zaman işi bırakıp evlerine veya publarına gitmekte idiler.
Yapılan işin kalitesi hızla yozlaştı ve bir çok fabrika öğleden sonra 2:00
civarlarında yarı terkedilmiş bir görünüm kazandı. Araba motorları fabrika
kapısından araba bagajlarına konarak kaçırılıyordu. Sendikanın kabul ettirdiği
şartlardan biri olan "Arama yasağı" bu süreci kolaylaştırmakta idi.
TURNBULL sorunlarla boğuşabilmek için öncelikle
kendine yakın genç ve enerjik bir yönetici kadrosu oluşturdu. Bu kadruo ile endüstri
ilşkilerini düzeltmeye ve üretim ve tasarımdaki kalite düşüklüklerini
geliştirmeye çalıştı. Yönetim ve çalışanlar arasındaki haberleşmenin
etkinliğini arttırmada başarılı oldu. Fakat önünde gidilmesi gereken oldukça uzun
ve ykuş yukarı bir yol bulunmakta idi.
Bu arada Güney Kore Ulsan da Chung Ju YUNG, HYUNDAI
MOTORS firmasını kurarak İngiltereden kit halinde gelen FORD CORTINA modeli arabaları
monte etmeye başladı.
Cowley, İngiltere, 1971
1971 yılında TURNBULL ve BLMC deki ekibi, yeni
firmanın ilk yeni arabası MORRIS MARINA yı pazara sürdüler. Bu araba FORD un CORTINA
modeli ile rekabet etmek için üretilmişti. FAbrikalardaki seri üretime hakim olan
koşullar düşünüldüğünde bu arabanın üretim hattından çıkmasına bile mucize
gözü ile bakmak gerekiyordu. 1970 yılında AUSTIN MORRIS bir endüstriyel eylem
yaşamadan sadece iki hafta geçirebilmişti. Sendikaların esas aldığı parça-başına
üretim sistemi, parçalarda veya üretim hattı tekniğinde en ufak bir değişimin
haftalar süren bir toplu sözleşme pazarlığına neden olmasıydı. Sigara
yakacağının soldan sağa geçirilmesi bile, sendikaların bütün arabanın montaj
hadlerini yeniden pazarlığa sürmesine neden olmaktaydı.
Japon rakiplerinin "Yalın Üretim" ve
"Tam zamanında Tedarik (JIT)" tekniklerine geçmelerinden yirmi yıl sonra
bile, BLMC yönetimi sürekli grev tehdidi altında yaşamak ve radyatör, egzos gibi
parçalarda bile en az iki tedarikçiden sağlanan stoklarla çalışmak durumunda
kalıyorlardı.
TURNBULL giderek moral yitirmeye başladı. Karısı
Marion, basında BLMC nin kar ettiğine dair haberleri görmekten bile korkar hale
gelmişti. Bu haberlerin sonrasında sendikalar hemen pazarlık masasına oturma
eğilimine giriyorlar ve talepleri hemen karşılanmadığında grevle sistemi felç
ediyorlardı.
1973 de, TURNBULL ve BLMC deki teknik direktörü AUSTIN
ALLEGRO yu ürettiler. BU ISSIGONIS tasarımlı 1100 ve 1300 modellerinden vazgeçmek
amacını taşıyordu. Model beklentileri karşılayamadı ve BLMC nin yıldızı saha da
zorlaşan ekonomik ve politik ortamda giderek solmaya başladı.
Donald STROKES emekli olma aşamasına gelimişti. Yerini
kimin alacağı konusunda bir iktidar kavgası başladı. STROKES in hemen altında yer
alan iki yönetici bu kavganın liderliğini oluşturarak firmanın sorunlarıın daha da
derinleşmesine neden oldular. TURNBULL firmanın üretim hacimlerini optimum
belirleyebilme sorununu çözmesi gerektiğine ve bunun mümkün olduğuna inanmaktaydı.
Bunun en iyi yöntemi firmayı desantralize etmek ve otonom bölümlere yetki devretmek
olacaktı. John BARBER ise firmanın daha üst pazarlara geçmesi gerektiğine inanıyordu
ve bunun yolu da firmanın FORD veya GM modelinde yeniden merkezileşmesi idi.
Kazanan BARBER ve merkezciler oldu veya onlar
kazandıklarını sandılar. 1973 mayısında BARBER, STROKES un yardımcısı ve görevi
devralack yönetici olarak atandı. Altı ay sonra TURNBULL, AUSTIN MORRIS in yönetici
müdürlüğünden istifa etti. TURNBULL un istifası, sektörde ileri gelen bir
çok kişiyi şok etti. Her zaman ideallerinin arkasında durmuştu ve onları terketmek
gibi bir niyeti yoktu. Bu eyleminin etkisini yumuşatacak herhangi bir başka işe de
talip olmadı. Eski çalışma arkadaşları onun İngiltereyi de terkettiğini duyunca
daha da şaşırdılar.
Ulsan, KORE, 1974
Kit formundaki CORTINA ları monte ederek başlayan
HYUNDAI firması ve minik balıkçı şehri Ulsan, geçen alyı yılda gelişmiş ve
büyümüş durumda idiler. Chung Ju YUNG ve HYUNDAI otomobil üretme faaliyetlerini
enerjik bir şekilde sürdürerek geliştirmekte idiler. Chung Ju YUNG bundan sonraki
gelişmelerinin ise sektöre farklı bir açıdan bakan bir yabancı tarafından
gerçekleştirleceğine inanıyordu. Yabancılara pek te olumlu bir gözle bakmayan bir
kültürde bu riskli bir tercihti. YUNG bu riski göze aldı ve terchi İngiltereden
George TURNBULL oldu.
TURNBULL, Korey 1974 başlarında vardı ve kendisine
Ulsan da bir otomobil fabrikası kurarak il arabasını iki yıl içinde üretme görevi
verildi. Otomobil üretimi için gelişmiş bir alt yapısı olmayan bir ülkede bu,
gerçekleşebilmesi güç bir görevdi. Koreli anlayışı, kurulan fabrikasının
ısıtma sisteminin ancak proje kara geçtikten sonra gündeme gelebileceğini
öngörmekte idi. TURNBULL yönetimi kar etmeyi beklemeden ısıtma sistemi monte etmeye
güç razı edebildi. Güç şartlara ağmen iki yıl sonra HYUNDAI-PONY ilk Güney Kore
halk arabası olarak üretim hattından satışa geçebildi. Bir KORELİ ve bir İngiliz
elele vererek Güney Korelilerin yaygın bir şekilde satın alıp kullanabileceği bir
otomobili hayata geçirdiler. TURNBULL Güney Korede üç yıl kaldı ve burada, hükümet
desteğini sağlayan bir özel bileşik kuruluşun, BLMC yi zorlayan üetim
sorunlarını nasıl aşabileceğini gözledi.
İngiltere, 1974 RYDER Planı
TURNBULL 1974 te bir Güney Kore Chaebol( Holding)
firmasında bir otomotbil üretim sistemini geliştirirken, İngiliz hükümeti BLMC
firmasını kamulaştırma zorunda kaldı. Bunun sonucu ise bir ticari ve politik facia
oldu ve bu facia şok bir şekilde yükselen petrol fiyatlarının da tüketici harcama
eğilimlerini bozması ile katlanarak büyüdü. Kuzey Denizi petrol gelirleri İngiliz
Pondunun diğer para birimleri akarşısında değerini yükselterek BLMC arabalarının
rekabetçi avantajlarını kaybetmelerine yol açtı. Dünyadaki beşinci en büyük araba
firması BLMC, İngiliz hükümetinin sırtında ciddi bir tük oluşturmaya başladı.
İngiliz başbakanı Harold WILSON. bu sorunun çözümünü, danışmanı olan Sir Don
RYDER'e devretti. RYDER oluşturduğu bir ekiple sektörün sorunlarını yakından
inceleyerek hükümete öneriler götürdü.
RYDER ve ekibinin planı, devlet mülkiyetindeki İngiliz
oto endüstrisinin genişletilmesi için hazır bir reçete gibi ortaya çıktı.
Arabaların özelliğine, pazar segmentine, rekabetçi üstünlüklerine hiç dikkat
edilmeden, bir markayı diğerinde ayırmadan basmakalıp bir yaklaşımı sergiliyordu.
Kendine özgü gelenekleri ve sorunları olan bir sektöre, işletmecilik kitaplarının
en sıradan kuralları ve pazarlamacılığın moda förmülleri ile yaklaşılmakta idi.
RYDER, BLMC müdürlerine danışma gereğini duymadı. Buna karşılık en militan
üyelerinin kontrolunu kaybetmek durumunda kalan sendikaların gönlünü alacak
yaklaşımlarda bulundu. Böylece bu militan elemanların geçmişte tadını
çıkarttığı işletmecilik ortamının, yeni dönemde de sürmesine olanak sağladı.
Sektörün sorunlarından sorumlu tuttukları tepe yönetim ile görüşmekten özellikle
kaçınmaları, olaylara ara yöneticilerin vizyonu ile bakmalarına ve kararları
etkileyen stratejik öncelikleri gözden kaçırmalarına neden oldu.
Bu olayda politikanın ekonomi ve işletmecilik
sorunlarına autistik bakışının belirgin bir örneği görülmektedir. Ekonomi ve
işletmecilik sorunlarının çözümü politik olarak güçlükler taşısa bile
bunların nasıl çözülebileceği bilimsel olarak bellidir. İngilterenin herhangi
sıradan işletme fakültesi, otomotiv sektörünün sorunları ve bunların nasıl
çözümlenebileceği konusunda çok değerli önerilerde bulunabilirdi. Fakat sorunlara
objektif ve rasyonel yaklaşmak yerine politik önceliklere göre davranmanın autistik
çıkmazı, sektörde sorunların derinleşerek felakete dönüşmesine yol açtı.
Devlet milkiyeti ve RYDER planı altında çalışan BLMC
giderek milli bir mizah konusu olmaya başladı. BLMC logosu artık kötü kalite, sonu
gelmeyen grevler, azalan verimlilik, tırmanarak artan ücret talepleri anlamına gelmeye
başladı. Hükümet, Kuzey Denizi petrollerinin gelirini ve vergi ödeyenlerin parasını
şirkete akıttığı halde durum kötüleşmeye devam etti. AUSTIN, MORRIS, JAGUAR ve MG
gibi gurulu markalar yerlere serildiler. Bağımsız bölümler, Amerika, Japonya ve
Avrupa karşısında rekabet güçlerini sağlyacak olan mükemmelcilik imajlarını
yitirdiler.
İngiltere, 1977
1977 de BLMC nin yeni patronu Michael EDWARDES oldu.
EDWARDES kuruluşu, yılda adam başına dört araba üretimi gibi düşük bir verimlilik
düzeyinde devraldı. İşçi hükümeti başbakanı James CALLAGHAN tarafından politik
önceliklere göre atanmış bir yönetici idi. Yeni başkan yardımcısı
İskoç-Amerikan kökenli gözüpek bir yönetici olan Ian McGREGOR oldu. EDWARDES
ve McGREGOR sonraki iki yılda sendikalarla sürdürülen çatışmalarda sıkı
pazarlıkçılar olduklarını kanıtladılar. Bu arada BLMC devletin büyük ölçekteki
paralarını yutmaya devam ediyordu.
1979 da BLMC yönetim kurulu muhalefet lideri Margaret
TATCHER i bir öğle yemekli toplantıya davet etti. Bayan TATCHER iktidara hazırlık
dönemindeydi. Sandalyesine yerleştiği anda bakışının ne olduğunu gösteren sert
bir yaklaşım yaptı. " Evet Mr. Edwardes. Söyleyin bakalım, neden bizler
British Leylanda daha fazla para dökmek zorundayız."
Margaret TATCHER ve Muhafazakar Parti o yıl seçimleri
kazandı. TATCHER hükümetinin temel ilkelerinden biri, İngilterenin ekonomik
sorunlarını Monetarist kuramlara uygun yöntemlerel çözmek idi. Gündemlerinde yoğun
bir özelleştirme programı vardı ve bundan taviz vermeyi düşünmüyorlardı. BLMC, bu
programın en çok sözü edilen uygulamalarından biridir.
1980 yılında İngiliz Sanayi Bakanı Keith JOSEPH
firmayı $700 milyon dolara alıcılara decretti. Hükümet bunun alternatifi olan
tasfiyenin, kendilerine işsizlik sorunları çıkartacağını ve daha pahalıya
malolacağını hesaplamıştı. Hükümet buna rağmen BLMC a ilave $1.5 Milyar dolar
destek sağlamak durumunda kaldı. Hükümet buraya harcanan her peniye esef ettiğni
belli etti. 1982 de EDWARDES BLMC işletmelerinden 19 unu satarak elden çıkardı.
İşgücü 196.000 den 104.000 e indirgendi. TRIUMPH ve GM işletmeleri kapatıldı. ROVER
işletmesinin HONDA ile işbirliği yapabilmesi için olanaklar sağladı. Bu arada METRO,
MAESTRO ve MONTEGO gibi yeni modellerin yaratılmasına öncülük etti.
1986 da Sir Graham DAY, BLMC de başkanlık görevini
EDWARDES ten devraldı. DAY firmanı ismini ROVER'e çevirdi ve hiiselerini pazara
sürdü. İngiliz hükümeti ROVER'i GENERAL MOTORS a satma niyeti olduğunu deklare etti.
Avam kamarasındaki şidetli tartışma ve muhalefet, muhafazakarla rarasında da
özelleştirmenin bu ölçüsünden hoşnutsuz olanlar olduğunu sergiledi. Otuz
muhafazakar milletvekili, işçi partililer ile birlikte satışın aleyhine oy
kullandılar. ROVER, BRITISH AEROSPACE kuruluşunun bir parçası olarak özelleştirildi.
İsyancıların psikolojisini etkileyen önemli faktör,
firmanın yaygın şöhretli 4WD LAND-ROVER arabalarının onların nezdinde bayrakları
ile aynı anlamı taşıması oldu. Böylesine milli anlam taşıyan bir sembolün
Amerikalıların eline düşmesini teklif etmek düşünülebilir bir şey değildi.
LAND-ROVER firma içinde bir yönetici gurubunun satın alma çabasının konusu oldu.
Hareketi George TURNBULL un eski bir çalışma arkadaşı olan Dawid ANDREWS yönetmekte
idi.
1994 yılında BRITISH AEROSPACE, ROVER i BMW firmasına
sattı. Bu satın alma BMW nin HONDA ile işbirliği oluşturma stratejilerinin bir
parçası olarak gerçekleşti. ROVER bir kere daha kara geçmekle birlikte artık bir
İngiliz firması değildi. ROVER arabaları tasarım ve kalite olarak mükemmellik
düzeyine ulaşmakla birlikte esasta usatlıkla maskelenmiş HONDA lardan başka bir
şey değillerdi. Bu durum bazı İngilizlerin hatta bu çöküşe neden olanların bile
öfke ile krşıladığı bir gelişme idi. Alman firması ROVER'e, LAND-ROVER'e , MG ye
ve MINI lere sahip oldu.
Autism'in sonuçları:
İngilterenin Artık İngiliz Olmayan Otomotiv Sektörü
ROVER in BMW tarafından satın alınması, Swindon daki
HONDA fabrikası, Derby deki TOYOTA fabrikası gibi İngiliz Oto Endüstrisinin
ölümünün deklare edilmesi olarak algılandı. Gerçekte ise BLMC bir felaket bölümü
olmakla birlikte İngiliz otomotiv sektörünün hikayesi sürmekte idi. Sadece İngiliz
oto sektörünün karaları artık Münih, Detroit, Yokohama, Nagoya ve Seoul da
verilmekte idi. İngiliz otomobil fabrikalarına yatırımlar sürmekte ve üretim
rakkamları yükselmekte idi. İngilizlerin çalıştıramadığı fabrikalar,
yabancıların kontrolunda verimli ve karlı olarak çalışmayı başarıyorlardı. 1994
te Kore firması Samsung, 1995 Daewoo İngilterede fabrika açmayı planladıklarını
duyurdular.
Almanlar, Japonlar ve Güney Koreliler İngiltereye
gelerek sanayi devrimini yapan İngilizlere kendi ülkelerinde modern işletmeciliği
öğretmeye başladılar. İngiliz sanayicilerinin, sendikacıların, politikacılarının
ve genelde toplumun bir sektörün kaderi konusundaki Autistik tavrı, bir zamanlar dünya
lideri olan gururlu markaların yokolmasına veya yabancı firmaların gölgesi altında
anılmasına yol açtı. BMW, Toyota, Honda ve Daewoo nun İngilterede üretime
başlamaları, autism yüzünden çöken gururlu bir sektörün tabutuna son çivileri
çakarken, bu gelimeler sanki doğal ve tarihi bir evrimmiş gibi küreselleşme
hikayeleri anlatılmaktadır.
KAYNAKLAR |
| Andrew M. MCLAUGHLIN, William A. MALONEY |
THE EUROPEAN AUTOMOBILE INDUSTRY: Multi
Level Governance, Policy and Politics,
Routledge, 1999 |
| Peters WELLS, Michael RAWLINSON |
THE NEW EOREPEAN AUTOMOBILE INDUSTRY,
Mc MILLAN, 1994 |
| Jonathan MANTLE |
CAR WARS,
Arcade Publishing, 1995, N. YORK |
| James J. FLINK |
THE AUTOMOBILE AGE,
The MIT PRESS, 1998 |
| Gerry JOHNSON, Kevan SCHOLES |
EXPLORING CORPORATE STRATEGY,
Prentice Hall, 1997 |
|