|
1970 lerde Amerikayı dünya üretim
şampiyonu yapan tekniklerin yetersiz kaldıkları gözlenmeye başladı. Gerçekte bu
teknikler bir Dünya Savaşı nın sonrasında dengeli ve rasyonel olmayan koşullarda
oluşmuştu. Amerika'nın aceleci, düzensiz ve özensiz üretim tekniklerini daha
rasyonel ve tutarlı alternatifleri cazip hale getireceği kuşkusuzdu. Amerika'nn
fütursuzca yaptığı hatalar, pahalı ve özensiz kaliteye sahip ürünleri ilk petrol
şoku ile ciddi bir revizyon geeğini ortaya koydular. Firmaların kendine ve
başarılarına aşırı güvenen yöneticileri çözümün kolay olduğunu ve her sorunla
başa çıkabileceklerini varsayıyorlardı. Kendilerini başarısızlığa sürükleyen
alışkanlıklarının farkında olmak istemiyorlar ve uyarıları da umursamıyorlardı.
Önce "Kalite Çemberlerini" denediler, çalışmayınca "İstatistik
Proses Kontrol Teknikleri" gündeme geldi. Bundan sonra "Toplam
Kalite Yönetimi" projeleri gündeme geldi. Her yaklaşım sorunları
derinleştirdi ve giderek daha çok çalışanlar ve tepe yöneticiler işlerini
kaybetmeye başladılar.
1980 lere gelince herkez birşeyler denemiş fakat
sektörlerin kötüye gitmesi önlenememişti. Kötü gidişte en fazla hırpalanan
sektör otomotiv sektörü oldu. Bu sektör, Amerika'nın üstünlüğünün
tartışılamıyacağı varsayılan, en çok ciroyu yapan amiral gemisi sektördü.
Çeşitli çalışmalarla Amerikan otolarının kaliteleri yılda %10 düzeyinde
geliştirildi. CADILLAC Malcolm Baldridge Kalite Ödülünü kazandı. Her kez çok
mutlu idi fakat kalite ödülünü kazanmanın bir rekabetçi üstünlük sağlamadığı
görüldü. Ayrıca CADILLAC ın ödül kazanması, LINCOLN, PONTIAC, OLDSMOBILE, BUICK,
CHEVROLET, CHRYSLER, DODGE, PLYMOUTH, FORD un kalite ödülü kazanacak kadar kaliteli
olmadığı anlamına geliyordu. Ayrıca bu ödül yabancı firmalara da açık olsa hiç
birinin bir kalite ödülü kazanamıyacağı açıktı. Bir Amerikan firmasının
Amerikada verilen bir kalite ödülünü kazanması kimseyi bir şeye ikna etmiyordu.
CADILLAC ın ödül almasından üç yıl sonra yapılan tüketici araştırmaları
kullanıcıların büyük bir çoğunluğu bu arabaları güvenilir bulmuyor ve
kullanıcı tatmin oranları ortalamayı bile bulmuyordu. $45.000 dolarlık bir araba
için ratingler düşük olduğu için kendi segmentlerindeki pazar payları %51 den
%43 e düştü. G.M. kendi başına 9 puan pazar payı kaybetti ve bunun anlamı yılda
$13 Milyar dolar zarardı. Üç büyük Amerikan oto firmasının pazar payları
sistematik olarak geriledi ve pazarın karlı segmentlerini ithal otolara
kaptırdılar. 1978 de G.M. un Amerikan işletmeleri 612.000 çalışana sahipti.
1992 de bu sayı 368.000 e inmişti ve inmeye devam etmekte idi. Bu soruna ek olarak
işini kaybeden her oto işçisine karşılık iki parça işçisi de işini kaybetmekte
idi.
Sektör uzmanları kötü gidişin sorumluluğunu kötü
yönetimde bulyuyorlardı. Oto sektörünü yönetenlerin savunması ise Amerikan
işçisinin para için çalışan, devamsız, disiplinsiz ve verimsiz olduğu, Japon
işçilerinin ise azla kanaat eden, firmaya sadık, disiplinli ve verimli oldukları idi.
Japonlarla yapılan bir topantıda CHRYSLER i iki defa batmaktan kurtaran Lee Iacocca "Japonyada
ucuza üreterek, Amerikada bizimle rekabet etmek kolay. Amerikada Amerikan işçisi ile
üretin de boyunuzu görelim" mealinde bir meydan okumada bulundu. Japonlar da
gerekli izinleri alarak kendi fabrikalarını kurdular. Sonuç, işletmecilik ve emek
tarihi için bir efsanedir. Japonlar Amerikan işçisi ile yine ucuz ve rekabetçi otolar
üretebildiler. Ayrıca japonlar ile çalışan Amerikan işçileri daha mutlu ve verimli
olduklarını sergilediler. Böylece sektörün hastalığının ucuz işçiliğe karşı
pahalı işçilik olmadığı, kötü yönetim sorunu olduğu ortaya çıktı. Sektöre
hükmeden autism, yöneticilerin gerçekleri görmesini ve gerekli ve doğru önlemleri
almasını engellemekte idi.
Amerikan oto sektörü hatalarından öğrenerek, çok
radikal değişimler yaşayarak ve rakiplerinin hatalarından yaralanarak kötüye gidişi
nisbeten önledi. 1990 ların sonunda Amerikan arabaları Japon rakiplerinde sadece 0.4
puan daha fazla hata taşımakta idi. Amerikan firmaları özellikle Japonlarla
giriştikleri ittifaklar ve ortak yatırımlar sonucunda yönetim felsefelerinde önemli
blokların olduğunu görme durumunda kaldılar. (Geliştirlecek)
|