eylemban2.jpg (1802 bytes)

Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Autistik Yönetim Sendromu Örnek Olay 04 :
GENERAL MOTORS Firmasında Autistik Yönetim

eylem

hm-btn.gif (208 bytes)
 

II. Dünya Savaşı sonunda Almanya ve Japonya cephelerinde savaşın tartışılmasız galibi, ABD oldu. Henüz işin başında olan Volkswagen ve Toyota savaş süresince yalnızca hayatta kalma mücadelesi verirken; General Motors savaştan daha da güçlenerek çıktı. Bu devasa Amerikan şirketinin gelecek 40 yıl içerisinde, iki rakibinin de arkasına düşeceğini kimse tahmin edemezdi.

General Motors'un düşüşü, evlilikteki çöküş sürecine benzetilebilir. Çöküş bir gecede olmaz; neredeyse fark edilmeyecek kadar yavaş bir süreçtir.. Büyük uçurumlar, giderek genişleyen küçük yarıklarla başlar. Bir zamanlar özen gösterilen davranışlara artık dikkat edilmez olur. Eşler birbirlerini dinlememeye başlarlar, donukluk baş gösterir. Bir süre, belki de yıllarca, sorunlar ufak tefek tamiratlarla ve bastırarak kamufle edilir. Hep aynı rotada kalmak istikrar anlamına gelmediği gibi, yeknesaklıkta da sahte bir güvenlik duygusu gizli olabilir.

Körü körüne kendine güven duygusunun yanlışlığı açık olsa da, II. Dünya Savaşı'nı izleyen uzun yıllarda, GM, bu duyguyu bir türlü üzerinden atamadı. Şirket, köklü geçmişine, büyüklüğüne ve gücüne güvenerek rehavete kapıldı. 1952 yılında GM'in Genel Müdürü Charles Wilson "Ülke için iyi olan bir şey, General Motors için de iyidir ve General Motors için iyi olan bir şey, ülke için de iyidir" diye buyurduğunda, sözleri tartışmasız doğru olarak kabul edildi. GM, iş dünyasının ve toplumsal kültürün önemi bir gücü, en büyük otomobil üreticisi ve diğer şirketlerin model alındığı bir işletmeydi:

Başan GM'i bir anlamda şımarttı, ama bütün mesele bu değildi. General Motors'un düşüşüne yol açan nedenler oldukça karmaşıktı. Bu gerilemeden bir veya birkaç başansız yöneticiyi sorumlu hıtmak doğru olamayabilir. Alfred Sloan'dan sonraki yönetimlerin gerçekten başarısız olduğu doğrudur. Ama, esas suçluyu, şirket kültürünün altında aramak daha gerçekçi olacak. 1990 ların başları ise bu kültürü yozlaştıran hastalığın AUTİSM olduğunu açıkça göstermektedir.

Her şirketin, kendisini, iş dünyasında ve sosyal yapıda, diğerlerinden farklı kılan özgün bir kültürü vardır. Bu, kısmen, çevresel faktörlerle oluşur ve geleneklerle beslenir. Şirket kimliği, genellikle, o şirketin üzerinde yükseldiği toprağın özelliklerini yansıtır. Örneğin, General Motors için alaycı bir uslüpla yapılan `ABD'nin ortalarında bir otomobil şirketi" tanımı, şirketin doğasında bulunan dar görüşlülük hakkında sayısız ipucu vermektedir. GM'in uluslararası bir şirket olduğu tartışılamaz, ama, kararlarından her zaman "tecrit edilmiş" bir Detroit mantığının rol oynadığı da apaçıktır; gerçek bir global anlayışı engelleyen şeyde, zaten, işte bu mantığın altında yatan autist bir Amerikancılıktır. ABD'nin orta bölgesi insanının , kuşaktan kuşağa aktardığı bu dar , görüşlülük, şirketin içe dönük eğilimlerinde kısmen etkili olmuştur. `

Alfred Sloan, GM'in aslında genel olarak Amerikan iş dünyasının örgütlenme "guru" suydu. Onun yönetimi altındayken büyüyüp zenginleşen GM, 1950'lere gelindiğinde, başarısı her yıl artan satışlarla da görülen, çok büyük ve kârlı bir şirket haline gelmişti. O yıllarda şirketin iç pazardaki payı, istikrarlı bir şekilde yüzde 50'lerde seyrediyordu. Ancak zamanla , özellikle de Sloan günlük işleyişten elini çekmesine paralel olarak, şirkette bir anlayış değişikliği oluşmaya başladı. Şüphesiz, doğru yöne doğru bir evrimleşme, gelişmenin vazgeçilmez unsurlarından biridir. GM, 1950'lerde, yeni sosyo-ekonomik koşullara uygun olarak, kendisini yeniden yaratabilme fırsatına sahipti.

Ama şirket, gelişme ve değişim yerine kabuğuna çekilmeyi ve sahip olduğu üne güvenmeyi tercih etti. Gerçi, GM 1950'li yıllardan başlayarak bir değişim sürecine girdi, ama bu değişim dışa doğru büyümek yerine, kendi içine çekilip küçülmek, tutuculaşmak ve risk almamak yönünde oldu. Yaşamın değişmeyen tek özelliğinin değişim olmasına karşın, insanoğlunun değişim karşısındaki tavrı, daha çok, direnme yönündedir. GM de, bir şirket olarak, değişime direnen bir savunma çizgisi geliştirdi ve bütün göstergeler tersini işaret ettiği halde, dünün otomobilinin yarının da otomobili olacağına inanmaya devam etti.

 GM, Amerikan yaşam tarzında ve değer yargılarında meydana gelen inkar edilemez değişime, 1950'lerden itibaren, neredeyse patolojik bir direnç gösterdi ve bu değişimin otomobil satışlarına nasıl yansıyacağı konusunda hiç kafa yormadı. İşi araştırma yapmak olan komitelerin varlığına rağmen, ortada ciddi pazar araştırmaları ve uzun vadeli projeler yoktu. Bir zamanlar bir GM yöneticisi sert bir dille şunları söylemişti: "Duyabileceğiniz en kötü haber, sorunu araştırmak üzere bir komitenin görevlendirilmesiydi. Bu tür komiteler, GM'de askeri ceza koğuşu olarak görülürdü." General Motors global bir otomobil şirketi olmasıııa rağmen . Avrupa ya da Japonya'dan başka şirketlerin de globalleşebileceği, nedense yönetimin aklına gelmiyordu. Aklın inanmadığını gözler göremez ve bu da yönetsel autismdir. General Motors Binası'nın 14. katın daki, dış dünyanın etkilerinden kendilerini soyutlamış yöneticiler. toplumda oluşmaya başlayan değişime gözlerini kapatmayı sonuna kadar sürdürdüler. Yabancı şirketlerin rekabeti büyük bir tehlike olarak görülmüyor, l4. kattaki sığınakta yaratılan hayal her gün pekiştiriliyor, büyük ve çok benzin tüketen otomobillerin üretimine devam ediliyordu.

1980 lerin başlarında G.M. otomobillerinin kötü performansı, arızaları ve servis sorunları olağanüstü sdüzeye ulaşınca ABD hükümetinin Federal Ticaret Komisyonu (FTC), G.M. firmasının sekiz yıllık bir dönemi kapsayan tahkim kurallarına uyması kararı çıkarttı. Bu karara göre herhangi bir G.M. aracı sahibi, aracının yaşından ve yaptığı kilometereden bağımsız olarak motor veya diferansiyel tamirlerinin tazmin edilmesi için tahkim kuruluna başvurabilecekti. Kullanıcılar G.M. dan aracı geri almasını veya parayı iade etmesini de isteyebileceklerdi.

Amerikalıların milli gururu olan firma 11.Temmuz.1990 da USA TODAY gazetesine verdiği tam sayfa ilanlarda, arabalarının Japonyada yapılan ortalama bir arabadan  sadece yüzde 25 daha kötü olduğunu grafiklerle açıklamak durumunda kalıyordu. Bu sürecin sonucunda G.M. Amerikada araba pazarında sahip olduğu %50 lik payda %25 lik kayba uğrayarak %36 lara geriliyordu.

Bu gerileme trendi firmanın 1991 yılını $4.5 Milyar dolar zararla kapatmasına neden oldu. Bu zarar herhangi bir Amerikan firmasının bu dönem kadar deklare ettiği en büyük yıllık zarardı. Fakat bu rakkam bu düzeyde kalmadı. G.M. 1991-1992 yılını $12 Milyar dolar zararla kapatarak kendi rekorunu kırdı. 1992 yılında G.M. un sahip olduğu nakit $5.2 Milyar gibi çok kritik bir düzeye indi. Bu miktar G.M. un sadece üç aylık cari nakit ihtiyacını karşılmakta idi. G.M. cari ihtiyaçlarını karşılamk için son iki yılda $15 Milyar dolarlık emeklilik fonlarını tüketmeye başlamıştı. Bu arada $8.9 Milyar emeklilik fonu da ödenmemiş durumdaydı. Böylece nakit ihtiyacını içerden karşılayan kaynaklar da tüketilmişti.

G.M. felaketin önüne geçebilmek için kurulduğundan bu yana geçen 84 yıllık tarihinin en büyük tepe-yönetimi tasfiyesini gerçekleştirdi.   Bu net yönetim değişimi Kasım 1992 de gerçekleştirildi ve G.M. un Yönetim Kurulu Başkanı (Chairman) ve İcra Müdürü (Chief Executive Officer-CEO) Robert STEMPEL görevden alındı. Bu görevden almayı başkanı olduğu yönetim kurulu isteyerek gerçekleştirdiği için bu olay sektörde Yönetim Kurulu darbesi olarak bilinmektedir. STEMPEL ile birlikte ona sadık bir yönetici kadrosu da değiştirildi. STEMPEL in yerini alan Başkan John SMALE idi ve SMALE, G.M. tarihinde İcra Müdürü olmayan ilk başkan oldu. Ayrıca SMALE, G.M. un kendi hiyerarşisi içinden değil Procter&Gamble firmasından gelmişti.

Bütün bu süreç yaşanırken G.M. kaliteye önem verme iddiasındaydı ve bir G.M. bölümü Malcolm Baldridge ödülünü kazanarak bunun doğru olduğunu kanıtladı. Kuruluşu felakete götüren R. STEMPEL, kuruluşundan beri Amerikan Kalite Vakfı (AQF) in başkanlığını sürdürmekte idi. Gerçekte G.M. araçları ile Japon araçları arasındaki performans farkları, araç sahiplerinin farkında olamıyacğı kadar küçüktü. Fark kuruluşların yönetim tarzında, kaynaklarını nasıl kullandıklarında ve verimliliklerinde idi. Japonlar, G.M. un düştüğü Autism tuzağına daha az ve daha geç düşmeyi başarmışlardı.

G.M. un çok şey beklediği konsept arabası SATURN, satılan her arabada zarar etmekte idi. G.M un emek maliyeti araba başına eşdeğeri FORD dan $795 dolar daha fazla idi ve bu mukayeseli dezavantaj yılda $4 Milyar rakkamını buluyordu. G.M. orta boy bir sedan araba için 39 emek/saat harcarken bu rakkam FORD için 22, Japon arabaları için 16-18 saat mertebesinde idi. Japonlar yeni araba tasarımında daha az kaynak kullanıyor ve hızlı davranıyorlardı. Japonyada yeni bir arabanın tasarımı 1.7 milyon emek/saat alırken bu rakkam Amerikada ve Avrupada 3 milyon emek/saat olarak yaşanmakta idi.

G.M. bu yönetim hatalarını yaparken yalnız değildi. Diğer Amerikan firmaları da sektöre egemen olan Autism im kurbanı idiler. Rasyonel, objektif ve güncel olan gerçekleri algılayamıyorlardı. Japon hükümetinin de anlayışlı yaklaşımı ve desteği ile Japon firmaları Amerikan pazarına ihraç ettikleri gönüllü olarak kısıtladılar. Bu tedbir Amerikan firmalarının nefes almalarına ve yeni yatırımlar yaparak 1980 leri genellikle kar ederek geçirmelerine olanak sağladı. Sorunları doğru algılamadıkları ve işletme biliminin uyarılarına kulak vermedikleri için, stratejik üstünlükleri olan alanlarda yoğunlaşarak rekabetçi avantajlar yaratmak yerine ürün farklılaştırmasına gittiler ve yeni pazarları açmak için enerji harcamak durumunda kaldılar. Japonlar ise bu dönemde kilit uzmanlıklarına yoğunlaşarak kontrol ettikleri pazarlarda daha fazla hakimiyet sağladılar ve kıstlar kalktığında yine üstün konumda kaldılar.

Bu sürecin sonunda CHRYSLER firması Avrupanın DAIMLER-MERCEDES  firması ile birleşmek durumunda kaldı. Amerika Otomobil Üreticileri Birliği (AAMA) üç üyesinden brini daha kaybettiği için iki üye olarak (G.M.-FORD) devam etmek istemedi ve birliğin faaliyetine son verildi.

otomotiv sektörünün dinamiklerin araştırışması konusunda seçkin bir uzman olan Maryan KALLER benzer bir yorumu aşağıdaki gibi vermektedir:

"İster Roma imparatorluğu, ister komünist devlet sistemi, isterse General Motors olsun, tarih, bütün büyük kurumların gücünün bir gün tükendiğini ispatlamıştır. Galiba, insan ruhu büyük olmayı başardığında kendinden hoşnut olmanın verdiği bir rehavete kapılıyor. Yaratıcılık ve gelişmeye eşlik eden başlangıç dinamizmi, yerini durgunluğa bırakıyor. Başlangıçta değişim için duyulan güçlü istek, bütün veriler dünyanın değiştiğini haykırsa bile, statükoyu korumak için duyulan aynı güçteki istekle yer değiştiriyor. Dünya bu hastalığın örnekleriyle dolu.

Tüketiciler alış veriş merkezlerine üşüşürken, veya düzinelerce ürün katalogundan seçtikleri ürünleri sipariş ederken ya da telefonla alış verişi televizyon kanallarına taşıyan firmaların programlarını izlerken, Sears'ın yöneticileri neredeydi?

IBM' in yaratıcı beyinlerini, bilgisayarın günün birinde her evin ihtiyacı haline geleceğini ve tüketicilerin artık portatif bilgisayarlar talep edeceğini görmekten alıkoyan şey neydi?

American Express, Amerika' daki her kolejli çocuğun kredi kartı olunca, prestijin büyüsünü kaybedeceğini neden hesap etmedi?

Başarılı şirketlerin gelişmelerini durduran faktör nedir?

Belki yüzlerce açıklama bulunabilir. Ama gerçekte nedeni değil, sadece gelişmelerinin durduğunu biliyoruz. Ve bana "büyük şirket hastalığı" diyoruz.

Kanımca, başarılı şirketler bir durgunluk devresi geçirmeye mahkûmsa, krizde olan şirketlerin daha iyiye gitmek için daha şanslı olduklarını söylemek mantıksız olmaz. Fakat her şeyden önce, krizde olduklarını kabul etmeleri ve. değişim için gerekli ivedilik duygusu ve cesarete sahip olmaları gerekiyor.

Son otuz yılına baktığımızda, GM'in konjonktüre ayak uydurmayı bıraktığı noktayı kolayca saptayabiliriz. Bu, Charlie Wilson'un, ülkenin yararına olan her şeyin GM'in de yararına, ya da GM'in yararına olan herşeyin ülkenin de yararına olduğunu ifade ettiği döneme tekabül eder. Eğer üzerinde düşünülseydi, bu uyarıcı bir sinyal olabilirdi. Ama dünyanın en büyük, en zengin ve en başarılı şirketine, kendini değiştir, yoksa batacaksın diyebilir miydiniz? Deseydiniz de herkes buna gülerdi.

GM'in gerileme süreci, aslında onun silkinmesinin müjdecisi de olabilirdi. Su götürmez bir felaketten başka, hangi dürtü yönetim kurulunu derin uykusundan uyandırarak, onu yeni bir yolda cesaretle hareket etmeye sevk edebilirdi ki? Ross Perot'nun, GM'in yönetim kurulunu yaylım ateşine tuttuğu 1980 ortalarına dönelim; herkes onu çılgın bir baş belası olarak görüyordu. Yönetim kurulu, beladan kurtulmak için ona 700 milyon dolar ödemişti. Îşler korktukları ölçüde kötülememişti. Uyanmaları için kârların ve pazar payının sürekli olarak düştüğü bir altı yıl daha yaşamaları gerekiyordu. Bu taze enerji ve aciliyet duygusu sonucunda GM, yeniden dünyanın bir numaralı otomobil şirketi haline gelebilir.

Diğer iki şirketin aksine, GM, geleceği çok iyi kontrol edebilecek durumda.Kaygı duyacağı bir hükümet kontrolü yok ve ABD' li işçiler, değişme, Alman ve Japon meslektaşlarından çok daha yatkın. Şirket, artık zamanın değiştiğini kabul ediyor. GM' in bütün yapacağı, müşterinin satın almak isteyeceği otomobil ve kamyonlar üretmek için kaynaklarını (insan, teknoloji ve fabrikalar) seferber etmek; ancak bu, o kadar da kolay değil. Burada hayati sorun şu: Üst yönetim kadrolarında, orta kademe yöneticilerin değişime ikna edebilecek yeterli sayıda lider var mı? "

 

hm-btn.gif (208 bytes)
EYLEM MAYIS.2002