turklog.gif (2259 bytes)

logturkab.jpg (3101 bytes)

ablog.gif (1603 bytes)

Ulus-Devlet ve Avrupalılaşma

Doç. Dr. Kutlu MERİH

EYLEM Stratejik Yönetim Uzmanı

0- Giriş

1- Avrupa Birliği Karşısında Ulus-Devlet Olgusu

2- Ulus-Devletlerin Avrupalılaşması :

2.1- Yeni Kavram ve Kuramların Gereği

2.2- Çatışma ve Çatışma Çözümleme Kalıplarında Değişiklikler

2.3- Yönetişim : Hiyerarşik yerine Network yapılanma

3- Avrupalılaşmanın boyutları

3.1- Avrupalılaştırma Politikaları

3.2- Avrupalı Yönetişim Kurumları

4- Avrupa Ulus-Devletlerinin Karakteristikleri

4.1- Ulus-Devletin Temel Görevleri

4.2- Küçük ve Büyük ölçekli Ulus-Devletler arasındaki etkileşimler

4.3- Ulus-Devletin refah politikaları

4.4- Ulusal Kimlik ve Kültürler

5- Avrupalılaşmanın Dinamikleri ve Etkileri

5.1- Ulusal Kurumların ve Yönetişim Sistemlerinin Avrupalılaşması

5.2- Yönetişim Hukukunun Avrupalılaştırılması

5.3- Ulusal Politikaların Avrupalılaşması

5.4 Ulusal Kültür, Kimlik ve Medyanın Avrupalılaştırılması

6- Sonuç ve Öneri : Türkiye-AB Yönetişim Hukuku İleri Araştırma Enstitüsü

0- Giriş


Avrupa Birliği olgusu ve bunun oluşumu, geleneksel kuram ve kavramların dışına taşan bir araştırma ve kuramlaştırma gerektiren tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, hukuk ve politika özellikleri taşımaktadır. Bu çok boyutlu yapı Avrupa Birliği olgusunu algılamamızda yardımcı olacak olan kuram ve kavramları dikkatle seçmemizi ve bir çok durumda bunların dışına çıkmamızı gerektirmektedir.  Avrupa Birliği bir anlamda farklı historik, sosyolojik ve politik momentumlar taşıyan sosyal gurupların bütünleşme ve ortaklaşa bir politik yönetişim sistemine dönüşme sürecini yansıtmaktadır. Bu bütünleşme süreci yatay ve düşey farklı yapılaşmaları ve otorite sistemlerini gerektirmektedir. Avrupa Birliği'ni oluşturmak için Birliğe ait otorite kurumları ile katılımcı Ulus-Devletlere ait otorite sistemlerinin uzlaştırılması devamlı çözümlenme gerektiren sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunların çözümlenebilmesi Avrupa Birliği sürecini gelenek dışı kavramlar ile yeniden tanımlayacak yaklaşımlarla mümkün olacaktır. Burada bu tür bir yaklaşım olarak "Matriks yapı ve Yöneyişim" yaklaşımından yaralanacağız.

 

1- Avrupa Birliği Karşısında Ulus-Devlet Olgusu


"Avrupalılaşmak"
ve "Ulus-Devlet" karşıt ve rakip kavramlar olarak belirginleşmektedir. Ulus-Devletler, bazı insan topluluklarının kendi insan, toplum ve tarih anlayışlarına göre oluşturdukları ve sosyo-kültürel, hukuki norm ve değerlerine göre şekillendirdikleri politik organizasyonlardır. Avrupa Birliği ise Ulus-Devletlerin kendi aralarında hükümetler düzeyinde yaptıkları Antlaşmalarla belirginleşen ve sürekli olarak genişleyerek derinleşen bir ortaklık statüsüdür.

"Ulus-Devletlerin Avrupalılaşması" olgusu ve süreci günümüzde henüz realize ve test edilmemiş bir tarih hipotezidir. Buradaki temel varsayım, gelişmekte olan Avrupa Yönetişim Sistemi ve özellikle Avrupa Birliği olgusunun, toplumların yönetişiminde Ulus-Devletlere özel bir rol ve misyon tanımasıdır. Oluşmakta olan sosyal yapıda Avrupa boyutu sosyal ve kültürel olarak giderek daha fazla ağırlık taşımaktadır. Artık politik sistem ve dengelerin oluşmasında ulusal sınırlar giderek daha az önem taşıyacaktır.

Bu temel varsayıma göre Avrupa uluslarının son ikiyüz yıldır politik kişiliğinin ve yönetim modelinin temelini ve omurgasını oluşturan Ulus-Devlet olgusu artık aşınmıştır ve aşılması gerekmektedir. Avrupa Birliği olgusunun hukuki kaynaklarını oluşturan bürün zirveler ve imzalanan antlaşmalar, adım adım birliğe katılan Ulus-Devletlerin, Ulus-Devlet yetki ve kapasitelerinin aşınmasına ve giderilmesine yol açmaktadır.

Gündemde netliğe kavuşturulması gereken önemli olgu, bu hipotezin disiplinlerarası bir araştırma programı ile araştırılması ve Avrupa Birliği'nin hukuki temelini oluşturan antlaşmalarla ortaya çıkan kurumlarıni Ulus-Devlet kurumları ile politik, ekonomik ve sosyolojik etkileşiminin açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu tür çalışmalar dünya çevresinde seçkin araştırma kuruluşları ile gerçekleştirildiği halde ülkemizde henüz yeterli ilginin gösterildiği söylenemez.

Avrupa Birliği'ni daha iler kademelere taşıyan antlaşmaların, Avrupa uluslarının politik sistemleri üzerinde bazı normatif dönüşüm talepleri de zorlamaktadır. Bu zorlamalara hukuki açıdan uluslararası antlaşmalara dayanarak gerçekleştirilen devrimler gözü ile de bakılabilir. Avrupa Birliği antlaşmalarına uyum sağlamak mevcut politik düzenlerim meşruluğu ile alternatif geleceklerin meşruluğu rarasındaki hukuk köprülerini dikkatle incelelememizi gerektirmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin, 1920 lerde bir Ulusal hareketle kurulan ve egemenlik haklarının uluslararası platformlarda ve özellikle Lozan Antlaşması ile bir anlamda Batılı Ulus-Devletlere rağmen kazanıldığı Ulus-Devleti, Avrupa Birliğine katılma sürecinde doğabilecek hukuk ve egemenlik sorunlarına özel bir önem vermek durumundadır.

 

2- Avrupalışma Analizi için Yeni kavram ve Kuramlar Gereği

 

2.1 Yeni Kavram ve Kuramlar

Kaynaklar üzerindeki ciddi araştırmalar, oluşmakta olan yönetişim sistemlerinin ve bunların Ulus-Devlet ve diğer politik sistemler üzerindeki etkilerini tanımlama, kavramlaştırma, yorumlama ve açıklama konusunda henüz tam bir akademik uzlaşmanın sağlanmadığını ortaya koymaktadır. Burada akademik kuruluşlara ve araştırmacılara düşen temel bir görev gerekli olan analitik kavram ve modelleri oluşturmak ve geliştirmek olarak görülmektedir. Mevcut kavram ve modeller, oluşmakta olan yeni kurum ve yapıların, mevcut olanlarla ilşkisi ve etkileşmesini açıklamak konusunda yeterli görülmemekte buna karşılık bunları aşan yeni kavram ve kuramsal araçlar henüz oluşturulmamış bulunmaktadır. Ayrıca hem Avrupa Birliği ve hem de katılımcı devletler düzeyinde yaşanmakta olan dinamikleri araştıran ve değerlendiren yeterli akademik ve analitik çalışmaların henüz yeterli sayıda olmadığı ve ileri sürülen tezlerin yeterince tartışılmadığı gözlenmektedir. Buna göre katılımcı Ulus-Devletlerle oluşmakta olan Avrupa Birliğinin yönetişim sistemlerinin olumlu veya olumsuz etkileşimini belirlemek için ciddi ve iyi tasarımlanmış araştırmalar gerekmektedir. Bundan başka Avrupalılaşmanın Ulus-Devlet yapısı üzerindeki etkilerinin meşruiyetini değerlendirmek için de normatif hukuksal çalışmalar özellik ve öncelik taşımaktadır.

Öncelikli kuramsal görev, mevcut yönetişim sistemlerini oluşturan veya değiştiren prosedür ve mekanizmaları belirlemek olacaktır. Böylece hangi koşullar altında kurumsal gelişim ve değişimlerin sürdürülmesi veya vaz geçilmesi belirlenebilecektir. Avrupa yönetişim sistemi, gerekli değişimleri, ortaklaşa yasal otoriteler oluşturarak, bağlayıcı kararlar yayınlayarak, yeni karar verme prosedürleri yaratark gerçekleştirebilir. Bu uygulamalar, yeni kamusal ve ya sivil aktörler aracılığı ile yeni işbirliği olanakları yaratarak, bilgi ve deneyim değişimlerini kolaylaştırarak, yeni yöntem ve teknikler için ekonomik teşvikler oluşturarak hayata geçirilebilir.

2.2 Çatışma ve Çözümleme

Avrupa dinamiklerinin Ulus-Devlet üzerine etkileri konusunda yapılan araştırmalar, Ulus-Devletler üzerindeki Avrupa yönetişim sistemleri dışında kalan, küreselleşme gibi etkileri de gözönünde bulundurma durumundadır. Avrupa Bütünleşme süreci sadece Avrupanın kendi iç dinamikleri yardımı ile anlaşılamaz. Bir yandan küreselleşme diğer yandan doğu blokundaki çözümlenmeler, II. Dünya Savaşı sonrası koşullarını önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu gelişmeleri Avrupa Birliğinin kendi iradesi ve dinamikleri dışında gerçekleşmektedir. Savaş sonrası dönemde üç önemli taban gelişmeler damgasını vurmuştur. Birincisi Avrupa uluslarının ABD ile ilişkileri,  İkincisi Soğuk Savaş ve Doğu-Batı ilişkileri, üçüncü olarak da Almanya'nın yaşadığı gelişmeler ve bunun diğer Avrupa uluslarına tesirleri. Ulus-Devlet dinamiklerinin küresellleşme olarak adlandırılan bir kurallar harmonizasyonu ve teknolojik gelişmenin katkıları ile etkilenmesi de önemli roller oynamaktadır. Buna göre yaşanan değişim ve gelişmeleri bir Avrupa yönetişim sistemlerinin evrimi olarak açıklamak her zaman yeterli olmayabilir. Bazen Avrupasal ve ulusal değişimler  birbirinden bağımsız olarak gelişebilir veya aynı değişim sürecinin sonuçlarını yansıtabilir. Örneğin Avrupanın küresel pazarlardaki rekabet şansını giderek kaybediyor olması hem birlik kurumlarında hem de Ulus-Devlet yapılarında bazı değişimleri gündeme getirebilir.  Buna göre akademik araştırmalar hem Avrupa Birliği sürecindeki gelişmeleri izlemek ve yorumlamak, hem de bu gelişmeleri açıklayacak  entellektüel araçları oluşturmak durumundadır.

2.3- Çatışma ve Çatışma Çözümleme Kalıplarında Değişiklikler

Avrupalılaşma aynı zamanda, ulusal çatışmaların da doğmasına ve çözümlenmesine katkıda bulunabilmektedir. Ulus-Devletlerin birlikle etkileşme süreçleri çatışma doğma ve çözümleme kalıplarının değişimine de yol açmaktadır. Birlik kural ve uygulamaları yeni çatışma süreçlerinin doğmasına veya süren çatışmalara değişik bir kalıpla çözüm aranmasına yol açabilmektedir. Mevcut çatışma çözümleme kalıpları birlik kurumlarının yapısı ve evrimi karşısında etkilerini yitirebilir veya güçlendirebilir. Temsilci demokratik kurumların ve sivil toplum örgütlerinin kapasitelerindeki değişimler, mahkemeler, bürokratlar, uzmanlar ve uzmanlık kuruluşları arasındaki ilişkilerin yeniden anlamlandırılmasını gerektirecektir.

Avrupa Birliği'ni oluşturan ülkeler arasında iç sorunların çözümlenmesi ve ulusal kurumların birlik karşısındaki tavırları açısından belirgin farklılıklar gözlenmektedir. Kuzey ülkeleri veya Belçika, Hollanda, Luksenburg gibi küçük ükelerin bütünleşme süreci karşısında çok farklı tavırla aldıkları gözlenmiştir. Bunun hem tarihi hem de coğrafik nedenleri olabilir. Her durumda Avrupa Birliği süreçlerinin mantığı, bu süreçleri gözleyerek net bir biçimde anlaşılamamaktadır. Avrupa Birliği kendi iç dinamiklerinin gücü ile mi oluşmaktadır? yoksa bu gelişmeler katılımcı devletlerin kendi iç sorunlarını ve stratejilerini çözümleme araçlarımıdır?  Bu sorulara verilecek cevaplar, Ulus-Devletlerin çıkar formasyonları ile bunların Avrupalılaşma süreci içinde nasıl harmonize edildiği konusunda aydınlatıcı bilgiler sağlayacaktır.

2.4- Yönetişim : Hiyerarşik yerine Network

Avrupa Birliği'nin organları ve bunlar karşısındaki ulusal kurumlar bazı örtüşen yetkilere sahip oldular ve hiyerarşik yönetişim sisteminden ziyade paralel çalışan sistemler olarak görülmelidirler. Ayrıca ilgili sorun alanına göre bu kurumlar arasındaki işbirliği ve etkileşim de değişmektedir. Kurumları gereksiz yere çoğaltmak kitlenme ve çatışama olasılıklarını da arttırmaktadır. Bu nedenle başlangıçta oluşturulan kurumlardan çok fazla uzaklaşılmadığı gözlenmektedir. Kurumlar aynı kalmakla birlikte bunların Ulus-Devlet üzerinde (Supranational) olan yetkileri giderek arttırılmakta ve derinleştirilmektedir.  

Avrupa Birliğinin antlaşmaları ve yasaması ulusal devlet mevzuatının üzerinde kabul edilmektedir. Bunların uygulamaları giderek daha fazla fonksiyonel alanı kapsamakta ve birlik üyesi devletlerin vatandaşların günlük yaşamlarını etkilemektedir. Birlik organları ve kurumları modellerini demokratik yönetişim anlayışına dayandırdıkları halde, bunlara meşruluk kazandıran bir demos varlığından sözedebilmek güçtür. Böylece Birlik kurum ve organların demokratik meşruiyetinden bahsetmek güçleşmektedir.

Avrupa yönetişim sistemlerinin evrimi, sosyopolitik araştırmacılar için ilginç potansiyeller taşımaktadır. Savaş sonrası Avrupa, tarihte daha önce görülmemiş bir ölçekte bütünleşme ve işbirliği çabalarına sahne oldu. Avrupa Birliği devletler arasında çok özel bir işbirliği modelini ortaya koymaktadır. Bu işbirliği, ulus ötesi otoriteler ile geleneksel uluslar ve hükümetler arası işbirliği süreçlerini ilginç bir bölgesel otorite şemsiyesi altında entegre etmektedir. Merkezi bir işlev gören Antlaşmalar serisi bu bütünleşmenin mimarisini ve hukuki altyapısını oluşturmaktadır. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ESC)  antlaşmasından Avrupa Birliği (TEU) - Maastricht antlaşmasına kadar bir gurup antlaşma ve zirve, katılan ülkelerin Avrupa Birliğini ve buna katılımı nasıl algılayıp değerlendirdiklerinin göstergesidir. Bunların sonucunda Avrupa ülkelerinin çeşitli şekillerde işbirliğini düzenleyen Avrupa Birliği(EU), Avrupa Serbest Ticaret Gurubu (EFTA) ve Avrupa Ekonomik Alanı (EEA), Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi  gibi oluşumlar gündeme getirilmiştir.

Gündemin hala en önemli maddesi bir tek pazarın oluşturulabilmesidir. Ulusal pazarların ve ticaretin serbestleşmesi için yaygın deregulation uygulamaları gerçekleştirilirken, Avrupa tek pazarı oldukça kontrollu ve korumalı bir şekilde oluşturulmaktadır. Tek pazar politik ve hukuksal kurumların olgunlaşmasını ve gelişmesini sağlarken, harmonizasyon programlarının da başarısını sağlamaktadır. 1992 de onaylanan Maastricht antlaşması (TEU) açık bir politik birleşme hedeflerini ortaya koydu. Bunun için ortaklaşa bir güvenlik ve savunma politikası (CFSP), ekonomik ve parasal birlik (EMU) öngörülüyordu. Bundan sonraki gelişmelere genellikle kurumların yapılanması, yetkileri ve oylama prosedürleri üzerinde duruldu.

Böylece bir tek-pazar oluşturmaktan birlik oluşturmaya yönelen bu girişimler bir ortaklaşa kimliğin ve Avrupa Vatandaşlığının da oluşmasına öncelik vermeye başladı.  Çeşitli üye ülkede (TEU) antlaşmasına yönelen politik reaksiyonlar, Avrupa bütünleşmesinin daha politik bir süreç haline dönüşmesine yolaçtı. Artık Avrupa Birliğinin yapısı ve gelişimi konusunda daha farklı ve rekabet eden görüşler oluşturuluyordu ve kamuoyu Avrupa Birliğinin gelişiminde önemli bir faktör haline geldi. Bu çalışmalar ve tartışmalar Avrupa politik kimliğinin, tarihinin ve değerlerinin yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. Yeni bir Avrupalı kimliğinin oluşmasına katkıda bulunacak kültürel ve tarihi değerlere ilgi yoğunlaştı. Antik çağın politik ve filozofik mirası, Hristiyanlık ve   Aydınlanma Avrupa kültürü ve kimliğinin oluşmasında merkezi bir  rol oynamış olması bunların politik bir birlik oluşturmak için yeterli olacağı anlamına gelmemektedir. Bundan başka farklı ulusal kültür, tarih ve sosyal gelenekler paylaşılmış bir Avrupa kültür kimliği oluşmasına engeller oluşturmaktadır.

Bundan başka Birliğin genişlemesi, yapısındaki politik, kültürel ve sosyal farklılıkları derinleştirmekte ve Birlik organlarınca oluşturulan politika ve programların yürütülmesinde güçlükler oluşmaktadır. Bu ayrıca kaynakları zorlamakta ve  ortaklaşa kimlik oluşturma çabalarını güçleştirmektedir. Birliği genişletmek ve derinleştirmek, daha fazla ayrımlaşmış bir bütünleşmeye yol açmaktadır. Bu ayrımlaşma, farklı politika alanlarında Birlik merkezindeki katılımcılar ile dış çevrede bulunan veya aday olan katılımcıların farklı politika alanlarında guruplaşmalarına neden olmaktadır.

 

3- Avrupalılaşmanın Boyutları

 

Bir Ulus-Devletin Avrupa Birliğine katılarak Avrupalılaşması stratejik bir önem taşımakta ve birleşme sürecinin ve sonuçlarının kurumlar, kimlikler ve politikalar üzerindeki etkilerinin dikkatle irdelenmesini gerektirmektedir.

3.1- Avrupalılaştırma Politikaları

AB politika gündemi giderek kapsam ve öncelik olarak yaygınlaşmaktadır. Birlik giderek ilgi alanlarını genişletmekte ve Birliğin rasyonellerinin dışına taşan alanlarda politika öncelikleri deklare etmektedir. Ekonomik liberalleşme ve rekabeti geliştirme politikaları öncelikli olmakla birlikte, sosyal devlet, çalışma ve güvenlik politikaları da giderek öne çıkmaya başlamıştır. Ana politika enstrümanları hukuki düzenlemelerdir. Buna karşılık Birlik içindeki ekonomik kaynakların yeniden dağılımına ilişkin politikalar fazla öne çıkmamaktadır. Bu politika alanlarında çoğunluk oyu, temel karar-verme tekniğini oluşturmakla birlikti bazı politika alanlarında oybirliği gerekmektedir.

Buna göre Avrupa Birliği politikaları profili, hukuki yetkiler, karar verme prosedürleri ve politika alanlarına göre farklı potansiyeller taşımaktadır. Bazı durumlarda Birlik, Avrupa Komisyonu asas aktör olmak üzere Birlik otoritesi (competence) sağlanmış alanlarla ilişkili yeni politika alanları geliştirebilmektedir. Bazı durumlarda ise dışsal olaylar Birliğin politika reaksiyonları vermesini gerektirmekte ve bu yeni politikalar yeni alanların oluşmasına ve antlaşmalar ile meşrulaştırılmasına yol açmaktadır. Komisyon, politika genişletme aracılığı ile kurum oluşturma misyonunu yüklenmekte fakat bazı durumlarda ulusal çıkarların ters düşmesi bazen de kaynak yetersizliği nedeniyle bütün gerekli kurumlar oluşamamaktadır.

Birlik politikalarının bu dengesiz yapısına ek olarak, üye ülkeler bu politikaları uygulama biçim ve istekliliğinde farklılıklar göstermektedir.

3.2- Avrupalı Yönetişim Kurumları

Bir dereceye kadar Birlik yönetim mimarisi, geleneksel Ulus-Devlet modelinin yasama, yürütme ve yargılama ayrımını yansıtmaktadır. Diğer taraftan bu kurumlar arasındaki ilişkiler ve etkiler, Ulus-Devlet modelinde yaşananlardan oldukça farklıdırlar. Birlik içinde temsilci demokratik yapılaşmalar ve seçmene karşı parlementer sorumluluk yok denecek kadar azdır. Birliğin ana yasa koyucusu Konsey, dolaylı bir temsil tabanına dayanmaktadır. Avrupa Parlamentosu yasama ve vergi koyma veya yürütmeyi sorumlu tutma yetkilerine sahip değildir. Birliğin politik partileri, medyası veya halkla ilşkiler yapılanması mevcut değildir. Buna karşılık Komisyon, Birlik üzerinde hatırı sayılır bir iktidar sahibidir. Avrupa Adalet Divanı (ECJ) uygulanacak kuralların belirlenmesinde güçlü bir rol oynamaktadır ve tek para birimini yöneten Avrupa Merkez Bankas (ECB) şimdiden geniş bir bağımsızlık alanı ve iktidar sahibidir.

Buna karşılık çeşitli kurumsal özellikler Avrupa Birliğinin yapabileceklerini sınırlamaktadır. Birlik (şimdilik) askeri olanaklara sahip değildir. Yönetsel kadrolar ve bütçeler oldukça mütevazidir.   Bu kısıtlar Birliğin dışa dönük uygulamalarında ve yeni politikalar geliştirme kapasitesinde  önemli eksiklikler yaratmaktadır. Uygulamada Birlik üye ülkelerin hükümetlerinin ve hükümet dışı örgütlerin katkılarına oldukça ihtiyaç duymaktadır.

3.3- Avrupa Kültürü ve Kimliği

Avrupa Yönetişim sistemi kültür, dil ve sosyal olarak oldukça ayrımlar gösteren bir alanda çalışmaktadır. Bir Avrupa kimliği oluşturmaya yönelik uğraş ve politikalar, hem ortaklaşa Avrupa değerlerini vurgulamak, hem de üye ülkeler arasındaki farklı ulusal ve kültürel değerlere saygı göstermek ve bunları başarı ile dengelemek durumundadır. Avrupa Birliğini araştıran bir çok çalışma bir ortaklaşa kültür ve kimlik yokluğunu veri olarak almak durumundadır. Avrupa yönetişim sistemi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel ortamdan sadece sınırlı bir destek alabilmektedir. Bir ortaklaşa Avrupa politik kimliği oluşturmak, ortaklaşa bir dil, politik parti ve medya olmayışı, Avrupa çapında politik sorunların tartışılabileceği bir ortamın bulunmayışı nedeniyle güçlükle ilerleyebilmektedir. Paylaşılan bir Avrupalı Kimliği olmayışı ve böyle bir kimliğin oluşturulmasındaki güçlükler, Bir Avrupa politik sisteminin ilerdeki oluşumunu da engelleyebilecektir. 

Buna karşılık Avrupa'nın her yöresinde politik kimlik sorunları ciddi sonuçları ile gündemde kalmayı sürdürmektedir. Çeşitli kültürel guruplar da kendi ulusal ve kültürel kimliklerine sadık bir tavırla taleplerini dile getirmektedir. Doğu ve Güney Avrupada, ulusal ve etnik hareketler giderek yeni Ulus-Devletlerin doğmasına yol açabildi. Fakat bütün bunlar savaş ve şiddet yaşanmadan gerçekleşmedi. Savaş ve şiddet halen Avrupa kıtasından kovulabilmiş musibetler değildir. Ulus devlet kuran ve ulus devlet olmakla övünen yeni devletler de Avrupa birliğine katılmayı istemekte ve durumlarını birliğin normların aykırı görmemektedirler. Batı Avrupa ülkelerinde de Ulus-Devlet öncelikleri Birlik için ciddi sorunlar doğurabildi. İngiltere'nin katılımı, Fransa ve Danimarka'nın Birlik (Maastricht) Antlaşması sonrasında (1992-1993) yaşadıkları, Norveç, İsveç ve Finlandiya'nın (1994) referandum öncesi tartışmaları , ulusal kimlik ve egemenlik hakları önceliklerinin kolay gözardı edilemiyeceğini ortaya koymaktadır.

 

4- Avrupa Ulus-Devletlerinin Karakteristikleri

 

"Avrupalılaşma" genel olarak iç ve dış egemenlğine sahip bir Ulus-Devlet modelinin genişletilmiş hali olarak belirginleşen bir Avrupa Yönetişim Sistemi'nin oluşumu olarak düşünülmektedir. Buna karşılık günümüzdeki Avrupa Ulus-Devletleri ideal modele uygun uniter, entegre ve kendine yeterli politik oluşumlar değildir. Bu devletlerde ulusal-egemenlik bir toprak parçası üzerindeki mutlak kontrol ve bu sınırlar içinde yaşayan insanlar üzerinde mutlak hakimiyet anlamına gelmemektedir. Politika bağlılık, sadakat ve kararlılık ta bir ulus olmanın gereği olan ortaklaşa tarih, kimlik, paylaşılan değerler ve duygular olmaktan kaynaklanmamaktadır. Bazı Avrupa devletleri ortaklaşa bir tarih, kültür ve etnik guruba ait oldukları halde, tarihsel nedenlerle ayrı bir devlet olarak varolabilmektedir.  Almanya ve Danimarka, Fransa ve Luksenburg, Norveç ve İzlanda birer ayrı Avrupa Ulus-Devleti olarak kabul görmektedir. Buna göre Avrupa devletlerini geleneksel Ulus-Devlet modeli çerçevesinde algılamak yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. Ulus-Devlet Avrupa çerçevesinde son derecede farklı politik oluşumlara karşı gelebilmektedir.

Bu nedenle Avrupa Ulus-Devletlerinin tarihi ve sosyal kökenleri, devlet olma anlayışları, Birlikle olan ilişkilerini de şekillendirmektedir. Bu halde Avrupalılaşma sürecinin bu devletler üzerinde aynı etkiyi yapacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Etkilerin, bu devletlerin nüfus yoğunluğu, kültürel yapıları cografi konumları, tarihleri, sosyal politikaları, sosyal dokuları, kaynakları, kurumları ile bağlantılı olacağı açıktır. Avrupalılaşma ve Ulus-Devlet arasındaki etkileşim incelenirken, göz önüne alınan Ulus-Devletin sosyo-historik parametreleri de önem taşıyacaktır. Buna göre çeşitli Ulus-Devletlerin Avrupa birliği ile olan ilişki ve etkileşimleri kendi sosyo-historik ve sosyo-politik parametreleri tarafından tayin edilecektir.

4.1- Ulus-Devletin temel görevleri

Bir Ulus-Devletin standart model olarak algılanmasına olanak sağlayan bazı temel fonksiyonlar bulunmaktadır. Bu çekirdek fonksiyonlar aşağıda özetlenmektedir.

  • Demokratik yönetişim ve hukukun üstünlüğü: Politik gücün kurumlaşma ve uygulanmasında esas durumdadır.
  • Dış ilişkilerde bağımsızlık : Dış güvenlik ve dış ekonomik ilişkiler bağımsız olarak sürdürülebilir.
  • Ekonomik politikalarda bağımsızlık : Bağımsız ekonomik ve finansal politikalar sürdürülebilir.
  • Refah toplumu : İstihdam, sosyal güvenlik ve gelirin yeniden dağıtımı politikaları uygulanmaktadır.
  • Sosyal bütünleşme : Kültürel ve etnik farklılıkları bütünleştirecek politikalar uygulanmaktadır.

4.2- Küçük ve Büyük Ölçekli Ulus-Devletler Arasındaki Etkileşim

Avrupa Birliği üzerine akademik çalışmalar genellikle büyük ölçekli ulus devletlerin varlığı ve özellikleri üzerine dayandırılmaktadır. Bu çalışmalar büyük devletlerin olanakları, kapasiteleri, deneyimleri ve sorunları üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Birlikle ilgili sorunlar analiz edilirken küçük devletler de kendilerini büyük devletler için oluşturulmuş optik çerçevesinde algılama durumunda kalmaktadır. Gerçekte büyük devletlerin oluşturduğu "çekirdek" etrafında, birlik üyesi olan veya olmayan küçük devletler bir gravitasyon etkisine maruz kalmakta ve bir kuvvet alanı içine girmektedir. Üye olmak veya olmamanın etkilerinin analitik açıklamaları pek belirgin değildir. Üye olmayan devletler de bu kuvvet alanında bazı etkiler altında kalmakta ve dönüşüme uğramaktadır. Örnek olarak Norveç Birlik üyesi olmadığı halde diğer EFTA ülkeleri ile birlikte Avrupa Tek Pazarının kurallarına uyum sağlamakta, Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması ile yine Avrupa Pazarı kural ve uygulamalarını benimsemektedir.

Bu etkileşim Birlikle olan ticari ilişkilerde Birliğin ticari ve hukuki kurallarının hakim olmasını gerektirmektedir. Böylece üye olmayan ülkeler de Avrupa Yönetişim sisteminin etkisi altında kalmaktadır. Ayrıca özellikle Kuzey (Nordic) ülkelerin kendilerine özel sosyal devlet modelleri, sosyal güvenlik ve istihdam politikaları Birliğin standartlarından farklılık göstermekte ve giderek neo-liberal pazar ekonomisi uygulamaları ile olumsuz olarak etkilenmektedir.

4.3- Ulus-Devletin Refah Politikaları

II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa devletleri oldukça farklı karakteristikleri olan Refah Devleti modelleri oluşturdular. Türkiye ve Kuzey ülkeleri oldukça yaygın kamu sektörü uygulamaları ile refahın özel ellerde birikmesini önleyip kamu eliyle yeniden dağıtılmasını sağlamaya çalıştılar. Kamusal bütçelerle desteklenen sağlık, eğitim, sosyal güvenlik fonksiyonlarının büyük kitlelerin kullanımına sunuldu. Şimdi Birlik kuralları bu tür refah harcamalarından kaynaklanan bütçe açıklarını tolere etmemektedir. Böylece birliğe katılma bir anlamda refah devleti politikalarında kısıtlamalara gitme anlamına gelmektedir.

Refah Devleti politikalarını benimseyen Ulus-Devlet modelinde yönetişim modeli özel kurumlaşmaları gerektirmektedir. Bu devletlerde politik sistem ve kamusal fon akışları arasında kaçınılmaz bir etkileşim oluşmaktadır. Nordik ülkelerde bu yapılaşmada sivil toplum örgütlerinin özel misyon ve fonksiyonlar yüklendikleri gözlenmektedir. Sosyal dayanışmanın bu ülkelerde devletle yakın ilişkiler içinde olan sivil toplum örgütleri ile gerçekleştirilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu uygulamalar yüksek derecede şeffalık gerektirmekte buna karşılık yasamanın yürütmeyi kontrolu oldukça düşük düzeyde gerçekleşmektedir.

4.4- Ulusal Kültür ve Kimlik

Bir devlet yaratmak ve ulus oluşturmak, öncelikle hakim politik alan içinde var olan ulusal kültür norm ve değerlerini netleştirmek ve vurgulamakla sağlanmaktadır. Ulus-Devletler kendi azınlıkları ile çeşitli biçimlerde bütünleşmeyi denediler.  Bunlar içinde asimilisyon,  özerklik veya azınlık hakları tanımak bulunmaktadır. Avrupa Birliği organlarının bu soruna yaklaşımları ve uygulamaları Ulus-Devlet oluşumunu destekleyecek yönde değil, çözümü güç sorunlar üretme doğrultusundadır. Avrupa Birliği üye ülkeleri bir Ulus-Devlet olarak algılamak yerine, federatif bir birliğin federatif alt birimleri olarak değerlendirmeyi yeğlemektedir. Bu yaklaşım Birliğin zaten federatif yapıda olan bazı merkez ülkelerini tedirgin etmese de, federatif yapıyı Birlik gibi algılamıyan diğer Ulus-Devletlerde ciddi tedirginlikler yaratmaktadır.

5- Avrupalılaşma Dinamikleri ve Ulus-Devlet Üzerindeki Etkileri

 

Avrupa Birliği kimliği altında oluşmakta olan politik sistem ve bunun üye ülkeler üzerindeki etkileri yeteri kadar ilgi görmemiş bir araştırma konusudur. Geleceğin nasıl şekilleneceği konusunda bazı tahmin ve değerlendirmeler yapılmakla birlikte bunların tutarlı olduğu söylenemez.  Bir çok iyimser gözlemci Avrupa Birliğinin evrimi ile birlikte devlet, ulus ve Ulus-Devlet olgularının çözüleceğini, bunların Birlik disiplini ve kurumları içersinde yeniden şekilleneceğini düşünmektedir.

Buna karşılık harmonizasyon, standardizasyon ve üniter bir Avrupa şeması etrafında bütünleşme , beklenebilecek tek gelecek değildir. Bu tür yaklaşımlar bazı önemli noktaları gözden kaçırmaktadırlar. Farklı ulusal yönetişim modelleri ve çeşitli kollektif kimlikler ne ölçüde yeni Avrupalılaşma Ortamı ile bütünleşebilme kapasitesi taşımaktadır? Bu ortamdaki değişmelere karşı farklı ulusal ve kurumsal reaksiyonlar oluşmaktamıdır? Bazı devlet ler sadece mevcut politikalarında ve kurumlarında  değişiklik yaparak birliğe uyum sağlayabilirken diğerleri için radikal değişimler gerekmektemidir?

Avrupalılaşmak, Ulus-Devletler üzerinde değişimler gerektirmektedir. Bu değişikliklerin türü, etkisi ve kapsamı bütünleşme sürecinin de başarısını belirlemektedir.  Bu değişimler farklı Ulus-Devletlerde farklı kapsam ve hızda gerçekleşebilir ve birbirleri ile etkileşim halinde olacaklardır. Bu etkileşim Ulus-Devletlerin kendi iç bütünleşme ve demokratikleşme süreçlerini de etkilemektedir.

5.1- Ulusal Kurumların ve Yönetişim Sisteminin Avrupalılaşması

Bir Ulus-Devlet yatay ve düşey organik bir yapı içinde bütünleşmiş kurumlardan oluşmaktadır. Teknolojik ve sosyolojik değişim bu kurumlar arasındaki ilişkileri değiştirebilir ve yeniden yapılanmaları gerektirebilir. Avrupa Birliği ile bütünleşmek bu kurumsal yapıda bazı kaçınılmaz değişiklikleri de bereber getirecektir. Bazı aktörler geleneksel olarak sahip olduklarından daha fazla veya daha az iktidar taşıyabileceklerdir. Daha önce ulusal olarak algılanan sorun ve politikalar artık uluslararası bir karakter taşıyacaktır.

Avrupa Birliği ile Ulus-Devletler arasındaki ilişki ve etkileşimlerin belirlenmesinde öncelikle araştırılması ve netleştirilmesi gereken sorun, Birlik ve Ulus-Devlet formlarına meşruluk sağlıyan anayasal kökenlerin belirlenmesidir. Burada farklı devlet anlayışları ve farklı kuvvetler ayrımı ilkelerini uygulanması sözkonusudur. Anayasal yapılardaki farklılıklar ekonomik bütünleşmede olduğu gibi kolay rasyonalize ve harmonize edilecek özellikler taşımamaktadır. Avrupa demokrasilerinde,  egemenlik, hukuk ve politika arasındaki öngörülen ayırımlar, bu devletlerin demokrasi ve hukuk üstünlüğü anlayışlarının anayasal ifadesini oluşturmaktadır. Burada yasa formülasyonunun, hukuk ve politika arasındaki değişken ilişkilerin, yasal içtihatların oluşumunun giderek değişen anlam ve etkilerinin araştırılması ve yeniden yorumlanması öncelikli bir araştırma alanı oluşturmaktadır.

Avrupa Yönetişim sisteminin yapısı ve karakteri hakkında çok sayıda rekabet eden hipotez sözkonusudur. Bazı hipotezler yapılan antlaşmaların bir anayasa oluşturduğu ve yeni bir anayasa yapmanın gerekli olmadığı, bazıları ise Avrupa Birliğinin hukuki altyapısının anayasal bir meşruiyete sahip olmadığı ve böyle bir anayasının oluşturulmasının gerektiğini savunmaktadır. Bazı hipotezler politika, hukuk, yönetim ve kurumlar arasındaki ilişkilerin giderek daha karmaşık ve bulanık hale geldiğini, bazıları ise bunun tersini savunmaktadır. Diğer bazı hipotezler ise Birliğinin fonksiyonel altsisteminin temsili demokrasinin kontrolu dışında olduğunu ve giderek daha güçlü hale geldiğini savunmaktadır. Bu ise küreselleşme tartışmalarında öne sürülen, temsili olmayan, hesap vermeyen, ulusötesi kurum ve kuruluşların yarattığı karar verme sistemlerinin olumsuz etkilerini anımsatmaktadır.

5.2- Yönetişim Hukukunun Avrupalılaşması

Avrupa Birliği üzerine yapılacak önemli bir araştırma normatif politik teori alanında olacaktır. Avrupalılaşmanın demokratik yönetişim sistemleri üzerindeki etkileri önemli bir araştırma alanıdır. Burada temsili demokratik yönetimin, düşünce ve anlayışların demokratik ifadesinin, bireysel ve azınlık haklarının korunmasının nasıl etkileneceği önem taşımaktadır. Bu sorunlar analitik ve filozofik bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Ulus-Devletlerin temsili demokrasi, ifade özgürlüğü ve temel haklardan ne anladığı kendi tarihi ve sosyal deneyimleri ile büyük ölçüde şartlanmış ve anayasalarında ifade edilmiştir.

Politikalar, kurumlar ve kimlikler anayasa ile belirlenmiş bir demokratik sistem ve devlet anlayışı ile belirlenmektedir. Avrupalılaşmak bu kimlik ve ilişkileri yeniden tanımlamaktadır. Bu durumda Avrupa Yönetişim yapılarının talep edeceği sadakat ve sorumlulukların meşru kaynağının ne olacağı ilginç bir araştırma konusudur.

Avrupa Birliği kendi varlığını, demokratik meşruluğa dayanan, sosyal bütünleşme ve dayanışmayı hedefleyen, ekonomik gelişme ve refahı destekleyen bir politika-hukuk sistemi olarak tanıtmaktadır. Buna karşılık Birlik düzeyinde Ulus-Devlet yapısında mümkün ve gerekli olan demokratik form ve süreçleri yaratmak olanaksız görülmektedir. Burada problematik bir uyuşumsuzluk sözkonusudur. Yönetimin Avrupalılaştırılması ile, kabul edilebilir demokratik koşul, kurum ve uygulamaların tanımlanması, yaratılması ve uygulanması bağdaşamaz durumdadır. Birlik için demokratik tanım ve varsayımlardan kaynaklanan yeni kurumsal yapı olanaklarının araştırılması kaçınılmaz bir görev olmaktadır.

5.3- Ulusal Politikaların Avrupalılaşması

Avrupa Birliğini oluşturma sürecinde oluşturulan "Avrupa Topluluğu (EC)", "Avrupa Birliği (EU)" ve "Avrupa Ekonomik Alanı (EEA)" Antlaşmaları serbest pazar ilişkilerine dayanan dağıtım mekanizmalarına özel bir önem vermektedir. Ulusal inisiyatifi bazı durumlarda yasadışı hale getirerek bu antlaşmalar, yeniden dağılıma ve transfer harcamalarına yönelik ulusal politikaları olanaksız hale getirmektedir. Bir çok durumda ekonomik ve disekonomik dışsallıkları nedeniyle "Doğal Tekel" konumunda olması gereken sektörler bile serbest girişime açılmaktadır. Bu ise devlet ve pazar kurumları arasında oluşan doğal dengeleri altüst edebilmektedir. Burada ekonomik bütünleşme ile politik ve sosyo-ekonomik bütünleşmeler arasında bazı çelişme ve çatışma noktalarının oluşma riski sözkonusudur. Giderek anlam ve tanım değiştiren Birlik Antlaşmaları, farklı ihtiyaç ve geleneklere dayanan dağıtım mekanizmaları arasında çelişme ve çatışmalar yaratmaktadır. Bunları dikkatle belirlenmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir.

Ulusal politikaların oluşması ve uygulanması geleneksel formel tekniklerle açıklanamıyacak karmaşık olgulardır. Ulusal politikaların Avrupa ile bütünleşme sürecinde uğrayacağı değişiklik ve bunun yaratacağı olumlu ve olumsuz etkiler öncelikle araştırılmalıdır. Geleneksel yaklaşım ulusal politikaların ulusal çıkar ve önceliklere göre ulusal düzeylerde belirlendiği ve bazı politikaların uygulanması AB organları içinde pazarlık yapıldığıdır. Gerçekte ise her iki düzlem arasında politikaların belirlenmesi giderek daha fazla AB bağımlı hale gelmektedir. Birliğin gündemi genellikle üye devletlerin gündemine hakim olmaktadır.

Gündem belirleme aşamasının ulusal politikaları nasıl etkilediğinin araştırılması özel bir öncelik taşımaktadır. Ulusal düzeydeki karar verme ve politika uygulama süreçlerinin Avrupa Birliği tarafından oluşturulan yeni mantık ve öncelikler sistemi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve bağımsızlıkların sağlanması gerekmektedir.

Avrupalılaşmanın, ulusal politikaları nasıl etkilediği belirlenirken, bu politikaları oluşma süreci ve bu oluşumun Birlik organlarına taşınması ve bu düzeyde oluşumun etkilenebilmesi gerekmektedir. Birlik dışı devletler için anlamsız gibi görülebilecek bu süreçler birlik içinde ulus-üstü kural ve uygulamalara uyma durumunda olan ülkelerin ulaştırma, tarım, balıkçılık ve çevre politikaları için özel anlamlar taşımaktadır. Buradaki temel sorun Birlik organları ve kuralları çerçevesinde ulusal çıkarları en fazla temsil edecek politikalar nasıl oluşturulur?, savunulur? ve uygulanır? sorularına cevap bulmaktır. Ayrıca demokratik bir tabanı olmayan organların  oluşturduğu Birlik politikalarının ulusal politikaları ne ölçüde etkilediği de önemli bir demokrasi sorunudur. Temsili demokratik bir politika yapıya sahip Ulus-Devlet politikalarının, bu tür bir yapıya sahip olmayan Birlik politikaları ile saptırılması önemli bir Demokratik Özür (Democratic Deficit) sorunu oluşturmaktadır. Ekonomik ve sosyal politikaların Birlik kuralları etkisinde oluşması temsili demokratik sistemin ve şeffaflığın da önemini azaltmaktadır. Bunun sonucu Parlamenter sistemdeki yasama, yürütme ve idare arasındaki ilişkilerin bulanıklaşmasıdır.

5.4- Ulusal Kültür, Kimlik ve Medyanın Avrupalılaştırılması

Bir Avrupa vatandaşlığı kavramını oluşturma çabası içindeki Birlik karşısında ulusal kültür ve kimliklerin nasıl etkileneceği önemli bir sorundur. Avrupa Birliği prosedürlerinde egemen olan ulusal kültür ve kimlik kavramları ile Ulus-Devletlerin kendi tanımladıkları kültür ve kimlik kavramları farklı olabilmektedir. Avrupa Birliği tarafından azınlık kabul edilen bazı guruplar Ulus-Devlet içinde ulusal bütünün bir parçası olarak kimlik kazanmaktadır. Ulus-Devletlerin bir Federatif Avrupa Birliği çatısı altında bütünleşmesi, azınlık, kültür ve kimlik olgularının da federalize edilme sakıncasını doğurmaktadır. Kimlik ve azınlık olmanın hukuki anlamındaki değişmeler, Ulus-Devlete olan bağlılıkların bazan rakip bazan de tamamlayıcı hale dönüşmesine neden olmaktadır. Burada ulusal kimlik, ulusal alt-kimlik ve Avrupa kimliği arasındaki ilişki ve etkileşimler dikkatle araştırılmalıdır. Bu araştırmalar bir "Avrupalı" kimliği yaratma projesinin başarı veya başarısızlık şansını ortaya koyacaktır. Aynı anda medyanın kimliklerin oluşmasında ve dönüşmesinde oynadığı ve oynayabileceği rolün de açıklığa kavuşmasını sağlayacaktır.

Çoğunluklar veya azınlıklar Avrupalılaşma sürecini bir fırsat veya tehdit olarak algılayabilirler. Azınlık kimlikleri çoğunluğa nazaran daha örselenebilir olacaktır. Diğer taraftan azınlık hakları, talepleri ve sorunları Avrupalılaşma sürecinde daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle azınlıklar Avrupalılaşma sürecini kendi kimliklerin geliştirme, gurup dayanışmalarını arttırma ve toplumdaki iktidar paylarını geliştirme, Ulus-Devletin kendi üzerlerindeki baskılarını gevşetme fırsatı olarak değerlendirebilirler. Diğer taraftan Ulus-Devlet,   Avrupalılaşma sürecini kendi ulusal bütünleşme sürecini kesintiye uğratan ve azınlıklara statükoyu değiştirme isteği yaratarak ulusal bütünlüğünü tehlikeye atan bir süreç olarak değerlendirecektir. Avrupa Birliği ile bütünleşmenin ulusal kimlikler ve ulus yaratma süreci açısından ne anlama geldiği özel ve önemli bir araştırma alanıdır.

 

6- Sonuç ve Öneriler : Yönetişim Hukuku Araştırma Enstitüsü

 

Buraya kadar olan incelemeden anlaşılabileceği gibi, Antlaşmalar ve Zirveler aracılığı ile oluşturulan Avrupa Birliği olgusu henüz hukuksal yapısı açısından kararlı ve tutarlı bir konumda değildir. Hükümetlerarası (Intergovernmental) yapıdan giderek Devletlerüstü (Supranational) bir yapıya dönüşmekte ve tarihte daha önce denenmemiş türden bir Federal Yönetim biçimini yansıtmaktadır. Bu Federal yapının Ulus-Devlet karşısındaki hukuki durumu ve geçerliliği henüz netliğe kavuşturulabilmiş değildir. Bir Avrupa Anayasası oluşturulması ve buna dayanan Avrupa Birleşik Devletleri kurulması çalışmaları sürdürülmektedir. Bundan sonraki zirvede, Avrupa Birliği'ni oluşturan ve değişime uğrayan çeşitli Antlaşmaların birleştirilerek, anayasa etkisi taşıyacak tek bir Antlaşmanın oluşturulması ve bir Avrupa Birleşik Devletleri aşamasına geçilmesi öngörülmektedir.

Dünya tarihinde modernliğin temel altyapısı kabul edilen, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı laik, demokratik Ulus-Devlet bu oluşum karşısında bazı sorunlar yaşamaktadır. Modern bir devletin temel taşı olan "Hukukun Üstünlüğü" ilkesinin uygulanmasında, Birlik Hukukunun Üstün olacağı kabulu ciddi bir hukuk altyapısı, anayasa ve egemenlik tartışmasını gerektirmektedir.

Avrupa Birliği olgusunun hukuk alt yapısı, anayasası ve egemenlik sorunlarını araştıran çok sayıda seçkin araştırma kuruluşu bulunmakta ve bunlar çalışmalarını Internet üzerinde yayınlamaktadırlar. Ülkemizde çeşitli Üniversitelerimizin Avrupa Birliği Araştırma Merkezleri bulunmakla birlikte çalışma ve araştırmaların öncelikle Birliğin ekonomik yönleri üzerinde yoğunlaştığı Hukuk sorunlarına fazla öncelik verilmediği gözlenmektedir. Hukukla ilgili çalışmalar olsa bile bunlar pek dikkati çeker konumda değildir.

Avrupa Birliği olgusunun hukuk açısından incelenebilmesi için ülkemizde, dikkat çeken bir ağırlığı olan bir otorite kuruluşun ileri düzeyde araştırma ve yayın yapması gerekmektedir. Böyle bir kuruluşun Devlet Başkanlığı öncülük ve liderliğinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Türk Tarihi ve Türk Dili araştırmalarına öncülük etmesi ve destek olması gibi, Avrupa Birliği ve Yönetişim Sistemleri Hukuku konularında, değerli Devlet Başkanlığımızın öncüğünde bir İleri Araştırma Enstitüsü oluşturulması, bu çalışmalara hayat kazandıracak ve ekonomik ve politik sistemlerimize ışık tutacaktır.

9. Mayıs. 2001

Doç. Dr. Kutlu MERİH
EYLEM Stratejik Yönetim Uzmanı