0- Giriş
1- Avrupa Birliği Karşısında Ulus-Devlet Olgusu
2- Ulus-Devletlerin Avrupalılaşması :
2.1- Yeni Kavram ve Kuramların Gereği
2.2- Çatışma ve Çatışma Çözümleme
Kalıplarında Değişiklikler
2.3- Yönetişim : Hiyerarşik yerine Network yapılanma
3- Avrupalılaşmanın boyutları
3.1- Avrupalılaştırma Politikaları
3.2- Avrupalı Yönetişim Kurumları
4- Avrupa Ulus-Devletlerinin Karakteristikleri
4.1- Ulus-Devletin Temel Görevleri
4.2- Küçük ve Büyük ölçekli Ulus-Devletler
arasındaki etkileşimler
4.3- Ulus-Devletin refah politikaları
4.4- Ulusal Kimlik ve Kültürler
5- Avrupalılaşmanın Dinamikleri ve Etkileri
5.1- Ulusal Kurumların ve Yönetişim Sistemlerinin
Avrupalılaşması
5.2- Yönetişim Hukukunun Avrupalılaştırılması
5.3- Ulusal Politikaların Avrupalılaşması
5.4 Ulusal Kültür, Kimlik ve Medyanın
Avrupalılaştırılması
6- Sonuç ve Öneri : Türkiye-AB Yönetişim Hukuku
İleri Araştırma Enstitüsü
|
0- Giriş |
Avrupa Birliği olgusu ve bunun oluşumu, geleneksel kuram ve kavramların dışına
taşan bir araştırma ve kuramlaştırma gerektiren tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji,
hukuk ve politika özellikleri taşımaktadır. Bu çok boyutlu yapı Avrupa Birliği
olgusunu algılamamızda yardımcı olacak olan kuram ve kavramları dikkatle seçmemizi
ve bir çok durumda bunların dışına çıkmamızı gerektirmektedir. Avrupa
Birliği bir anlamda farklı historik, sosyolojik ve politik momentumlar taşıyan sosyal
gurupların bütünleşme ve ortaklaşa bir politik yönetişim sistemine dönüşme
sürecini yansıtmaktadır. Bu bütünleşme süreci yatay ve düşey farklı
yapılaşmaları ve otorite sistemlerini gerektirmektedir. Avrupa Birliği'ni oluşturmak
için Birliğe ait otorite kurumları ile katılımcı Ulus-Devletlere ait otorite
sistemlerinin uzlaştırılması devamlı çözümlenme gerektiren sorunlar
yaratmaktadır. Bu sorunların çözümlenebilmesi Avrupa Birliği sürecini gelenek
dışı kavramlar ile yeniden tanımlayacak yaklaşımlarla mümkün olacaktır. Burada bu
tür bir yaklaşım olarak "Matriks yapı ve Yöneyişim" yaklaşımından
yaralanacağız. |
1- Avrupa
Birliği Karşısında Ulus-Devlet Olgusu |
"Avrupalılaşmak" ve "Ulus-Devlet" karşıt
ve rakip kavramlar olarak belirginleşmektedir. Ulus-Devletler, bazı insan
topluluklarının kendi insan, toplum ve tarih anlayışlarına göre oluşturdukları ve
sosyo-kültürel, hukuki norm ve değerlerine göre şekillendirdikleri politik
organizasyonlardır. Avrupa Birliği ise Ulus-Devletlerin kendi aralarında hükümetler
düzeyinde yaptıkları Antlaşmalarla belirginleşen ve sürekli olarak genişleyerek
derinleşen bir ortaklık statüsüdür. "Ulus-Devletlerin
Avrupalılaşması" olgusu ve süreci günümüzde henüz realize ve test
edilmemiş bir tarih hipotezidir. Buradaki temel varsayım, gelişmekte olan Avrupa
Yönetişim Sistemi ve özellikle Avrupa Birliği olgusunun, toplumların
yönetişiminde Ulus-Devletlere özel bir rol ve misyon tanımasıdır. Oluşmakta olan
sosyal yapıda Avrupa boyutu sosyal ve kültürel olarak giderek daha fazla ağırlık
taşımaktadır. Artık politik sistem ve dengelerin oluşmasında ulusal sınırlar
giderek daha az önem taşıyacaktır.
Bu temel varsayıma göre Avrupa uluslarının son ikiyüz
yıldır politik kişiliğinin ve yönetim modelinin temelini ve omurgasını oluşturan
Ulus-Devlet olgusu artık aşınmıştır ve aşılması gerekmektedir. Avrupa Birliği
olgusunun hukuki kaynaklarını oluşturan bürün zirveler ve imzalanan antlaşmalar,
adım adım birliğe katılan Ulus-Devletlerin, Ulus-Devlet yetki ve kapasitelerinin
aşınmasına ve giderilmesine yol açmaktadır.
Gündemde netliğe kavuşturulması gereken önemli olgu, bu
hipotezin disiplinlerarası bir araştırma programı ile araştırılması ve Avrupa
Birliği'nin hukuki temelini oluşturan antlaşmalarla ortaya çıkan kurumlarıni
Ulus-Devlet kurumları ile politik, ekonomik ve sosyolojik etkileşiminin açıklığa
kavuşturulmasıdır. Bu tür çalışmalar dünya çevresinde seçkin araştırma
kuruluşları ile gerçekleştirildiği halde ülkemizde henüz yeterli ilginin
gösterildiği söylenemez.
Avrupa Birliği'ni daha iler kademelere taşıyan
antlaşmaların, Avrupa uluslarının politik sistemleri üzerinde bazı normatif
dönüşüm talepleri de zorlamaktadır. Bu zorlamalara hukuki açıdan uluslararası
antlaşmalara dayanarak gerçekleştirilen devrimler gözü ile de bakılabilir. Avrupa
Birliği antlaşmalarına uyum sağlamak mevcut politik düzenlerim meşruluğu ile
alternatif geleceklerin meşruluğu rarasındaki hukuk köprülerini dikkatle
incelelememizi gerektirmektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin, 1920 lerde bir Ulusal hareketle
kurulan ve egemenlik haklarının uluslararası platformlarda ve özellikle Lozan
Antlaşması ile bir anlamda Batılı Ulus-Devletlere rağmen kazanıldığı
Ulus-Devleti, Avrupa Birliğine katılma sürecinde doğabilecek hukuk ve egemenlik
sorunlarına özel bir önem vermek durumundadır.
|
2- Avrupalışma
Analizi için Yeni kavram ve Kuramlar Gereği |
| 2.1 Yeni Kavram ve Kuramlar
Kaynaklar üzerindeki ciddi araştırmalar, oluşmakta olan
yönetişim sistemlerinin ve bunların Ulus-Devlet ve diğer politik sistemler üzerindeki
etkilerini tanımlama, kavramlaştırma, yorumlama ve açıklama konusunda henüz tam bir
akademik uzlaşmanın sağlanmadığını ortaya koymaktadır. Burada akademik
kuruluşlara ve araştırmacılara düşen temel bir görev gerekli olan analitik kavram
ve modelleri oluşturmak ve geliştirmek olarak görülmektedir. Mevcut kavram ve
modeller, oluşmakta olan yeni kurum ve yapıların, mevcut olanlarla ilşkisi ve
etkileşmesini açıklamak konusunda yeterli görülmemekte buna karşılık bunları
aşan yeni kavram ve kuramsal araçlar henüz oluşturulmamış bulunmaktadır. Ayrıca
hem Avrupa Birliği ve hem de katılımcı devletler düzeyinde yaşanmakta olan
dinamikleri araştıran ve değerlendiren yeterli akademik ve analitik çalışmaların
henüz yeterli sayıda olmadığı ve ileri sürülen tezlerin yeterince
tartışılmadığı gözlenmektedir. Buna göre katılımcı Ulus-Devletlerle oluşmakta
olan Avrupa Birliğinin yönetişim sistemlerinin olumlu veya olumsuz etkileşimini
belirlemek için ciddi ve iyi tasarımlanmış araştırmalar gerekmektedir. Bundan başka
Avrupalılaşmanın Ulus-Devlet yapısı üzerindeki etkilerinin meşruiyetini
değerlendirmek için de normatif hukuksal çalışmalar özellik ve öncelik
taşımaktadır.
Öncelikli kuramsal görev, mevcut yönetişim sistemlerini
oluşturan veya değiştiren prosedür ve mekanizmaları belirlemek olacaktır. Böylece
hangi koşullar altında kurumsal gelişim ve değişimlerin sürdürülmesi veya vaz
geçilmesi belirlenebilecektir. Avrupa yönetişim sistemi, gerekli değişimleri,
ortaklaşa yasal otoriteler oluşturarak, bağlayıcı kararlar yayınlayarak, yeni karar
verme prosedürleri yaratark gerçekleştirebilir. Bu uygulamalar, yeni kamusal ve ya
sivil aktörler aracılığı ile yeni işbirliği olanakları yaratarak, bilgi ve deneyim
değişimlerini kolaylaştırarak, yeni yöntem ve teknikler için ekonomik teşvikler
oluşturarak hayata geçirilebilir.
2.2 Çatışma ve Çözümleme
Avrupa dinamiklerinin Ulus-Devlet üzerine etkileri konusunda
yapılan araştırmalar, Ulus-Devletler üzerindeki Avrupa yönetişim sistemleri
dışında kalan, küreselleşme gibi etkileri de gözönünde bulundurma durumundadır.
Avrupa Bütünleşme süreci sadece Avrupanın kendi iç dinamikleri yardımı ile
anlaşılamaz. Bir yandan küreselleşme diğer yandan doğu blokundaki çözümlenmeler,
II. Dünya Savaşı sonrası koşullarını önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu
gelişmeleri Avrupa Birliğinin kendi iradesi ve dinamikleri dışında
gerçekleşmektedir. Savaş sonrası dönemde üç önemli taban gelişmeler damgasını
vurmuştur. Birincisi Avrupa uluslarının ABD ile ilişkileri, İkincisi Soğuk
Savaş ve Doğu-Batı ilişkileri, üçüncü olarak da Almanya'nın yaşadığı
gelişmeler ve bunun diğer Avrupa uluslarına tesirleri. Ulus-Devlet dinamiklerinin
küresellleşme olarak adlandırılan bir kurallar harmonizasyonu ve teknolojik
gelişmenin katkıları ile etkilenmesi de önemli roller oynamaktadır. Buna göre
yaşanan değişim ve gelişmeleri bir Avrupa yönetişim sistemlerinin evrimi olarak
açıklamak her zaman yeterli olmayabilir. Bazen Avrupasal ve ulusal değişimler
birbirinden bağımsız olarak gelişebilir veya aynı değişim sürecinin sonuçlarını
yansıtabilir. Örneğin Avrupanın küresel pazarlardaki rekabet şansını giderek
kaybediyor olması hem birlik kurumlarında hem de Ulus-Devlet yapılarında bazı
değişimleri gündeme getirebilir. Buna göre akademik araştırmalar hem Avrupa
Birliği sürecindeki gelişmeleri izlemek ve yorumlamak, hem de bu gelişmeleri
açıklayacak entellektüel araçları oluşturmak durumundadır.
2.3- Çatışma ve Çatışma
Çözümleme Kalıplarında Değişiklikler
Avrupalılaşma aynı zamanda, ulusal çatışmaların da
doğmasına ve çözümlenmesine katkıda bulunabilmektedir. Ulus-Devletlerin birlikle
etkileşme süreçleri çatışma doğma ve çözümleme kalıplarının değişimine de
yol açmaktadır. Birlik kural ve uygulamaları yeni çatışma süreçlerinin doğmasına
veya süren çatışmalara değişik bir kalıpla çözüm aranmasına yol
açabilmektedir. Mevcut çatışma çözümleme kalıpları birlik kurumlarının yapısı
ve evrimi karşısında etkilerini yitirebilir veya güçlendirebilir. Temsilci demokratik
kurumların ve sivil toplum örgütlerinin kapasitelerindeki değişimler, mahkemeler,
bürokratlar, uzmanlar ve uzmanlık kuruluşları arasındaki ilişkilerin yeniden
anlamlandırılmasını gerektirecektir.
Avrupa Birliği'ni oluşturan ülkeler arasında iç
sorunların çözümlenmesi ve ulusal kurumların birlik karşısındaki tavırları
açısından belirgin farklılıklar gözlenmektedir. Kuzey ülkeleri veya Belçika,
Hollanda, Luksenburg gibi küçük ükelerin bütünleşme süreci karşısında çok
farklı tavırla aldıkları gözlenmiştir. Bunun hem tarihi hem de coğrafik nedenleri
olabilir. Her durumda Avrupa Birliği süreçlerinin mantığı, bu süreçleri
gözleyerek net bir biçimde anlaşılamamaktadır. Avrupa Birliği kendi iç
dinamiklerinin gücü ile mi oluşmaktadır? yoksa bu gelişmeler katılımcı devletlerin
kendi iç sorunlarını ve stratejilerini çözümleme araçlarımıdır? Bu
sorulara verilecek cevaplar, Ulus-Devletlerin çıkar formasyonları ile bunların
Avrupalılaşma süreci içinde nasıl harmonize edildiği konusunda aydınlatıcı
bilgiler sağlayacaktır.
2.4- Yönetişim : Hiyerarşik yerine
Network
Avrupa Birliği'nin organları ve bunlar karşısındaki
ulusal kurumlar bazı örtüşen yetkilere sahip oldular ve hiyerarşik yönetişim
sisteminden ziyade paralel çalışan sistemler olarak görülmelidirler. Ayrıca ilgili
sorun alanına göre bu kurumlar arasındaki işbirliği ve etkileşim de değişmektedir.
Kurumları gereksiz yere çoğaltmak kitlenme ve çatışama olasılıklarını da
arttırmaktadır. Bu nedenle başlangıçta oluşturulan kurumlardan çok fazla
uzaklaşılmadığı gözlenmektedir. Kurumlar aynı kalmakla birlikte bunların Ulus-Devlet
üzerinde (Supranational) olan yetkileri giderek arttırılmakta ve
derinleştirilmektedir.
Avrupa Birliğinin antlaşmaları ve yasaması ulusal devlet
mevzuatının üzerinde kabul edilmektedir. Bunların uygulamaları giderek daha fazla
fonksiyonel alanı kapsamakta ve birlik üyesi devletlerin vatandaşların günlük
yaşamlarını etkilemektedir. Birlik organları ve kurumları modellerini demokratik
yönetişim anlayışına dayandırdıkları halde, bunlara meşruluk kazandıran bir demos
varlığından sözedebilmek güçtür. Böylece Birlik kurum ve organların demokratik
meşruiyetinden bahsetmek güçleşmektedir.
Avrupa yönetişim sistemlerinin evrimi, sosyopolitik
araştırmacılar için ilginç potansiyeller taşımaktadır. Savaş sonrası Avrupa,
tarihte daha önce görülmemiş bir ölçekte bütünleşme ve işbirliği çabalarına
sahne oldu. Avrupa Birliği devletler arasında çok özel bir işbirliği modelini ortaya
koymaktadır. Bu işbirliği, ulus ötesi otoriteler ile geleneksel uluslar ve
hükümetler arası işbirliği süreçlerini ilginç bir bölgesel otorite şemsiyesi
altında entegre etmektedir. Merkezi bir işlev gören Antlaşmalar serisi bu
bütünleşmenin mimarisini ve hukuki altyapısını oluşturmaktadır. Avrupa Kömür ve
Çelik Topluluğu (ESC) antlaşmasından Avrupa Birliği (TEU) - Maastricht
antlaşmasına kadar bir gurup antlaşma ve zirve, katılan ülkelerin Avrupa Birliğini
ve buna katılımı nasıl algılayıp değerlendirdiklerinin göstergesidir. Bunların
sonucunda Avrupa ülkelerinin çeşitli şekillerde işbirliğini düzenleyen Avrupa
Birliği(EU), Avrupa Serbest Ticaret Gurubu (EFTA) ve Avrupa Ekonomik Alanı (EEA), Avrupa
Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi gibi oluşumlar gündeme
getirilmiştir.
Gündemin hala en önemli maddesi bir tek pazarın
oluşturulabilmesidir. Ulusal pazarların ve ticaretin serbestleşmesi için yaygın
deregulation uygulamaları gerçekleştirilirken, Avrupa tek pazarı oldukça kontrollu ve
korumalı bir şekilde oluşturulmaktadır. Tek pazar politik ve hukuksal kurumların
olgunlaşmasını ve gelişmesini sağlarken, harmonizasyon programlarının da
başarısını sağlamaktadır. 1992 de onaylanan Maastricht antlaşması (TEU) açık bir
politik birleşme hedeflerini ortaya koydu. Bunun için ortaklaşa bir güvenlik ve
savunma politikası (CFSP), ekonomik ve parasal birlik (EMU) öngörülüyordu. Bundan
sonraki gelişmelere genellikle kurumların yapılanması, yetkileri ve oylama
prosedürleri üzerinde duruldu.
Böylece bir tek-pazar oluşturmaktan birlik oluşturmaya
yönelen bu girişimler bir ortaklaşa kimliğin ve Avrupa Vatandaşlığının da
oluşmasına öncelik vermeye başladı. Çeşitli üye ülkede (TEU) antlaşmasına
yönelen politik reaksiyonlar, Avrupa bütünleşmesinin daha politik bir süreç haline
dönüşmesine yolaçtı. Artık Avrupa Birliğinin yapısı ve gelişimi konusunda daha
farklı ve rekabet eden görüşler oluşturuluyordu ve kamuoyu Avrupa Birliğinin
gelişiminde önemli bir faktör haline geldi. Bu çalışmalar ve tartışmalar Avrupa
politik kimliğinin, tarihinin ve değerlerinin yeniden gözden geçirilmesine yol açtı.
Yeni bir Avrupalı kimliğinin oluşmasına katkıda bulunacak kültürel ve tarihi
değerlere ilgi yoğunlaştı. Antik çağın politik ve filozofik mirası, Hristiyanlık
ve Aydınlanma Avrupa kültürü ve kimliğinin oluşmasında merkezi
bir rol oynamış olması bunların politik bir birlik oluşturmak için yeterli
olacağı anlamına gelmemektedir. Bundan başka farklı ulusal kültür, tarih ve sosyal
gelenekler paylaşılmış bir Avrupa kültür kimliği oluşmasına engeller
oluşturmaktadır.
Bundan başka Birliğin genişlemesi, yapısındaki politik,
kültürel ve sosyal farklılıkları derinleştirmekte ve Birlik organlarınca
oluşturulan politika ve programların yürütülmesinde güçlükler oluşmaktadır. Bu
ayrıca kaynakları zorlamakta ve ortaklaşa kimlik oluşturma çabalarını
güçleştirmektedir. Birliği genişletmek ve derinleştirmek, daha fazla ayrımlaşmış
bir bütünleşmeye yol açmaktadır. Bu ayrımlaşma, farklı politika alanlarında
Birlik merkezindeki katılımcılar ile dış çevrede bulunan veya aday olan
katılımcıların farklı politika alanlarında guruplaşmalarına neden olmaktadır.
|
3-
Avrupalılaşmanın Boyutları |
| Bir Ulus-Devletin Avrupa Birliğine
katılarak Avrupalılaşması stratejik bir önem taşımakta ve birleşme sürecinin ve
sonuçlarının kurumlar, kimlikler ve politikalar üzerindeki etkilerinin dikkatle
irdelenmesini gerektirmektedir.
3.1- Avrupalılaştırma Politikaları
AB politika gündemi giderek kapsam ve öncelik olarak
yaygınlaşmaktadır. Birlik giderek ilgi alanlarını genişletmekte ve Birliğin
rasyonellerinin dışına taşan alanlarda politika öncelikleri deklare etmektedir.
Ekonomik liberalleşme ve rekabeti geliştirme politikaları öncelikli olmakla birlikte,
sosyal devlet, çalışma ve güvenlik politikaları da giderek öne çıkmaya
başlamıştır. Ana politika enstrümanları hukuki düzenlemelerdir. Buna karşılık
Birlik içindeki ekonomik kaynakların yeniden dağılımına ilişkin politikalar fazla
öne çıkmamaktadır. Bu politika alanlarında çoğunluk oyu, temel karar-verme
tekniğini oluşturmakla birlikti bazı politika alanlarında oybirliği gerekmektedir.
Buna göre Avrupa Birliği politikaları profili, hukuki
yetkiler, karar verme prosedürleri ve politika alanlarına göre farklı potansiyeller
taşımaktadır. Bazı durumlarda Birlik, Avrupa Komisyonu asas aktör olmak üzere Birlik
otoritesi (competence) sağlanmış alanlarla ilişkili yeni politika alanları
geliştirebilmektedir. Bazı durumlarda ise dışsal olaylar Birliğin politika
reaksiyonları vermesini gerektirmekte ve bu yeni politikalar yeni alanların oluşmasına
ve antlaşmalar ile meşrulaştırılmasına yol açmaktadır. Komisyon, politika
genişletme aracılığı ile kurum oluşturma misyonunu yüklenmekte fakat bazı
durumlarda ulusal çıkarların ters düşmesi bazen de kaynak yetersizliği nedeniyle
bütün gerekli kurumlar oluşamamaktadır.
Birlik politikalarının bu dengesiz yapısına ek olarak,
üye ülkeler bu politikaları uygulama biçim ve istekliliğinde farklılıklar
göstermektedir.
3.2- Avrupalı Yönetişim Kurumları
Bir dereceye kadar Birlik yönetim mimarisi, geleneksel
Ulus-Devlet modelinin yasama, yürütme ve yargılama ayrımını yansıtmaktadır. Diğer
taraftan bu kurumlar arasındaki ilişkiler ve etkiler, Ulus-Devlet modelinde
yaşananlardan oldukça farklıdırlar. Birlik içinde temsilci demokratik yapılaşmalar
ve seçmene karşı parlementer sorumluluk yok denecek kadar azdır. Birliğin ana yasa
koyucusu Konsey, dolaylı bir temsil tabanına dayanmaktadır. Avrupa
Parlamentosu yasama ve vergi koyma veya yürütmeyi sorumlu tutma yetkilerine
sahip değildir. Birliğin politik partileri, medyası veya halkla ilşkiler yapılanması
mevcut değildir. Buna karşılık Komisyon, Birlik üzerinde hatırı
sayılır bir iktidar sahibidir. Avrupa Adalet Divanı (ECJ) uygulanacak
kuralların belirlenmesinde güçlü bir rol oynamaktadır ve tek para birimini yöneten Avrupa
Merkez Bankas (ECB) şimdiden geniş bir bağımsızlık alanı ve iktidar sahibidir.
Buna karşılık çeşitli kurumsal özellikler Avrupa
Birliğinin yapabileceklerini sınırlamaktadır. Birlik (şimdilik) askeri olanaklara
sahip değildir. Yönetsel kadrolar ve bütçeler oldukça mütevazidir. Bu
kısıtlar Birliğin dışa dönük uygulamalarında ve yeni politikalar geliştirme
kapasitesinde önemli eksiklikler yaratmaktadır. Uygulamada Birlik üye ülkelerin
hükümetlerinin ve hükümet dışı örgütlerin katkılarına oldukça ihtiyaç
duymaktadır.
3.3- Avrupa Kültürü ve Kimliği
Avrupa Yönetişim sistemi kültür, dil ve sosyal olarak
oldukça ayrımlar gösteren bir alanda çalışmaktadır. Bir Avrupa kimliği
oluşturmaya yönelik uğraş ve politikalar, hem ortaklaşa Avrupa değerlerini
vurgulamak, hem de üye ülkeler arasındaki farklı ulusal ve kültürel değerlere
saygı göstermek ve bunları başarı ile dengelemek durumundadır. Avrupa Birliğini
araştıran bir çok çalışma bir ortaklaşa kültür ve kimlik yokluğunu veri olarak
almak durumundadır. Avrupa yönetişim sistemi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel
ortamdan sadece sınırlı bir destek alabilmektedir. Bir ortaklaşa Avrupa politik
kimliği oluşturmak, ortaklaşa bir dil, politik parti ve medya olmayışı, Avrupa
çapında politik sorunların tartışılabileceği bir ortamın bulunmayışı nedeniyle
güçlükle ilerleyebilmektedir. Paylaşılan bir Avrupalı Kimliği olmayışı ve böyle
bir kimliğin oluşturulmasındaki güçlükler, Bir Avrupa politik sisteminin ilerdeki
oluşumunu da engelleyebilecektir.
Buna karşılık Avrupa'nın her yöresinde politik kimlik
sorunları ciddi sonuçları ile gündemde kalmayı sürdürmektedir. Çeşitli kültürel
guruplar da kendi ulusal ve kültürel kimliklerine sadık bir tavırla taleplerini dile
getirmektedir. Doğu ve Güney Avrupada, ulusal ve etnik hareketler giderek yeni
Ulus-Devletlerin doğmasına yol açabildi. Fakat bütün bunlar savaş ve şiddet
yaşanmadan gerçekleşmedi. Savaş ve şiddet halen Avrupa kıtasından kovulabilmiş
musibetler değildir. Ulus devlet kuran ve ulus devlet olmakla övünen yeni devletler de
Avrupa birliğine katılmayı istemekte ve durumlarını birliğin normların aykırı
görmemektedirler. Batı Avrupa ülkelerinde de Ulus-Devlet öncelikleri Birlik için
ciddi sorunlar doğurabildi. İngiltere'nin katılımı, Fransa ve Danimarka'nın Birlik
(Maastricht) Antlaşması sonrasında (1992-1993) yaşadıkları, Norveç, İsveç ve
Finlandiya'nın (1994) referandum öncesi tartışmaları , ulusal kimlik ve egemenlik
hakları önceliklerinin kolay gözardı edilemiyeceğini ortaya koymaktadır.
|
4- Avrupa
Ulus-Devletlerinin Karakteristikleri |
| "Avrupalılaşma"
genel olarak iç ve dış egemenlğine sahip bir Ulus-Devlet modelinin genişletilmiş
hali olarak belirginleşen bir Avrupa Yönetişim Sistemi'nin oluşumu
olarak düşünülmektedir. Buna karşılık günümüzdeki Avrupa Ulus-Devletleri ideal
modele uygun uniter, entegre ve kendine yeterli politik oluşumlar değildir. Bu
devletlerde ulusal-egemenlik bir toprak parçası üzerindeki mutlak kontrol ve bu
sınırlar içinde yaşayan insanlar üzerinde mutlak hakimiyet anlamına gelmemektedir.
Politika bağlılık, sadakat ve kararlılık ta bir ulus olmanın gereği olan ortaklaşa
tarih, kimlik, paylaşılan değerler ve duygular olmaktan kaynaklanmamaktadır. Bazı
Avrupa devletleri ortaklaşa bir tarih, kültür ve etnik guruba ait oldukları halde,
tarihsel nedenlerle ayrı bir devlet olarak varolabilmektedir. Almanya ve Danimarka,
Fransa ve Luksenburg, Norveç ve İzlanda birer ayrı Avrupa Ulus-Devleti olarak kabul
görmektedir. Buna göre Avrupa devletlerini geleneksel Ulus-Devlet modeli çerçevesinde
algılamak yanıltıcı sonuçlara yol açabilir. Ulus-Devlet Avrupa çerçevesinde son
derecede farklı politik oluşumlara karşı gelebilmektedir.
Bu nedenle Avrupa Ulus-Devletlerinin tarihi ve sosyal
kökenleri, devlet olma anlayışları, Birlikle olan ilişkilerini de
şekillendirmektedir. Bu halde Avrupalılaşma sürecinin bu devletler üzerinde aynı
etkiyi yapacağını düşünmek gerçekçi olmayacaktır. Etkilerin, bu devletlerin
nüfus yoğunluğu, kültürel yapıları cografi konumları, tarihleri, sosyal
politikaları, sosyal dokuları, kaynakları, kurumları ile bağlantılı olacağı
açıktır. Avrupalılaşma ve Ulus-Devlet arasındaki etkileşim incelenirken, göz
önüne alınan Ulus-Devletin sosyo-historik parametreleri de önem taşıyacaktır. Buna
göre çeşitli Ulus-Devletlerin Avrupa birliği ile olan ilişki ve etkileşimleri kendi
sosyo-historik ve sosyo-politik parametreleri tarafından tayin edilecektir.
4.1- Ulus-Devletin temel görevleri
Bir Ulus-Devletin standart model olarak algılanmasına
olanak sağlayan bazı temel fonksiyonlar bulunmaktadır. Bu çekirdek fonksiyonlar
aşağıda özetlenmektedir.
- Demokratik yönetişim ve hukukun üstünlüğü:
Politik gücün kurumlaşma ve uygulanmasında esas durumdadır.
- Dış ilişkilerde bağımsızlık : Dış
güvenlik ve dış ekonomik ilişkiler bağımsız olarak sürdürülebilir.
- Ekonomik politikalarda bağımsızlık :
Bağımsız ekonomik ve finansal politikalar sürdürülebilir.
- Refah toplumu : İstihdam, sosyal güvenlik
ve gelirin yeniden dağıtımı politikaları uygulanmaktadır.
- Sosyal bütünleşme : Kültürel ve etnik
farklılıkları bütünleştirecek politikalar uygulanmaktadır.
4.2- Küçük ve Büyük Ölçekli
Ulus-Devletler Arasındaki Etkileşim
Avrupa Birliği üzerine akademik çalışmalar genellikle
büyük ölçekli ulus devletlerin varlığı ve özellikleri üzerine
dayandırılmaktadır. Bu çalışmalar büyük devletlerin olanakları, kapasiteleri,
deneyimleri ve sorunları üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Birlikle ilgili sorunlar
analiz edilirken küçük devletler de kendilerini büyük devletler için oluşturulmuş
optik çerçevesinde algılama durumunda kalmaktadır. Gerçekte büyük devletlerin
oluşturduğu "çekirdek" etrafında, birlik üyesi olan veya
olmayan küçük devletler bir gravitasyon etkisine maruz kalmakta ve bir kuvvet alanı
içine girmektedir. Üye olmak veya olmamanın etkilerinin analitik açıklamaları pek
belirgin değildir. Üye olmayan devletler de bu kuvvet alanında bazı etkiler altında
kalmakta ve dönüşüme uğramaktadır. Örnek olarak Norveç Birlik üyesi olmadığı
halde diğer EFTA ülkeleri ile birlikte Avrupa Tek Pazarının kurallarına uyum
sağlamakta, Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması ile yine Avrupa Pazarı kural ve
uygulamalarını benimsemektedir.
Bu etkileşim Birlikle olan ticari ilişkilerde Birliğin
ticari ve hukuki kurallarının hakim olmasını gerektirmektedir. Böylece üye olmayan
ülkeler de Avrupa Yönetişim sisteminin etkisi altında kalmaktadır. Ayrıca özellikle
Kuzey (Nordic) ülkelerin kendilerine özel sosyal devlet modelleri, sosyal güvenlik ve
istihdam politikaları Birliğin standartlarından farklılık göstermekte ve giderek
neo-liberal pazar ekonomisi uygulamaları ile olumsuz olarak etkilenmektedir.
4.3- Ulus-Devletin Refah Politikaları
II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa devletleri oldukça
farklı karakteristikleri olan Refah Devleti modelleri oluşturdular. Türkiye ve Kuzey
ülkeleri oldukça yaygın kamu sektörü uygulamaları ile refahın özel ellerde
birikmesini önleyip kamu eliyle yeniden dağıtılmasını sağlamaya çalıştılar.
Kamusal bütçelerle desteklenen sağlık, eğitim, sosyal güvenlik fonksiyonlarının
büyük kitlelerin kullanımına sunuldu. Şimdi Birlik kuralları bu tür refah
harcamalarından kaynaklanan bütçe açıklarını tolere etmemektedir. Böylece birliğe
katılma bir anlamda refah devleti politikalarında kısıtlamalara gitme anlamına
gelmektedir.
Refah Devleti politikalarını benimseyen Ulus-Devlet
modelinde yönetişim modeli özel kurumlaşmaları gerektirmektedir. Bu devletlerde
politik sistem ve kamusal fon akışları arasında kaçınılmaz bir etkileşim
oluşmaktadır. Nordik ülkelerde bu yapılaşmada sivil toplum örgütlerinin özel
misyon ve fonksiyonlar yüklendikleri gözlenmektedir. Sosyal dayanışmanın bu
ülkelerde devletle yakın ilişkiler içinde olan sivil toplum örgütleri ile
gerçekleştirilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu uygulamalar yüksek derecede şeffalık
gerektirmekte buna karşılık yasamanın yürütmeyi kontrolu oldukça düşük düzeyde
gerçekleşmektedir.
4.4- Ulusal Kültür ve Kimlik
Bir devlet yaratmak ve ulus oluşturmak, öncelikle hakim
politik alan içinde var olan ulusal kültür norm ve değerlerini netleştirmek ve
vurgulamakla sağlanmaktadır. Ulus-Devletler kendi azınlıkları ile çeşitli
biçimlerde bütünleşmeyi denediler. Bunlar içinde asimilisyon, özerklik
veya azınlık hakları tanımak bulunmaktadır. Avrupa Birliği organlarının bu soruna
yaklaşımları ve uygulamaları Ulus-Devlet oluşumunu destekleyecek yönde değil,
çözümü güç sorunlar üretme doğrultusundadır. Avrupa Birliği üye ülkeleri bir
Ulus-Devlet olarak algılamak yerine, federatif bir birliğin federatif alt birimleri
olarak değerlendirmeyi yeğlemektedir. Bu yaklaşım Birliğin zaten federatif yapıda
olan bazı merkez ülkelerini tedirgin etmese de, federatif yapıyı Birlik gibi
algılamıyan diğer Ulus-Devletlerde ciddi tedirginlikler yaratmaktadır.
|
5-
Avrupalılaşma Dinamikleri ve Ulus-Devlet Üzerindeki Etkileri |
| Avrupa Birliği kimliği altında oluşmakta
olan politik sistem ve bunun üye ülkeler üzerindeki etkileri yeteri kadar ilgi
görmemiş bir araştırma konusudur. Geleceğin nasıl şekilleneceği konusunda bazı
tahmin ve değerlendirmeler yapılmakla birlikte bunların tutarlı olduğu
söylenemez. Bir çok iyimser gözlemci Avrupa Birliğinin evrimi ile birlikte
devlet, ulus ve Ulus-Devlet olgularının çözüleceğini, bunların Birlik disiplini ve
kurumları içersinde yeniden şekilleneceğini düşünmektedir.
Buna karşılık harmonizasyon, standardizasyon ve üniter
bir Avrupa şeması etrafında bütünleşme , beklenebilecek tek gelecek değildir. Bu
tür yaklaşımlar bazı önemli noktaları gözden kaçırmaktadırlar. Farklı ulusal
yönetişim modelleri ve çeşitli kollektif kimlikler ne ölçüde yeni Avrupalılaşma
Ortamı ile bütünleşebilme kapasitesi taşımaktadır? Bu ortamdaki değişmelere
karşı farklı ulusal ve kurumsal reaksiyonlar oluşmaktamıdır? Bazı devlet ler sadece
mevcut politikalarında ve kurumlarında değişiklik yaparak birliğe uyum
sağlayabilirken diğerleri için radikal değişimler gerekmektemidir?
Avrupalılaşmak, Ulus-Devletler üzerinde değişimler
gerektirmektedir. Bu değişikliklerin türü, etkisi ve kapsamı bütünleşme sürecinin
de başarısını belirlemektedir. Bu değişimler farklı Ulus-Devletlerde farklı
kapsam ve hızda gerçekleşebilir ve birbirleri ile etkileşim halinde olacaklardır. Bu
etkileşim Ulus-Devletlerin kendi iç bütünleşme ve demokratikleşme süreçlerini de
etkilemektedir.
5.1- Ulusal Kurumların ve Yönetişim
Sisteminin Avrupalılaşması
Bir Ulus-Devlet yatay ve düşey organik bir yapı içinde
bütünleşmiş kurumlardan oluşmaktadır. Teknolojik ve sosyolojik değişim bu kurumlar
arasındaki ilişkileri değiştirebilir ve yeniden yapılanmaları gerektirebilir. Avrupa
Birliği ile bütünleşmek bu kurumsal yapıda bazı kaçınılmaz değişiklikleri de
bereber getirecektir. Bazı aktörler geleneksel olarak sahip olduklarından daha fazla
veya daha az iktidar taşıyabileceklerdir. Daha önce ulusal olarak algılanan sorun ve
politikalar artık uluslararası bir karakter taşıyacaktır.
Avrupa Birliği ile Ulus-Devletler arasındaki ilişki ve
etkileşimlerin belirlenmesinde öncelikle araştırılması ve netleştirilmesi gereken
sorun, Birlik ve Ulus-Devlet formlarına meşruluk sağlıyan anayasal kökenlerin
belirlenmesidir. Burada farklı devlet anlayışları ve farklı kuvvetler ayrımı
ilkelerini uygulanması sözkonusudur. Anayasal yapılardaki farklılıklar ekonomik
bütünleşmede olduğu gibi kolay rasyonalize ve harmonize edilecek özellikler
taşımamaktadır. Avrupa demokrasilerinde, egemenlik, hukuk ve politika arasındaki
öngörülen ayırımlar, bu devletlerin demokrasi ve hukuk üstünlüğü
anlayışlarının anayasal ifadesini oluşturmaktadır. Burada yasa formülasyonunun,
hukuk ve politika arasındaki değişken ilişkilerin, yasal içtihatların oluşumunun
giderek değişen anlam ve etkilerinin araştırılması ve yeniden yorumlanması
öncelikli bir araştırma alanı oluşturmaktadır.
Avrupa Yönetişim sisteminin yapısı ve karakteri hakkında
çok sayıda rekabet eden hipotez sözkonusudur. Bazı hipotezler yapılan antlaşmaların
bir anayasa oluşturduğu ve yeni bir anayasa yapmanın gerekli olmadığı, bazıları
ise Avrupa Birliğinin hukuki altyapısının anayasal bir meşruiyete sahip olmadığı
ve böyle bir anayasının oluşturulmasının gerektiğini savunmaktadır. Bazı
hipotezler politika, hukuk, yönetim ve kurumlar arasındaki ilişkilerin giderek daha
karmaşık ve bulanık hale geldiğini, bazıları ise bunun tersini savunmaktadır.
Diğer bazı hipotezler ise Birliğinin fonksiyonel altsisteminin temsili demokrasinin
kontrolu dışında olduğunu ve giderek daha güçlü hale geldiğini savunmaktadır. Bu
ise küreselleşme tartışmalarında öne sürülen, temsili olmayan, hesap vermeyen,
ulusötesi kurum ve kuruluşların yarattığı karar verme sistemlerinin olumsuz
etkilerini anımsatmaktadır.
5.2- Yönetişim Hukukunun
Avrupalılaşması
Avrupa Birliği üzerine yapılacak önemli bir araştırma
normatif politik teori alanında olacaktır. Avrupalılaşmanın demokratik yönetişim
sistemleri üzerindeki etkileri önemli bir araştırma alanıdır. Burada temsili
demokratik yönetimin, düşünce ve anlayışların demokratik ifadesinin, bireysel ve
azınlık haklarının korunmasının nasıl etkileneceği önem taşımaktadır. Bu
sorunlar analitik ve filozofik bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Ulus-Devletlerin
temsili demokrasi, ifade özgürlüğü ve temel haklardan ne anladığı kendi tarihi ve
sosyal deneyimleri ile büyük ölçüde şartlanmış ve anayasalarında ifade
edilmiştir.
Politikalar, kurumlar ve kimlikler anayasa ile belirlenmiş
bir demokratik sistem ve devlet anlayışı ile belirlenmektedir. Avrupalılaşmak bu
kimlik ve ilişkileri yeniden tanımlamaktadır. Bu durumda Avrupa Yönetişim
yapılarının talep edeceği sadakat ve sorumlulukların meşru kaynağının ne
olacağı ilginç bir araştırma konusudur.
Avrupa Birliği kendi varlığını, demokratik meşruluğa
dayanan, sosyal bütünleşme ve dayanışmayı hedefleyen, ekonomik gelişme ve refahı
destekleyen bir politika-hukuk sistemi olarak tanıtmaktadır. Buna karşılık Birlik
düzeyinde Ulus-Devlet yapısında mümkün ve gerekli olan demokratik form ve süreçleri
yaratmak olanaksız görülmektedir. Burada problematik bir uyuşumsuzluk sözkonusudur.
Yönetimin Avrupalılaştırılması ile, kabul edilebilir demokratik koşul, kurum ve
uygulamaların tanımlanması, yaratılması ve uygulanması bağdaşamaz durumdadır.
Birlik için demokratik tanım ve varsayımlardan kaynaklanan yeni kurumsal yapı
olanaklarının araştırılması kaçınılmaz bir görev olmaktadır.
5.3- Ulusal Politikaların
Avrupalılaşması
Avrupa Birliğini oluşturma sürecinde oluşturulan
"Avrupa Topluluğu (EC)", "Avrupa Birliği (EU)" ve "Avrupa
Ekonomik Alanı (EEA)" Antlaşmaları serbest pazar ilişkilerine dayanan dağıtım
mekanizmalarına özel bir önem vermektedir. Ulusal inisiyatifi bazı durumlarda
yasadışı hale getirerek bu antlaşmalar, yeniden dağılıma ve transfer harcamalarına
yönelik ulusal politikaları olanaksız hale getirmektedir. Bir çok durumda ekonomik ve
disekonomik dışsallıkları nedeniyle "Doğal Tekel"
konumunda olması gereken sektörler bile serbest girişime açılmaktadır. Bu ise devlet
ve pazar kurumları arasında oluşan doğal dengeleri altüst edebilmektedir. Burada
ekonomik bütünleşme ile politik ve sosyo-ekonomik bütünleşmeler arasında bazı
çelişme ve çatışma noktalarının oluşma riski sözkonusudur. Giderek anlam ve
tanım değiştiren Birlik Antlaşmaları, farklı ihtiyaç ve geleneklere dayanan
dağıtım mekanizmaları arasında çelişme ve çatışmalar yaratmaktadır. Bunları
dikkatle belirlenmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir.
Ulusal politikaların oluşması ve uygulanması geleneksel
formel tekniklerle açıklanamıyacak karmaşık olgulardır. Ulusal politikaların Avrupa
ile bütünleşme sürecinde uğrayacağı değişiklik ve bunun yaratacağı olumlu ve
olumsuz etkiler öncelikle araştırılmalıdır. Geleneksel yaklaşım ulusal
politikaların ulusal çıkar ve önceliklere göre ulusal düzeylerde belirlendiği ve
bazı politikaların uygulanması AB organları içinde pazarlık yapıldığıdır.
Gerçekte ise her iki düzlem arasında politikaların belirlenmesi giderek daha fazla AB
bağımlı hale gelmektedir. Birliğin gündemi genellikle üye devletlerin gündemine
hakim olmaktadır.
Gündem belirleme aşamasının ulusal politikaları nasıl
etkilediğinin araştırılması özel bir öncelik taşımaktadır. Ulusal düzeydeki
karar verme ve politika uygulama süreçlerinin Avrupa Birliği tarafından oluşturulan
yeni mantık ve öncelikler sistemi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve
bağımsızlıkların sağlanması gerekmektedir.
Avrupalılaşmanın, ulusal politikaları nasıl etkilediği
belirlenirken, bu politikaları oluşma süreci ve bu oluşumun Birlik organlarına
taşınması ve bu düzeyde oluşumun etkilenebilmesi gerekmektedir. Birlik dışı
devletler için anlamsız gibi görülebilecek bu süreçler birlik içinde ulus-üstü
kural ve uygulamalara uyma durumunda olan ülkelerin ulaştırma, tarım, balıkçılık
ve çevre politikaları için özel anlamlar taşımaktadır. Buradaki temel sorun Birlik
organları ve kuralları çerçevesinde ulusal çıkarları en fazla temsil edecek
politikalar nasıl oluşturulur?, savunulur? ve uygulanır? sorularına cevap bulmaktır.
Ayrıca demokratik bir tabanı olmayan organların oluşturduğu Birlik
politikalarının ulusal politikaları ne ölçüde etkilediği de önemli bir demokrasi
sorunudur. Temsili demokratik bir politika yapıya sahip Ulus-Devlet politikalarının, bu
tür bir yapıya sahip olmayan Birlik politikaları ile saptırılması önemli bir
Demokratik Özür (Democratic Deficit) sorunu oluşturmaktadır. Ekonomik ve sosyal
politikaların Birlik kuralları etkisinde oluşması temsili demokratik sistemin ve
şeffaflığın da önemini azaltmaktadır. Bunun sonucu Parlamenter sistemdeki yasama,
yürütme ve idare arasındaki ilişkilerin bulanıklaşmasıdır.
5.4- Ulusal Kültür, Kimlik ve
Medyanın Avrupalılaştırılması
Bir Avrupa vatandaşlığı kavramını oluşturma çabası
içindeki Birlik karşısında ulusal kültür ve kimliklerin nasıl etkileneceği önemli
bir sorundur. Avrupa Birliği prosedürlerinde egemen olan ulusal kültür ve kimlik
kavramları ile Ulus-Devletlerin kendi tanımladıkları kültür ve kimlik kavramları
farklı olabilmektedir. Avrupa Birliği tarafından azınlık kabul edilen bazı guruplar
Ulus-Devlet içinde ulusal bütünün bir parçası olarak kimlik kazanmaktadır.
Ulus-Devletlerin bir Federatif Avrupa Birliği çatısı altında bütünleşmesi,
azınlık, kültür ve kimlik olgularının da federalize edilme sakıncasını
doğurmaktadır. Kimlik ve azınlık olmanın hukuki anlamındaki değişmeler,
Ulus-Devlete olan bağlılıkların bazan rakip bazan de tamamlayıcı hale dönüşmesine
neden olmaktadır. Burada ulusal kimlik, ulusal alt-kimlik ve Avrupa kimliği arasındaki
ilişki ve etkileşimler dikkatle araştırılmalıdır. Bu araştırmalar bir "Avrupalı"
kimliği yaratma projesinin başarı veya başarısızlık şansını ortaya koyacaktır.
Aynı anda medyanın kimliklerin oluşmasında ve dönüşmesinde oynadığı ve
oynayabileceği rolün de açıklığa kavuşmasını sağlayacaktır.
Çoğunluklar veya azınlıklar Avrupalılaşma sürecini bir
fırsat veya tehdit olarak algılayabilirler. Azınlık kimlikleri çoğunluğa nazaran
daha örselenebilir olacaktır. Diğer taraftan azınlık hakları, talepleri ve
sorunları Avrupalılaşma sürecinde daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle
azınlıklar Avrupalılaşma sürecini kendi kimliklerin geliştirme, gurup
dayanışmalarını arttırma ve toplumdaki iktidar paylarını geliştirme, Ulus-Devletin
kendi üzerlerindeki baskılarını gevşetme fırsatı olarak değerlendirebilirler.
Diğer taraftan Ulus-Devlet, Avrupalılaşma sürecini kendi ulusal bütünleşme
sürecini kesintiye uğratan ve azınlıklara statükoyu değiştirme isteği yaratarak
ulusal bütünlüğünü tehlikeye atan bir süreç olarak değerlendirecektir. Avrupa
Birliği ile bütünleşmenin ulusal kimlikler ve ulus yaratma süreci açısından ne
anlama geldiği özel ve önemli bir araştırma alanıdır.
|
6- Sonuç ve
Öneriler : Yönetişim Hukuku Araştırma Enstitüsü |
| Buraya kadar olan incelemeden
anlaşılabileceği gibi, Antlaşmalar ve Zirveler aracılığı ile oluşturulan Avrupa
Birliği olgusu henüz hukuksal yapısı açısından kararlı ve tutarlı bir
konumda değildir. Hükümetlerarası (Intergovernmental) yapıdan
giderek Devletlerüstü (Supranational) bir yapıya dönüşmekte ve
tarihte daha önce denenmemiş türden bir Federal Yönetim biçimini
yansıtmaktadır. Bu Federal yapının Ulus-Devlet karşısındaki hukuki
durumu ve geçerliliği henüz netliğe kavuşturulabilmiş değildir. Bir Avrupa
Anayasası oluşturulması ve buna dayanan Avrupa Birleşik Devletleri kurulması
çalışmaları sürdürülmektedir. Bundan sonraki zirvede, Avrupa Birliği'ni oluşturan
ve değişime uğrayan çeşitli Antlaşmaların birleştirilerek, anayasa etkisi
taşıyacak tek bir Antlaşmanın oluşturulması ve bir Avrupa Birleşik
Devletleri aşamasına geçilmesi öngörülmektedir.
Dünya tarihinde modernliğin temel altyapısı kabul edilen,
insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı laik, demokratik Ulus-Devlet bu
oluşum karşısında bazı sorunlar yaşamaktadır. Modern bir devletin temel taşı olan
"Hukukun Üstünlüğü" ilkesinin uygulanmasında, Birlik
Hukukunun Üstün olacağı kabulu ciddi bir hukuk altyapısı, anayasa ve egemenlik
tartışmasını gerektirmektedir.
Avrupa Birliği olgusunun hukuk alt yapısı, anayasası ve
egemenlik sorunlarını araştıran çok sayıda seçkin araştırma kuruluşu bulunmakta
ve bunlar çalışmalarını Internet üzerinde yayınlamaktadırlar. Ülkemizde çeşitli
Üniversitelerimizin Avrupa Birliği Araştırma Merkezleri bulunmakla birlikte çalışma
ve araştırmaların öncelikle Birliğin ekonomik yönleri üzerinde yoğunlaştığı
Hukuk sorunlarına fazla öncelik verilmediği gözlenmektedir. Hukukla ilgili
çalışmalar olsa bile bunlar pek dikkati çeker konumda değildir.
Avrupa Birliği olgusunun hukuk açısından incelenebilmesi
için ülkemizde, dikkat çeken bir ağırlığı olan bir otorite kuruluşun ileri
düzeyde araştırma ve yayın yapması gerekmektedir. Böyle bir kuruluşun Devlet
Başkanlığı öncülük ve liderliğinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK' ün Türk
Tarihi ve Türk Dili araştırmalarına öncülük etmesi ve
destek olması gibi, Avrupa Birliği ve Yönetişim Sistemleri Hukuku
konularında, değerli Devlet Başkanlığımızın öncüğünde bir İleri
Araştırma Enstitüsü oluşturulması, bu çalışmalara hayat kazandıracak ve
ekonomik ve politik sistemlerimize ışık tutacaktır.
9. Mayıs. 2001
Doç. Dr. Kutlu MERİH
EYLEM Stratejik Yönetim Uzmanı
|
|