|
4.2- AB Projesinin Darboğazları
4.2.1-
Birliğin Politik Yapısı Demokratik Bir Tabana Dayanmamaktadır
(Democratic Deficit)
Avrupa
Birliği sosyopolitik yapısı demokrasilerin parlamento kontrolu
altındaki yasama, yürütme ve yargılama bağımsızlığı modelinden
farklıdır. Birlik esas olarak politik bir bütünleşme olarak
tasarımlanmadığından temel yapılanması ekonomik bütünleşme organlarına
dayanmaktadır. Yasama fonksiyonu Üye ulus-devletlerin hükümetler-arası
antlaşmalarına dayanarak gerçekleştirilmektedir. Seçmen kontolunde
olmayan ve diekt atama ile görev alan Avrupa Komisyonu ise yürütme
fonksiyonunu gerçekleştirmektedir. Bu mekanizma Avrupalı seçmenlerin
parlamenter kontrolu dışında çalışmakta ve anayasal meşruiyet
konusunda bir ikilem ve sapma yaratmaktadır. Diğer taraftan
Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa Merkez Bankası
kurumlarının anayasal pozisyonları, yetki ve kapasiteleri de
geleneksel anayasal kuvvet ayırımı ve parlamenter kontrol ve dengeler
yaklaşımı açısından sorunlu bir görünüm yansıtmaktadır.
Birlik
kurumları Avrupa halkları nezdinde düşük düzeyde bir otorite ve
saygınlık sahibidir. Avrupa halkları bu kurumların varlığı ve
fonksiyonları konusunda bile yeterli bir bilgi ve bilinç düzeyinde
değildir. Bu durum kurumların doğal demokratik süreçler sonucunda
oluşmamış olmalarından, gerekli kamusal sorumluluk ve açıklık
özellikleri taşımamalarından ve medyanın sorunları ansıtmadaki
yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bunun belirgin bir örneği Avrupa
Komisyonunda yakın bir geçmişte yaşanan yolsuzluk skandalı ve
Komisyonun tamamen yenilenmesi olayıdır. Bir çok Birlik üyesi halkı
kendilerini "Avrupa Vatandaşı" olarak değil, kendi ülkelerinin
vatandaşı olarak algılamakta ve bu da Avrupa Parlamentosu (EP)
seçimlerine giderek azalan bir ilgi gösterilmesine neden olmaktadır.
Bu
demokratik yapıdaki yetersizlik ve uyumsuzluklar, Birliğe karşı
gösterilen kamuoyu ilgisizliği, yapılan hükümetler-arası antlaşmalarda
ulus-devlet yetkilerinin azalmasına ve Avrupa insanlarının hukuki
statülerini erozyona uğramasına engel teşkil etmemektedir. Avrupa
ulus-devletlerinin insanları amacını ve gereğini çok iyi anlamadıkları
bir ulusal bütünleşme girdabına giderek daha fazla kapılmakta ve bunun
olumsuz sonuçlarını giderek daha fazla hissetmektedirler. 2001 Nice
Antlaşmasının ratifiye edilmesi ve 2004 yılında "Temel Haklar
Şartı" çekirdeği etrafında bir Birlik Anayasası nın kabul edilmesi
ile Avrupa insanları kendi iradeleri dışında oluşmuş bir bürokratik
totaliter süper devletin vatandaşları durumuna gelecek ve bu
süperdevletin Avrupa insanları üzerinde vergileme dahil, ulus-devlet
yetkilerin aşan yetkileri oluşacaktır.
4.2.2-
Mevzuat Yakınlaştırılması Yeni Bürokratik Yükler Yaratıyor
Avrupa
Birliği, Avrupa halklarının üzerinde ağırlığın şimdilik
kaldırabildikleri fakat genişleme ve derinleşme ile birlikte uzun
dönemde kaldıramayacakları ciddi bir Birlik bürokrasisi yükü
getirmektedir. Birliğin gelişmiş ülkelerinde bu yük, mevzuat uyumu ve
yakınlaştırılması olarak milli gelirlerini yüzde onu seviyesine
ulaşmaktadır. Bu ise bir çok ülkedeki realist araştırmacıları
Birliğin maliyet ve faydaları üzerinde ciddi bir şekilde durmaya
götürmektedir.
Diğer
taraftan Avrupa Birliği esas olarak bir ekonomik bloğun 350 milyon
gelişmiş tüketicisine hitap eden bir "Korumacılık"
projesi olduğundan Birlik diğer küresel oluşumlar ile de aktüel ve
potansiyel çelişme ve çatışmalar yaşamaktadır. Bunların başında Dünya
Ticaret Örgütü, Amerika ve Asya daki diğer ticaret blokları
gelmektedir. Avrupa Birliği üye olmayan ülkelere rasyonel gerekçelere
dayanmayan anti-dumping kısıtlamaları getirmekte ve bunların sonucunda
aleyhine açılan davaları kaybetmektedir.
4.2.3-
Avrupa Pazarı Korumacılık Taktikleri ile Dış Rekabete Kapalıdır
Günümüzde yaşanan Avrupa sorunlarının birçoğunun kökeninde bütünleşme
sürecinin yapısal mekaniği bulunmaktadır. Avrupa geçmişinin ideolojik,
politik ve sosyal kalıntıları, zamanında anlamlı olduğu halde şimdi
anlamı kalmamış ekonomik ve hukuksal düşünce gelenekleri projenin
istendiği ve beklendiği gibi gelişmesinde ayak bağı olmaktadır. Savaş
sonrasında Avrupa'nın yeniden yapılanma çalışmaları, masraflı bir
sosyal devlet uygulaması, çeşitli yeniden-dağıtım mekanizmaları ve
bürokratik yapılanma aşılması güç engeller oluşturmaktadır. Bu
olgular, temel Avrupa değer ve ideallerinden kaynaklanma iddialarına
karşılık Avrupa'nın günümüzdeki küresel rekabet ortamında etkili bir
aktör olmasını engellemekte ve Avrupa'nın maliyeti yüksek korumacılık
engellerinin arkasına saklanma zorunluluğunu yaratmaktadır. 1987 de
oluşturulan Tek Pazar, bu gün 100.000 sayfayı ve 20.000 yönerge ve
direktifi aşan bir bürokrasinin altında ezilmektedir. Acquis
Communautaire olarak bilinen bu Avrupa mevzuatı giderek
hacmini ve kapsamını da genişletmektedir. Birliğin serbest pazar
ekonomisine mi? yoksa merkezi planlamalı komuta ekonomisine mi? sahip
olduğun söyleyebilmek olanaksız hale gelmiştir. Bir çok analist
mevzuatın bir serbest pazar ekonomisi için fazla kapsamlı ve gereksiz
olduğunu savunmaktadır. Bütün bu mevzuat çeşitli sektörel ve ulusal
lobilerin çelişmeli ve çatışmalı çıkarlarını uzlaştırabilme uğruna
oluşmaktadır. Birliğin standartlarını ve performansını geliştirme
görünümü altında çeşitli sosyal ve ekonomik etki gurupları kendi
çıkarlarını güvence altına alacak "korumacılık" önlemlerinin
uygulamaya geçmesini ve Avrupa pazarının dış girişimlere karşı
korunmasını sağlamaktadırlar. Bu süreç sonucunda Avrupa pazarlarının
bir çok segmenti, dış rekabetin etkisine karşı koruma altına alınmış
durumdadır. Bu koruma mekanizmaları Avrupa ekonomisini etkileyen
yerleşik elitler tarafından düzenlenmekte ve birliğe üye olup olmamak
korumacığı azaltmamaktadır.
4.2.4-
Ortaklaşa Savunma ve Güvenlik Konsepti Kuşku Yaratıyor
Avrupa
tarihini temel savunma ve güvenlik önceliklerinin başında önce
Müslüman Osmanlı İmparatorluğu'nun sonra ise Ortodoks Rus
İmparatorluğu'nun Avrupa içersinde ilerlemesini engellemek
oluşturmuştur. Bu tehlikelerin uzak olduğu dönemlerde ise Avrupa
halkları kendi aralarında şiddetli dinsel ve etnik çatışmalardan
kaçınmamışlardır. Bu savaşların en şiddetli ve kanlı, 50 milyonu aşkın
insanın hayatına mal olan ikisinin son yüzyıl içinde Avrupa'da
yaşandığı unutulmamalıdır. Buna göre bir Avrupa Birliği oluşturma
fikrine temel teşkil eden stratejik düşüncenin, bir ortaklaşa Avrupa
savunma ve güvenlik işbirliği oluşturmak olduğu söylenebilir. Bu
yaklaşım, Birliğin İkinci Temel Kolonu (Second
Pillar) olarak bilinmektedir.
Avrupa
Ülkelerinin kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk yüklenme
arzuları bazı olumsuz denebilecek gelişmelerin de gözlenmesine neden
olmaktadır. Bir çok devletin kaybettikleri dünya devleti olma
satatülerini yeniden kazanma arzu ve hırsları, anlamsız ve gereksiz
bir anti-Amerikan pozisyon benimsemelerine, Rusya karşısında stratejik
pozisyonlarını yeniden değerlendirme durumunda olmalarına yol
açmaktadır. Buna karşılık bu politikalar gerçekçi bir askeri altyapı
ile desteklenememektedir. Kaynaklarını kendi refahları için kullanan
Avrupa ulusları Rusya ve Amerika karşısında politikalarını
destekleyecek yeterli askeri altyapıyı oluşturamamıştır. Savunma
bütçelerini arttırma eğilimleri ise sosyal refahtan taviz verme
gereğini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan askeri bir güç oluşturma
ver NATO dan bağımsız askeri örgütlenmeler girişme projeleri, küresel
stratejik bağlantıları tehlikeye atarak Avrupa kültür ve uygarlığının
daha büyük riskler altına girmesine enden olmaktadır.
4.2.5- Temel
Haklar Şartı Hak Yaratmıyor, Hak Kısıtlıyor
Avrupa
Birliği tarafından, Nice Zirvesi sonrasında yayınlanma ve kabul edilme
durumunda olan "Temel Haklar Şartı" belgesi de
Türkiye'nin laik ve demokrat bir cumhuriyet olma özellikleri ile ters
düşen provizyonlar taşımaktadır. Ayrıca bu belge Türk insanına sahip
olmadığı yeni haklar getirmek yerine sahip olduğu hakları kısıtlama
yetkisini getirmektedir (54. Madde). Gerçekte bu belgenin bir Avrupa
Anayasasının temelini oluşturması Birliğin gelecekte Totaliter
Bürokratik bir yapıya dönüşeceği kuşkusunu uyandırmaktadır. Avrupa
Birliği bu belge ile gerçekte Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin yetkilerini reddetmekte ve Luxemburg'daki Avrupa Adalet
Divanı için insan hakları alanında yetkiler yaratmaktadır. Bu
mahkemenin yetkileri, üye devletlerin ulusal hukuk sistemlerinin temel
yapısına ciddi ve tehlikeli müdahaleleri içermektedir. Bu şartlar
belgesi yerine üye ülkeler Birliğin hangi alanlarda hukuki müdahale
yetkilerinin olacağını belirleyen bir protokulu benimsemesi
gerekmektedir.
4.2.6- AB
Hiyerarşik yapılanmaya Gidiyor
Gündemdeki yaklaşım "esnek" veya "çok-vitesli" Avrupa Birliği
modelinin benimsenmesidir. 30 ülkeyi kapsayacak bir genişleme
koşullarında başka bir model gerçekçi görülmemektedir. Buna alternatif
olarak önerilen, bazı ülkelerin bazı uygulamalara katılmama hakkının
kabul edilmesi ise birliği daha karmaşık sorunlara muhatap hale
getirmektedir. Bu durumda gerçekçi çözümün, birliğin bütünleşme ve
derinleşme düzeyini bütün üyelerin katılabilecekleri düzeyde tutmak
olarak görülmesine karşılık, Birliğin güçle üyeleri kendi öncelik ve
çıkarlarına ağırlık verem modeller üzerinde ısrar etmektedirler. Bu
tür modellerin ise "birinci-sınıf" ve "ikinci-sınıf" ve belki de
"üçüncü-sınıf" birlik üyeleri yaratacağı açıktır. İdeal birlik modeli,
her üyenin eşit olarak katılabileceği bir yapıda olmalıdır. Buna göre
etkisiz ülkelere sistemde merkezin çekimine kapılmış satelitler
halinde bulunacaktır. Şimdiki uygulama da neredeyse bunu
yansıtmaktadır.
Şimdik
eğilim birlik içinde bir "yerçekimi merkezi" oluşturmak ve bazı
ülkelere diğerlerinin kabul edeciği norm ve standartları belirlemek
yetkilerini verilmesi olarak belirginleşmektedir. Ulus-devlet
geleneklerine ve egemenlik haklarına ters düşen bu anlamsız
uygulamanın Türkiye Cumhuriyeti tarafından da kabul edilemeyeceği
açıktır.
4.2.7-
Ortak Para Birliği (EMU) Finansal Birliği Zorluyor
Avrupa
Para Birliği ekonomik görünümüne karşılık öncelikle politik ağırlıklı
bir projedir. Tek para birimi, egemenlik haklarından vazgeçmenin ve
bir federal süper-devlete dönüşmenin en belirgin göstergesidir.
Ekonominin temel kuramlarına göre bu tür bir parasal birliğin
gelecekteki başarısı oldukça kuşkuludur. Para birimi sadece bir
ekonomik olgu değil aynı zamanda bir ekonominin temel tercihlerin,
önceliklerini yansıtan önemli bir olgudur. Aynı para biriminin Nordik
ülkelerin öncelikleri ile Akdeniz ülkelerinin önceliklerini
yansıtabileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Yeni ülkelerin üyeliğe
kabulu için bir önkoşul olarak öne sürülen ortaklaşa para birimin
kabulu aday ülkelerin önüne bazı ciddi ekonomik sorunların çözümünü
koymaktadır. Merkez Bankaları ortadan kalkmış olan ülkelerin kendi
mali ve finansal pazarlarını nasıl regüle edebilecekleri net bir
açıklığa kavuşmuş değildir. Avrupa Birliği projesine katılma
rasyonellerinin neden para birliğine de geçmeyi gerektirdiği şu anda
üye olan ülkeler için dahi çok açık değildir.
Egemen
bir ulus-devlet finansal bir birliğe kesinlikle hayır demelidir. Bunun
anlamı vergileme, sosyal-güvenlik, transfer harcamaları ve
devlet-yardımı gibi uygulamaların ulusal önceliklere bağlı olmadan
uniformlaştırılması anlamına gelir ki önemli bir egemenlik
transferidir. Bunun dışında vergi ve sosyal güvenlik harcamalarının
harmonize edilmesi serbest dış ticaretin esasını oluşturan kıyaslamalı
üstünlük özelliklerinin giderilmesine ve Birliğin sağladığı ticaret
avantajlarının yok olmasına yol açacaktır.
4.2.8- Ortaklaşa
Güvenlik ve Savunma Politikaları ve NATO İlişkileri
Birliğin
ikinci dayanağı olarak bilinen "Ortaklaşa Güvenlik ve Savunma
Politikaları" açısından NATO ile ilişkiler özel bir önem taşımaktadır.
Gerçekte NATO, Avrupa'nın güvenliği için gerçekleştirilen tek savunma
örgütüdür. Avrupa'nın NATO ve Atlantik ötesinde ABD ile ilişkilerini
zayıflatacak herhangi bir proje Avrupa'nın kendi güvenliği için
sakıncalı olacaktır. Bir NATO üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti,
Avrupa'yı ilgilendiren her türlü güvenlik ve savunma projesinde
kararlara katılan eşit bir üye olarak yer almalıdır. Avrupa güvenliği,
Avrupa Birliği kapsamının ötesinde bir stratejik projedir. Buradaki
öncelikler ekonomik ve politik öncelikler ile bağdaştırılamaz. Avrupa
Birliği, NATO olanakları dışında bir savunma ve güvenlik yapısı
oluşturmakla kaynakları etkin kullanmayacak ve projenin fizibilitesini
zedeleyecektir. NATO nun ilgisiz kalarak Birliğin müdahale etmesini
gerektirecek herhangi bir gelişme söz konusu olmamıştır. NATO
olanaklarının kullanılması ise ancak NATO üyelerinin operasyonlara tam
ve eşit üye olarak katılmaları ile mümkün olabilmelidir.
Avrupa
Birliği projesinin rasyonellerin ötesinde genişleme eğilimi taşıması,
Birlik içinde bazı koalisyonların ve ittifakların da doğmasına yol
açacaktır. Birlik üyelerinin gelirleri harmonize olmakla ekonomik
öncelikleri ve potansiyelleri harmonize olmayacaktır. Ekonomik
potansiyelleri ve ölçekleri dolayısı ile çıkarları benzer yapıda olan
ülkeler giderek ittifaklar oluşturacak ve Avrupa içinde Nordik,
Atlantik, Doğu Avrupa gibi blokların oluşması sözkonusu olacaktır. Bu
ittifaklara katılmak veya bunlar karşısında konum ve çıkarları
savunmak Türkiye Cumhuriyeti için yeni dış politika alanı ve uzmanlığı
oluşturacaktır. Bütün bu ittifak ve yakınlaşmaların ise Birliğin güçlü
kurucu mimarları olan Almanya ve Fransa karşısında uğrayacağı
müdahaleler de gözden uzak tutulmamalıdır. Avrupa Birliği genişledikçe
ve derinleştikçe farklı uluslararası gerilim ve çatışmaların da
kaynağını oluşturabilecektir. Birliğin Konfederatif veya federatif
yapıda örgütlenmesi konusunda uyuşmazlıklar potansiyel gerilimlerin
belirginleşen öncülleridir.
Henüz su
üstüne çıkmayan bir gerilim Çek Cumhuriyetinin birliğe kabul edilmesi
için Almanya ile II: Dünya savaşından kalan sınır ve göçmen
sorunlarının Almanya'nın talepleri doğrultusunda restore edilmesidir.
Bu konularda sessiz fakat yoğun lobicilik faaliyetleri söz konusudur.
Türkiye için diğer bir önemli sorun, Kıbrıs sorununun net bir çözüme
kavuşturulmadan Güney Kıbrıs'ın Birlik tarafından öncelikle kabul
edilme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım Birliğin politik konulardaki
yaklaşımının ne kadar gerçekçilikten ve rasyonellikten uzak
olabileceğinin göstergesidir. Ayrıca Birliğin kendi içindeki ve aday
ülkelerdeki yoğun insan hakları sorunlarına aldırmadan Türkiye ,ile bu
gerekçelerle müzakere masasına oturmaması da Birliğin oluşumunun
ekonomik ve politik gerçekçilikten oldukça uzak olduğu izlenimini
vermektedir.
|