3.1- Avrupa Birliği Genişleme Süreci
3.1.1- Altılar Avrupasından
Onbeşler Avrupasına
AB’nin üç büyük (Fransa,
Almanya, İtalya) ve üç küçük (Belçika, Hollanda, Lüksemburg) ülkesinin
başlattığı entegrasyon süreci, uzun süre (1952-1972) kendi içinde
kısıtlı bir bölgeselleşme hareketi olarak götürülmüştür. Bu sürecin
sonunda bazı sorunlarla birlikte AB, dört başarılı genişleme
gerçekleştirerek 15 üyeli bir birlik haline dönüşmüştür.
Genişlemeler:
1973 Danimarka, İrlanda ve İngiltere
1981 Yunanistan
1986 Portekiz ve İspanya
1995 Avusturya, Finlandiya ve İsveç
AB’nin geçmişteki genişleme tecrübeleri sonucunda şu temel stratejiler
oluşturulmuştur;
- Toplulukla tam
üyelik müzakeresi yapıyor olmak, yeni bir topluluk kurmak ya da
yeni bir Topluluk müktesebatı oluşturmak anlamına gelmemektedir.
- Topluluğa katılmayı
amaçlayan ülke, “a priori” (kayıtsız-şartsız) olarak Topluluk
müktesebatını kabul eder.
Söz konusu devletle müzakere edilecek konu, bu müktesebata hangi
sürelerde uyum sağlayacağını belirlemekle sınırlıdır.
- Aday ülkelerle
yapılan müzakereler sonunda oluşturulan “Katılma Anlaşmaları”
Topluluğun primer (birincil) kaynağı olarak kabul edilmektedir.
- AB açısından
“Katılma Antlaşmaları” yeni üyeler kendi yükümlülüklerini yerine
getirdiği ölçüde bu ülkelere haklar tanıyan anlaşmalar olarak
nitelendirilmektedir.
3.2-
Yeni Katılım Stratejisi ve
Kopenhag Kriterleri
1990’lı yılların başında Sovyetler
Birliği’nin dağılması ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin yıkılması ile
birlikte Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ), bugünlerde onuncu
yılını doldurmakta olan devletçi ekonomiden pazar ekonomisine geçiş
sürecini yaşamaya başlamışlardır. Bu sürecin başlarında yaşanan
sıkıntılar, yerini yavaş yavaş yeniden yapılanmanın getirdiği siyasi
ve ekonomik reformların hayata geçirilmesi dönemine bırakırken, Avrupa
Birliği (AB) de tarihten gelen bağları ve coğrafi yakınlıkları
nedeniyle komşularında yaşanan gelişmelere seyirci kalmamış ve geçen
10 yıllık dönem içinde bu ülkelerle gerek ticari ve ekonomik gerekse
siyasi anlamda bir yakınlaşma içerisine girmiştir.
Bu süre zarfında AB, öncelikle MDAÜ’nün demokratikleşme ve liberal
ekonomiye geçiş sürecini destekleyici nitelikte işbirliği yöntemleri
oluşturarak söz konusu ülkeler için teknik-mali yardım programlarını
(PHARE) yürürlüğe koymuştur. Daha sonra MDAÜ ile ilişkileri daha
sağlam temellere oturtmak üzere bu ülkelerle tercihli ticari
ilişkileri esas alan “Avrupa Anlaşmaları”nı akdetmiş böylece; AB, 1995
yılından itibaren MDAÜ’nün başlıca ticari partneri haline gelmiştir.
1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından itibaren Almanya’nın
öncülüğünde başlayan MDAÜ’lere doğru genişleme stratejisi, AB’nin dış
politikasının en önemli parçası halini almıştır. Gerek siyasi gerekse
sosyo-ekonomik olarak tek başlarına istikrar ve refahı
yakalayamayacaklarının bilincinde olan MDAÜ de AB’ye kayıtsız
kalmamışlar ve 1994 yılından itibaren AB’ye tam üyelik başvurusunda
bulunmaya başlamışlardır.
Aralık 1997 tarihinde
gerçekleştirilen Lüksemburg Zirvesi’nin ardından ise yeni üye devlet
adaylarının (MDAÜ) isimlerinin resmiyet kazandığı görülmüştür. Bugün
için MDAÜ’lerin yanı sıra Türkiye, Kıbrıs ve Malta’nın da tam
üyeliklerinin gerçekleşmesi durumunda, 28 ülkenin dahil olduğu AB
oluşumunun 21. yüzyılın en büyük siyasi ve ekonomik entegrasyon
hareketine dönüşmesi beklenmektedir. Ancak, gerek AB açısından gerekse
katılımcılar açısından genişleme süreci, önemli teknik, ekonomik ve
siyasi sorunları da beraberinde getirecektir.
Bu bağlamda, özellikle “Gündem
2000” raporu, Lüksemburg, Cardiff ve Helsinki Zirveleri sonuç
bildirgeleri ile Avrupa Komisyonu tarafından 13 aday ülke için
hazırlanan yıllık değerlendirme raporları, genişlemenin yarınına ve
genişleme sürecinde Türkiye’nin konumuna ışık tutmaktadır.
1993 yılının Haziran ayı içinde Danimarka’nın dönem başkanlığında
gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde, AB’ye tam üye olmak isteyen
adaylar için yeni kriterler belirlenmiş ve bu kriterler aracılığı ile
AB kendi kimliğini yeniden tanımlamıştır.
3.2.2-
Kopenhag Kriterleri ve Gündem 2000
Üç ana başlık altında toplanan
ve adayların tam üye olmaları için uymaları zorunlu olan kriterler
şunlardır;
·Demokrasiyi, hukukun
üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıklara saygıyı ve azınlıkların
korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamak,
(siyasi kriter)
·İşleyen bir pazar ekonomisine sahip olunmasının yanı sıra, AB
içindeki rekabet baskısı ile piyasa güçleri karşısında durabilmek
yeteneğine sahip olmak, (ekonomik kriter)
·Siyasi, Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere tam
üyelikten kaynaklanan yükümlülüklere uyum yeteneğinin olması,
(Ekonomik ve Parasal Birliğe uyum, Topluluk müktesebatına uyum,
Topluluk müktesebatını uygulayabilmek için idari ve hukuki kapasite)
3.2.3- "Yeni Katılım
Stratejisi” nin başlıca araçları
Avrupa Anlaşmaları
MDAÜ-AB arasında 1992-1996 yılları arasında imzalanarak yürürlüğe
giren “Avrupa Anlaşmaları”, taraflar arasında ticareti
serbestleştirmek ve geliştirmek, ekonomik, sosyal, kültürel, ve mali
işbirliğini sağlamak, MDAÜ’lerin demokrasi ve piyasa ekonomisine
geçişine yardımcı olmak ve bu ülkelerin aşamalı olarak AB’ye entegre
olabilmelerinin alt yapısını tesis etmek amacıyla düzenlenmiş olan
“Ortaklık Anlaşmaları”dır.
“Avrupa Anlaşmaları”nın içerdiği konular aşağıdaki başlıklar halinde
özetlenebilir;
-Siyasi diyalog,
-Malların serbest dolaşımı,
-İşgücünün serbest dolaşımı, yerleşme hakkı ve hizmet arzı,
-Sermayenin serbest dolaşımı,
-Ödemeler dengesi,
-Rekabet politikası, tarım politikası ve diğer ortak politikalar,
-Mevzuatın yakınlaştırılması,
-Ekonomik, kültürel ve mali işbirliği,
-Ortaklık organları,
-Nihai amaç ve hükümler.
Bu açıdan bakıldığında AB-Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması
ile Gümrük Birliği Anlaşması’nın Avrupa Anlaşmaları ile eşdeğer olduğu
belirtilmektedir.
Katılım Ortaklığı
Katılım öncesi stratejisinin
başlıca araçlarından biridir. Aday ülkenin tam üyeliğe hazırlanmak
için yerine getirmesi gereken temel kısa ve orta vadeli öncelikleri
ortaya koyan ve bu önceliklere destek olmak için AB’nin vereceği mali
yardımları ve bu yardımların koşullarını gösteren, aday ülke ile
AB’nin ortaklaşa hazırladıkları kapsamlı bir metindir. Katılım
ortaklıkları zamanla değiştirilebilmekte olup, kamu oyuna açıktır.
Ulusal Program
(Accession Partnership)
AB’nin teknik yardımıyla aday
ülke tarafından hazırlanan müktesebata uyumda atılacak adımların ve
diğer katılım önceliklerinin uygulanmaya sokulma sırasını ve bu
uygulamalar için öngörülen kurumsal ve mali gereksinimler ile uyum
takvimini gösteren kapsamlı bir faaliyet planıdır.
Tarama
(screening)-Müktesebatın Analitik İncelenmesi
Uyum sürecinde ve tam üyelik
müzakereleri esnasında Topluluk müktesebatını daha iyi anlayarak
ortaya çıkabilecek problemleri belirlemek ve çözmek, bu şekilde süreci
hızlandırmak amacıyla, AB komisyonu teknik servisleri ile aday ülke
kamu yönetimi yetkilileri arasında mevzuatların 31 ana başlık (Ek 2)
altında incelenmesi için kurulan bir diyalog mekanizmasıdır.
Tam Üyelik Sürecinde
İzlenen Yol
AB Komisyonu, yeni katılım
stratejisi kapsamında, genişleme sürecine yeni bir ivme kazandırmak ve
bu süreci mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ileri götürebilmek için;
·Üyelik hazırlıklarında, orta
vadede (1-5 yıl arası) üyelik koşullarını yerine getirebilmek için
yeterli ilerleme kaydetmiş ülkelerle,
·Kopenhag politik kriterlerini karşılayan tüm aday ülkelerle,
tam üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını, AB Konseyine tavsiye etmektedir.
Komisyon, aday ülkelerin
politik, ekonomik ve diğer kriterleri yerine getirmede ne ölçüde
ilerlediğini Düzenli İlerleme Raporları ile belirlemekte ve
önerilerini Konsey’e sunmaktadır. Komisyon, bu raporların hazırlanması
esnasında Tarama Raporları (Screening Report), Avrupa Anlaşmaları,
Katılım Ortaklıkları ve Müktesebatın benimsenmesi için Ulusal
Programlar gibi bütün izleme araçlarını etkin bir şekilde kullanmakta
ve bunlar arasında irtibat kurmaktadır.
Konsey, Komisyonun Düzenli
İlerleme Raporlarını inceleyerek aday ülkelerle tam üyelik
müzakerelerin başlanması, sürdürülmesi ya da tam üyeliğe kabul
edilmesi konularında nihai kararları almaktadır.
Tam üyelik yolunda izlenen bu yöntem AB ve katılımcılar için şu
avantajları beraberinde getirmektedir;
·Sağlanmış olan genel
ilerlemenin objektif olarak değerlendirilmesi,
·Farklılaştırma ilkesinin tüm aday ülkelere objektif olarak
uygulanmasını sağlaması (buna göre, her ülke tam üyelik yolunda
Kopenhag kriterlerini yerine getirme durumlarına ve uyum sürecindeki
hızlarına göre farklı ilerleyecektir),
·Müzakere ve hazırlık süreci arasında paralellik sağlayarak, katılım
anlaşmalarının onaylanmama riskinin azaltılması.
3.2.4- AB’nin Beşinci Genişlemesi
12-13 Aralık 1997 tarihlerinde
gerçekleştirilen Lüksemburg Zirvesinde AB Konseyi, Komisyon’nun
“Gündem 2000” raporu doğrultusunda demokratikleşme ve liberalleşme
yönünde önemli yol almış olan Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan,
Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve
Kıbrıs’ın tam üyelik için aday ülkeler olduğunu ilan etmiştir. Aday
ülkeler arasında yer almayan Türkiye’nin ise sadece tam üyeliğe ehil
olduğu teyit edilmiştir.
Yine aynı Zirve’nin sonuç
bildirgesinde, Kopenhag kriterlerini yerine getirme düzeylerine göre
söz konusu ülkeler üç temel kategoriye ayrılmıştır.
Birinci kategoriyi oluşturan,
Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya ve Kıbrıs’ın
özellikle Kopenhag siyasi kriterini önemli ölçüde yerine getirdikleri
ve ekonomik kriterlere uyum yolunda hızlı adımlar attıkları
belirtilerek, bu ülkelerle 1998 yılı içinde tam üyelik müzakerelerinin
başlatılmasına karar verilmiştir. Ancak Kıbrıs, ilk grup içinde yer
almakla birlikte durumu siyasi sorun ipoteği altında olduğundan
birinci grup içinde bir alt grubu oluşturmaktadır.
Tam üye adaylıkları kabul
edilmekle birlikte, Kopenhag kriterlerine uyum açısından ilk gruba
göre daha geri bir aşamada bulunan Slovakya, Romanya, Bulgaristan,
Litvanya, Letonya ve 10 Eylül 1998 tarihinde tam üyelik başvurusunda
bulunan Malta ise ikinci kategoriyi oluşturmaktadır. Lüksemburg
Zirvesinde, bu ülkelerle tam üyelik müzakerelerinin daha ileri bir
tarihte başlatılmasına karar verilmiştir.
Söz konusu Zirvede adaylığı
kabul edilmeyen, ancak daha sonra 10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi
kararları ile AB üyeliğine aday olan Türkiye ise üçüncü kategori
içinde yer almaktadır.
AB, 2002 yılı sonundan itibaren
yeni üye devletleri kabul etmeye hazır olacağını açıklamıştır.
AB Komisyonu’nun en son
yayınladığı düzenli izleme raporu doğrultusunda Helsinki Zirvesinde,
Kopenhag kriterlerini yerine getirdiği kabul edilen ve ekonomik
kriterlere uymak için gerekli tedbirleri almaya hazır görülen
Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Malta, Romanya ve Slovakya ile tam
üyelik müzakerelerinin 2000 yılında başlatılmasına karar verilmiş ve
müzakereler açılmıştır. (Birinci grup aday ülkelerle müzakereler 1998
yılında başlatılmıştı). Böylece adaylığı onaylanan, ancak tam üyelik
müzakerelerine başlanmayan ve ne zaman başlatılacağı da belirlenmemiş
tek ülke olarak Türkiye kalmıştır.
Belirlenen bu hedeflerden para
birliği tahminlerin ötesinde bir seyir takip etmekte, müşterek savunma
ve dış politika alanında önemli adımlar atılmaktadır. Böylece AB
ekonomik bir birlik olmaktan çıkıp, tarihte örneği görülmeyen bir
organizasyon olma yolunda önemli mesafe kat etmiştir. Bugün AB gümrük
birliği, tek pazar, tarım politikası, altyapı, ticaret, ekonomik ve
para birliği, AB vatandaşlığı, tüketicilerin korunması, sağlık,
araştırma, çevre, sosyal politika, dış politikada işbirliği, müşterek
faaliyetler, barışı koruma, insan hakları, demokrasi, üçüncü ülkelere
yardım, Batı Avrupa Birliği, silahsızlanma, ekonomik hedefler, uzun
vadeli Avrupa güvenlik düzeni, mülteciler ve göçmenler siyaseti, dış
hudutların korunması, dolaşım, uyuşturucu ve organize suç örgütleriyle
mücadele, medeni hukuk ve ceza hukuku alanlarında işbirliği, polisin
müşterek çalışması gibi çok geniş bir yelpazede faaliyet
göstermektedir
|