| 2.2-
Avrupa Birliği Hukuku
AB, devletlere has genel
yetki özelliğine ve yeni yetki alanları yaratma erkine sahip
değildir. Buna karşılık, alışılmış manada bir uluslararası
teşkilat da değildir. Üye devletler belli alanlarda da olsa
hükümranlık haklarını AB’ne devrettiklerinden, AB geleneksel
manada devlet ile uluslararası kuruluş arasında bir yerdedir. AB
yayınlarında, mevcut konum “AB gelişme sürecinin sonu
değil, sadece nihaî hedefe doğru atılmış bir adımı”
olarak görülmektedir. Başka bir ifade ile Avrupa entegrasyonu
süreci devam etmektedir.
2.1 AB Kendine özgü hukuk
sistemine sahip
AB devletler üstü bir
teşkilattır. Kendine özgü, otonom ve kendi hakimiyet alanına sahip
bir hukuk düzenine sahiptir. Üye devletler AB yoluyla yasama
hükümranlıklarını sınırlamışlar, kendileri ve vatandaşları
üzerinde bağlayıcı olan özgül bir hukuk bütünü yaratmışlardır. AB
hukuku özerktir, doğrudan uygulanabilir ve ihtilaf halinde millî
hukuk karşısında üstünlüğü vardır. ABAD verdiği kararlarda ısrarla
AB hukukunun üye devletlerin hukuk düzenlemelerinin üstünde yer
aldığını vurgulamaktadır. Bu nedenle Fransa, İrlanda, Belçika,
Almanya, Avusturya, Portekiz, Yunanistan gibi bazı devletler
Anayasalarında düzenlemeler yapmak zorunda kalmışlardır.
AB hukuku üye devletler
hukukunun üstündedir. Üye devletlerin mahkemeleri de AB hukukuna
uymak zorundadır. İhtilaf vukuunda AB hukuku geçerli olacaktır. Bu
konuda üye devlet anayasa mahkemelerinin zaman zaman direndikleri,
ancak daha sonra AB hukukunun üstünlüğünü kabul ettikleri
görülmektedir. Millî mahkemeler hiçbir şekilde AB’nin hukuki
tasarruflarını kontrol etme ve onları geçersiz ilan etme yetkisine
sahip değildir. Hukuk metninin AB hukukuna aykırılığını tesbit
yetkisi sadece ABAD’nın yetkisindedir.
2.2- Karar Verme
Süreçelerinde Subsidiarity ve Demokrasi
Bu konuda ilk
üzerinde durulacak olan AB'nin karar verme süreçlerinin
niteliğidir. AB'de bir parlamento bulunmasına karşın bu
parlamentonun yetkileri çok sınırlıdır. Hemen hemen tüm temel
kararlar ve düzenlemelerde Bakanlar Konseyi yetkilidir. Bu
parlamentonun yapısı ulus-devletlerin istekleri dışındaki
kararların gelişmesine belli ölçüde açık olsa da Konsey bu
bakımdan çok daha güvenlidir. Konsey ulus-devletlerin
bakanlarından oluştuğu için genel olarak ulus-devletlerin
yetkilerini arındırıcı kararlar verme eğilimi yüksek değildir, öte
yandan kritik konularda oybirliği gerektiğinden tek bir ulusdevlet
bile kendisini koruma olanağı bulabilecektir.
Ulus-devletlerin yetkilerinin aşınmasını en aza indirgemek
Maastricht Antlaşması'ndan sonra AB'nin kabul ettiği
"subsidiarity" ilkesiyle sağlanmıştır denilebilir.
"Subsidiarity" (yetki ikamesi veya yetki paylaşımı) günümüzde
topluluğun temel yaklaşımlarından biri haline gelmiştir.
Subsidarite (Subsidiarity)
Bir Eurodili deyimi,
kararların , Avrupa Birliği düzyinde alınmadığı hallerde, daima
vatandaşa en yakın olan milli düzeylerde alınması gerektiğini ima
etmektedir. Bu deyim ilk defa Maastricht antlaşmasında kendini
göstermiş ve genel olarak AB ve Katılımcı ülke arasında karar alma
sürecinde Ulus-devlet etkilerini minimize etmek olarak
yorumlanmıştır. Bu ilkenin iki temel zaafı gözlenmektedir.
Birincisi bir hukuk sistemine esas olması açısından çok
bulanıktır. İkinci olarak ise bu kavram gerçekte ima ettiği
anlamda değil tersine bir etki ile çalışmakta ve aşağı düzeylere
delege edilmemiş her durumda otoritenin üst düzeylerde olacağı
anlamını vurgulamaktadır.
Maastricht Antlaşması,
subsidiarite ilkesinin, Birliğin özel yetki alanları
(exclusive competence) dışında uygulanacağını ve böylece
iktidarın üye ülkelere devrini engellemek amacını taşıyacağını
vurgulamaktadır. Antlaşma aynı zamanda, bir uygulama ulusal
düzeylerde yeterli bir başarı göstermediği veya Birlik düzeyinde
daha başarılı olabileceği durumlarda Birliğin inisyatif
alabilmesine olanak sağlamaktadır. Bu formülasyon, bir merkezi
süperdevlet oluşacağı korkusu taşıyanlara güvence verebilmek için
tasarımlanmıştır. Fakat bir karar yetkisinin üye ülkelere
devredilip edilmiyeceğine komisyon karar vermektedir ve Antlaşmayı
"giderek yakınlaşan bir birlik" doktrinine göre
yorumlayacak olan Avrupa Birliği Adalet Divanıdır (ECJ). Buna göre
bir ulus-devletin subsidiarite ilkesini Federalize bir Yasama
uygulamasına karşı kullanabilme şansı gerçekte çok küçük
kalmaktadır. 1997 Amsterdam Antlaşması, subsidiarite ilkesinin,
Birlik Hukuku ve Birlik Müktesebatı (Acquis Communutaire)
uygulamasının gerisinde olacağını vurgulamaktadır.
Maastricht
Antlaşması'yla Avrupa'nın bir siyasal birliğe yönelmesi üye
ülkelerin bazılarında AB'nin ayrı merkezileşmesi konusunda
kaygılar gelişmesine neden olmuştur. Bunun üzerine bu antlaşmanın
onaylanması konusunda üye ülkelerde yapılan halkoylamalarında
olumsuz sonuçlar çıkmaya başlamıştır. Danimarka'da olumsuz,
Fransa'da kılpayı olumlu bir sonuç elde edilince bu konudaki
şüpheleri gidermek için AB "subsidiarity" ilkesine işlevsellik
kazandırmıştır. Bu ilke ekonomik etkinliği kaybetmeden yönetim
faaliyetlerinin mekansal dağılımını en geniş biçimde
yaygınlaştırmayı amaçlıyordu. Her yönetim faaliyeti etkin olarak
görülebileceği en alt yönetim düzeyinde yer alacaktır. Bu ilkeye
uyulup uyulmadığı konusunda kuşku bulunması halinde yargıya
başvurulabilecektir.
Amsterdam Anlaşması ile
Topluluk hukukunun üstünlüğü konusu bir adım daha ileri
götürülmüştür. Uluslararası hukuk hükümlerinin normal yolla, yani
ülkelerin iç hukuk mekanizmalarından geçerek değil; AB içi bir
hukuki metinle ya da bu hukuk metni AB hukuku hükmü haline
getirilmek suretiyle yürürlüğe girmesi tartışılmaktadır.
2.3- AB Hukukunun Kaynakları
AB hukuku, devletler
hukukunun bir bölümü olarak görülmektedir. aynakları devletler
hukuku, devletler gelenek hukuku ve hukukun genel ilkeleri olarak
verilir.
AB hukuku;
1. kurucu antlaşmalar,
bunların ek ve protokolleri ile değişiklikleri ve üyelik
antlaşmalarından oluşan birincil mevzuattan,
2. hukukun genel ilkeleri,
örf ve adet hukuku; uluslararası antlaşmalar, yönetmelikler ve
uygulama yönetmelikleri, yönergeler/AKÇT tavsiyeleri/genel ve
özel kararlardan oluşan ikincil mevzuattan,
3. üye devletler
arasındaki anlaşmalardan,
4. üye devletlerin Konsey
bünyesinde toplanan temsilcilerinin kararlarından, 5. AB
hukukuna varlık kazandıran sözleşmelerden
oluşmaktadır.
AB hukuku bakımından
birincil (primär) ve ikincil (sekundär) hukuk ayrımı yapılmalıdır.
AKÇT, Euratom ve AET antlaşmaları ile Avrupa Tek Senedi,
Masstricht (AB) gibi antlaşmalarla bunlarda yapılan
değişikliklerin gerçekte AB’nin anayasası olduğu ileri
sürülmektedir (WEILER). AB anayasası bu şekilde yorumlanırsa
önemli bir özelliği esnekliği ve sürekli olarak değiştirlebilmesi
olarak gözlenmektedir. Organlar vasıtasıyla ve ülke anayasalarına
nazaran daha kolay biçimde değiştirilebilir.
Birincil hukuk kaynakları
üye ülkeler hukukunun üstündedir. Buna karşılık, AB organları
tarafından yapılan yasama faaliyetlerinin (ikincil hukuk)
üstünlüğü konusunda farklılıklar vardır.
Bunlar üçe ayrılabilir:
Yönetmelikler, yönergeler ve kararlar
Yönetmelikler
(Regulations)
(AKÇT Antlaşmasında Genel
Kararlar) AB kurumlarının millî hukuk sistemlerine müdahale
etmesine en çok imkân tanıyan yasama araçlarıdır.
İsimlendirilmelerinin aksine, kanun muadili hukuk metinleridir.
Bütün üye devletler için eksiksiz ve aynı biçimde geçerlidir.
Üye ülkeler mevzuatına eklenmesine gerek olmaksızın doğrudan
uygulanabilir. Millî hukukun üstündedir. Üye devletler, onların
idarî kurumları ve mahkemeleri doğrudan bunlara tabidir.
Yönetmelikler ağırlıklı olarak konsey, nadiren de Komisyon
tarafından çıkarılır. AP tarafından yasalaştırılmadığı için
demokratik meşruiyetten mahrumdur.
Yönergeler
(Directives)
(AKÇT Antlaşmasında
Tavsiyeler) Konsey ya da komisyon tarafından çıkarılırlar.
Mevzuatın tekleştirilmesine değil, uyumlaştırılmasına
yöneliktir. Üye devletlerin millî geleneklerinin ve
yapılanmalarının dikkate alınmasını sağlar. Sadece siyasî
hedefleri bakımından bağlayıcıdır. Ancak bunlara ulaşma biçimi
ve yönteminin seçimi millî mercilere bırakılır. Başka bir
deyişle muhatabı vatandaşlar değil üye devletlerdir. Yönergeler
üye devletlere belli bir müddet vermekte ve genellikle hiç ya da
çok az bir hareket alanı bırakmaktadır. İstisnai hallerde, bir
yönerge ABAD kararı ile doğrudan geçerlilik kazanabilir. Yani
kişiler tatbikata geçirme müddeti geçtikten sonra bir üye ülkeyi
bu yönergeye göre dava edebilir.
Kararlar
(Decisions)
(AKÇT Antlaşmasında
Münferit Karar) Münferit durumları düzenlerler. Bu kararlarla,
bir üye devlet ya da AB vatandaşına haklar ya da mükellefiyetler
getirilebilir. Başka bir ifade ile kararlar, yönetmeliklerden
faklı olarak münferittir ve yönergelerden farklı olarak da
muhatap aldığı bölümlerin tamamı için bağlayıcı ve doğrudan
geçerlidir. Millî devletler tarafından münferiden tatbik edilir.
Kararlar da, yönergelerde olduğu gibi istisnai hallerde doğrudan
geçerlik kazanabilmektedir.
Bunların yanında
tavsiyelerden ve tavırlardan söz edilmektedir. Ancak bu kategoride
yer alan hukuk kaynakları AB vatandaşları için bağlayıcı değildir.
Bunlar esas itibariyle siyasî ve ahlâkî anlama sahiptir.
AB’nin devletler hukukuna
göre yaptığı anlaşmalar üye ülkeler bakımından geçerli iken, hepsi
yürürlüğe koysa bile üye ülkelerin devletler hukukuna göre
yaptıkları sözleşmeler prensip olarak AB’yi bağlamamaktadır.
Üye ülkeler anayasalarında
AB hukukunun bu özelliklerine uygunluğu sağlayacak değişiklikler
yapmışlardır. (KARLUK) AB hukukunun devletler üstü olma niteliği,
üye devletler ve vatandaşlar bakımından bağlayıcı hukukî
düzenlemelerin belirli hallerde oyçokluğu ile de alınabilmesi
karşısında özel bir önem kazanmıştır.
AB hukuku, AB vatandaşlarına
(üye ülke vatandaşlarına) serbest dolaşım ve ikamet, mahallî
idareler ve Avrupa seçimlerine katılma, birlik organları ve
kurumlarını AP’na şikayet etme hakkı verir. Üye ülkeler, kendi
devleti üçüncü ülkelerde temsil edilmeyen birlik vatandaşlarına
kendi vatandaşlarına sağladıkları diplomatik (devletler hukukuna
aykırı muamele halinde müracaat) ve büyükelçilik (hukukî, sosyal
ve ekonomik) korumasını sağlamakla yükümlüdür.
2.4- AB Yasama Süreci
AB kararalarında esas irade
Konseydedir. Üç usul vardır:
1. Genel geçerliliği
olan yasama tasarrufları için Komisyon teklifi usulü,
2. Avrupa Tek Senedinin
getirdiği işbirliği usulü ve
3. AB Antlaşmasının
getirdiği ortak karar usulü.
Komisyon Teklifi
Usulü
Genel usuldür. Konseyle
Komisyon arasında işbölümüne dayanır. Komisyon teklif eder, Konsey
işlem yapar. İnisiyatif hakkı Komisyondadır. Komisyonda tasarının
kabulü için oy çokluğu yeterlidir. Pratikte AP’na da danışılır.
Bazı durumlarda Ekonomik ve Sosyal Komitenin de görüşünün alınması
zorunludur. Komisyon alınan görüşlerle birlikte teklifini tekrar
Konseye gönderir. Burada Daimi Temsilciler Komitesi tarafından
incelenir ve karara bağlanır. Bundan sonra Konseyin kabul
etmesiyle yasama süreci tamamlanır. AB’nin 9 resmi dilinde kaleme
alınıp, onaylandıktan sonra AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak
yürürlüğe girer.
Kurumsal İşbirliği
Usulü (AT Antlaşması, Madde 189c)
İç pazar, sosyal politika,
ekonomik ve toplumsal kaynaşma ile araştırma-geliştirme
konularında uygulanır. Vergi, serbest dolaşım, işçi hak ve
çıkarları konuları oybirliği ile diğerleri nitelikli çoğunlukla
karara bağlanır. Süreç yine Komisyonun teklifi ile başlar. Teklif
hem AP’na hem de Konseye iletilir. AP ilk müzakereden sonra
Konseye görüşünü bildirir. Konsey bir ortak tasarı hazırlar ve
bunu tekrar AP’na gönderir. AP üç ay içinde aşağıdakilerden birini
yapar:
1. Konsey ortak tasarısını
kabul eder ve Konsey de bunu kesin karara bağlar.
2. Görüş belirtmezse
Konseyin tasarısını kabul etmiş sayılır.
3. Reddeder. Bu durumda
tasarının Konsey tarafından kabulü için oybirliği gerekir.
4. Bazı değişiklikler
önerir. Bunlar komisyon tarafından kabul edilirse konsey tadil
edilmiş metni nitelikli çoğunlukla kesinleştirilebilir. Komisyon
reddederse ya da onun incelediği metinde değişiklikler yapılırsa
oybirliği gerekir.
Bu usulde konseyin yasama
sürecinin durmasını sağlama imkanı vardır.
Ortak Karar Usulü
(AT Antlaşması, Madde 189b)
Yine Komisyonun AP ve
Konseye gönderilen teklifi ile başlar. AP teklif üzerinde ilk
görüşmesini yapar ve görüşünü Konseye bildirir. Konsey bir ortak
tasarı hazırlar. Bu tasarı Komisyonunki ile aynı ise oyçokluğu,
değişiklik ihtiva ediyorsa oybirliği gerekir. Ortak tasarı ikinci
kez görüşülmek üzere tekrar AP’na gönderilir. AP şu üç yoldan
birini izler:
1. Ortak tasarıyı kabul
eder ya da hiç görüş bildirmezse Konsey tasarıyı kesin karara
dönüştürür.
2. Ortak tasarı metninde
değişiklik yaparsa, Konsey ve AP temsilcilerinin eşit oranda
katıldığı bir Uzlaşma Komitesi kurulur. Uzlaşma sağlanırsa bu
metin kabul edilir.
3. AP ortak tasarıyı
tümüyle reddederse Konsey yine Uzlaştırma Komitesi kurulması
yoluna gidebilir.
Bir uzlaşma sağlanamadığı
takdirde, Konsey altı hafta içinde ortak tasarıyı nitelikli
çoğunlukla onaylayabilir. Ama AP üçüncü görüşmede metni tekrar
salt çoğunlukla reddedebilir ve bu durumda teklif düşmüş olur. Bu
halde AP’nun bir nevi veto hakkı vardır.
Birlik Hukukunun
Koruması : Avrupa Adalet Mahkemesi (ECJ)
ABAD ve onunla bağlantılı
Bidayet Mahkemesi tarafından yerine getirilir. ABAD danışma organı
niteliğini de haizdir. AB’nin devletlerle ya da uluslararası
örgütlerle imzalamak istediği sözleşmeler konusunda mütalaa
verebilir. Bu mütalaalar hukuken bağlayıcıdır. uyulmaması halinde
ulus-devletller ağır para cezlarının muhatabı olabilirler.
ABAD antlaşmaların ihlaliyle
ilgili davalara (AT Antlaşması, Madde 169), iptal davalarına
(Madde 173) ve işlem eksikliği davlarına (Madde 175) bakar.
Tazminat (Madde 178 ve 215/2), personel ihtilafları (Madde 179) ve
ara kararlar (Madde 177) da ABAD’ın yetki alanındadır.
|