turklog.gif (2259 bytes)

logturkab.jpg (3101 bytes)

ablog.gif (1603 bytes)

AB Antlaşmalarında Süperdevlet Provizyonları

EYLEM : Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Son güncelleme : 12.07.2001

Kaynak : http://www.turkab.net/ab/abmenu.htm

Giriş

 

AB SÜPERDEVLETİ aşamalar halinde çeşitli antlaşmalarda belirlenen maddeler yardımı ile oluşturulmaktadır. Aşağıda özetlenen bu aşamalarda görülebileceği gibi her antlaşma, yeni bir yetki ve uygulamayı ulus-devlet inisiyatifinden alarak süperdevlet inisiyatifine devretmektedir. Zamanla ve sabırla antlaşmalar ulus-devlet anayasalarının üstünde hukuk gücünü kapsıyan metinler haline dönüşmüştür. Bu, tarihte başka bir örneği görülmemiş, anlaşılması güç, ilginç ve hayret uyandıran bir kendi hukukunu yarat ve kendini icat et uygulamasıdır. 

AB KONSEYİ ZİRVE TOPLANTILARI

Avrupa Konseyi Toplantıları, ilki Paris’te 10-11 Şubat 1961 tarihlerinde gerçekleştirilen ve daha sonra düzenli aralıklarla toplanan, Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Konferanslarının bir devamı niteliğini taşımaktadır. Aralık 1974’de Fransa bu toplantıların düzenli olarak gerçekleştirilmesini ve "Avrupa Konseyi" adını taşımasını önermiştir.

Tek Avrupa Senedi ve Avrupa Birliği Antlaşması hükümleri uyarınca Avrupa Konseyi, Konsey Başkanlığını yürüten ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanı’nın başkanlığında yılda en az iki defa toplanır. Ancak iki Almanya’nın birleşmesi sorununu ele almak üzere 28 Nisan 1990’da Dublin’de gerçekleştirilen zirve toplantısında olduğu gibi olağanüstü toplantılar düzenlenmesi de mümkündür. Tek Avrupa Senedi, Avrupa Konseyi’nde üye ülkelerin Devlet veya Hükümet Başkanlarının ve Avrupa Komisyonu Başkanının bir araya gelmesini öngörmüştür. Bunlara ilaveten danışmalar için Dışişleri Bakanları ve bir Komisyon üyesi de toplantılara katılır. Avrupa Konseyi’nin amaçları aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

  • Topluluğa ilişkin oldukça geniş bir konu yelpazesinde, resmi karar alınması hedeflenmeden veya basın açıklaması yapılmaksızın gayrıresmi görüş alışverişinde bulunmak,
  • ileride gerçekleştirilecek eylem planlarına ilişkin kararların alınmasına, yönetmeliklerin hazırlanmasına ve konuyla ilgili bir deklarasyon yayımlanmasına imkan tanıyacak tartışmalarda bulunmak,
  • Bakanlar Konseyi’nin çözmekte yetersiz kaldığı sorunları çözmek.Bu bağlamda, gerektiği hallerde Avrupa Konseyi’nin Topluluk Konseyi gibi hareket etmesi mümkündür.

Haziran 1983’de Stuttgart’ta Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından imzalanan Avrupa Birliği Deklarasyonu’nda Avrupa Konseyi’nin görevleri, Avrupa Yapısını güçlendirecek yönelimleri belirlemek, Avrupa Toplulukları ve Avrupa Siyasi İşbirliği için genel siyasi çizgileri oluşturmak, yeni eylem alanlarında işbirliğini önermek ve dış ilişkiler alanında ortak pozisyonu tespit etmek olarak tanımlanmıştır. Maastricht Antlaşması ile Konsey Avrupa Parlamentosu’na, bir yandan gerçekleştirilen her toplantının ardından rapor sunmakla, diğer yandan her yıl Birliğin kaydettiği gelişmeleri gösteren yazılı bir rapor sunmakla yükümlü kılınmış, dolayısıyla da Birliğin kalkınması için gerekli yönelimleri verebildiği ve genel siyasi yönelimlerini tanımladığı ölçüde sistemin kilit noktası haline gelmiştir.

AVRUPA TOPLULUKLARINI KURAN ANTLAŞMALAR, GETİRİLEN DEĞİŞİKLİKLER VE ÜYE ÜLKELER

A. ANTLAŞMALAR: (YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİ İTİBARİYLE)
1952 PARİS ANTLAŞMASI / AKÇT (ECSC)
1958 ROMA ANTLAŞMASI / AET (EEC)
1958 ROMA ANTLAŞMASI / AAET (EURATOM)
1967 FÜZYON ANTLAŞMASI
1973 DANİMARKA, İRLANDA VE İNGİLTERE’NİN KATILMA ANTLAŞMASI
1981 YUNANİSTAN’IN KATILMA ANTLAŞMASI
1986 İSPANYA VE PORTEKİZ’İN KATILMA ANTLAŞMASI
1987 TEK AVRUPA SENEDİ
1993 MAASTRICHT ANTLAŞMASI
1995 AVUSTURYA, İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN KATILMA ANTLAŞMASI
1999 AMSTERDAM ANTLAŞMASI
B. KURUCU ÜYELER:
F.ALMANYA, BELÇİKA, HOLLANDA, FRANSA, İTALYA, LÜKSEMBURG
C. KATILMALAR:
1973: İNGİLTERE, DANİMARKA, İRLANDA
1981: YUNANİSTAN
1986: İSPANYA, PORTEKİZ
1995: AVUSTURYA, İSVEÇ, FİNLANDİYA

AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU’NUN HEDEF, GÖREV VE FAALİYETLERİ
İtalik ve koyu harflerle yazılmış olan bölümler, Maastricht Antlaşması ile getirilen değişiklikleri göstermektedir.

A. TOPLULUĞUN HEDEF VE GÖREVLERİ:
BİR ORTAK AVRUPA PAZARINI KURMAK
ÜYELERİN EKONOMİ POLİTİKALARINI YAKLAŞTIRMAK
ÜYELER ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN VE YAŞAM DÜZEYLERİNİN DENGELİ VE DEVAMLI GELİŞMESİNİ SAĞLAMAK
EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK OLUŞTURMAK
ORTAK BİR DIŞ POLİTİKA VE GÜVENLİK POLİTİKASI UYGULAMAK
BİRLİK VATANDAŞLIĞI KAVRAMINI OLUŞTURMAK
HUKUK VE İÇ İŞLERİ ALANINDA DAHA SIKI İŞBİRLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK
İNSAN HAKLARINI TOPLULUK HUKUKUNUN GENEL İLKESİ OLARAK KABUL ETMEK
B. TOPLULUĞUN FAALİYETLERİ:
HEDEFLERE ULAŞABİLMEK ÜZERE;
ÜYE ÜLKELER ARASINDAKİ TİCARETTE VERGİ VE RESİMLERDEN ARINMAK; MİKTAR KISITLAMALARINI KALDIRMAK; BİR ORTAK GÜMRÜK TARİFESİ (OGT) TESİS ETMEK; ÜRETİM FAKTÖRLERİNİN SERBEST DOLAŞIMINI SAĞLAMAK
TARIM , BALIKÇILIK,ULAŞTIRMA, ÇEVRE ALANLARINDA ORTAK POLİTİKA BELİRLEMEK
ORTAK PAZAR’DA REKABET ORTAMI YARATMAK
ULUSAL MEVZUATLARIN UYUMUNU SAĞLAMAK
BİR AVRUPA YATIRIM BANKASI KURMAK
ÜYE ÜLKELERİN EKONOMİ POLİTİKALARINDA SIKI KOORDİNASYONU SAĞLAMAK

ROMA ANTLAŞMASI PROVİZYONLARI (1957)

AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU’NU KURAN ROMA ANTLAŞMASININ BÖLÜMLERİ
(ANA BAŞLIKLAR İTİBARİYLE)

A. İLKELER
B. TOPLULUĞUN TEMELLERİ
MALLARIN SERBEST DOLAŞIMI
TARIM
KİŞİLERİN,HİZMETLERİN VE SERMAYENİN SERBEST DOLAŞIMI
ULAŞTIRMA
C. TOPLULUĞUN POLİTİKASI
ORTAK KURALLAR
EKONOMİK POLİTİKA
SOSYAL POLİTİKA
AVRUPA YATIRIM BANKASI
EKONOMİK VE SOSYAL YAKINLAŞMA
ARAŞTIRMA VE TEKNOLOJİK GELİŞME
ÇEVRE
D. DENİZAŞIRI ÜLKE VE TOPRAKLARIN ORTAKLIĞI
E. TOPLULUĞUN ORGANLARI
ORGANLARIN İŞLEYİŞİNE İLİŞKİN HÜKÜMLER
MALİ HÜKÜMLER
F. GENEL VE NİHAİ HÜKÜMLER
EKLER
PROTOKOLLER

MALLARIN, HİZMETLERİN, KAPİTALİN VE EMEĞİN SERBEST DOLAŞIMI; üye ülkeler arasında sağlanacaktır. Bunlar arasındaki ticarette gümrükler ve kısıtlamalar kaldırılacak, dışardaki ülkelere de ORTAKLAŞA GÜMRÜK TARİFESİ uygulanacaktır.

AYRIM YAPMAMAK ; Üye ülkelerin hükümetleri, kendi vatandaşları ve firmaları lehine mal, hizmet, kapital ve emeğin dolaşımını engellemiyecek ve özel durumlar dışında devlet yardımı uygulanmıyacaktır. Bu konularda anlaşmazlık çıkması halinde AB kanunları ülke kanunları üzerindedir ve Üye Ülkeler tarafından doğrudan uygulanacaktır.

ORTAKLAŞA TARIM POLİTİKASI (CAP) ; korunmaya alınmış bir tarımsal pazarda uygulanacak ve çiftçilere dünya fiyat düzeyinin üzerindeki fiyatlar garanti edilecektir. Bu uygulama TARIMSAL FONLAR yardımı ile gerçekleştirilecek ve fiyatlar bir taban fiyatının altına düşünce ürünler satın alıncak ve ortaya çıkan gıda fazlalıkları AB dışında değerlendirilecektir. Bu gıda fiyatlarının tüketiciler aleyhine yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu emek maliyetini yükseltmekte ve AB dışındaki ülkelerdeki gıda fiyatlarını düşürmektedir. Bu sistem nedeniyle AB gıda pazarında büyümeye başlayan gıda fazlalıkları mecburi tarım kotaları ve toprakların gıda üretimi dışında kullanılma projeleri ile kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır.

Altyapı projeleri için bir BÖLGESEL FON oluşturulması ve çalışanların eğitimi için bir SOSYAL FON oluşturulması için topluluk Kendi kaynaklarını; katma değer üzerine yüklenen bir pay ve gümrük gelirleri üzerinden sağlar.

TEK AVRUPA SENEDİ (SEA) PROVIZYONLARI (1987)

ROMA ANTLAŞMASI’NA TEK AVRUPA SENEDİ (SINGLE EUROPEAN ACT) İLE GETİRİLEN ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER

ROMA ANTLAŞMASI, 1 TEMMUZ 1987 TARİHLİ TEK AVRUPA SENEDİ (SINGLE EUROPEAN ACT) İLE ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLERE UĞRAMIŞTIR. BU DEĞİŞİKLİKLERİN TEMELİNDE AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN YETKİLERİNİ ARTTIRMA VE TOPLULUĞUN TEK AVRUPA PAZARI’NIN TAMAMLANMASINA DÖNÜK ENGELLERİN GİDERİLMESİ İÇİN KARAR ALMA SÜRECİNİN KOLAYLAŞTIRILMASI DÜŞÜNCESİ BULUNMAKTADIR.

TİCARETE GÜMRÜK DIŞI ENGELLERİN KALDIRILMASI programı ile ORTAK PAZAR olarak bilinen proje bir İÇ PAZAR haline dönüştürüldü. İç Pazar programı, Bakanlar Konseyinin KALİFİYE ÇOĞUNLUK OYLAMASI ile kabul ettiği AB kanunları ile gerçekleştirildi. Bunlar;

  • Mal ve hizmetlerin standartlarının belirlenmesi,
  • Kamu ihalelerinde ulusal ayırım uygulanmasının yasaklanması,
  • Sektörlere devlet yardımlarının engellenmesi,
  • Diplomaların birlik düzeyinde geçerli olması,
  • Benzer mal ve hizmetler için Katma Değer Vergilerinin harmonize edilmesi,
  • Çalışanlar için minimum sağlık ve güvenlik standartlarını sağlanması,
  • Kapitalin serbest dolaşımı için döviz kurlarındaki kontrolun kaldırılması

alanlarında oluşturuldu.

AVRUPA BİRLİĞİ HAKKINDA MAASTRICHT ANTLAŞMASI PROVIZYONLARI (1993)

MAASTRICHT ANTLAŞMASI İLE GETİRİLEN YENİ DÜZENLEMELER

YETKİ İKAME ETME PRENSİBİ (SUBSIDIARITY)
BİRLİK VATANDAŞLIĞI
EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK
AVRUPA MERKEZ BANKASI, AVRUPA MERKEZ BANKALARI SİSTEMİ, AVRUPA PARA ENSTİTÜSÜ
EĞİTİM
KÜLTÜR
KAMU SAĞLIĞI
TÜKETİCİNİN KORUNMASI
TRANS-AVRUPA ŞEBEKELERİ
SANAYİ
ORTAK KARAR PROSEDÜRLERİ
OMBUDSMAN MÜESSESESİ
BÖLGELER KOMİTESİ
ORTAK DIŞ POLİTİKA VE GÜVENLİK POLİTİKASI
HUKUK VE İÇ İŞLERİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ
AVRUPA PARLAMENTOSU’NA YENİ YETKİLER TANINMASI

EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK, AB üye ülkelerinin katılımı ve desteği ile bir TEK AB PARASI, 'Euro' 1999 yılında tedavüle çıkacak ve ekonomisi uygun ülkeler tarafından kullanılacak. BU 2002 yılının ilk aylarına kadar giderek ulusal paraların yerini alacak. Euro, Frankfurtta bulunan AB Merkez Bankası tarafından basılacak ve İngiltere, Danimarka ve İsveç dışında eurozone bölgesinde bulunan 12 ülkede kredi, para arzı ve faiz oranı kontrol edilecektir. BU, AB projesini bir ulusüstü devlet haline dönüştürmenin kitik bir adımıdır. Belirli bir toprak üzerinde para basmak, ve hukuk oluşturmak konusunda bir tekele sahip olmak, bir devlet olmanın iki temel karakteristiğinden biridir. Diğeri ise ordu ve polis-gücü aracılığı ile kuvvet kullanma tekeline sahip olabilmektir. Bu da sonraki antlaşmaların gündemini oluşturacaktır.

FİNANSAL YAKINLAŞMA (MAASTRICHT) KRİTERLERİ , olarak bilinen prosedürlerle, üye devletlerin kamu maliyetlerini eurozone üyeliği için hazır hale getirmek. Bu düşük bütçe açıkları, ulusal borç üzerinde bir tavan, düşük faiz ve enflasyon oranları ve devalüasyondan kaçınmak anlamına gelmektedir. Eurozone bölgesinde olan ülkeler için Brüksel, aşırı bütçe açıkları vermeleri durumunda ağır parasal cezalar uygulayabilmektedir. Maastricht tarafından belirlenen ulusal vergi ve kamu harcamamalrı politikaları, eurozone ülkeleri için ortaklaşa sorun anlamını taşımakta ve Brüksel'in gözetimi gerekmektedir. Bütçe gözetimi kuralları, eurozone ve euroland ülkeleri arasında 'Denge ve Büyüme Paktı' olarak tanınmaktadır. Bunlar AB bölgesinde dolaylı vergilerin ve kurumsal vergilerin harmonize edilmesini de öngörmektedir.

AB VATANDAŞLIĞI, statüsü yaratılarak AB içinde her bireyin ulusal vatandaşlığı yanısıra Birlik Vatandaşlığı statüsüne de sahip olması gerçekleştirldi.

ORTAKLAŞA DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKALARI, prosedürleri ile zaman içinde bir nükleer güce dayanan ortaklaşa askeri savunma anlayışı oluşturuldu. Batı Avrupa Birliği (WEU), AB savunma anlayışının uygulayıcısı olarak tasarımlandı. Üye ülkeler arasında ADALET ve İÇ İŞLERİ konularındaki işbirliği olanakları, devletler-üstü yaklaşım yerine devletler-arası hukuk anlayışı ile ele alındı.

DAHA FAZLA ÇOĞUNLUK KARARI , Bakanlar Konseyinin sosyal politika, enerji, çevre, eğitim ve ulaştırma alanlarındaki kararlarında oybirliği yerine çoğunluk oyunun yeterli olması öngörüldü. COHESION FUND adı ile , uluslar-arası enerji ve ulaştırma projelerini finanse edebilmek için mevcut fonlara ek yeni bir fon oluşturuldu.

AMSTERDAM ANTLAŞMASI PROVIZYONLARI ( 1999 )

AMSTERDAM ANTLAŞMASI İLE GETİRİLEN YENİ DÜZENLEMELER

ÖZGÜRLÜK, GÜVENLİK VE ADALET
AVRUPA BİRLİĞİ VE AVRUPA VATANDAŞLIĞI
UYUMLU VE ETKİN BİR DIŞ POLİTİKA
BİRLİĞİN KURUMLARI
DAHA SIKI İŞBİRLİĞİ VE ETKİNLİK
ANTLAŞMALARIN BASİTLEŞTİRİLMESİ VE DÜZENLENMESİ

AVRUPA BİRLİĞİ olgusuna ilk defa bir HUKUKİ VE KURUMSAL KİŞİLİK kazandırıldı. Böylece AB bir ulus-üstü tüzel kişilik olarak üçüncü ülkelere muhatap olabilir ve antlaşmalar yapabilir hale geldi.
AB HUKUKUNUN ANAYASAL ÜSTÜNLÜĞÜ ve Adalet Divanının kararlarının ulusal hukuk ve anayasal üzerindeki üstünlüğü AB Antlaşmalarında ilk defa açıkça ilan edildi. Bu Subsidiarity ve Proportionality protokollarında belirtildi.
AB, İNSAN HAKLARI KONUSUNDA YETKİLER sahibi oldu. Üye devletlerin vatandaşlarının insan haklarını tayin etmek AB yetkileri arasına girdi. Birlik mevcut insan haklarını genişletebilme veya kısıtlayabilme konumuna geldi. İnsan haklarına ait ulusal bir yorum veya uygulama gerektiğinde Birlik tarafından yeniden yorumlanabilir veya AB hukukuna tabi hale getirilebilirdi.

BAKANLAR KONSEYİ ÜYE ÜLKELERİN HAKLARINI ASLIYA ALABİLİR, Birliğin amaçları olan demokrasi, özgürlük ve insan hakları ilkelerine uymadığı iddia edilen üye ülkelerin oylama ve diğer haklarını, oy çokluğu ile askıya alma yetkisine sahip oldu. Bu uygulama, birliğin hukuksal yapısı için önemli bir değişiklik oluşturdu. Bazı büyük üye devletlerin, daha zayıf olanlar üzerinde geçersiz ithamlarla baskı yaratabileceği kuşkusu doğurdu. Herhangi bir üye devlet her an geçerliliği tartışmalı insan hakları ihlali suçlamaları ile sorunlar yaşayabilme durumuna geldi. Bu kuşkuların haksız olmadığı 2000 yılında demokratik bir seçimle iktidara gelen Jörg HAİDER ve partisinin maruz kaldığı, herhangi mantıklı ve hukuki temeli olmayan dışlayıcı uygulama (Lex Austria) ile ortaya çıktı.

ULUSAL SINIR KONTROLLARININ KALDIRILMASI ve birçok AB üye devletinin sınırlarında geçerli olan ortaklaşa vize, göçmen ve sığınma politikalarınınn oluşturulması.   Üye devletlerin MEDENİ VE KRİMİNAL HUKUK alanlarının harmonize edilmesi için kurallar oluşturuldu. Maastricht Antlaşmasında "devletler-arası" bir yapıya sahip olan adalet ve iç işleri sorunları, "devletler-üstü" bir etki alanı olan AB hukuku çerçevesine alındı.

EUROPOL bir embriyonik polis gücü olarak teşkil edildi. Kendisine AB sınırları içinde yaşayan vatandaşlar hakkında adli bilgi toplama ve gerektiğinde sınır-ötesi uygulamalar için ulusal polis güçleri ile işbirliği yapabilme yetkisi verildi.
Birliğe karşı işlenecek suçlar için AB hukuki sorumlulukları oluşturuldu, bir CORPUS JURIS gelişmesi için temeller atıldı ve gelişmeye açık ve ulusal sistemlerden bağımsız bir AB Kriminal Hukuku için sistem oluşturuldu.

Üye devletlerden bağımsız bir AB tüzel kişiliği, KENDİ DIŞ POLİTİKASI ile güçlendirildi ve buna destek olarak Bakanlar Konseyinde DIŞ POLİTİKA KONULARINDA ÇOĞUNLUK OYU ilkesi getirildi. Bir AB yarı-Dış İşleri Bakanlığı oluşturuldu ve buna 'Ortaklaşa Dış İşleri ve Güvenlik Politikaları için Yüksek Temsilci' ünvanı verildi. Bir dış ileri planlama ve erken uyarı birimi oluşturuldu.

'Ortaklaşa savunma politikalarının gelişerek biçimlenmesi ... Avrupa Konseyinin bu yönde karar vermesi halinde ortaklaşa savunmaya yol açması' ilkesine bağlılık.   Ortaklaşa güvenlik politikası ve BATI AVRUPA BİRLİĞİ uygulamalarına açık olan AB konuları, 'Petersberg Görevleri' olarak tanımlandı. Bunlar savaş ilanı dahil bütün güvenlik konularını kapsamakta ve 'barış yapmak' olarak isimlendirilmektedir. Bakanlar Konseyi bu provizyonu kullanarak 2000 yılında 'Hızlı Reaksiyon Gücü' adı altında 60.000 kişiden oluşan ve 'BM gözetimi altında hareket edebilir' provizyonuna tabi olmayan bir ordu oluşturma girişiminde kullandı.

Avrupa Birliği ve Batı Avrupa Birliği kuruluşları arasında Güçlendirilmiş İşbirliği (Enhanced Cooperation) provizyonu, bunun Amsterdam Antlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde gerçekleşmesini öngörmektedir.
BİRİNCİ-SINIF VE İKİNCİ-SINIF AB ÜYELİĞİ PROVİZYONU : Bir 'Esneklik' veya 'Güçlendirilmiş İşbirliği' provizyonu, AB ülkelerinin bir iç gurubunun aralarında daha yakın bir işbirliği oluşturabilmelerini öngörmektedir. Bunu gerçekleştirmek için AB kurumlarından yararlanılabilecektir. Gerçekte ise gurup dışı kalanlar bir politika ve ekonomik oldu-bitti karşısında olacaklardır. Amsterdam Antlaşması herhangi bu tür bir gelişmenin bütün üye devletlerin onayını gerektirdiğini belirtirken  2001 de imzalanan Nice Antlaşması bu oybirliği gereğini ortadan kaldırmaktadır.

DAHA FAZLA ÇOĞUNLUK OYU KAPSAMI ile Bakanlar Konseyi 19 yeni politika alanında kararlar alabilecektir.  Avrupa Parlementosunun ORTAKLAŞA-KARAR ALMA YETKİSİ, 24 yeni alanda genişletilmektedir. Bu durum Avrupa Parlamentosuna ilgili alanlarda yasama yapmak için Bakanlar Konseyi ile eşit statü sağlamaktadır. Buna karşılık diğer bütün alanlarda Komisyondan gelen öneriler üzerine yasama yapma yetkisi Bakanlar Konseyi tarfından gerçekleştirilir. 

NICE ANTLAŞMASI PROVIZYONLARI (2001)

BÜYÜK ÜLKELER KÜÇÜKLER KARŞISINDA DAHA FAZLA GÜÇ; AB 15 ülkeden 27 ülkeye çıkartılırken, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere gibi büyük ülke oylarında üç-kat bir artış gerçekleştirilirken, küçük ülkelerin oyları sadece iki-kat arttırıldı. Böylece büyüklerin, küçükler karşısındaki bağıl ağırlığı değiştirilmiş oldu.  İlerde AB hukukunun oluşturulmasında ülke nüfuslarının daha fazla dikkate alınması halinde nüfusça büyük ülkelerin gücü daha da belirgin hale gelecektir. AB giderek bir eşitler ortaklığı olmaktan uzaklaşmaktadır. Oyların nasıl dağıtıldığı Nice Antlaşması metninden görülebilir.

KATILIMCILARIN EŞİT ORTAKLIĞINDAN İKİ SINIFLI BİR AVRUPA BİRLİĞİNE; Nice Antlaşmasında 'Güçlendirilmiş İşbirliği' gibi bir bulanık başlık altında, bir gurup üye devletin, bir çekirdek öncü gurup olarak, diğerlerinin Amsterdam Antlaşmasında verildiği gibi oybirliği ile onayı olmadan daha yakın bir işbirliği gurubu oluşturmasına olanak verilmektedir. Bu yaklaşım, bir üst sınıf devlet gurubunun kendi anayasası olan bir AB Federasyonu oluşturmasına ve diğerlerini sıradan bir AB üyeliği statüsünde bırakmasına olanak sağlamaktadır.

DÖNEMSEL AB KOMİSYONU; 27 üyeden oluşan bir AB için zorunlu olacaktır. Buna göre bazı ülkeler kendi ulusal temsilcilerinin dönem dönem Komisyonda bulunmamasına razı olacaklardır. Komisyon yeni yasaları Bakanlar Konseyine öneren kurumdur. AB nin yönetiminden sorumludur. Komisyon üyeleri devletlerinin temsilcileri değildir. Göreve geldiklerinde AB nin çıkarlarına hizmet edeceklerine dair yemin ederler ve kendilerini görevlendiren hükümetlerin talimatlarına tabi değildirler. Her ülkenin Komisyonda temsil edilebilmesi küçük üye ülkeler için özellikle önemlidir ve AB çervrelerinde toplumlarının görüşlerinin temsil edildiği anlamını taşırlar.

30 KADAR POLİTİKA ALANINDA ÇOĞUNLUK OYU VE ULUSAL VETOLARIN KALDIRILMASI

Bu alanlar genel olarak; 

  • Ortaklaşa dış politika stratejilerinde beraberce pozisyon almak ve eylem yapmak,
  • AB Yapısal ve Kohezyon Fonları (2007 den itibaren),
  • Uluslar-arası politik partilerin düzenlenmesi ve finansmanı (anlamlı bir AB gelişmesi)
  • Hizmetler, yatırımlar ve entellektüel mülkiyet üzerine uluslararası antlaşmalar,
  • Endüstriyel politikalar ve sektörlere devlet yardımı,
  • Komisyon Başkanının atanması ve Dış Politika temsilciliği
  • AB Bütçesi,
  • Vizeler, sığınma, göçmenler, yasadışı göçler ve adalet ve iç işlerinde işbirliği uygulamaları,
  • Avrupa Adalet Divanı hakkındaki kurallar, ,
  • Ekonomik kriz halindeki üye ülkelere acil yardımlar.  


POLİTİKA VE GÜVENLİK KOMİTESİ OLUŞTURULMASI ile Birliğin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ışığı altında kriz yönetiminin stratejik doğrultusunu belirlemek ve politik kontrolü sağlamak. EUROJUST kurumunu oluşturmak. Belirlenen görevleri üye ülkelerdeki yargıçlar ve savcılık birimleri arasında işbirliğini geliştirmek, kriminal konulardaki kuralları harmonize etmek, EUROPOL ile paralellikler kurmak olarak verilebilir. Bu kurum bir AB savcılık kurumu olarak düşünülmüş ve sınır-ötesi suçlar ve AB nin kendisine karşı işlenecek suçları izlemek için oluşturulmuştur.

YOLDAN ÇIKAN ÜYELERİ CEZALANDIRMAK ; Bakanlar Konseyine, çoğunluk oyu ile üye devletlere, insan haklarında ciddi suistimaller ve AB değerlerine sadakatsizlik gördüklerinde uyarıda bulunma hakkı verilmiştir. Amsterdan Antlaşması altında bir üye devlet, insan hakları konusunda haklar ve değerler konusunda ciddi ve ısrarlı suistimali sözkonusu olduğunda,  yükümlülükleri devam ettiği halde oy hakkından ve üyelik haklarından yoksun bırakılabilmektedir. Nice Antlaşmasındaki yeni provizyon ise ise böyle bir suistimalin kendisinden değil riskinden bahsetmektedir. Bu provizyon bir mahkeme kararı gerekmeden, üye devletler hoşlanmadıkları başka bir üye devlete karşı, dışlayıcı ve kısıtlayıcı tavır alabilmelerine (Lexia Austria) olanak sağlamaktadır.  Kurban üye, ulusal politikalarını herhangi bir alanda değiştirmeye zorlanabilmektedir. Bu uygulamanın güçlü üye ülkelere karşı yöneltilemiyeceği fakat küçük ve savunmasız olanlara karşı keyfi olarak yürütülebileceği açıktır. Avusturya bu uygulamanın dramatik bir örneğidir.