AB Antlaşmalarında Süperdevlet Provizyonları |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| EYLEM : Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Son güncelleme : 12.07.2001 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kaynak : http://www.turkab.net/ab/abmenu.htm |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Giriş
AB SÜPERDEVLETİ aşamalar halinde çeşitli antlaşmalarda belirlenen maddeler yardımı ile oluşturulmaktadır. Aşağıda özetlenen bu aşamalarda görülebileceği gibi her antlaşma, yeni bir yetki ve uygulamayı ulus-devlet inisiyatifinden alarak süperdevlet inisiyatifine devretmektedir. Zamanla ve sabırla antlaşmalar ulus-devlet anayasalarının üstünde hukuk gücünü kapsıyan metinler haline dönüşmüştür. Bu, tarihte başka bir örneği görülmemiş, anlaşılması güç, ilginç ve hayret uyandıran bir kendi hukukunu yarat ve kendini icat et uygulamasıdır. AB KONSEYİ ZİRVE TOPLANTILARI Avrupa Konseyi Toplantıları, ilki Paris’te 10-11 Şubat 1961 tarihlerinde gerçekleştirilen ve daha sonra düzenli aralıklarla toplanan, Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Konferanslarının bir devamı niteliğini taşımaktadır. Aralık 1974’de Fransa bu toplantıların düzenli olarak gerçekleştirilmesini ve "Avrupa Konseyi" adını taşımasını önermiştir. Tek Avrupa Senedi ve Avrupa Birliği Antlaşması hükümleri uyarınca Avrupa Konseyi, Konsey Başkanlığını yürüten ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanı’nın başkanlığında yılda en az iki defa toplanır. Ancak iki Almanya’nın birleşmesi sorununu ele almak üzere 28 Nisan 1990’da Dublin’de gerçekleştirilen zirve toplantısında olduğu gibi olağanüstü toplantılar düzenlenmesi de mümkündür. Tek Avrupa Senedi, Avrupa Konseyi’nde üye ülkelerin Devlet veya Hükümet Başkanlarının ve Avrupa Komisyonu Başkanının bir araya gelmesini öngörmüştür. Bunlara ilaveten danışmalar için Dışişleri Bakanları ve bir Komisyon üyesi de toplantılara katılır. Avrupa Konseyi’nin amaçları aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Haziran 1983’de Stuttgart’ta Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından imzalanan Avrupa Birliği Deklarasyonu’nda Avrupa Konseyi’nin görevleri, Avrupa Yapısını güçlendirecek yönelimleri belirlemek, Avrupa Toplulukları ve Avrupa Siyasi İşbirliği için genel siyasi çizgileri oluşturmak, yeni eylem alanlarında işbirliğini önermek ve dış ilişkiler alanında ortak pozisyonu tespit etmek olarak tanımlanmıştır. Maastricht Antlaşması ile Konsey Avrupa Parlamentosu’na, bir yandan gerçekleştirilen her toplantının ardından rapor sunmakla, diğer yandan her yıl Birliğin kaydettiği gelişmeleri gösteren yazılı bir rapor sunmakla yükümlü kılınmış, dolayısıyla da Birliğin kalkınması için gerekli yönelimleri verebildiği ve genel siyasi yönelimlerini tanımladığı ölçüde sistemin kilit noktası haline gelmiştir. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
MALLARIN, HİZMETLERİN, KAPİTALİN VE EMEĞİN SERBEST DOLAŞIMI; üye ülkeler arasında sağlanacaktır. Bunlar arasındaki ticarette gümrükler ve kısıtlamalar kaldırılacak, dışardaki ülkelere de ORTAKLAŞA GÜMRÜK TARİFESİ uygulanacaktır. AYRIM YAPMAMAK ; Üye ülkelerin hükümetleri, kendi vatandaşları ve firmaları lehine mal, hizmet, kapital ve emeğin dolaşımını engellemiyecek ve özel durumlar dışında devlet yardımı uygulanmıyacaktır. Bu konularda anlaşmazlık çıkması halinde AB kanunları ülke kanunları üzerindedir ve Üye Ülkeler tarafından doğrudan uygulanacaktır. ORTAKLAŞA TARIM POLİTİKASI (CAP) ; korunmaya alınmış bir tarımsal pazarda uygulanacak ve çiftçilere dünya fiyat düzeyinin üzerindeki fiyatlar garanti edilecektir. Bu uygulama TARIMSAL FONLAR yardımı ile gerçekleştirilecek ve fiyatlar bir taban fiyatının altına düşünce ürünler satın alıncak ve ortaya çıkan gıda fazlalıkları AB dışında değerlendirilecektir. Bu gıda fiyatlarının tüketiciler aleyhine yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu emek maliyetini yükseltmekte ve AB dışındaki ülkelerdeki gıda fiyatlarını düşürmektedir. Bu sistem nedeniyle AB gıda pazarında büyümeye başlayan gıda fazlalıkları mecburi tarım kotaları ve toprakların gıda üretimi dışında kullanılma projeleri ile kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Altyapı projeleri için bir BÖLGESEL FON oluşturulması ve çalışanların eğitimi için bir SOSYAL FON oluşturulması için topluluk Kendi kaynaklarını; katma değer üzerine yüklenen bir pay ve gümrük gelirleri üzerinden sağlar.
TİCARETE GÜMRÜK DIŞI ENGELLERİN KALDIRILMASI programı ile ORTAK PAZAR olarak bilinen proje bir İÇ PAZAR haline dönüştürüldü. İç Pazar programı, Bakanlar Konseyinin KALİFİYE ÇOĞUNLUK OYLAMASI ile kabul ettiği AB kanunları ile gerçekleştirildi. Bunlar;
alanlarında oluşturuldu.
EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK, AB üye ülkelerinin katılımı ve desteği ile bir TEK AB PARASI, 'Euro' 1999 yılında tedavüle çıkacak ve ekonomisi uygun ülkeler tarafından kullanılacak. BU 2002 yılının ilk aylarına kadar giderek ulusal paraların yerini alacak. Euro, Frankfurtta bulunan AB Merkez Bankası tarafından basılacak ve İngiltere, Danimarka ve İsveç dışında eurozone bölgesinde bulunan 12 ülkede kredi, para arzı ve faiz oranı kontrol edilecektir. BU, AB projesini bir ulusüstü devlet haline dönüştürmenin kitik bir adımıdır. Belirli bir toprak üzerinde para basmak, ve hukuk oluşturmak konusunda bir tekele sahip olmak, bir devlet olmanın iki temel karakteristiğinden biridir. Diğeri ise ordu ve polis-gücü aracılığı ile kuvvet kullanma tekeline sahip olabilmektir. Bu da sonraki antlaşmaların gündemini oluşturacaktır. FİNANSAL YAKINLAŞMA (MAASTRICHT) KRİTERLERİ , olarak bilinen prosedürlerle, üye devletlerin kamu maliyetlerini eurozone üyeliği için hazır hale getirmek. Bu düşük bütçe açıkları, ulusal borç üzerinde bir tavan, düşük faiz ve enflasyon oranları ve devalüasyondan kaçınmak anlamına gelmektedir. Eurozone bölgesinde olan ülkeler için Brüksel, aşırı bütçe açıkları vermeleri durumunda ağır parasal cezalar uygulayabilmektedir. Maastricht tarafından belirlenen ulusal vergi ve kamu harcamamalrı politikaları, eurozone ülkeleri için ortaklaşa sorun anlamını taşımakta ve Brüksel'in gözetimi gerekmektedir. Bütçe gözetimi kuralları, eurozone ve euroland ülkeleri arasında 'Denge ve Büyüme Paktı' olarak tanınmaktadır. Bunlar AB bölgesinde dolaylı vergilerin ve kurumsal vergilerin harmonize edilmesini de öngörmektedir. AB VATANDAŞLIĞI, statüsü yaratılarak AB içinde her bireyin ulusal vatandaşlığı yanısıra Birlik Vatandaşlığı statüsüne de sahip olması gerçekleştirldi. ORTAKLAŞA DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKALARI, prosedürleri ile zaman içinde bir nükleer güce dayanan ortaklaşa askeri savunma anlayışı oluşturuldu. Batı Avrupa Birliği (WEU), AB savunma anlayışının uygulayıcısı olarak tasarımlandı. Üye ülkeler arasında ADALET ve İÇ İŞLERİ konularındaki işbirliği olanakları, devletler-üstü yaklaşım yerine devletler-arası hukuk anlayışı ile ele alındı. DAHA FAZLA ÇOĞUNLUK KARARI , Bakanlar Konseyinin sosyal politika, enerji, çevre, eğitim ve ulaştırma alanlarındaki kararlarında oybirliği yerine çoğunluk oyunun yeterli olması öngörüldü. COHESION FUND adı ile , uluslar-arası enerji ve ulaştırma projelerini finanse edebilmek için mevcut fonlara ek yeni bir fon oluşturuldu.
AVRUPA BİRLİĞİ
olgusuna ilk defa bir HUKUKİ VE KURUMSAL KİŞİLİK kazandırıldı.
Böylece AB bir ulus-üstü tüzel kişilik olarak üçüncü ülkelere muhatap olabilir
ve antlaşmalar yapabilir hale geldi. BAKANLAR KONSEYİ ÜYE ÜLKELERİN HAKLARINI ASLIYA ALABİLİR, Birliğin amaçları olan demokrasi, özgürlük ve insan hakları ilkelerine uymadığı iddia edilen üye ülkelerin oylama ve diğer haklarını, oy çokluğu ile askıya alma yetkisine sahip oldu. Bu uygulama, birliğin hukuksal yapısı için önemli bir değişiklik oluşturdu. Bazı büyük üye devletlerin, daha zayıf olanlar üzerinde geçersiz ithamlarla baskı yaratabileceği kuşkusu doğurdu. Herhangi bir üye devlet her an geçerliliği tartışmalı insan hakları ihlali suçlamaları ile sorunlar yaşayabilme durumuna geldi. Bu kuşkuların haksız olmadığı 2000 yılında demokratik bir seçimle iktidara gelen Jörg HAİDER ve partisinin maruz kaldığı, herhangi mantıklı ve hukuki temeli olmayan dışlayıcı uygulama (Lex Austria) ile ortaya çıktı. ULUSAL SINIR KONTROLLARININ KALDIRILMASI ve birçok AB üye devletinin sınırlarında geçerli olan ortaklaşa vize, göçmen ve sığınma politikalarınınn oluşturulması. Üye devletlerin MEDENİ VE KRİMİNAL HUKUK alanlarının harmonize edilmesi için kurallar oluşturuldu. Maastricht Antlaşmasında "devletler-arası" bir yapıya sahip olan adalet ve iç işleri sorunları, "devletler-üstü" bir etki alanı olan AB hukuku çerçevesine alındı. EUROPOL bir embriyonik polis gücü
olarak teşkil edildi. Kendisine AB sınırları içinde yaşayan vatandaşlar hakkında
adli bilgi toplama ve gerektiğinde sınır-ötesi uygulamalar için ulusal polis
güçleri ile işbirliği yapabilme yetkisi verildi. Üye devletlerden bağımsız bir AB tüzel kişiliği, KENDİ DIŞ POLİTİKASI ile güçlendirildi ve buna destek olarak Bakanlar Konseyinde DIŞ POLİTİKA KONULARINDA ÇOĞUNLUK OYU ilkesi getirildi. Bir AB yarı-Dış İşleri Bakanlığı oluşturuldu ve buna 'Ortaklaşa Dış İşleri ve Güvenlik Politikaları için Yüksek Temsilci' ünvanı verildi. Bir dış ileri planlama ve erken uyarı birimi oluşturuldu. 'Ortaklaşa savunma politikalarının gelişerek biçimlenmesi ... Avrupa Konseyinin bu yönde karar vermesi halinde ortaklaşa savunmaya yol açması' ilkesine bağlılık. Ortaklaşa güvenlik politikası ve BATI AVRUPA BİRLİĞİ uygulamalarına açık olan AB konuları, 'Petersberg Görevleri' olarak tanımlandı. Bunlar savaş ilanı dahil bütün güvenlik konularını kapsamakta ve 'barış yapmak' olarak isimlendirilmektedir. Bakanlar Konseyi bu provizyonu kullanarak 2000 yılında 'Hızlı Reaksiyon Gücü' adı altında 60.000 kişiden oluşan ve 'BM gözetimi altında hareket edebilir' provizyonuna tabi olmayan bir ordu oluşturma girişiminde kullandı. Avrupa Birliği ve Batı Avrupa Birliği
kuruluşları arasında Güçlendirilmiş İşbirliği (Enhanced Cooperation)
provizyonu, bunun Amsterdam Antlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak
bir yıl içinde gerçekleşmesini öngörmektedir. DAHA FAZLA ÇOĞUNLUK OYU KAPSAMI ile Bakanlar Konseyi 19 yeni politika alanında kararlar alabilecektir. Avrupa Parlementosunun ORTAKLAŞA-KARAR ALMA YETKİSİ, 24 yeni alanda genişletilmektedir. Bu durum Avrupa Parlamentosuna ilgili alanlarda yasama yapmak için Bakanlar Konseyi ile eşit statü sağlamaktadır. Buna karşılık diğer bütün alanlarda Komisyondan gelen öneriler üzerine yasama yapma yetkisi Bakanlar Konseyi tarfından gerçekleştirilir.
BÜYÜK ÜLKELER KÜÇÜKLER KARŞISINDA DAHA FAZLA GÜÇ; AB 15 ülkeden 27 ülkeye çıkartılırken, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere gibi büyük ülke oylarında üç-kat bir artış gerçekleştirilirken, küçük ülkelerin oyları sadece iki-kat arttırıldı. Böylece büyüklerin, küçükler karşısındaki bağıl ağırlığı değiştirilmiş oldu. İlerde AB hukukunun oluşturulmasında ülke nüfuslarının daha fazla dikkate alınması halinde nüfusça büyük ülkelerin gücü daha da belirgin hale gelecektir. AB giderek bir eşitler ortaklığı olmaktan uzaklaşmaktadır. Oyların nasıl dağıtıldığı Nice Antlaşması metninden görülebilir. KATILIMCILARIN EŞİT ORTAKLIĞINDAN İKİ SINIFLI BİR AVRUPA BİRLİĞİNE; Nice Antlaşmasında 'Güçlendirilmiş İşbirliği' gibi bir bulanık başlık altında, bir gurup üye devletin, bir çekirdek öncü gurup olarak, diğerlerinin Amsterdam Antlaşmasında verildiği gibi oybirliği ile onayı olmadan daha yakın bir işbirliği gurubu oluşturmasına olanak verilmektedir. Bu yaklaşım, bir üst sınıf devlet gurubunun kendi anayasası olan bir AB Federasyonu oluşturmasına ve diğerlerini sıradan bir AB üyeliği statüsünde bırakmasına olanak sağlamaktadır. DÖNEMSEL AB KOMİSYONU; 27 üyeden oluşan bir AB için zorunlu olacaktır. Buna göre bazı ülkeler kendi ulusal temsilcilerinin dönem dönem Komisyonda bulunmamasına razı olacaklardır. Komisyon yeni yasaları Bakanlar Konseyine öneren kurumdur. AB nin yönetiminden sorumludur. Komisyon üyeleri devletlerinin temsilcileri değildir. Göreve geldiklerinde AB nin çıkarlarına hizmet edeceklerine dair yemin ederler ve kendilerini görevlendiren hükümetlerin talimatlarına tabi değildirler. Her ülkenin Komisyonda temsil edilebilmesi küçük üye ülkeler için özellikle önemlidir ve AB çervrelerinde toplumlarının görüşlerinin temsil edildiği anlamını taşırlar. 30 KADAR POLİTİKA ALANINDA ÇOĞUNLUK OYU VE ULUSAL VETOLARIN KALDIRILMASI Bu alanlar genel olarak;
YOLDAN ÇIKAN ÜYELERİ CEZALANDIRMAK ; Bakanlar Konseyine, çoğunluk oyu ile üye devletlere, insan haklarında ciddi suistimaller ve AB değerlerine sadakatsizlik gördüklerinde uyarıda bulunma hakkı verilmiştir. Amsterdan Antlaşması altında bir üye devlet, insan hakları konusunda haklar ve değerler konusunda ciddi ve ısrarlı suistimali sözkonusu olduğunda, yükümlülükleri devam ettiği halde oy hakkından ve üyelik haklarından yoksun bırakılabilmektedir. Nice Antlaşmasındaki yeni provizyon ise ise böyle bir suistimalin kendisinden değil riskinden bahsetmektedir. Bu provizyon bir mahkeme kararı gerekmeden, üye devletler hoşlanmadıkları başka bir üye devlete karşı, dışlayıcı ve kısıtlayıcı tavır alabilmelerine (Lexia Austria) olanak sağlamaktadır. Kurban üye, ulusal politikalarını herhangi bir alanda değiştirmeye zorlanabilmektedir. Bu uygulamanın güçlü üye ülkelere karşı yöneltilemiyeceği fakat küçük ve savunmasız olanlara karşı keyfi olarak yürütülebileceği açıktır. Avusturya bu uygulamanın dramatik bir örneğidir.
|