turklog.gif (2259 bytes)

logturkab.jpg (3101 bytes)

ablog.gif (1603 bytes)

AB Hukuku

EYLEM : Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Son güncelleme : 12.07.2001

Kaynak : http://www.turkab.net/ab/turkablaw.htm

 

Giriş

AB, devletlere has genel yetki özelliğine ve yeni yetki alanları yaratma erkine sahip değildir. Buna karşılık, alışılmış manada bir uluslararası teşkilat da değildir. Üye devletler belli alanlarda da olsa hükümranlık haklarını AB’ne devrettiklerinden, AB geleneksel manada devlet ile uluslararası kuruluş arasında bir yerdedir. AB yayınlarında, mevcut konum “AB gelişme sürecinin sonu değil, sadece nihaî hedefe doğru atılmış bir adımı” olarak görülmektedir. Başka bir ifade ile Avrupa entegrasyonu süreci devam etmektedir.

AB devletler üstü bir teşkilattır. Kendine özgü, otonom ve kendi hakimiyet alanına sahip bir hukuk düzenine sahiptir.  Üye devletler AB yoluyla yasama hükümranlıklarını sınırlamışlar, kendileri ve vatandaşları üzerinde bağlayıcı olan özgül bir hukuk bütünü yaratmışlardır. AB hukuku özerktir, doğrudan uygulanabilir ve ihtilaf halinde millî hukuk karşısında üstünlüğü vardır. ABAD verdiği kararlarda ısrarla AB hukukunun üye devletlerin hukuk düzenlemelerinin üstünde yer aldığını  vurgulamaktadır. Bu nedenle Fransa, İrlanda, Belçika, Almanya, Avusturya, Portekiz, Yunanistan gibi bazı devletler Anayasalarında düzenlemeler yapmak zorunda kalmışlardır.

AB hukuku üye devletler hukukunun üstündedir. Üye devletlerin mahkemeleri de AB hukukuna uymak zorundadır. İhtilaf vukuunda AB hukuku geçerli olacaktır. Bu konuda üye devlet anayasa mahkemelerinin zaman zaman direndikleri, ancak daha sonra AB hukukunun üstünlüğünü kabul ettikleri görülmektedir.  Millî mahkemeler hiçbir şekilde AB’nin hukuki tasarruflarını kontrol etme ve onları geçersiz ilan etme yetkisine sahip değildir. Hukuk metninin AB hukukuna aykırılığını tesbit yetkisi    sadece ABAD’nın yetkisindedir. AB Hukuku, Üye Devletlerde ve Üye Devletlerdeki gerçek ve tüzel kişiler açısından doğrudan uygulanabilir ve bağlayıcıdır. Eğer komisyon bir hukuki işlem başlatır, bu konsey ve Parlamento tarafından kabul edilirse, Resmi Gazete'de yayınlanır ve Birlik içinde kanun halini alır. Bu karar konsey'de kararın aleyhinde oy veren ülkeler için de geçerlidir. Üye Ülkelerin bağımsızlıklarını, milli çıkarlarını veya herhangi bir başka konuyu öne sürerek çekince koyma hakları yoktur.

AB bu hukuki işlemleri gerçekleştirebilme yetkisini AB'nin yetki alanına giren politika alanların bir anayasa gibi tarif eden Antlaşmalardan almaktadır. Bir hukuki işlem kabul edildikten sonra, bunun Üye Ülkelerin hukuki sistemine aktarımı, yorumlanması ve uygulanmasına yönelik kararlar bir yüksek mahkeme kararları gibi tüm AB'de doğrudan etki yaratan ve Üye Ülkelerde Anayasa Mahkemeleri dahil hiç bir mahkeme tarafından sorgulanamayan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın yargı yetkisindedir. Hukuk uzmanları bu gelişmeyi uluslar-üstü bir hukuk olarak adlandırmaktadırlar. Bu tür br hukukun varlığı ve geçerliliği ise oldukça tartışmalı bir konudur.

Yıllar boyunca AB, ticaretten ulaşıma, telekomünikasyondan rekabet politikasına, sermaye dolaşımından, çevre ve tüketicinin korunmasına kadar pek çok alanda geniş kapsamlı hukuki işlemler geliştirmiştir. Bunun yanı sıra Adalet Divanı da hukuk, anayasa ve politika alanlarında geniş kapsamlı bir ittihat hukuku oluşturmuştur. Tüm bu hukuki işlemler ve ittihatlar `acquis communeautaire' (Topluluk müktesabatı) olarak adlandırılır. Bu kelime aday ülkeler için AB'ye üyelik sürecinde açılması gereken önemli hukuki işlemler silsilesini temsil etmektedir.

Karar Verme Süreçelerinde Subsidiarity ve Demokrasi

Bu konuda ilk üzerinde durulacak olan AB'nin karar verme süreçlerinin niteliğidir. AB'de bir parlamento bulunmasına karşın bu parlamentonun yetkileri çok sınırlıdır. Hemen hemen tüm temel kararlar ve düzenlemelerde Bakanlar Konseyi yetkilidir. Bu parlamentonun yapısı ulus-devletlerin istekleri dışındaki kararların gelişmesine belli ölçüde açık olsa da Konsey bu bakımdan çok daha güvenlidir. Konsey ulus-devletlerin bakanlarından oluştuğu için genel olarak ulus-devletlerin yetkilerini arındırıcı kararlar verme eğilimi yüksek değildir, öte yandan kritik konularda oybirliği gerektiğinden tek bir ulusdevlet bile kendisini koruma olanağı bulabilmektedir.

Ulus-devletlerin yetkilerinin aşınmasını en aza indirgemek Maastricht Antlaşması'ndan sonra AB'nin kabul ettiği "subsidiarity" ilkesiyle sağlanmıştır denilebilir. "Subsidiarity" (yetki ikamesi veya yetki paylaşımı) günümüzde topluluğun temel yaklaşımlarından biri haline gelmiştir.

Subsidarite (Subsidiarity) İlkesi

Bir Eurodili deyimi, kararların , Avrupa Birliği düzyinde alınmadığı hallerde, daima vatandaşa en yakın olan milli düzeylerde alınması gerektiğini ima etmektedir. Bu deyim ilk defa Maastricht antlaşmasında kendini göstermiş ve genel olarak AB ve Katılımcı ülke arasında karar alma sürecinde Ulus-devlet etkilerini minimize etmek olarak yorumlanmıştır. Bu ilkenin iki temel zaafı gözlenmektedir. Birincisi bir hukuk sistemine esas olması açısından çok bulanıktır. İkinci olarak ise bu kavram gerçekte ima ettiği anlamda değil tersine bir etki ile çalışmakta ve aşağı düzeylere delege edilmemiş her durumda otoritenin üst düzeylerde olacağı anlamını vurgulamaktadır.

Maastricht Antlaşması, subsidiarite ilkesinin, Birliğin özel yetki alanları (exclusive competence) dışında uygulanacağını ve böylece iktidarın üye ülkelere devrini engellemek amacını taşıyacağını vurgulamaktadır. Antlaşma aynı zamanda, bir uygulama ulusal düzeylerde yeterli bir başarı göstermediği veya Birlik düzeyinde daha başarılı olabileceği durumlarda Birliğin inisyatif alabilmesine olanak sağlamaktadır. Bu formülasyon, bir merkezi süperdevlet oluşacağı korkusu taşıyanlara güvence verebilmek için tasarımlanmıştır. Fakat bir karar yetkisinin üye ülkelere devredilip edilmiyeceğine komisyon karar vermektedir ve Antlaşmayı "giderek yakınlaşan bir birlik"  doktrinine göre yorumlayacak olan Avrupa Birliği Adalet Divanıdır (ECJ). Buna göre bir ulus-devletin subsidiarite ilkesini Federalize bir Yasama uygulamasına karşı kullanabilme şansı gerçekte çok küçük kalmaktadır. 1997 Amsterdam Antlaşması, subsidiarite ilkesinin, Birlik Hukuku ve Birlik Müktesebatı (Acquis Communutaire) uygulamasının gerisinde olacağını vurgulamaktadır.

Maastricht Antlaşması'yla Avrupa'nın bir siyasal birliğe yönelmesi üye ülkelerin bazılarında AB'nin ayrı merkezileşmesi konusunda kaygılar gelişmesine neden olmuştur. Bunun üzerine bu antlaşmanın onaylanması konusunda üye ülkelerde yapılan halkoylamalarında olumsuz sonuçlar çıkmaya başlamıştır. Danimarka'da olumsuz, Fransa'da kılpayı olumlu bir sonuç elde edilince bu konudaki şüpheleri gidermek için AB "subsidiarity" ilkesine işlevsellik kazandırmıştır. Bu ilke ekonomik etkinliği kaybetmeden yönetim faaliyetlerinin mekansal dağılımını en geniş biçimde yaygınlaştırmayı amaçlıyordu. Her yönetim faaliyeti etkin olarak görülebileceği en alt yönetim düzeyinde yer alacaktır. Bu ilkeye uyulup uyulmadığı konusunda kuşku bulunması halinde yargıya başvurulabilecektir.

Amsterdam Anlaşması ile Topluluk hukukunun üstünlüğü konusu bir adım daha ileri götürülmüştür. Uluslararası hukuk hükümlerinin normal yolla, yani ülkelerin iç hukuk mekanizmalarından geçerek değil; AB içi bir hukuki metinle ya da bu hukuk metni AB hukuku hükmü haline getirilmek suretiyle yürürlüğe girmesi tartışılmaktadır.

AB Hukukunun Kaynakları

AB hukuku, devletler hukukunun bir bölümü olarak görülmektedir. aynakları devletler hukuku, devletler gelenek hukuku ve hukukun genel ilkeleri olarak verilir.

AB hukuku;

1. kurucu antlaşmalar, bunların ek ve protokolleri ile değişiklikleri ve üyelik antlaşmalarından oluşan birincil mevzuattan,

2. hukukun genel ilkeleri, örf ve adet hukuku; uluslararası antlaşmalar, yönetmelikler ve uygulama yönetmelikleri, yönergeler/AKÇT tavsiyeleri/genel ve özel kararlardan oluşan ikincil mevzuattan,

3. üye devletler arasındaki anlaşmalardan,

4. üye devletlerin Konsey bünyesinde toplanan temsilcilerinin kararlarından, 5. AB hukukuna varlık kazandıran sözleşmelerden

oluşmaktadır.

BİRİNCİL MEVZUAT

İKİNCİL MEVZUAT

- Kurucu Antlaşmalar

- Ekler + Protokoller

- Tüzük (Yönetmelik)

- Direktif (Yönerge)

- Karar

- Görüş

AB hukuku bakımından birincil (primär) ve ikincil (sekundär) hukuk ayrımı yapılmalıdır. AKÇT, Euratom ve AET antlaşmaları ile Avrupa Tek Senedi, Masstricht (AB) gibi antlaşmalarla bunlarda yapılan değişikliklerin gerçekte  AB’nin anayasası olduğu ileri sürülmektedir (WEILER).  AB anayasası bu şekilde yorumlanırsa önemli bir özelliği esnekliği ve sürekli olarak değiştirlebilmesi olarak gözlenmektedir. Organlar vasıtasıyla ve ülke anayasalarına nazaran daha kolay biçimde değiştirilebilir. Topluluk organları aşağıdaki tabloda özetlenen araçlarla, farklı derecelerde ulusal hukuk sistemlerine müdahale edebilmektedir. Bu kapsamdaki düzenlemeler “İkincil Mevzuat”ı oluşturmaktadır.

AKÇT

(Madde 14)

 

AET

(Madde 189)

 

EURATOM

(Madde 161)

Kararlar(Genel)

Tavsiyeler

Kararlar

-

Görüşler

=

=

=

=

=

Tüzükler

Direktifler

Kararlar

Tavsiyeler

Görüşler

=

=

=

=

=

Tüzükler

Direktifler

Kararlar

Tavsiyeler

Görüşler

Birincil hukuk kaynakları üye ülkeler hukukunun üstündedir. Buna karşılık, AB organları tarafından yapılan yasama faaliyetlerinin (ikincil hukuk) üstünlüğü konusunda farklılıklar vardır.

AB'nin hukuki işlemleri ulusal düzeyde bilinen hukuki işlemlerden farklıdır. Bu işlemler temelde beş çeşittir.

1. Yönetmelikler (Regulations)

(AKÇT Antlaşmasında Genel Kararlar) AB kurumlarının millî hukuk sistemlerine müdahale etmesine en çok imkân tanıyan yasama araçlarıdır. İsimlendirilmelerinin aksine, kanun muadili hukuk metinleridir. Bütün üye devletler için eksiksiz ve aynı biçimde geçerlidir. Üye ülkeler mevzuatına eklenmesine gerek olmaksızın doğrudan uygulanabilir. Millî hukukun üstündedir. Üye devletler, onların idarî kurumları ve mahkemeleri doğrudan bunlara tabidir. Yönetmelikler ağırlıklı olarak konsey, nadiren de Komisyon tarafından çıkarılır. AP tarafından yasalaştırılmadığı için demokratik meşruiyetten mahrumdur.  Böylece, tüzükler, üye ülke vatandaşlarına, ulusal yasalarda olduğu gibi doğrudan hak ve yükümlülükler getirir.

2. Yönergeler (Directives)

(AKÇT Antlaşmasında Tavsiyeler) Konsey ya da komisyon tarafından çıkarılırlar. Mevzuatın tekleştirilmesine değil, uyumlaştırılmasına yöneliktir. Üye devletlerin millî geleneklerinin ve yapılanmalarının dikkate alınmasını sağlar. Sadece siyasî hedefleri bakımından bağlayıcıdır. Ancak bunlara ulaşma biçimi ve yönteminin seçimi millî mercilere bırakılır. Başka bir deyişle muhatabı vatandaşlar değil üye devletlerdir. Yönergeler üye devletlere belli bir müddet vermekte ve genellikle hiç ya da çok az bir hareket alanı bırakmaktadır. İstisnai hallerde, bir yönerge ABAD kararı ile doğrudan geçerlilik kazanabilir. Yani kişiler tatbikata geçirme müddeti geçtikten sonra bir üye ülkeyi bu yönergeye göre dava edebilir. Direktifler, tüm üye ülkelerle veya tek bir üye ülkeyle ilgili olabilir. Tüzüklerden farklı olarak, direktifler iç hukuka uygun olarak uygulamaya girer.

`Yönerge' (direktif) yayınlandığı andan itibaren doğrudan uygulanabilir olmayan hukuk metnidir. Üye Devletlerin o yönergeyi kendi ulusal hukuk sistemlerine geçirmeleri gerekmektedir. Yönergeler genellikle üç yıl olmak üzere üye ülkelere uygun gördükleri yolu kullanarak, söz konusu yönergelerde yer alan ilkeleri kendi hukuk sistemlerine geçirmeleri için bir süre tanır. Bu sürenin tamamlanmasından sonra yönerge doğrudan uygulanabilir ve Üye Ülkeler yönergenin uygulanmamasından dolayı hukuki veya mali açıdan sorumlu tutulabilir. Hukuki işlemlerin uygulanıp uygulanmadığını ise Avrupa Komisyonu gözetir ve Üye Devletlerin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda onlar aleyhine Adalet Divanı'nda dava açar. Maastricht Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden itibaren de Adalet Divanı görevlerini yerine getirmeyen Üye Ülkelere para cezasi uygulayabilme yetkisine sahip olmuştur. Haftalık veya aylık milyonlarca Euro'yu bulan bu hukuki işlemleri uygulamama cezasi tehdidi bile Üye Ülkeleri harekete geçmeye zorlayabilmektedir.

3. Kararlar (Decisions)

(AKÇT Antlaşmasında Münferit Karar) Münferit durumları düzenlerler. Bu kararlarla, bir üye devlet ya da AB vatandaşına haklar ya da mükellefiyetler getirilebilir. Başka bir ifade ile kararlar, yönetmeliklerden faklı olarak münferittir ve yönergelerden farklı olarak da muhatap aldığı bölümlerin tamamı için bağlayıcı ve  doğrudan geçerlidir. Millî devletler tarafından münferiden tatbik edilir. Kararlar da, yönergelerde olduğu gibi istisnai hallerde doğrudan geçerlik kazanabilmektedir. Kararlar, bir üye ülkeyi, bir firmayı ya da kişileri muhatap alabilmektedir. Karar kime yönelmişse onu bağlayıcı nitelik taşır. Kararları aşağıdaki gibi sınıflamak mümkündür:

AET ve EURATOM Kararları

Konsey veya Komisyon tarafından alınan kararlardır. İcra hükümleri vardır. Gerekçeleri bunları uygulamak zorunda kalan ülke ve kuruma yazılı olarak bildirilir.

Avrupa Parlamentosu Kararları

Bazı kararlar öneri şeklinde, bazıları ise Konsey veya Komisyon’a tavsiye şeklinde olur. Avrupa Parlamentosu Başkanı, Parlamento’nun onayladığı metni, Parlamento önerisi olarak Konsey veya Komisyon’a iletir. Yetkili Komisyonların incelemeleri sonrasında bir rapor hazırlanır ve onaylanır. Kabul edilen kararlar Resmi Gazete’de C serisinde yayımlanır.

Gerekçeli Karar

AKÇT Anlaşması’nın 88 nci maddesinde öngörülmüş olan ve Komisyon tarafından üye ülkelerin eksiklik durumunda alınan karardır. AET ile EURATOM Antlaşmaları’nda öngörülen gerekçeli görüşlere benzer niteliktedir. Ancak, icra hükmü daha fazladır. Üye ülkeler, Adalet Divanı’na başvurarak gerekçeli kararlara karşı gelebilirler. Fakat başvuruların reddedilmesi halinde gerekçeli karara uymak gerekmektedir.

4. Komisyon Görüşleri (Opinions)

Dördüncü hukuki işlem ise, komisyon'un görüşüdür. Komisyon'un görüşü hukuki anlamda bağlayıcı değildir, yalnızca komisyon'un AB'nin bazı politikalari ve araçları konusundaki yorumunu ifade eder. Görüş, üye ülkelere bazı durumlarda da Topluluk vatandaşlarına, herhangi bir konuda özel bir tutum benimsenmesini önerir ya da Topluluk görüşünü iletir. Ancak, herhangi bir yükümlülük ya da bağlayıcılık içermez. Uygulamaya konulup konulmaması ve ne şekilde uygulanacağı üye ülkelerin seçimine bırakılmıştır.

5. Uluslararası Antllaşmalar

Beşinci ve son hukuki işlem ise AB'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarıdır. Bunlar AB'nin üçüncü bir ülke veya ülke grubu ile müzakere ettiği belli anlaşmalar olduğu gibi, DTO içinde GATT Anlaşmaları gibi AB ve Üye Devletleri bağlayıcı uluslararası hukuk düzeni de olabilmektedir. AB kendi özel yetki alanı içinde olan durumlarda tüm Üye Ülkeler adına anlaşmaları müzakere eder. Anlaşma konularının hem Üye Ülkelerin hem AB'nin yetki alanında olduğu durumlarda ise, AB yine anlaşmayı müzakere eder ancak bu kez anlaşmanın Üye Ülkeler düzeyinde de onaylanması gerekir.

Türkiye ile yapılan Ortaklık Anlaşması, Gümrük Birliği kararı, Merkez ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile yapılan Avrupa Anlaşmaları AB hukukunun bir parçası olan uluslararası anlaşmaların örnekleridir.

İkincil Mevzuatın Hazırlanması ve Yürürlüğe Girmesi

Tüzük ve Direktiflerin kabulü; öneri prosedürü, işbirliği prosedürü (Tek Avrupa Senedi ile düzenlenmiş olan prosedür-Madde 189c), ortak karar prosedür (Maastricht Antlaşması ile düzenlenmiş olan prosedür-Madde 198b) ile gerçekleştirilir.

1. Öneri prosedürü

Öneri prosedürü, Topluluk ikincil mevzuatının kabulünde izlenen temel prosedürü oluşturmaktadır. Sözkonusu prosedür özellikle, işbirliği ya da ortak karar prosedürlerinin öngörülmediği tüm durumlarda uygulanır. Buna göre, Komisyon ile Konsey arasında bir işbölümü bulunmaktadır. Prosedür özetle aşağıdaki gibi işlemektedir.

Komisyon öneri hazırlar ve Konsey kabul eder. Bununla birlikte, Konsey herhangi bir karar almadan önce, bazı aşamalardan geçilir ve bu çerçevede Konsey ve Komisyon yanısıra, düzenlemenin konusuna göre, Avrupa Parlamentosu ve Ekonomik ve Sosyal Komite’de görüşlerini ortaya koyabilir. Bu prosedürü aşağıdaki aşamalarda incelemek mümkündür.

2. Uygulama tedbirlerinin kabul prosedürü

Bu çerçevede öngörülen genel kural Konsey’in Komisyon’a uygulama için gerekli yetkiyi vermesidir. Bazı durumlarda, Konsey sözkonusu yetkiyi doğrudan kullanır. Bu kapsamda, 3 prosedür uygulanmaktadır:

A. Danışma Komitesi Prosedürü

Bu prosedür, tek pazarın tamamlanması çerçevesinde Konsey tarafından kabul edilen metinlerin yürürlüğe girmesini kapsamaktadır. Danışma Komitesi üye ülke temsilcilerinden oluşur ve Komisyon’un bir temsilcisi Komite’ye Başkanlık eder. Komite belli bir süre içerisinde Komisyon’a görüşünü sunar. Komisyon mümkün olduğu ölçüde sözkonusu görüşü dikkate alır. Bu görüş bağlayıcı değildir.

B. İdare Komitesi Prosedürü

Bu prosedüre, 1962 yılından bu yana, tarım alanında uygulanan tedbirlerin kabulünde başvurulmaktadır. Komisyon bu konuda bir metin kabul etmeden önce üye ülke temsilcilerinden oluşan bir idare komitesine danışmak durumundadır. Komite nitelikli çoğunlukla görüşünü oluşturur. Olumlu görüş üzerine Komisyon metni uygulamaya koyar. Komite’nin olumsuz görüşü üzerine Komisyon gerekli tebirleri alabilmektedir. Bu durumda Komisyon Konsey’i haberdar eder ve Konsey 1 ila 3 aylık bir süre içerisinde nitelikli çoğunlukla aksi bir karar alabilir.

C. Düzenleme Komitesi Prosedürü

1968’de uygulamaya konulan prosedür diğer Topluluk politikaları için geçerlidir. Bu Komite de üye ülke temsilcilerinden oluşur ve Komisyon’un uygulama tedbirleri üzerine nitelikli çoğunlukla görüş oluşturur. İdare Komitesi prosedürünün aksine, bu prosedür uyarınca, hazırlanan görüşü Komisyon’un reddetme olanağı daha zayıftır. Bu durumda, Komisyon gerekli tedbirleri alamaz, ancak, Konsey’e önerilerde bulunur. Konsey, 3 aylık bir süre içerisinde konuya ilişkin olarak nitelikli çoğunlukla karar alır. Sözkonusu süre bitiminde, karar alınamaması halinde, Komisyon, Konsey’in basit çoğunlukla aksi bir karar alamaması durumunda, Komisyon karar alır.

3. Basitleştirilmiş Prosedür

Bu prosedür, Komisyon’un doğrudan yetki alanına giren durumlarda uygulanır. Basitleştirilmiş prosedür bağlayıcı olmayan hususlara ilişkindir. Bir diğer ifade ile, tavsiyeler ve görüşler için geçerlidir.

4. İşbirliği Prosedürü (Maastricht Antlaşması Madde 189c)
MAASTRICHT ANTLAŞMASI ÇERÇEVESİNDE İŞBİRLİĞİ PROSEDÜRÜNÜN UYGULANDIĞI ALANLAR

  • Ulaştırma (Md.75)
  • Özel Araştırma ve Geliştirme Programları (Md.130O)
  • Mesleki Eğitim (Md. 127)
  • Özel Çevre Politikası Programları (Md.130S)
  • Kalkınma İşbirliği (Md. 130W)
  • Sosyal Fon (Md. 125)
  • Avrupa Ötesi Şebekeler (Ortak Karar Tedbirleri Kapsamında Yeralmayan) (Md. 129)

5. Ortak Karar Prosedürü (Maastricht Antlaşması Madde 189b)
MAASTRICHT ANTLAŞMASI ÇERÇEVESİNDE ORTAK KARAR PROSEDÜRÜNÜN UYGULANDIĞI ALANLAR

  • İşçilerin Şerbest Dolaşımı (Md. 49)
  • Yerleşme Hakkı (Md. 54)
  • Yabancı Vatandaşlar İçin Özel Düzenlemeler (Md. 56)
  • Diplomaların Karşılıklı Olarak Tanınması (Md. 57)
  • Tek Pazar (Md. 100A ve 100B)
  • Eğitim (Md.126)
  • Kültür (Md. 128)
  • Kamu Sağlığı (Md. 129)
  • Tüketicinin Korunması (Md. 129A)
  • Avrupa Ötesi Şebekeler (Md. 129D)
  • Araştırma ve Geliştirme Programları (Md.130)

Bunların yanında tavsiyelerden ve tavırlardan söz edilmektedir. Ancak bu kategoride yer alan hukuk kaynakları AB vatandaşları için bağlayıcı değildir. Bunlar esas itibariyle siyasî ve ahlâkî anlama sahiptir.

AB’nin devletler hukukuna göre yaptığı anlaşmalar üye ülkeler bakımından geçerli iken, hepsi yürürlüğe koysa bile üye ülkelerin devletler hukukuna göre yaptıkları sözleşmeler prensip olarak AB’yi bağlamamaktadır.

Üye ülkeler anayasalarında AB hukukunun bu özelliklerine uygunluğu sağlayacak değişiklikler yapmışlardır. (KARLUK) AB hukukunun devletler üstü olma niteliği, üye devletler ve vatandaşlar bakımından bağlayıcı hukukî düzenlemelerin belirli hallerde oyçokluğu ile de alınabilmesi karşısında özel bir önem kazanmıştır.

AB hukuku, AB vatandaşlarına (üye ülke vatandaşlarına) serbest dolaşım ve ikamet, mahallî idareler ve Avrupa seçimlerine katılma, birlik organları ve kurumlarını AP’na şikayet etme hakkı verir. Üye ülkeler, kendi devleti üçüncü ülkelerde temsil edilmeyen birlik vatandaşlarına kendi vatandaşlarına sağladıkları diplomatik (devletler hukukuna aykırı muamele halinde müracaat) ve büyükelçilik (hukukî, sosyal ve ekonomik) korumasını sağlamakla yükümlüdür.

AB Yasama Süreci

AB kararalarında esas irade Konseydedir. Üç usul vardır:

1. Genel geçerliliği olan yasama tasarrufları için Komisyon teklifi usulü,

2. Avrupa Tek Senedinin getirdiği işbirliği usulü ve

3. AB Antlaşmasının getirdiği ortak karar usulü.

Komisyon Teklifi Usulü

Genel usuldür. Konseyle Komisyon arasında işbölümüne dayanır. Komisyon teklif eder, Konsey işlem yapar. İnisiyatif hakkı Komisyondadır. Komisyonda tasarının kabulü için oy çokluğu yeterlidir. Pratikte AP’na da danışılır. Bazı durumlarda Ekonomik ve Sosyal Komitenin de görüşünün alınması zorunludur. Komisyon alınan görüşlerle birlikte teklifini tekrar Konseye gönderir. Burada Daimi Temsilciler Komitesi tarafından incelenir ve karara bağlanır. Bundan sonra Konseyin kabul etmesiyle yasama süreci tamamlanır. AB’nin 9 resmi dilinde kaleme alınıp, onaylandıktan sonra AB Resmi Gazetesinde yayımlanarak yürürlüğe girer.

Kurumsal İşbirliği Usulü (AT Antlaşması, Madde 189c)

İç pazar, sosyal politika, ekonomik ve toplumsal kaynaşma ile araştırma-geliştirme konularında uygulanır. Vergi, serbest dolaşım, işçi hak ve çıkarları konuları oybirliği ile diğerleri nitelikli çoğunlukla karara bağlanır. Süreç yine Komisyonun teklifi ile başlar. Teklif hem AP’na hem de Konseye iletilir. AP ilk müzakereden sonra Konseye görüşünü bildirir. Konsey bir ortak tasarı hazırlar ve bunu tekrar AP’na gönderir. AP üç ay içinde aşağıdakilerden birini yapar:

1. Konsey ortak tasarısını kabul eder ve Konsey de bunu kesin karara bağlar.

2. Görüş belirtmezse Konseyin tasarısını kabul etmiş sayılır.

3. Reddeder. Bu durumda tasarının Konsey tarafından kabulü için oybirliği gerekir.

4. Bazı değişiklikler önerir. Bunlar komisyon tarafından kabul edilirse konsey tadil edilmiş metni nitelikli çoğunlukla kesinleştirilebilir. Komisyon reddederse ya da onun incelediği metinde değişiklikler yapılırsa oybirliği gerekir.

Bu usulde konseyin yasama sürecinin durmasını sağlama imkanı vardır.

Ortak Karar Usulü (AT Antlaşması, Madde 189b)

Yine Komisyonun AP ve Konseye gönderilen teklifi ile başlar. AP teklif üzerinde ilk görüşmesini yapar ve görüşünü Konseye bildirir. Konsey bir ortak tasarı hazırlar. Bu tasarı Komisyonunki ile aynı ise oyçokluğu, değişiklik ihtiva ediyorsa oybirliği gerekir. Ortak tasarı ikinci kez görüşülmek üzere tekrar AP’na gönderilir. AP şu üç yoldan birini izler:

1. Ortak tasarıyı kabul eder ya da hiç görüş bildirmezse Konsey tasarıyı kesin karara dönüştürür.

2. Ortak tasarı metninde değişiklik yaparsa, Konsey ve AP temsilcilerinin eşit oranda katıldığı bir Uzlaşma Komitesi kurulur. Uzlaşma sağlanırsa bu metin kabul edilir.

3. AP ortak tasarıyı tümüyle reddederse Konsey yine Uzlaştırma Komitesi kurulması yoluna gidebilir.

Bir uzlaşma sağlanamadığı takdirde, Konsey altı hafta içinde ortak tasarıyı nitelikli çoğunlukla onaylayabilir. Ama AP üçüncü görüşmede metni tekrar salt çoğunlukla reddedebilir ve bu durumda teklif düşmüş olur. Bu halde AP’nun bir nevi veto hakkı vardır.

Birlik Hukukunun Koruması : Avrupa Adalet Mahkemesi (ECJ)

ABAD ve onunla bağlantılı Bidayet Mahkemesi tarafından yerine getirilir. ABAD danışma organı niteliğini de haizdir. AB’nin devletlerle ya da uluslararası örgütlerle imzalamak istediği sözleşmeler konusunda mütalaa verebilir. Bu mütalaalar hukuken bağlayıcıdır. uyulmaması halinde ulus-devletller ağır para cezlarının muhatabı olabilirler.

ABAD antlaşmaların ihlaliyle ilgili davalara (AT Antlaşması, Madde 169), iptal davalarına (Madde 173) ve işlem eksikliği davlarına (Madde 175) bakar. Tazminat (Madde 178 ve 215/2), personel ihtilafları (Madde 179) ve ara kararlar (Madde 177) da ABAD’ın yetki alanındadır.

AB Hukukunun üstünlüğü ve Egemenlik Devri

Bir üye ülke'nin AB'ne katılımının gerçekleşmesi ile ülke, uluslarüstü (supranational) yetkiyle donatılmış olan bir örgüte tam üye olmaktadır.  Böylece topluluğun kurucu antlaşmaları ile AB organlarının aldıkları kararlar, diğer üye ülkelerde olduğu gibi katılan üyeye'de de doğrudan uygulanacak ve Topluluk hukuku ile milli hukuk çatıştığı zaman Topluluk hukukunun üstünlüğü kabul edilecektir. Diğer bir deyişle ülke, "topluluk müktesabatını" (acquis communataire) oluşturan Konsey kararlarını, tüzükleri, diğer ülkeler ile yapılan anlaşmaları, aynen kabul edilecektir.

Süpranasyonal-uluslarüstü hukuk düzeninin sağlanabilmesi için Topluluğa üye ülkeler, üye olmadan önce ya da sonra anayasalarında yer alan "egemenlik ulusundur" şeklindeki klasik kuraldan vazgeçmişler ve giderek egemenliğin bir bölümünü Topluluğa taşıyan yeni bir yaklaşımı benimseyerek, anayasalarını bu yolla değiştirmişlerdir. Diğer bazı üye ülkelerde, yine benzer bir şekilde anayasalarını değiştirerek egemenlik kısıtlamasını kabul etmişlerdir.

Anayasa değişikliği yapan ülkeler ile değişiklik yapılan egemenliğe ilişkin maddeler şöyledir:

İtalyan Anayasası Madde 11: "İtalya, öteki devletlere karşılıklılık şartı içinde, devletler arasında barış ve adaleti sağlayan bir düzen için gerekli olan egemenlik kısıtlamalarını kabul eder".

Almanya Anayasası Madde 24: "Federasyon, devletlerarası kurumlara egemen haklar devredebilir".

Belçika Anayasası Madde 25: "Belli yetkilerin kullanılması bir anlaşma ya da yasa ile devletler hukuku kurumlarına bırakılabilir".

Lüksemburg Anayasası Madde 49: "Yasama, yürütme, yargı yetkileri uluslararası örgütlere devredilebilir".

Hollanda Anayasası Madde 92: "Yasama, yürütme ve yargı yetkileri, bir sözleşme ile uluslararası kamu kuruluşlarına devredilebilir".

Yunanistan Anayasası Madde 28:"Yunanistan'ın taraf olduğu uluslararası sözleşmeler iç hukuktan üstündür ve bir iç yasa hükmü ile çatışma halinde uluslararası sözleşmeler uygulanır. Bir uluslararası antlaşma ile ulusal kurumların anayasada öngörülen yetkileri uluslararası kuruluşlara devredilebilir".

Bu arada "egemenlik kısıtlaması" ile "yetki devri" arasındaki farkı da belirtmek yerinde olacaktır. Egemenlik kısıtlamasında ülkeler, kendi egemenlik yetkilerinde kısıtlamaya gitmektedirler. Ancak, kısıtlanan egemenliğin kullanılması, yine o ülke tarafından yerine getirilmektedir. Oysa yetki devrinde bir kısıtlama söz konusu olmayıp yetkinin kullanılmasını devri söz konusudur. Türkiye'nin AB'ne üyeliği durumunda, hem egemenlik kısıtlamalarına ve hem de yetki devrine gitmek gerekmektedir.