turklog.gif (2259 bytes)

logturkab.jpg (3101 bytes)

ablog.gif (1603 bytes)

Uluslararası Ekonomik ve Siyasal Bütünleşme Aşamaları

EYLEM : Etkin Yönetim Liderlik Eğitim Merkezi

Son güncelleme : 12.07.2001

Kaynak : http://www.turkab.net/ab/abmenu.htm


Giriş

Bir süreci ifade eden bütünleşme kavramının farklı yaklaşımlarda da gördüğümüz gibi çok sayıda değişken ile açıkllanabiliyor olmasından kaynaklanan sorun, aşama ve aşamalara bağlı olarak aldığı biçimler açısndan da karşımıza çıkmaktadır. Çünkü aşamalara verilen öncelik sırası, biraz da konuya nasıl yaklaşıldığıyla ilintilidir. Bu çalışma, siyasal birlik aşamasına ulaşan bir bütünleşme hareketinin, ekonomik ve öncelikle parasal birlik aşamalarını aşmış olması gerektiğini savunmaktadır. Bu noktada, ekonomik birlik ve aşamaları ile siyasal birlik ve aşamalarından ne anlaşıldığı söz konusu aşamalandırma durumuna da açıklık getirecektir. En genel aşamalandırma, ekonomik bütünleşmeyle siyasal bütünleşme ayrımı biçimindedir.

I. Ekonomik bütünleşme

1. Genel Özellikler

Ekonomik bütünleşme, uluslararası işbirliğinin nitelik ve yoğunluk aşamasına göre ekonomik birleşme, ekonomik bütünleşme ve ekonomik birlik kavramları ile açıklanabilmektedir. En genel anlatımı ile "ekonomik birleşme" terimi; literatürde çeşitli ekonomik birleşme türlerini kapsayan genel bir terim olarak kabul edilmektedir. Ama, ekonomik birleşme terimi değişik biçimlerde tanımlanabilmektedir. Burada genel olarak "ekonomik bütünleşme, üye ülke ekonomilerine dinamizm ve etkinlik kazandıracak temel amaçları ve bunları gerçeklştirecek yapılanması ve prosedürleri olan, özgün bir dış ilişkiler modelidir" olarak vereceğimiz tanımı kullanacağız. Bu tanım bir kaç yaklaşımı tek bir formülde bütünleştirmektedir.

Ekonomik birleşmeler, genellikle aralarında önceden yakın ilişki bulunan ülkeler arasında kurulmaktadır ve"...en büyük verim de rekabetçi sanayi toplumların bütünleşmesinden sağlanmaktadır. Çünkü ekonomik bütünleşme zenginin daha zengin olmasını sağlamaya yönelik serbest dış ticaret ilkesine dayanmaktadır. Genellikle "karşılaştırmalı üstünlük kuramı" ile açıklanan serbest dış ticaret, her ülkeyi kendi pazar olanaklarının ötesinde daha geniş pazarlara ulaştırır. Buna karşılık kaynakların, teknolojinin, birikimin ve deneyimin kıt kaynak olduğu hızlı değişim süreçlerinde mukayaseli üstünlüğün statik anlayışı istenilen sonuçları sağlamamaktadır.

Bir ekonominin dışa açılması ya da diğerleri ile ortaklık kurması, bazen karşılıklı avantajların değerlendirilmesi ve artan ölçekte avantajlardan yararlanılması anlamına gelir Ama, dışa açılma da iki biçimde, birine diğerinden daha fazla ağırlık verecek biçimde olabilir Ya dünya piyasasına doğrudan katılmak ya da az sayıda ortak ile birlikte katılmak. İkinci tür eyleme ağırlık veren davranışların ne tür ekonomikler arasında sürdürüleceği önemlidir. Ekonomik bütünleşme birbirini tamamlayan ekonomiler arasında mı, yoksa rakip ve benzer ekonomiler arasında mı sürdürülecektir? Bu sorunun yanıtı, ülkelerin sahip olduğu doğa ve ilişkilere, ülke çıkarlarının çatışıp çatışmadığına, ilişkinin zaman bakımından içeriğine bağlı olarak verilebilir.

İki ya da daha çok ülkenin birbirleri ile ekonomik, mali, parasal ve sosyal bakımlardan anlaşmaları anlamına gelen ekonomik bütünleşme, yukarıda da belirtildiği gibi bu ülkeler arasında bazı yakınlık alanlarını gerekli kılmaktadır. Bunlar: cografi yakınlık, ekonomik, siyasal ve askeri konularda zaten yakın işbirliği içinde olmak, ekonomik ve siyasal sistemlerin benzer olması, yakın tarihsel, sosyal ve kültürel bağların bulunması benzer ve rakip ekonomik düzeyde bulunmaları ve diğer bir dış ekonomik ve siyasal güce doğrudan bağlı bulunmamaları olarak özetlenebilir.

İktisadi birleşmeler, siyasal bakımdan bağımsız ülkeleri ekonomik yönden birbirine bağımlı hale getirir... (Birleşme yolu) ile kurulan iktisadi birliklerde, ekonomik ve siyasal güçlerin biraraya getirilmesi ile bölge dışında kalanlara karşı daha büyük bir dayanışma ve uluslararası politikada daha etkin bir rol oynamak gibi düşünceler gözlenir. Aslında dünyanın çeşitli bölgelerine ve belirli tarihsel dönemlere göre bütünleşme farklı anlamlar taşımıştır önceleri savaşlara karşı bir tür savunma mekanizması sağlayacak davranış biçimleri olarak düşünülürken, daha sonraları kapalı ekonomileri terketmek anlamına gelmiştir: Bu da gelişmiş ekonomiler için farklı, gelişmekte olan ekonomiler için ise daha farklı bir anlam taşımaktadır.

2- Ekonomik Bütünleşme Aşamaları

Ekonomik-Siyasal birliğe gidişte yer alan ekonomik bütünleşme aşamalari, serbest ticaret bölgesi, gümrük birliği, ortak pazar ve ekonomik birliktir.

a) Serbest Ticaret Bölgesi

"Üyeler arasında ticareti kısıtlayan engellerin (tarife-kota gibi) bazılarının kaldırıldığı ve üye ülkelerin yükümlülüğü altında bulundukları bir ekonomik birleşme türüdür" Bölgeye giren ülkelerin bazı mal ve bazı hizmetleri için yaratılan ortak piyasa, diğer üretim faktörlerine açık değildir. Ortak bir tarife uygulanması, üretilen faktörlerinin harmonizasyonu, sınırların kaldırılması ve ekonomik politikaların uyumlaştırılması söz konusu değildir (Örnek olarak EFTA, LAFTA verilebilir). Bu aşmanın en anlamlı yönü, aralarındaki ticareti "bölge" esasına dayanarak geliştirmek isteyen ülkelerin bunu sağlamak için bazı sınırları ortaklaşa aldıkları kararlar doğrultusunda kaldırmış olmalarıdır.

Bu türden bir ekonomik bölgecilik 1929 yılında Lucien Brocard tarafindan önerilmiştir. Öneriye göre ekonomi bölge temelinde örgütlenmelidir ki ulusal ekonomiler, ile uluslararası ekonomi ilişkileri daha güvenceli bir zeminde gelişsin. Günümüzde, dünya uygulamalarına dayanılarak ekonomik bütünleşme hareketlerini kategorize eden eğilimler; serbest ticaret bölgesini ekonomik bütünleşmenin bir aşaması gibi değil, bir türü olarak değerlendirmekte, ikinci tür olarak da gümrük birliğini göstermektedirler.

b) Gümrük Birliği

Birbirlerinden gümrük almama esasına dayanan bölgesel bir birlik olan Gümrük Birliği, serbest ticaret bölgesindeki koşullara ek olarak birliğe üye ülkelerin serbet dış ticaret politikasını izlemelerini sınırlandırmış olduğundan daha ileri bir aşamayı ifade etmektedir. Üretim , faktörlerinin hareket serbestisi yoktur ama, özellikle sanayi mallarında ortak gümrük tarifesinin uygulanması ve her türlü kısıtlamanın kaldırılması söz konusudur. Kısaca; Gümrük 'Birliği'nde sanayi mallari ticaretinde bütünleşme söz konusudur. Mal, kişi, hizmet ve sermaye dolaşım serbestisinden sadece bir tanesi konu dahilindedir: Mal. Ama, tarım ürünleri kapsam dışında olduğundan tam olarak malların serbest dolaşımı da denemez.

Gümrük Birliği'nde aynı zamanda üçüncü ülkelere ortak bir ticaret politikası zorunlu olarak uygulanır ve kaçınılmaz olarak mevzuat uyumu sağlanır (Alman ve İtalyan Birlikleri ile Benelux örnek olarak verilebilir) Bu açıklama bütünleşme kavramı ile gümrük sistemlerinin birlikte düşünüldüğünü göstermektedir. "Bir ülkenin gümrük sistemi ya mallar arasında ya da ülkeler arasında bir farklılık yaratır. Yani bir ülkenin gümrük sistemi ya malları, geldikleri ülkeye bakılmaksızın kendi aralarında çeşitlerine göre farklı gümrüklere tabi tutar ya da malların cinsine bakılmaksızın hangi ülkeden geldiklerine göre aynı mallara farklı gümrükler uygulanır. Malların orijinlerine bakılmayıp şekillerine göre gümrüklenmesi "gümrük teorisi" nin, geldikleri ülkelere göre gümrüklenmesi ise "entegrasyon teorisi"nin konusunu oluşturur.  Söz konusu tanımlama, gümrük birliği kavramının bütünleşme sürecindeki önemini vurgulamaktadır. Hatta bir çok düşünür bütünleşmeyi, gümrük birliği ile özdeş tutmaktadır.

Gümrük birliği teorisini ilk ortaya atan, 1950'de yayınladığı kitap ile Jacop Viner olmuştur. Daha sonraları J.E. Meade, Marcus Fleming, H.G. Johnson, C.A. Cooper, B.F. Massel, R.G. Lipsey ve Kelvin Lanchester gibi isimlerin de teoriye katkıları olmuştur. Viner ve onu izleyenler, ekonomik bütünleşmenin, taraflar arasında gümrük vergileri başta olmak üzere ticaret engellerini ortadan kaldırıp serbest ticareti geliştirdiğine göre dünya refahını olumlu yönde etkileyeceği görüşüne karşı çıkmışlardır. Onlara göre bu sürecin olumlu ve olumsuz yönleri birarada bulunmaktadır. Gümrük Birliği'nin Viner tarafından ileri sürülen koşulları, şu biçimde özetlenebilir:

i. Üye ülkeler arasında tarifelerin, kotaların ve benzer etki gösteren sınırlamaların kaldırılması.

ii. Birlik dış ithalatta tek tarife uygulanması.

iii. Önceden kararlaştırılmış bir fomüle göre gümrük gelirlerinin üyeler arasında bölüştürülmesi.

Söz konusu koşullar, benzer ve rakip ekonomilerin oluşturdukları gümrük birliğinde geçerli sayılmıştır ve bunun katma değeri arttırma (trade creation) yaratacağı ileri sürülmüştür. Ama, üretim yüksek maliyetli ülkeden düşük maliyetli ülkeye kayarken düşük maliyetli birlik dış ülkeden de yüksek maliyetli birlik ülkesine geçerek, ticaret saptıran etki (trade diversion) ortaya çıkarabilmektedir. Bu da refah azaltıcı bir sonuç ortaya koymaktadır. Düşünürlerin gümrük birliğinin olumsuz yönleri olarak saptadıkları husus budur.

Bir başka nokta da bu teorinin, tam rekabet, tam istihdam ve tam mal hareketliliğinin varlığı varsayımına dayanır olmasıdır. Bu durumda büyüme hızı, verimlilik vb. konularında "denge" anlayışı söz konusu olmaktadır. Denge amacı ise, gümrük birliği teorisinin "statik" bir teori olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece, Gümrük birliği bütünleşme sürecinin ilk aşamasıdır ve bütünleşmenin statik etkileri ile ilgilenmektedir" denebilir.

Gerçekten de gümrük birlikleri "... gümrük indirimi ve üçüncü ülkelere ortak gümrük tarifesi uygulamakla yetindikleri taktirde, birlik bir süre sonra verimsizleşerek dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Faydanın sürekli olabilmelesi için birliğin "ekonomik bütünleşme" yolunda gelişmesi gerekecektir. Bu da, bütünleşme sürecinin dinamik etkiler doğurduğu sürece varlığını sürdürebileceği sonucunu ortaya çıkartmaktadır.

c) Ortak Pazar

Yukarıdaki tartışmalar göstermektedir ki, bütünleşmenin dinamik etkisi; gümrük birliği oluşturmuş ülkeleri bu birlik kurallarına uymak için ek bazı faaliyetlere zorlamaktadır. Birliğe üye ülkeler aralarındaki emek, sermaye, girişimci gibi üretim faktörlerinin serbest hareketliliğini sağlayarak sınır engellerini kaldırır ve aralarındaki gümrük birliği ülkelerini de korurlar ise, ortak pazar oluşturmuş olurlar. Ortak pazar, her bir üye ülkenin iç pazarından oluşmuş "genişletilmiş bir iç pazar"dır. İç pazarın temel prensipleri: Vergi harmonizasyonu, iktisat politikalarının göreli harmonizasyonu, üretim faktörleri hareketliliğini sağlayarak sınır engellerinin kalkmasıdır. Sınırların kalkması ise üç anlamda ele alınmaktadır:

i. Fiziksel sınırların kalkması (kişiler, mallar için)

ii. Teknik sınırların kalkması (normlar, hukuk prösedürleri, radyo-TV yayınları, sermaye hareketleri, hizmet dolaşımı),

iii. Mali sınırların kalkması ve vergi harmonizasyonu.

Bu prensipler uygulandığında, maliyetlerin düşmesi, işbölümü ve uzmanlaşmanın artması ve verimlilik artış sonuçları beklenmektedir. Daha geniş bir pazar için üretim yapma ve bu üretimin sağladığı olanaklardan yararlanmayı sağlayan ortak pazar, ekonomik birlik aşamasına geçişteki son ekonomik birleşme biçimidir. Çünkü büyük ve genişlemiş bir pazarda çağdaş dağıtım ve üretim olanakları tam kapasiteyle çalışır. Ayrıca rekabet edecek firma sayısı artacağından tekelleşme eğilimleri de azalır. Büyük piyasa ekonomisi fiyatlandırma (emek, mal vb.) alanında çıkan sorunlara bağlı olarak üretim faktörlerinin dolaşım serbestisi uyarınca ekonominin yeniden düzenlenmesi gerekliliğini ortaya koyar.

Ortak pazar ile genişleyen piyasada bir taraftan işletmelerin büyümesi nedeniyle "içsel ekonomiler - internal economies", diğer taraftan da birlik içindeki işletmelerin birbirleriyle sıkı ilişkiye geçmeleri nedeniyle "dışsal ekonomiler - external eceonomies" ortaya çıkmaktadır. Bu ilgi olgunun olumlu ya da olumsuz sonuçlara yol açacağı konusunda düşünürler arasında farklı görüşler söz konusudur. Kültürlerin ve alışkanlıkların hjomojen olmadığı genişletilmiş piyasalar ile, homojen bir kültüre hitap eden geniş piyasa arasında farklar olduğu ileri sürülmektedir. Buna karşı, firmaların zaten ulusal piyasa ile sınırlı olmadıkları ve ihracat olanaklarına her zaman sahip oldukları ve heterojen kültürlere hitap etme deneyimlerinin zaten varolduğu belirtilebilir. 

d) Ekonomik Birlik

Bazı yazarların tam ekonomik birleşme dediği ekonomik birlik, ekonomik bütünleşmenin son aşamasıdır Ekonomik birlik ile, uygulanacak ortak politikalar sonucu üyeler arasındaki ekonomik, mali ve sosyal politika alanlarında tüm farklılıkların giderildiği bir kuruluş kastedilmektedir. Öyle ki, birliği oluşturan ülkeler adeta bir ülkenin çeşitli bölgeleri durumuna gelmişlerdir.  Böylece diğer aşamalar ticaret engellerini ortadan kaldırırken, ekonomik birlik uluslarüstü ekonomi politikalarını üretildiği bir birleşme biçimi olmaktadır. Çünkü ekonomik birlik, yukardaki aşamalara ek olarak birçok maddi ve moral alanda, örneğin tek para, tek merkez bankası, ortak dış politika gibi "tek" olmayı gerektiren bir biçimdir. Artık "ortak" lıktan "tek" liğe geçiş söz konusudur.

Bu yapısı itibarı ile dinamik bir süreçtir. Çünkü bu tür bir bütünleşmede ülkelerin ekonomik, sosyal ve mali politikaları birleştirmeye gidilerek bir uluslararası ya da uluslarüstü otorite oluşturulması gerekmektedir. İşbirliğinin uluslararası düzlemde mi, yoksa uluslarüstü düzlemde mi düzenleneceği, bunun bir "uyumlaştırma" mı yoksa . "tek" leşme mi olacağı ekonomik bütünleşmenin belirleyiciliği çerçevesinde siyasal birlik bölümünde ele alınacaktır: Kısaca, ekonomik birlik aşamasında üye ülkelerde uygulanacak politikalar, ortak ve tek politikalardır denebilir.

Ekonomik birlik bir yandan siyasal birliğin altyapısını oluştururken, ekonomik birlik içinde bu kavramla birlikte ya da tek başına ele alınan bir başka kavram parasal birliktir.

3. Parasal Birlik

a- Parasal Bütünleşme, Ekonomik, Bütünleşme Ayrımı

Buraya kadar tartışılmakta olan ekonomik bütünleşme, bir tür ekonomik ilişki biçimidir ve bu ilişkinin de temel sorunlarından birisi şudur: "Uluslararası ekonomik işlemlerde hangi ödeme aracı kullanılacak, bunların değeri nasıl belirlenecektir?"      Yanıtlar, farklı dönemlerdeki uluslararası sistem özelliklerine göre verilebilmektedir. Ekonomik birlik aşamasına ulaşmış bir bütünleşme hareketinin üretim faktörleri serbestisi gerektirdiğini görmüştük. Bu durumda, sermayenin serbest dolaşımı ve bu alana ilişkin politikalarda ortak davranış gerekmektedir. Çalışmanın ileriki bölümlerinde ayrıntılı olarak tartışılacak olmakla birlikte, burada şu ayrımı ortaya koymak gerekmektedir. Ekonomik birlik ile parasal birlik aynı anda eşgüdümlü ve eşanlı alınması gereken bir olgu mudur, yoksa biri diğerinden öncelikli mi yürütülmelidir?

Parasal bütünleşme, ekonomik bütünleşmenin ön şartı olarak görülmektedir. Birincisi olmadan, ikincisi sağlanamaz. Ortak ya da tek para amacındaki bir parasal birlik, özellikle tek para nedeni ile ekonomik birlik üzerinde etkilidir. Çünkü fiyatlar, ücretler vb. düzeyinde bütünleşme sağlamaktadır. Ekonomide bütünleşmeye gidilecek ise faiz oranları, kredi vb. konularında ortak bir para politikasına gerek vardır. Kısaca "para politikası, ekonomi politikasının bir aracıdır." Bu yaklaşımın karşısındaki sorun, ekonomik birlik sağlanmadan parasal birliğe geçilemeyeceği yolundadır.

Ekonomik bütünleşme aşamasında ekonomik birlik; parasal birlikten söz edilmeden açıklanamaz. Nedenleri, şu biçimde özetlenebilir:

  • Bir parasal birlik kurma, fiyat istikrarı için ortak taahütte bulunma anlamına gelir. Para politikalarının birleştirilmesi, enflasyon oranı açısından üye ülkeler arasındaki önemli farklılıkları elemine eder.  Parasal istikrar ise çeşitli döviz kuru rejimleri ile elde edilebilir ki, bu da ancak bir ortak merkezbankası ile düzenlenebilir.
  • Döviz kuru belirsizlikleri ve değişim maliyetleriyle faiz oranı farklılıkları ekonomik etkinlik ve büyümeyi olumsuz etkiler.
  • Ekonominin temel sorunlardan biri olan kamu açıklarının, ulusal merkez bankası kaynaklarıyla ya da hazinenin mali piyasalara borçlanması yöntemleri ile kapatılması sonuç vermemektedir. Parasal birlikteki ortak bütçe disiplini bu sorunun çözümü için gerekli olabilmektedir.
  • İstihdam, bölgesel denge ve uluslararası para sistemi gibi diğer ekonomi konularında karşılaşılan, örneğin dolar kurunun belirleyiciliği gibi sorunlar da, salt ekonomik birlik yöntemi ile çözümlenemez sorunlardır.

II. Siyasal Bütünleşme

1. Ekonomik Bütünleşmeden Politik Bütünleşmeye Geçme Gereği

Bütünleşme, gerek ekonomik ve parasal gerekse siyasal anlamda, harekete katılanlar açısından bir eritme (asimilasyon) süreci değildir. Genel olarak; "kavramsal/ideolojik fakat daha yüksek daha karmaşık bir varlık düzeyindeki simgeyle gönüllü olarak özdeşleşmeyi" ifade eder. Bu da, bütünleşme sürecine katılan " çeşitli üye ülkeleri ve bu ülkelerdeki (çeşitli kesim ve) grupları ulusal egemenliklerin biraz kaybı ya da paylaşılması konusunda ikna etmek ve uzun vadede kendi menfaatlerine olacağını kabul ettirmek... " anlamına gelmektedir.

Basit bir uluslararası işbirliği kurumsallaşmış bile olsa; ortakların bağımsızlıklarının koruması ve ortak işbirliği kuruluşlarına belirli bir karar gücü vermemesi bakımlarından uluslararası bütünleşmeden farklılaşır. Bununla birtikte, bazı bütünleşme türlerinde birleşen birimler bağımsızlıklarını koruyarak bir işbirliği oluşturdukları halde, bazıları da yeni tek bir birimin kurulmasıyla temel bazı yetki ve sorumlulukların yeni birime geçirirler Bu, bütünleşme sürecinde siyasal birlik aşamasını ifade eder.

Her devletin sistemi ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel çeşitli alt sistemlerden kurulmuştur ve sadece ekonomik alanda bir bütünleşme durumunda, siyasal, kültürel ve sosyal alt sistemler kendilerine özgü özelliklerini korumak için yeterli ölçüde bağımsız kalırlar. Bu da bir alt sistem düzeyinde bütünleşme sağlamak gerekliliği demektir ki, aslında belirsizlikler ile dolu bir süreçtir. Alt sistemlerin birbirleri ile bağımlılığı çerçevesinde bütünleşme ister salt ekonomik alanda, ister tüm alanlarda olsun, devletlerin tüm faaliyet alanlarını kapsadığı için siyasal alanda da bütünleşmeyi olanaklı kılar. Bu durumda, siyasal alandaki bütünleşmenin de birçok anlamda aşamalı bir süreç olduğu ortaya çıkmaktadır. Ülkeler, diğerleriyle uluslararası terörizm, uluslararası uyuşturucu sorunları ya da uluslararası ticareti kolaylaştırma yöntemleri gibi somut ve kapsamı belirli konularda, kendi ekonomik-siyasal yapılarında değişiklik getirmediği için daha kolay işbirliğine gidebilmektedirler. Daha sonra ekonomi ve savunma alanlarında kurulabilecek işbirliği de daha üst düzeyde siyasal ve kültürel alanlarda bir bütünleşme süreci başlatabilir. Bu sürecin işlerlik kazanması, hız ve yoğunluk ise amaca ilişkin "force majeur"le doğrudan ilintilidir. Bir çok düşünür bu açıdan, bir ya da birkaç pilot-devlet ile oluşturulabilen bir siyasal çekirdeğin yönetici işlevinin, diğer ilgili devletleri biraraya getirebileceğini savunmaktadır.

Bir siyasal bütünleşme sürecinin siyasal birlik aşamasına ulaşabilmesi için, ekonomik birlikte olduğu gibi bazı elverişli koşulların bulunması gerekmektedir. Bunlar, şu biçimde özetlenebilir:

- Ortak siyasal ve hukuksal değerler ile uygulamaların varlığı.

- Kültürel göreli homojenite.

- İşbirliğinin basit bir düzeyden başlatılması.

- İleriye yönelik ortak bir amaç yoğunluğu.

- Ekonomik-parasal birlik koşullarını düzenleyen ortak yapılar ve ortaklığı harekete geçirici mekanizmalar.

- Gelişen işbirliği sürecinin çoğunluk yararına olduğuna, ortaklıktan sağlanan yararların eşit ve karşılıklı, sorumlulukların da orantılı olduğuna inanılması.

- Karşılıklı olarak tüm faaliyet, olgu, ve olaylardan haberdar olunmasının sağlayacak mekanizmaların varlığı .

- Uluslararası ortamda ciddi ekonomik ve siyasal krizlerin bulunması.

Bu noktada hemen belirtilmesi gereken bir konu vardır: Siyasal bir bütünleşme sürecinde giderek artan bir "ulusların uyumu" sorunu ortaya çıkacaktır. Burada çeşitli kesim ya da grupların yararına değil, genel yararlar adına tanımlanan faaliyetler geçerlidir. Bu durumun başarısı ise devlet tarafından girişilen faaliyetler bütünü ile açıklanabilmektedir. Çünkü siyasal birlik aşamasına ulaşılana dek sürdürülen ilişkilerde ve metotlarda (diplomasi, müzakere, uluslararası hukuk oluşumu vb. hep devletsel faaliyetler söz konusudur. "De facto" olarak devletsel faaliyetlerin çok ötesinde anlamlar ifade eden siyasal birlik "De jure" olarak, siyasal birlik aşamasında birliğin kazanacağı model ya da biçim ile ilintili bir durum olmaktadır.

2. Siyasal Bütünleşme Sürecinde Birlik Modelleri : Konfederasyon ve Federasyon

Klasik uluslararası örgütlenme biçim ve modellerinden farklı olarak, bütünleşme yolu ile örgütlenme konusunda birbiri ile çelişen yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu çerçevede en geniş anlamı ile devletçi-egemenlikçi olarak nitelendirilebilecek bakış açısının uzantısı olarak gelişen fonksiyonel yaklaşımlar çeçevesinde belirli işlevleri yerine getirmek üzere sınırlı yetkiyle bezenmiş bir örgüt modeli, bunlardan biridir. İkincisi ise birliğin ulusları aşan, uluslarüstücü yönünü öne çıkaran yaklaşımıdır.

Bütünleşme kavramı, devletlerin birlikte-varolma (coexistenee) durumlarından itibaren ele alınabilmektedir. Bu açıdan devlet egemenliğinin ve devlet bağımsızlığının bölünmezliği ve dokunulmazlığı ilkesi de uzun dönemler boyunca uluslararası ilişkilerin ana önermelerinden biri olmuştur. Ama, değişen dünya koşulları göstermiştir ki devletin egemenlik ve bağımsızlığının dokunulmazılığı ilkesi, bütünleşme sürecine yönelmiş devletler arası ilişkilerde klasik anlamını yitirmiştir Bu durumda söz konusu yaklaşım yerini, "ulusları aşan bir topluluk içinde, üst düzeyde göreli bir füzyonun sağlandığı ve farklı ulusal egemenliklerin ortak bir egemenlik doğrultusunda yakınlaşma ya da birleşmeleri" yaklaşımına bırakmıştır. Bu yaklaşım, süpranasyonalist anlayış savunmaktadır. Supranasyonal nitelikteki bir örgütsel yapının özellikleri, kısaca şu biçimde özetlenebilir:

i. Süpranasyonal bir örgütlenme süreçlerinde, hükümet direktifleriyle hareket eden delegeler, ulusal bürokrasilerden organizasyon kadrolarına geçmiş ve "tarafsız" farzedilen personel ve merkezi otorite adına davranan yüksek dereceli kişiler birarada çalışır;

ii. Ulusal parlamentolardan ayrı, fakat onların üyeleri arasından seçilmiş bir yasama organı benzeri (quasi-legistative) bir meclis bulunur;

iii. Ulusal yargı erki dışında ve kendine sunulan anlaşmazlıkları süpranasyonal sistem mantığı ve mevzuatı ışığında karara bağlama yetkisine sahip bir yüksek mahkeme bulunur.

3. Supranasyonal Bütünleşmelerde Bağımsızlık ve Egemenlik Sorunları

Süpranasyonal anlayıştaki yaklaşımlar federalizmi, yani federal bir devletsel yapı içinde ulusların kendi özelliklerini korudukları bir modeli savunmaktadırlar. Ama, ulusal-federal model ile uluslararası-federal model arasında, ciddi zorluklar yaratan ayrımlar vardır: çünkü uluslararası federal model söz konusu olduğunda devlet bağımsızlık ve egemenlik alanlanının tümü ya da bir kısmı için erezyon söz konusu olmaktadır. Bu anlamda, sorunun birinci yönü ulusal bağımsızlık-egemenlik kavramı, diğer yönü ise devredilecek egemenliklerin nasıl bir merkeze ne oranda ve ne amaçla devredileceği ile ilgilidir.

Biliyoruz ki ulusal bağımsızlık;   "...ulusal otantizm, partikularizm, yaşam birimi, kültürel özgünlük konuları açısından uluslararası baskılara direnen bir olgudur".      Ayrıca bu olgu, her ülke açısından aynı anlamda bir bağımsızlığı da ifade etmemektedir. Günümüz dünyasında egemenlik ve bağımsızlık daha çok bir pazarlık, müzakere ve dominasyon gücünün rakip bağımsızlar üzerinde artırdıklari ile anlam kazanmaktadır. Bu, devletlerin tek başına varlık göstermeleri ile sağlanabileceği gibi, bir kısım egemenlik hakkından fedakarlık edilse bile birlikte olmaları ile de sağlanabilmektedir. Ama, ikincisi türünden bir davranış biçiminde devletlerin egemenliklerinden hemen ve tümden vazgeçip, geçmemeleri ile ilgili sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu da, "ortak politika" oluşturma ile "politikaları yakınlaştırma'' ayrımı ve buna bağlı siyasal örgütlenme modelleri ile ilgili olmaktadır. Tarihsel anlamdaki siyasal-ekonomik birleşme modelleri ile günümüzdekiler arasında büyük farklar bulunduğu bir gerçektir. 19. yüzyıldaki liberal sistemde devlet müdahalesinin sınırlı olması, 1945 sonrasında ise devletin her alana müdahalesi ile gelişen süreç, farklı uygulama ve tercihlere yol açmış. Bugünkü anlamda bir birleşme ya da bütünleşme yaratmak ise bazı ulusal değer ve ölçütlerin elenmesini gerektirir. Bu eliminasyon bir hukuksal ve mali uluslarüstü erkin varlığını kolaylaştırmaktadır. Bu durumda iki gelişmeden biri seçilebilir:

i. Ekonomik araçlar bütünü üzerinde birleşme, federal tipte birleşmiş bir siyasal bütünleşme yolu.

ii. Devletsel çerçevede toplumların sorumluluklarının korundukları konfederasyon yolu.

Kabaca tanımlarsak "federalizm, birden fazla devletin yasama ve yürütme yetkilerinin çoğunu ortak bir federal irade kabul ettirdikleri bir federal anayasa geçince delege ettikleri idare şeklidir."  Federalizmde üye ülke egemenlikleri sınırlıdır ve kararlar oy çokluğu ile alınır Konfederalizmde ise üye ülkelerin ulusal ayrıcalıklarının , korudukları ve ortak bir erke bağlı olmadıkları bir sistem söz konusudur. Bu modelde üye ülkeler egemenlik ve bağımsızlıklarını koruyarak aralarında imzaladıkları konfederasyonu kuran antlaşma gereğince, bazı yetkileri ortak bir organa devrederler. Bu organ düzenleme ve uyumlaştırma faaliyetleri yürütür". Kararlar "oybirliği" ile alınır .

Yukarıdaki anlatımlardan da anlaşılacağı üzere siyasal birlik oluşturma yolundaki bir uluslararası kuruluşun açıkça tanımlanabilmesi onun hukuksal yapısına ve devlet-örgüt ilişkisine bağlıdır.

  • Federal modelde, bütün içindeki birimler kendi özgün niteliklerini korur, aslında bu da konfederasyon tanımına yaklaşır.

  • Federasyonda ise otonomi sahibi bir birim vardır ve devletler onun önünde güçlü değillerdir.

  • İkisi arasındaki   ayırım ise; "konfederasyonun değişik hukuksal kurallar tarafından belirlenen bir birlik formulu" olmasında yatar.

Federasyon devletler birliği, konfederasyon devletler çokluğu anlamına gelir. Konfedere sistem, kurumsal ve organik bir uluslararası işbirliği modelidir. Kurumsaldır, çünkü kurumların değişmezliğine, kuralların sabit ve uygulamasını sürekliliğine dayanır. Organiktir, çünkü birlik işlevlerini ve devlet işlevlerini düzenleyecek özel organlara gereksinme duyulur. Federalizmde, devletlerin farklı sorunlarına merkezi çözüm arayışı söz konusudur. Federal modelde, oluşturulan yeni "birlik" in anlamı kuvvetlenirken, bir tür ortaklık sistemi (bütünleşme değil) olan konfederal modelde devletlerin rekabeti esastır ve "devlet"in anlamı kuvvetlenmektedir.

4. Neo Federal Model?

Bir uluslararası siyasal birlik modeli konfederal ve federal modellerini esneten daha farklı bir tanıma da oturabilir Bu, ne klasik örgütlenme biçimi olan sınırlı yetkili bir modeldir, ne de sınırsız yetki sahibi bir uluslararasi hukuk kişisidir, daha çok neo federal bir oluşumdur. Bu çerçevede "kararların oybirliği" ilkesiyle alındığı noktalarda konfederasyon, "oyçokluğu" ile alındığı noktada ise federasyon ayırımı düşünülür.  Ancak, "oyçokluğu, oybirliği ve supranasyonalizm ilişkisinde bazı tuzakların varlığı..." gözden kaçırılmamalıdır: Oybirliği genellikle hükümetlerarası (konfederasyon) ilişkilerde kullanılır, ki bir üyenin oylamada olumsuz oy kullanması veto anlamına gelir. Bu durumda; ekonomik; siyasal ve sosyal ulusal maliyetleri gözönüne alarak davranan bir ülkenin optimum durum görüşü ile bir başkasınınkinin uzlaşmadığı ortaya çıkar. Eğer özel yeni mekanizmalar bulunmazsa işlemeyecek olan bir sistemi veto ederek reddedebilen bir ülke, oyçokluğu durumunda kabul etmek zorunda kalır. Ancak veto durumu sistemin tüm işleyişini ortadan kaldırmaya kadar gidebilecek bir "blokaj"a yol açabilmekte bu da altından kalkılamayacak sonuçlara yol açacaksa, az kullanılır bir yöntem durumu sergilemektedir.

Bütünleşme yoluyla otuşturulan uluslararası birimin her organında kullanılan seçim tekniklerinin ve karar alınış biçimlerinin hatta idari prosedürlerin farklılığı nedenleriyle birlik modelinin tanımlanması her zaman kolay olmamaktadır

5. Siyasal Birlik Aşaması İçin Uygun Model Arayışı

Bir tür füzyon olan siyasal birlik için hangi modelin daha uygun olacağı, şu soruların yanıtlarına bağlıdır:

- Ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasal alanlarda da bütünleşme nereye kadar götürülebilir?

- Katılan ülkeler arasındaki işbirliği yoğunluluğunun hangi derecede olması makuldur?

- Siyasal birliğe giden yolun doğası ve ritmi ne olmalıdır?

Sorulara verilecek ilk yanıt, ülkelerin uluslararasıcılık (intergovernmentalism) ile uluslarüstücülük (supranationalism) yöntemlerinden hangisine daha ağırlık verecekleri ile ilintilidir Bu, aslında, bir uluslararası örgüt düzeyinde kalmak ile bütünleşmiş bir "birlik" oluşturmak arasındaki tercih anlamına gelmektedir. Birincisi, birden çok karar alma düzeyi ve bu düzeylerde de ancak ulus-içinde alınamayan kararların alınması biçiminde bir anlam taşır. İkincisi ise "ulusa özgürlük" kavramının ortadan kaldırılmasıdır. Madem ki "birlik" yönetimindeki bir bütünleşme sürecinde ulusal normlar, maliyetler, makroekonomik politikalar, bütçeler vb.in uyumlaştırılması ve daha öteye götürülmesi söz konusudur, o zaman uluslararasıcılığı savunan modeller yetersiz kalacaktır.  Uluslarüstücü model ise sıkça ya da gevşek biçimlerde yürütülebilir ki bu da amaca ilişkin bir ikili ayrım ortaya koyar. Birincisi, statik anlamdadır. Bu, değişen değerlerin, elemanların benzeşmesi anlamına gelir. İkinci anlam ise dinamik yani gelişmeci anlamdır. Madem ki bütünleşme kavramı bir dinamik süreçtir o zaman statik amaçların bir yana bırakıldığı sıkı bir işbirliği yaklaşımı esas alınmalıdır.

Yukarıdaki açıklamalar, ulusal yapılarda değişiklikler gerektirecek süpranasyonal nitelikli bir federasyon modelini, öne çıkarır bir sonuca yol açmaktadır. çünkü bütünleşmenin son aşaması, uyumlaşma ve koordinasyonun ötesinde "tek politikalar" üretmeyi gerektirir. Ayrıca, federal modelde "amaç birliği yanında araç çeşitliliği" esastır. Çünkü her ülke, ülkesel yapısına uygun olarak ortak amaç doğrultusunda farklı araçlar kullanır ve farklı faaliyetler farklı ülkelerde benzer sonuçlara yol açabilir.